Edirne Selimiye Camii Ana Kubbe Restorasyonu: İstanbul Barosu Açıklaması, Edirne İdare Mahkemesi’nin Yürütmeyi Durdurma Kararı ve Atatürk’ün Selimiye’ye Bakışı Bağlamında Ulusal – Uluslararası Hukuki Değerlendirme

Özet

Bu makale, UNESCO Dünya Mirası’ndaki Edirne Selimiye Camii ana kubbe kalemişlerine yönelik “16. yüzyıla dönüş” temalı müdahale girişimi; özgünlük, bütünlük, katmanlılık ve belgelilik ilkeleri ile ulusal–uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirmekte ve olay kronolojisi; ICOMOS Türkiye’nin 11.06.2025 tarihli bilimsel görüşü, başvurucu üye sıfatıyla İstanbul Barosu’na sunulan 24.09.2025 tarihli dilekçe, Edirne İdare Mahkemesi’nin 26.09.2025 tarihli YD kararı ve İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun 29.09.2025 tarihli açıklaması üzerinden belgelenmektedir. İnceleme Anayasa m.63, 2863 sayılı Kanun, İYUK m.27, Avukatlık Kanunu m.76–95 ile UNESCO 1972 Sözleşmesi, Operasyonel Rehber, Venedik Tüzüğü, Nara Belgesi ve Burra Tüzüğü ışığında yapılmış ve Dresden ve Liverpool vakaları, geri dönülemez müdahaleler ve yetersiz etki değerlendirmesinin Dünya Mirası statüsünü tehlikeye atabileceğini göstermektedir. Sonuçta, mevcut 18. yüzyıl katmanının korunması, HIA/EIA süreçlerinin şeffaf işletilmesi ve yargısal fren mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerektiği vurgulanarak Atatürk’ün Selimiye’yi “İnsanlığa mâl olmuş bir sanat şaheseri” olarak nitelemesi, UNESCO’nun Üstün Evrensel Değer kavramının tarihsel bir öncülü olarak bu değerlendirmeye yön vermiştir.

The Restoration of the Main Dome of the Selimiye Mosque in Edirne: A National and International Legal Assessment in the Context of the Istanbul Bar Association’s Statement, the Edirne Administrative Court’s Suspension of Execution Decision, and Atatürk’s Perspective on Selimiye

Abstract

This article examines the intervention initiative themed “Return to the 16th Century” targeting the main dome plasterwork of the Selimiye Mosque in Edirne, a UNESCO World Heritage site, within the framework of the principles of authenticity, integrity, stratigraphy, and documentation, as well as national and international law. The chronology of events is documented through ICOMOS Turkey’s scientific opinion of June 11, 2025; the petition submitted to the Istanbul Bar Association on September 24, 2025, in the capacity of an applicant member; the Edirne Administrative Court’s suspension of execution decision of September 26, 2025; and the statement by the Istanbul Bar Association’s Environment, Urban Planning, and Construction Law Commission dated September 29, 2025. The analysis is conducted in light of Article 63 of the Constitution, Law No. 2863, Article 27 of the Administrative Procedure Law, Articles 76–95 of the Attorneys’ Act, as well as the 1972 UNESCO Convention, the Operational Guidelines, the Venice Charter, the Nara Document, and the Burra Charter. The Dresden and Liverpool cases demonstrate that irreversible interventions and insufficient impact assessments can jeopardize World Heritage status. Ultimately, it is emphasized that the existing 18th-century layer must be preserved, HIA/EIA processes must be transparently implemented, and judicial restraint mechanisms must be activated. Atatürk’s characterization of the Selimiye Mosque as “a masterpiece of art belonging to humanity” is framed as a historical precursor to UNESCO’s concept of Outstanding Universal Value, guiding this assessment.

Amaç:

Bu makale, Edirne Selimiye Camii ana kubbe kalemişleri üzerinde varsayımsal 16. yüzyıla dönüş temalı müdahale girişimini, belgeye dayalı koruma ilkeleri, özgünlük, katmanlılık ve şeffaflık ekseninde hukuken değerlendirmekte, İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’na başvurucu avukat üye sıfatımla verdiğim 24.09.2025 tarihli dilekçe, Edirne İdare Mahkemesi’nin 26.09.2025 tarihli (E.2025/1967) yürütmeyi durdurma kararı ve İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun 29.09.2025 tarihli kamuoyu açıklamasıyla birlikte ele alınarak Edirne Selimiye Camii’nin 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girişi ve müdahalenin Üstün Evrensel Değer (ÜED) üzerindeki etkisinin Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Selimiye’ye yaklaşımını da göstererek ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde bütünsel olarak analiz etmek için kaleme alınmıştır.

