
I-ANAYASA MAHKEMESİ KARARI’NIN ÖZETİ
Haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkının, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden itibaren başlayacağı, dolayısıyla haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar gören, zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece zamanaşımı süresinin başlamayacağı kanunda ve Yargıtay kararlarında kabul edilmiştir. Ayrıca kısa olan zamanaşımı süresinin başlaması için zarar görenin, her ikisini de öğrenmiş olması gerektiği, bunlardan sadece birini öğrenmiş olmasının kısa zamanaşımı süresinin işlemesi için yeterli olmadığı kararlarda belirtilmiştir. Eldeki başvuruda başvurucunun olay tarihi itibariyle davaya konu zarara ilişkin tazminat yükümlüsünü tespit edebilmesinin mümkün olmadığı, tazminat yükümlüsünün ve kusurun ancak bilirkişi raporuyla belirlenebildiği ve bu raporun ise beş yıl sonra duruşmada öğrenilebildiği gözetilmelidir. Üstelik başvurucunun bu sürenin uzamasına yönelik bir kusuru da ortaya konulamamıştır. Bu durumda mahkemenin zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden zarar vereni (tazminat yükümlüsü) öğrenme kavramını dar yorumlamak suretiyle başvurucunun kusur sahibini olay tarihinde bilebilmesinin mümkün olmadığı hususunu dikkate almaması, başvurucunun tazminat talep edebilme imkanını ortadan kaldırmıştır. Bu durumda somut olayın koşulları dikkate alındığında zamanaşımı süresinin başlangıcına ilişkin kusurun tespitinin öğrenilmesine imkan tanımayan ve başvurucunun bilgisi dışında gerçekleşen, ileri sürülmüş olmasına rağmen ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılmadan haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin uygulanması gerektiğiyle ilgili kategorik yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.[1]
II-HAKSIZ FİİL
Türk Borçlar Kanunu’nun 49’uncu maddesinde:
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
denilmiştir.
Yürürlükten kaldırılan 818 sayılı Borçlar Kanunu m.41’de de aynı düzenleme yapılmış olup:
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüb yahut ihmal tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs tazmine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs kezalik o zararı tazmine mecburdur.
denilmiştir.
Bu hükümlere göre bir olayın haksız fiil kabul edilebilmesi için aranan unsurlar şunlardır:
-Hukuka aykırı bir fiil bulunmalı.
-Bu fiili işleyen kusurlu olmalı.
-Kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil sonucunda bir zarar doğmalı.
-Doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik (illiyet) bağı bulunmalı.
Olayın haksız fiil sayılması için bu unsurların hepsinin bir arada bulunması gerekir. Bunlardan biri eksikse olay haksız fiil olarak kabul edilemez.[2]
Haksız fiil sonucu taşınır ya da taşınmaz bir malda zarar oluşabileceği gibi, ölüm ya da bedensel bir zarar da oluşabilir.
III-GENEL OLARAK ZAMANAŞIMI
Zamanaşımı, kanunlarda tayin edilen süre içinde bir hakkın istenmemesi durumunda o hakkın istenmesini engelleyen süreye denir. Zamanaşımı süresi içinde istenmeyen hak ortadan kalkmaz fakat artık istenemez hale gelir. Zamanaşımı, düşürücü zamanaşımı ve kazandırıcı zamanaşımı olarak ikiye ayrılır. Örneğin, TBK m.72’de düzenlenen zamanaşımı sürelerinin geçmesi sonucu zararın giderilmesi istenemeyeceğinden buna düşürücü zamanaşımı denilir. TMK m.712, 713’de, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin nizasız ve fasılasız 10 ve 20 yıl geçmesiyle mülkiyet hakkını kazandıran zamanaşımına kazandırıcı zamanaşımı denilir. Usul Hukuku açısından zamanaşımı bir itiraz olmayıp def’idir. Buna göre, davalı taraf ileri sürmedikçe zamanaşımının varlığını hakim kendiliğinden dikkate alamaz.