I. Olaylar Dizisi

Haziran 2023 – Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile  Harim, ana ve yarım kubbeler tezyinat projesi onaylanmıştır.

Şubat/Mayıs 2024: “Klasik dönem desenine dönüş” önerileri, belge yetersizliği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Ocak 2025 – Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün kararlarını iptal etmiş ve böylece yeni proje süreci açılmıştır.

11 Haziran 2025 – ICOMOS Türkiye Milli Komitesi Edirne Selimiye Camii Ana Kubbe Kalemişleri Üzerinde Yürütülmekte Olan Müdahale Sürecine İlişkin Bilimsel Görüş ve Uyarılarını yayınlamıştır. (Tam metni makale ekindedir. Ek 1)

(Not: ICOMOS: International Council on Monuments and Sites – Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi 1965 yılında kurulmuş, merkezi Paris’te olan uluslararası sivil toplum kuruluşu olup UNESCO’nun 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında, Dünya Miras Komitesi’nin resmî danışma organıdır. Venedik Tüzüğü (1964) ve Burra Tüzüğü gibi koruma belgelerinin hazırlanmasında etkin rol üstlenmiştir. Türkiye’de de “ICOMOS Türkiye Milli Komitesi” vardır ve uluslararası örgütle eşgüdüm içinde çalışmaktadır.)

24 Eylül 2025 – Komisyona Başvuru Dilekçem: Eşgüdüm (Edirne Barosu) ve basın açıklaması talebi içeren belge-temelli koruma ilkeleri vurgusunda bulunan geri dönülmezlik, şeffaflık, kamu yararı açıklamalı dilekçem İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’na verilmiştir. (Tam metni makale ekindedir. Ek 2)

26 Eylül 2025 – Edirne İdare Mahkemesi telafisi güç zarar riski ve belgelilik-şeffaflık ekseninde Yürütmeyi Durdurma Kararı vermiş ve davalı idarelerden kapsamlı bilgi-belge celbi istemiştir. (Tam metni makale ekindedir. Ek 3)

29 Eylül 2025 – İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Açıklaması: “Restorasyon ihya içindir, imha için değil” ilkesini manşete taşıyan Yürütmeyi Durdurma Kararının geçiciliğine ve yargısal sürecin takibine önem veren, süreçte hat/tezyinat uzmanlarının açıklamalarının önemini vurgulayan bir açıklama Edirne Selimiye Camii görselleri ile birlikte İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu tarafından sosyal medya hesaplarından yayımlanmıştır. (Tam metni makale ekindedir. Ek 4)

Bu kronoloji, mevcut ve belgelenebilir 18. yüzyıl kalemişi katmanının kaldırılarak varsayımsal bir “16. yüzyıla dönüş” yorumunun uygulanması riskinin varlığını açıkça ortaya koymaktadır.

II. İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’na Başvuru Dilekçemin Hukukî Dayanakları ve Kurumsal Taleplerim

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’na 24 Eylül 2025 tarihinde sunduğum dilekçemle; Edirne Selimiye Camii’nin ana kubbesine ilişkin restitüsyon temelli müdahale hazırlıkları karşısında, Komisyonun kurumsal inisiyatif alması, Edirne Barosu ile eşgüdüm sağlaması ve kamuoyuna yönelik belge-temelli bir basın açıklaması yapması talep edilmiş olup  dilekçemde öncelikle, geri dönülmezlik, şeffaflık ve kamu yararı ilkeleri çerçevesinde ciddi çekinceler dile getirilmiş ve mevcut hatların sökülmesi veya örtülmesinin geri döndürülemez zarar riski taşıdığı; “ilk safhaya dönüş” gerekçesinin, stratigrafik ve ikonografik analizlere dayalı güçlü belgeler sunulmaksızın uygulanması hâlinde spekülatif rekonstrüksiyon tehlikesi doğuracağı ve ayrıca farklı dönem katkılarının yok edilmesinin yapının katmanlı değerini zedeleyeceği ifade edilmiştir.

Dilekçemde bu açıklamaların yanı sıra, şeffaflık ve gerekçelendirme eksikliklerinin idari işlemlerin sebep–amaç unsurları bakımından yargısal denetimde sorun yaratabileceği, UNESCO Dünya Mirası Operasyonel Rehberi uyarınca da uluslararası izleme mekanizmalarında olumsuz değerlendirmelere yol açabileceği belirtilerek hat sanatının yaşayan ustalık zinciri niteliği nedeniyle (UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi), yapılacak müdahalenin somut olmayan kültürel miras boyutunu da doğrudan etkileyeceği dile getirilmiş ve başvuru dilekçem güçlü bir hukukî ve doktrinel çerçeveye dayandırılmıştır. (Dilekçemin tam metni ekte yer almaktadır, Ek 2).

Bu kapsamda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu madde 27, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 63, Türkiye’nin taraf olduğu UNESCO 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi (1983) ve UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi (2006), Venedik Tüzüğü (1964), Nara Özgünlük Belgesi (1994) ve Burra Charter belgeleri dilekçemde hukuki dayanaklar olarak gösterilmiştir.

Dilekçemde, Komisyon’dan somut olarak öncelikle bir basın açıklaması metni  hazırlanarak, mümkünse Edirne Barosu ile eş zamanlı biçimde kamuoyuna duyurulması. (Güncel Bilgi: Komisyon Gereken Açıklamayı Yapmış olup aşağıda detaylı olarak açıklanmaktadır.) sonrasında da İstanbul Barosu ile Edirne Barosu ilgili komisyonlarınca ortak bir “Selimiye Koruma Hukuku Çalışma Grubu” kurulması ve bu grubun görevinin bilgi-belge temini, teknik-hukuki ön değerlendirme, idari dava ve gerektiğinde suç duyurusu hazırlığı yapması talep edilmiştir. (Güncel Not: Komisyon Edirne Barosu ile temasa geçmiştir.)

Sonuç olarak, 24 Eylül 2025 tarihli başvuru dilekçem ile Edirne Selimiye Camii’nin ana kubbesine yönelik restitüsyon temelli müdahale hazırlıklarının, belgeye dayalı olmayan, spekülatif ve geri döndürülemez zarar riski taşıyan nitelikte olduğunu ortaya koyarak İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun kurumsal tavır geliştirmesi tarafımca talep edilmiştir.

III. Edirne Selimiye Camii’nin Dünya Mirası Statüsü, Üstün Evrensel Değer ve Müdahalenin Niteliği

Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmiş olup UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin kararına göre, Edirne Selimiye Camii, Mimar Sinan’ın “ustalık eseri” olarak insan yaratıcılığının zirvesini temsil eden eşsiz bir mimari başarıya işaret etmektedir. Diğer yandan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi İslam mimarisinin gelişiminde doruk noktayı oluşturan ve sonraki dönem yapıları üzerinde kalıcı bir etkide bulunan bir örnek olarak değerlendirilmiştir.

Kaynak:  https://whc.unesco.org/en/list/1366/

UNESCO’nun bu tescili, Edirne Selimiye Camii’nin Üstün Evrensel Değer (ÜED) (Outstanding Universal Value – OUV) kapsamında korunmasını zorunlu kılmakta olduğundan UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi (16.11.1972) ve ona bağlı Operasyonel Rehber uyarınca, ÜED’in korunması için özellikle şu iki temel ölçütün gözetilmesi gerekmektedir.

1.Özgünlük (Authenticity) – Operasyonel Rehberde tanımlandığı üzere, bir kültür varlığının malzemesi, tasarımı, işçiliği, kullanımı, geleneksel teknikleri, konumu ve çevresi gibi unsurlar üzerinden doğruluk ve güvenilirlik taşıması gerekmektedir.

2.Bütünlük (Integrity) – Yine Operasyonel Rehberde tanımlandığı üzere, bir alanın ÜED’ini ifade edebilmesi için gerekli tüm niteliklerin varlığını sürdürmesi, yapının fiziksel ve işlevsel bütünlüğünün bozulmamış olması şarttır.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/guidelines

Bu düzenleme ayrıca, ÜED üzerinde etkisi olabilecek her türlü girişim için önceden etki değerlendirmesi (Heritage Impact Assessment – HIA, Miras Etki Değerlendirmesi) ve (Environmental Impact Assessment – EIA, Çevresel Etki Değerlendirmesi) yapılmasını ve sonuçların Dünya Mirası Merkezi ile paylaşılmasını öngörmekte olduğundan, herhangi bir müdahale öncesinde şeffaflık, bilimsel gerekçelendirme ve uluslararası denetim yükümlülüğü doğmaktadır.