IV-ZAMANAŞIMI TÜRLERİ
Gerek 818 sayılı BK 60, gerekse TBK 72 ve KTK 109’uncu maddelerinde düzenlenen zamanaşımı süreleri düşürücü zamanaşımı süreleridir. Bu maddelere göre üç türlü zamanaşımı süresi vardır. BK m.60’da, haksız fiil sonucu istenecek olan maddi ve manevi tazminat davalarının zarar gören tarafın zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl ve fiilin işlenmesinden itibaren 10 yıl sonra açılamayacağı, ancak zararın ceza kanunları gereği daha uzun bir zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir fiilden meydana gelmiş olması durumunda bu sürenin uygulanacağı öngörülmüştür. TBK m.72’de de; haksız fiil sonucu tazminat isteminin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı, ancak tazminatın ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımını öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğması durumunda, bu zamanaşımının uygulanacağı belirtilmiş olup, aynı ifadeler KTK m.109/1-2’de de yer almıştır. Buna göre kısa, uzun ve uzamış zamanaşımı olmak üzere 3 türlü zamanaşımı vardır.
1-Kısa Zamanaşımı
Yukarıda belirtildiği gibi kısa zamanaşımı süresi, BK’da 1 yıl ve TBK ve KTK’da ise 2 yıldır. Her üç kanunda da zamanaşımı süresinin, zararın ve haksız fiili işleyenin yani failin öğrenilmesinden itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Örneğin, haksız fiil sonucu bir kimsenin malına zarar verilmiş fakat zarara neden olan yani failin kim olduğu belli değilse 2 yıllık dava açma süresi başlamayacaktır. Ya da haksız fiil sonucu bedensel bir zarar oluştuğunda, henüz sakatlık derecesi tespit edilmemiş ve tedavi devam ediyorsa, zarar belli olmadığından yine 2 yıllık süre başlamayacaktır. Ne zaman her iki olgu bir araya gelirse 2 yıllık süre o tarihte başlayacaktır. Zararın öğrenilmesi demek zarar miktarının öğrenilmesi demek değildir. Sadece zararın oluştuğunun belli olması yeterlidir. Zira zararın gerçek miktarı daha sonra yargılama aşamasında yapılacak incelemeler sonucu ortaya çıkacaktır. Diyelim ki, bir kimsenin evi kundaklama sonucu 15.02.2022 tarihinde yakılmıştır. Burada zarar ortaya çıkmış olup bellidir. Fakat miktarı uzman kişiler tarafından belirlenecektir. Ancak evi yakan yani fail belli değilse zamanaşımı süresi başlamayacaktır. Eğer failin kim olduğu 4 yıl sonra yani 15.02.2026 tarihinde belli olmuş yani öğrenilmişse, 2 yıllık süre bu tarihten itibaren başlayacaktır. Yine haksız fiil sonucu kişi yaralanmış fakat tedavisi 4 yıl sürmüş ve bu süre sonunda maluliyet derecesi kesin olarak %25 olarak tespit edilmişse, 2 yıllık süre bu maluliyetin kesin olarak tespit edildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Kısaca ifade edecek olursak; zarar ve failden hangisi en sonra öğrenilmişse 2 yıllık kısa zamanaşımı süresi de o tarihten itibaren başlayacaktır.
2-Uzun Zamanaşımı
Uzun zamanaşımı süresi 10 yıldır. Başlangıcı haksız fiilin işlendiği tarihtir. Bu sürenin işlemesinde zararın ve failin öğrenilmesi değil, olay tarihi yani haksız fiilin işlendiği tarih başlangıç olarak kabul edilir ve 10 yıl geçtikten sonra zarar ve fail öğrenilse de dava açılamaz. Çünkü, gerek BK m.60 ve gerekse TBK m.72 ve KTK 109’da, “herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle” ifadesine yer verilerek bu husus açıkça belirtilmiştir. Zarar ve/veya fail 10 yılın dolmasına az bir süre kala öğrenildiğinde 10 yıl dolmadan tazminat davasının açılması gerekir. Aşağıda da değinileceği gibi, yeni bir 2 yıllık süre başlamaz.