Bu bağlamda, Edirne Selimiye Camii ana kubbesine ilişkin olarak gündeme gelen “erken döneme dönüş” temalı, belgesiz veya varsayıma dayalı restitüsyon girişimleri, hem özgünlük hem de bütünlük ilkeleri bakımından ciddi riskler taşımakta olduğundan, bilimsel olarak doğrulanmamış ve belgesel dayanağı bulunmayan müdahaleler, yapının ÜED’ini zedeleyebilecek ve Türkiye’nin Dünya Mirası Sözleşmesi’nden doğan yükümlülükleriyle çelişebilecektir.

IV. Ulusal Hukuki Çerçeve

  1. Anayasal Dayanak – T.C. Anayasası m.63

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 63. Maddesine göre Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıkları ile bunlara ilişkin değerlerin korunmasını sağlamakla yükümlü olup bu amaç doğrultusunda destekleyici ve teşvik edici tedbirler almakla görevlendirilmiştir. Söz konusu varlık ve değerlerden özel mülkiyete konu olanlara getirilecek sınırlamalar ile yapılacak yardımlar ise kanunla düzenlenmekte ve bu anayasal hüküm, koruma yükümlülüğünü kamu yararı temelinde şekillendirmekte olduğundan idari işlemler ve projelere yön veren asli bir devlet görevi olarak ortaya çıkmaktadır.

  1. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin tanımları, süreçleri ve teşkilat yapısını düzenlemektedir. 2863 sayılı Kanunun üçüncü maddesinde kültür varlığı, sit alanı ve koruma amaçlı imar planı gibi temel kavramlar açıklanmakta ve ayrıca sürdürülebilirlik ve katılımcı alan yönetimi gibi çağdaş planlama ilkelerine de atıf yapılmakta ve dokuzuncu maddesi uyarınca, taşınmaz kültür varlıkları ile sit alanlarında Koruma Bölge Kurulu izni olmaksızın herhangi bir inşai veya fiziki müdahalede bulunulması yasaklanmış, küçük onarımlar dahi özgün biçim ve malzemeye uygunluk ile idari denetim altında gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, ilgili projelerin belirlenen süreler içerisinde karara bağlanması zorunlu olup kurulların çalışma usulüne ilişkin hükümler ise, kurul kararlarının bilimsel gerekçeler ve dayanaklarla yazılmasını ve ilke kararlarına uyulmasını öngörmektedir. Cezai hükümlere değinmemiz yerinde olacağından 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinin tescilli kültür varlıkları ve sit alanlarında izinsiz inşai veya fiziki müdahalede bulunulması yahut bu varlıklara zarar verilmesi hâlinde, iki ila beş yıl arasında hapis cezası ve beş bin güne kadar adlî para cezası uygulanacağını hükme bağladığını belirtelim.

  1. Koruma Yüksek Kurulu’nun 660 sayılı İlke Kararı (05.11.1999)

Koruma Yüksek Kurulu’nun 05.11.1999 tarihli ve 660 sayılı İlke Kararı, taşınmaz kültür varlıklarının gruplandırılması ile bunların bakım ve onarımlarına ilişkin temel esasları belirlemekte, bakım, onarım, restorasyon, restitüsyon ve rekonstrüksiyon gibi müdahale türleri açıkça tanımlanarak müdahale ölçütlerinin yapının özgün nitelikleri ve tarihî katmanları gözetilerek belirlenmesi zorunlu tutulmaktadır. 660 sayılı İlke Kararı özellikle restitüsyon veya rekonstrüksiyon uygulamalarını, ancak yeterli belge ve kanıt bulunması ve mevcut tarihî katmanlara zarar vermeyecek şekilde gerçekleştirilmesi şartına bağlanmış olup belgesiz olarak “ilk safhaya dönüş” şeklindeki müdahalelere karşı idari ve hukuki bir ölçüt işlevi görerek koruma uygulamalarında özgünlük ve tarihî değerlerin korunmasına yönelik temel bir referans noktası oluşturmuştur.