3-Uzamış Zamanaşımı (Ceza Zamanaşımı)
Yukarıda belirtildiği gibi, gerek yürürlükten kaldırılan BK ve gerekse TBK ve KTK’nın zamanaşımını düzenleyen maddelerinde; “tazminatın ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımını öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğması durumunda, bu zamanaşımının uygulanacağı” öngörülmüştür. Başlangıcı olay yani cezayı gerektiren haksız fiilin işlendiği tarihtir. Bu zamanaşımı süresinin uygulanması için haksız fiilin suç oluşturması yeterli olup, ceza davası açılıp açılmaması ya da dava açılmışsa failin cezalandırılmasının veya beraat etmesinin ve ayrıca tayin edilen ceza süresinin de önemi yoktur.[3] Örneğin, ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olan bir olayda, haksız fiili işleyen kişi ceza mahkemesinde 10 yıl ya da 20 yıl hapis cezasına mahkum edilse de, zamanaşımı süresi yine 15 yıl olarak uygulanacaktır. TCK m.66/1-e’ye göre en kısa ceza zamanaşımı süresi 8 yıldır. Haksız fiil sonucu zarara uğrayan kişi, zararı ve faili bu süre içinde öğrendiği takdirde tazminat davasını açabilecektir. Örneğin, zarar ve fail haksız fiilin işlendiği tarihten 4 yıl sonra öğrenildiğinde, uzamış zamanaşımı süresi dolmadığından dava açılabilecektir.
Biraz önce belirtildiği gibi en kısa ceza zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu süre uzun zamanaşımı süresinden yani 10 yıldan az olduğundan sadece 2 yıllık kısa zamanaşımı süresini uzatır. Buna göre, zarar ve failin 2 yıl içinde öğrenilmesi durumunda, örneğin olay tarihinden 5 gün sonra da olsa, 2 yıl içinde dava açılabileceği gibi, ceza zamanaşımına tabi bir olayda 8 yıllık süre içinde de dava açılabilir. Fakat 8 yıllık süre dolduktan sonra dava açılamaz. Zarar ve failin 8 yılın dolmasına çok az süre örneğin 10 gün kala öğrenilmesinde de davanın 10 gün içinde açılması gerekir. Yani bu durumda yeni bir 2 yıllık süre işlemez. Yargıtay HGK 2008 tarihli bir kararında:
Görülmekte olan davadaki tazminat isteminin dayandırıldığı trafik kazası 13.01.1996 günü meydana gelmiş, dava 21.11.1999 tarihinde yani 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin bitiminden sonra ve ancak aynı maddenin ikinci fıkrası gereği uygulanması gereken beş yıllık [Eski Ceza K. dönemi] uzamış zamanaşımı süresinin dolmasından önce, dolayısıyla da süresi içinde açılmıştır.[4]
hükmünü vermiştir.
Ceza zamanaşımı süresi 10 yıllık uzun zamanaşımından daha fazla ise, hem kısa ve hem de uzun zamanaşımı süresi uzamış olur. Örneğin haksız fiile uygulanacak ceza zamanaşımı süresi 15 yıl ise gerek 2 yıllık ve gerekse 10 yıllık süreler uzamış olacaktır. Nitekim aşağıdaki Yargıtay HGK kararında:
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olay, 5237 sayılı Kanun’un “taksirle öldürme”yi düzenleyen 85 inci maddesinin kapsamına girdiğinden 2918 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, yukarıda açıklanan ilkelere göre ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Buna göre, murisin kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen taksirle öldürme suçuyla ilgili ceza davasının 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin “d” bendi uyarınca on beş yıllık zamanaşımı süresine tâbi olması; 2918 sayılı Kanun’un 109 ncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması ve davanın olay tarihi üzerinden on beş yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.[5]
hükmü verilmiştir.
Yargıtay HGK 2002 tarihli bir kararında, zararın ceza zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra öğrenilmesi durumunda da, zamanaşımı süresinin öğrenme tarihinden başlayacağına karar vermiştir. Kararda:
Ne var ki, somut olayda da olduğu gibi haksız fiil tarihine göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile, davacının zararını tam anlamıyla öğrenememesi söz konusu olabilir. Buna göre davacının “zarara ıttıla” diğer bir deyimle “zararı öğrenme” tarihinin Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesinin maluliyet oranına ilişkin raporunun düzenlendiği tarih olduğunu kabul etmek ve buna göre zamanaşımı süresini başlatmak gerekir.[6]
denilmiştir.
V-ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA KONU OLAN OLAYIN ÖZETİ
Karardan anlaşıldığına göre; 09.10.2009 tarihinde zarar görenin oturduğu apartmanda yan dairede tüp gaz patlaması sonucu çıkan yangında, tespit edilen zararın bir kısmı tüp gaz zorunlu sorumluluk sigortası kapsamında ödenmiş, geri kalan kısım için zarar gören tarafından yangın çıkan dairede oturanlara karşı 13.09.2010 tarihinde tazminat davası açılmıştır. Ayrıca Sulh Ceza Mahkemesinde de taksirle yangına neden olma suçundan dava açılmış, şüphelilerin beraatına karar verilmiştir. Yangın çıkan dairede oturanlar da, yangının çıkmasına mutfak tüpünün neden olduğunu belirterek gaz satışı yapan şirkete karşı dava açmışlardır. Bu davada alınan 13.07.2011 tarihli bilirkişi raporuyla, mutfak tüpünün arızalı olduğu tespit edilerek şirketin sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Yargıtay 13HD 02.06.2014 tarihli kararı ile, ilk derece mahkemesi kararının, yangının tüpteki sibop arızasından kaynaklanmış olduğuna ilişkin kısmını onamış, zarar miktarı yönünden bozmuştur. Mahkeme bozma kararına uymuş ve karar kesinleşmiştir. Daha önce başvurucu tarafından açılan yangın çıkan dairede oturanlara karşı açılan davada, yangın çıkan dairede oturanların açtığı dava bekletici mesele yapılmış ve 06.11.2014 tarihli duruşmada, bekletici mesele yapılan davada, yangının çıkmasına gaz satışı yapan şirketin neden olduğu ve kusurlu olduğu tespit edilmiştir.
Bunun üzerine başvurucu tarafından 17.11.2014 tarihinde şirkete karşı tazminat davası açılmış ve bu dava yangın çıkan dairede oturanlara karşı açılan dava ile birleştirilmiştir. Mahkeme 22.01.2015 tarihli kararı ile, yangın çıkan dairede oturanlara karşı açılan davayı kusurlu olmadıkları gerekçesiyle ret etmiş, gaz satışı yapan şirkete karşı açılan davayı ise, dava tarihinde yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun 60’ıncı maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davanın şirket aleyhine olaydan yaklaşık 5 yıl sonra 17.11.2014 tarihinde açıldığı ve zamanaşımı itirazının da süresinde yapılmış olduğu nedeniyle, şirket aleyhine açılan davanın da zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın Temyizi üzerine Y13HD tarafından tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkeme tüketici mahkemesi sıfatıyla davayı tekrar görmüş ve önceki gibi her iki davanın da reddine karar vermiştir.
VI-OLAYIN ZAMANAŞIMI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
Olay 09.10.2009 tarihinde meydana gelmiştir. Bu tarihte 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlüktedir. Zarar gören tazminat davasını Bu Kanun’un 60’ıncı maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan 13.09.2010 tarihinde, yangının çıktığı dairede oturanlara karşı açmıştır. Yangın çıkan dairede oturanlar da gaz satışı yapan şirkete karşı dava açmışlardır. Bu dava zarar görenin (başvurucunun) açtığı dava için bekletici mesele yapılmıştır. Bu davada alınan 13.07.2011 tarihli bilirkişi raporuyla, mutfak tüpünün arızalı olduğu tespit edilmiş ve mahkemece olayda şirketin sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Kararın Yargıtay tarafından onanmasından sonra zarar gören, bu kere şirkete karşı dava açmış ve bu dava dairede oturanlara karşı açılan dava ile birleştirilmiştir. Y 13HD’nin onama kararı 02.06.2014 tarihli olduğuna ve zarar gören 06.11.2014 tarihli duruşmada yangının çıkmasına şirketin neden olduğunu öğrendiğine göre, haksız fiil sorumlusunun şirket olduğu da bu tarihte gerçekleşmiş ve zarar gören de tazminat yükümlüsünü yani faili bu tarihte kesin olarak öğrenmiş olmaktadır. Buna göre de faili öğrenme tarihinden 11 gün sonra 17.11.2014 tarihinde şirkete karşı tazminat davası açmıştır.