Kaynak:https://teftis.ktb.gov.tr/TR-263743/660-nolu-ilke-karari-tasinmaz-kultur-varliklarinin-gruplandirilmasi-bakim-ve-onarimlari.html

  1. İYUK m.27 – Yürütmenin Durdurulması

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için, iki şartın bir arada olması gerekmektedir. Kanuna göre  idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız bir zararın doğacak olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi aranıyor ve mahkemeler, yürütmenin durdurulmasına ilişkin talepleri de gerekçeli olarak karara bağlamakla yükümlü bulunmaktadır. Ayrıca uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki işlemler açısından, davalı idarenin savunması alınmadan da geçici olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi mümkün olduğundan özellikle taşınmazın fiziksel olarak sökülmesi veya örtülmesi gibi geri dönülmez müdahalelerde, telafisi güç zarar koşulunun gerçekleştiği kabul edilmekte ve yürütmenin durdurulması yönünde karar verilmesi yargı uygulamasında bu durum güçlü bir dayanak teşkil etmektedir.

  1. Avukatlık Kanunu – Baroların Misyonu (m.76; m.95)

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesi, baroların yalnızca meslek örgütü olmanın ötesinde, “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla” görevlendirildiğini, 95. maddesi, baro yönetim kurullarına, bu ilkenin ve görevin işlerlik kazanmasını sağlama yükümlülüğü getirdiğini açıkça hükme bağlamaktadır. Bu kanuni düzenlemeler, barolara kamusal işlev yükleyen ve onları hukuk devletinin kurumsal güvencelerinden biri haline getiren bir normatif dayanak niteliğinde olduğundan barolar yalnızca pasif gözlemci değil, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanında aktif koruyucu ve müdahil aktörlerdir.

Bu kanuni düzenlemeler ışığında başvurucu avukat sıfatımla İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonuna yaptığım başvuru dilekçem ve İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun Edirne Selimiye Camii ana kubbe restorasyonu süreci hakkında yaptığı açıklama ile Baronun hukuki süreci yakından takip etme iradesini yazılı olarak göstermiş olmasını birlikte değerlendirdiğimizde: bu yaklaşımlar Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95. maddelerinde öngörülen görev ve yetkilerin uygulamaya doğrudan yansıması olarak okunmalıdır. Bu etkinliklerle baro, kültürel mirasın korunması yoluyla hem hukukun üstünlüğünü hem de toplumun ortak değerlerine ilişkin insan haklarını savunma görevini yerine getirmek için somut adım attığını Kamuoyuna göstermekte olduğu gibi bu tutum alışıyla özellikle hukuk kurumlarının Edirne Selimiye Camii’nde yapılacak imhaya ilişkin farkındalığını artırmış olmaktadır.

V. Uluslararası Çerçeve ve Doktrinel İlkeler

  1. UNESCO 1972 Dünya Mirası Sözleşmesi

UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, 16 Kasım 1972 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye söz konusu Sözleşmeye 16 Mart 1983 tarihinde taraf olmuş ise de bu Sözleşme Türkiye bakımından 16 Haziran 1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme; olağanüstü evrensel değere sahip kültürel ve doğal miras varlıklarının kimliğinin korunması, etkin koruma ve yönetim süreçlerinin oluşturulması ile uluslararası izleme ve raporlama mekanizmalarının işletilmesi yönünde taraf devletlere hukuki yükümlülükler getirmekte olduğundan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmesiyle birlikte, Türkiye, Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin korunması, yönetimi ve uluslararası düzeyde izlenmesi hususunda UNESCO 1972 Dünya Mirası Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülükleri üstlenmiş bulunmaktadır.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/conventiontext/

  1. UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi

UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından 29 Eylül–17 Ekim 2003 tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilen 32. Genel Konferans’ta kabul edilen “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”, taraf devletlere; somut olmayan kültürel mirasın tanımlanması, korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması yönünde uluslararası hukuki yükümlülükler getirmektedir.

Türkiye, UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi’ni 19 Ocak 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul etmiş, bu kabulün “5448 sayılı Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” başlığıyla 21 Ocak 2006 tarihli ve 26056 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla Türkiye, 27 Mart 2006 tarihinde 45. devlet olarak Sözleşmeye resmen taraf olmuştur.

Böylelikle Türkiye, somut olmayan kültürel mirasın korunması alanında; topluluk katılımı, ustalık zincirlerinin devamlılığı, geleneksel sanatların yaşatılması, araştırma ve belgeleme yükümlülüklerini uluslararası düzeyde üstlenmiştir. Sözleşme, somut olmayan kültürel mirasın, özellikle yaşayan ustalık zincirleri ve geleneksel sanatlar bakımından korunmasını, yaşatılmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını güvence altına almakta; bu kapsamda yapılan müdahalelerin mirasın özgünlüğünü ve sürekliliğini zedelememesi gerekliliğini taraf devletlere hukuki bir yükümlülük olarak öngörmektedir.

Kaynak:https://yakegm.ktb.gov.tr/TR-345090/unesco-2003-somut-olmayan-kulturel-miras-sozlesmesi.html

  1. UNESCO Operasyonel Rehber

UNESCO Dünya Mirası Komitesi Operasyonel Rehberi’nin güncel sürümünde, Dünya Mirası Listesi’ndeki varlıkların korunmasına ilişkin temel ilkeler ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Rehber’in 79–86. paragrafları arasında yer alan özgünlük ilkesi; bir varlığın malzemesi, tasarımı, işçiliği, kullanımı, gelenek ve teknikleri ile konumu ve çevresi gibi çoklu bilgi kaynakları üzerinden değerlendirilmesini öngörmekte olup Bütünlük ilkesi ise 87–95. paragraflar arasında tanımlanmakta ve bir alanın olağanüstü evrensel değerini yansıtabilmesi için gerekli tüm unsurların bütünüyle ve bozulmamış şekilde korunmuş olması gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, UNESCO Dünya Mirası Komitesi Operasyonel Rehberi’nin 172. ve 118bis paragrafları uyarınca, olağanüstü evrensel değeri etkileyebilecek nitelikteki projelerde önceden ve sistematik olarak etki değerlendirmesi yapılması ve ilgili projelerin Dünya Mirası Komitesi ile istişare edilmesi taraf devletler açısından hukuki bir zorunluluk olarak düzenlenmiş ve bu düzenlemeler çerçevesinde, herhangi bir restorasyon ya da restitüsyon projesi, Rehber’in etik ve teknik ilkelerini göz ardı ederek bilgi-belgesiz ve etkisiz biçimde yürütülür ise  ÜED’nin (OUV) bozulması, özgünlük ve bütünlük ilkeleriyle çelişme riski taşıyacaktır.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/guidelines

  1. Venedik Tüzüğü (1964)

1964 tarihli Venedik Tüzüğü (International Charter for the Conservation and Restoration of Monuments and Sites), anıtların ve sitlerin korunması ile restorasyonuna ilişkin uluslararası ölçekte kabul görmüş temel ilke metinlerinden biridir. Tüzük, bağlayıcı bir yasa olmasa da, devletler ve meslek kuruluşlarınca koruma uygulamalarında evrensel etik ve teknik standart olarak benimsenmiş olup Tüzüğün 11. maddesi, anıta mal edilmiş farklı dönemlerin geçerli katkılarının korunmasını öngörmekte; restorasyonda “üslup birliği” arayışının amaç olmaması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır. Söz konusu 11. madde, yalnızca istisnai durumlarda, yeterli bilimsel gerekçeler bulunduğunda, alttaki tabakaların ortaya çıkarılmasına izin vermekte; bu yaklaşım, farklı tarihî katmanların meşru değerinin korunmasını temel ilke olarak benimsemekte ve devamındaki 12. madde, eserde eksik olan kısımların tamamlanması durumunda, bu eklerin bütüne uyumlu ancak özgün olandan ayırt edilebilir şekilde tasarlanmasını şart koşmaktadır. Bu maddeler ile tarihî eserin özgünlüğünün yanıltıcı biçimde taklit edilmesi veya yanlış bir “yeniden inşa” izlenimi verilmesi yasaklanmıştır.

Venedik Tüzüğü; belgeye dayalı, bilimsel ve minimal müdahale esasına dayanan bir koruma yaklaşımını evrensel standart haline getirmiş denilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. Zira Tüzük, üslup birliği adına özgün katmanların ortadan kaldırılmasını reddetmekte; farklı dönemlerin katkılarının korunmasını, eksik kısımların ayırt edilebilir biçimde tamamlanmasını ve arkeolojik çalışmaların sıkı bilimsel yöntemlere bağlı olarak gerçekleştirilmesini öngörmekte olduğundan günümüzde ulusal koruma mevzuatlarının şekillenmesinde doğrudan etkili olmuştur.