1-Kısa Zamanaşımı Yönünden Değerlendirme
Yukarıda belirtildiği gibi, olay tarihinde yani 09.10.2009 tarihinde 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, 60’ıncı maddede kısa zamanaşımı süresinin “zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren” bir yıl olduğu öngörülmüştür. Zararın olay tarihi olan 09.10.2009 tarihinde öğrenildiği tartışma konusu değildir. Ancak, fail yani haksız fiil sorumlusu daha açık ifadeyle tazminat yükümlüsü henüz belli değildir. Zarar gören komşu dairede oturanların fail olduğunu düşünerek 1 yıllık süre dolmadan 13.09.2010 tarihinde tazminat davasını açmıştır. Komşu dairede oturanlarda şirkete karşı dava açmışlardır. Bu davada yangının gaz tüpündeki arızadan kaynaklandığı ve şirketin kusurlu yani FAİL olduğunun tespit edilmesi ve zarar görenin bu durumu 06.11.2014 tarihli duruşmada öğrenmesi üzerine bu kere şirkete karşı 11 gün sonra 17.11.2014 tarihinde tazminat davası açmış ve bu dava ilk açılan dava ile birleştirilmiştir. Görüldüğü gibi, şirkete karşı açılan davada da 1 yıllık süre geçmemiştir.
2-Uzamış (Ceza) Zamanaşımı Yönünden Değerlendirme
Her ne kadar olay tarihinde 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte ise de, aynı tarihte 2004 yılında kabul edilen 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüktedir.[7] Bu Kanun’un 66/1-e maddesine göre en kısa ceza zamanaşımı süresi 8 yıldır. Dolayısıyla tazminat davası zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren bu süre içinde de açılabilirdi. Eski Ceza Kanunu’nda ise bu süre 5 yıl idi. Eğer olay tarihinde bu Kanun yürürlükte olsaydı, 5 yıllık süre geçmiş olacaktı. Oysa olay tarihinde TCK yürürlükte olduğundan, zarar görenin şirkete karşı açtığı dava tarihinde TCK’da öngörülen 8 yıllık süre de geçmemiştir. Anayasa Mahkemesi Kararında da ceza zamanaşımı süresinin tartışılmadığı dikkate alınmıştır.
VII-SONUÇ
Başvurucunun (davacı) zarar gördüğü haksız fiil sonucu açılan tazminat davasında, gerek kısa zamanaşımı ve gerekse uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri dolmadığından Anayasa Mahkemesi Kararını isabetli buluyoruz.
[1] – Resmi Gazete Tarihi: 02.03.2026, Sayısı: 33184.
[2] – YHGK, 17.09.2025 t, E:2024/245-K:2025/524, www.legalbank.net, ET:27.02.2026.
[3] – YHGK, 09.10.2013 t, E:2012/4-36-K:2013/1457, www.legalbank.net, ET:23.12.2015.
[4] – YHGK, 16.04.2008 t, E:2008/4-326-K:2008/325, İstanbul Barosu Dergisi, C.84, S.2, s.1034-1039.
[5] – YHGK, 14.02.2024 t, E:2022/369-K:2024/94, www.legalbank.net, ET:02.05.2025.
[6] – YHGK, 05.06.2002 t, E:2002/4-470-K:2002/477, Mustafa Kılıçoğlu, Tazminat Esasları Ve Hesap Yöntemleri, Turhan Kitabevi, 2008, s.295-297.
[7] – Resmi Gazete tarihi: 12.10.2004, Sayısı: 25611.
Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.