Kaynak:https://www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_tr0243603001536681730.pdf

  1. Nara Özgünlük Belgesi (1994)

Japonya’nın Nara kentinde 1994 yılında kabul edilen (Nara Document on Authenticity), kültürel mirasın korunmasında özgünlük (authenticity) kavramını çok boyutlu bir perspektifle ele almış olan Nara Özgünlük Belgesi UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi’nin uygulanmasına ilişkin tartışmaların ardından hazırlanmış olup, özgünlüğün yalnızca tek tip ölçütlerle değerlendirilemeyeceğini, her kültürün kendi tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Nara Özgünlük Belgesi’ne göre, özgünlük değerlendirmesi yapılırken biçim ve tasarım, malzeme ve maddesel yapı, kullanım ve işlev, gelenek ve teknikler, konum ve çevre, ruh ve anlam (spirit and feeling) gibi çeşitli bilgi kaynakları dikkate alınmalıdır. Bu unsurlar, her toplumun kendi kültürel bağlamı içinde, güvenilir ve doğrulanabilir bilgi kaynaklarına dayalı olarak değerlendirilmeli ve belge de ayrıca, özgünlükle ilgili tüm değer yargılarının mutlaka güvenilir bilgi kaynaklarıyla temellendirilmesi gerektiğini, spekülatif veya kanıta dayanmayan yeniden yapımların kültürel mirasın özgünlük algısını zedeleme riski taşıdığını belirtilmektedir. Ancak Nara Özgünlük Belgesi bağlayıcı bir hukuk metni olmayıp, uluslararası alanda kabul görmüş etik ve ilkesel bir referans niteliği taşıdığından, devletler ve ilgili kurumlar bakımından “zorunlu hukuki yükümlülük” değil, koruma politikalarına yön veren evrensel standartlar ve iyi uygulama ilkeleri düzeyinde bağlayıcılık arz etmektedir.

Nara Özgünlük Belgesi; özgünlük kavramını tek boyutlu, sabit kriterlerle sınırlamayı reddederek, kültürel çeşitlilik ve bağlamsal yaklaşımların dikkate alınmasını sağlamış; böylece kültürel mirasın korunmasında belgeye dayalı, güvenilir ve bağlamsal özgünlük değerlendirmesini uluslararası ölçekte temel bir ilke haline getirmiştir.

Kaynak: https://whc.unesco.org/document/116018

  1. Burra Tüzüğü (Australia ICOMOS, 1979; 2013 rev.)

Australia ICOMOS, The Burra Charter: The Australia ICOMOS Charter for Places of Cultural Significance, 1979; 2013 rev.

Burra Tüzüğü, 1979 yılında “Australia ICOMOS” kuruluşu tarafından kabul edilmiş ve en son 2013 yılında revize edilmiş olup kültürel mirasın korunmasında asgari müdahale, mevcut katmanların bütüncül şekilde korunması, her türlü müdahalenin kapsamlı biçimde belge ve gerekçeleriyle kayıt altına alınması ve mümkün olduğu ölçüde yerinde koruma ilkelerini benimsemekte ve tüzükte benimsenen bu ilkeler, kültürel miras alanlarında gerçekleştirilecek müdahalelerin yalnızca fiziksel unsurlarla sınırlı kalmamasını, aynı zamanda alanın tarihsel, sosyal ve manevi katmanlarının da bütüncül biçimde değerlendirilmesini zorunlu kılmakta ve böylece, her türlü koruma ve müdahale sürecinin şeffaf, gerekçeli ve belgelenmiş olması sağlamaktadır.

Tüzük hükümleriyle mirasın çok boyutlu değerlerinin sürdürülebilir şekilde korunması hedeflenmekte ve koruma kararlarının, alanın çok boyutlu kültürel değerleri esas alınarak verilmesini öngörmekte olduğundan uluslararası iyi uygulama standartları açısından Burra Tüzüğü bir referans niteliği taşımaktadır.

Kaynak:https://burramoontaworldheritage.com.au/wp-content/uploads/2024/05/The-Burra-Charter-2013.pdf

VI. Edirne İdare Mahkemesi’nin Yürütmeyi Durdurma Kararı ve Hukuki Önemi

Edirne İdare Mahkemesi’nin 2025/1967 sayılı dosyada verdiği yürütmeyi durdurma kararını ulusal ve uluslararası koruma standartları ışığında dikkatle değerlendirilmesi gereken öneme sahip bir karar olduğunu düşündüğümüzden Yürütmeyi Durdurma Kararı aşağıdaki çeşitli kriter ve ilkeler çerçevesinde ve özellikle uluslararası belgelerin içeriklerine yaklaşımına işaret ederek incelenmeye çalışılmıştır.

(Edirne İdare Mahkemesinin Yürütmeyi Durdurma Kararı makaleye ek olarak aşağıda verilmiştir. Ek 3)

  1. Telafisi Güç Zarar Kriteri

Edirne İdare Mahkemesi, dava konusu işlemin uygulanması halinde dünya mirası niteliğindeki UNESCO tarafından tescilli Edirne Selimiye Camii kubbe bezemelerinde telafisi güç zarar doğabileceği kanaatine varmış ve Mahkemenin bu gerekçesi, koruma hukukunun temel prensibi olan “mevcut katmanın korunması” yaklaşımıyla örtüşmüş bulunmaktadır. Edirne İdare Mahkemesi kararında uluslararası belgelere doğrudan atıf bulunmamakla birlikte, kararın yöneliminin Venedik Tüzüğü ve Burra Tüzüğü’nde öngörülen asgari müdahale ve özgün katmanların muhafazası ilkeleriyle uyumlu olduğunu söyleyebiliriz.

  1. Belgelilik ve Şeffaflık İlkesi

Edirne İdare Mahkemesi, davalı idarelerden ilk proje, itirazlar, reddetme gerekçeleri, yeni projeler, rölöve ve raspa belgeleri, görsel arşivler, kurul kararları ve uygulama safahatı dahil olmak üzere çok kapsamlı bilgi ve belge istemiş olup bu yaklaşım, uyuşmazlığın yalnızca hukuki argümanlarla değil, bilimsel ve teknik verilerle aydınlatılmasını gerekli kıldığını ortaya koymaktadır. Edirne İdare Mahkemesi kararında uluslararası belgelere doğrudan atıf bulunmamakla birlikte, kararın bu yönünün Nara Özgünlük Belgesi’nin güvenilir bilgiye dayalı karar alma ve belgelilik anlayışına benzer bir refleks sergilediğini söyleyebiliriz.

  1. İYUK m.27 ve Uluslararası İlkelerle Uyum

Edirne İdare Mahkemesinin Yürütmeyi Durdurma Kararı (YD) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen yürütmeyi durdurma kurumunun amacına uygun biçimde tesis edilmiş olup YD kararı geçici nitelikte olmakla birlikte, koruma hukukunda “fren” işlevi görerek telafisi güç veya imkânsız zararların önüne geçmektedir. Edirne İdare Mahkemesi kararında uluslararası belgelere doğrudan atıf bulunmamakla birlikte bu yönüyle, UNESCO, Venedik ve Nara belgelerinde vurgulanan “bilimsel kanıt bulunmadıkça restitüsyon yapılamaz; mevcut katman korunur” yaklaşımıyla uyumluluk arz ettiğini söyleyebiliriz.

  1. Hukuk-Bilim Birlikteliği

Edirne İdare Mahkemesinin Yürütmeyi Durdurma Kararı, uyuşmazlığın çözümü için yalnızca idarenin takdirine değil, bilimsel verilere de başvurulmasını sağlamış ve geniş bilgi ve belge talebi de bu yönde bir araştırma yapılacağını da göstermektedir. Dosyada henüz bir bilirkişi incelemesi yapılmamış olmakla birlikte, YD kararı hukuk ile bilimin birlikte işletilmesi gerektiğine dair bir eğilim ortaya koyarak uluslararası iyi uygulama örnekleriyle uyumlu bir yargısal denetim yapılacağını bizlere hissettirmektedir.

  1. Sonuç

Sonuç olarak Edirne İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı, ulusal mevzuat çerçevesinde geçici nitelikte olup, esasa ilişkin nihai hüküm niteliği taşımamakta ise de bununla birlikte, kararın ortaya koyduğu gerekçeler; telafisi güç zararların önlenmesi, belgelilik ve şeffaflık, bilimsel veriye dayalı karar alma ve mevcut katmanların korunması gibi temel koruma prensiplerini fiilen hayata geçirmekte ve karar bu yönüyle, doktrinde koruma hukukunda “geri dönülmez zarar” tehlikesine karşı etkili bir yargısal fren mekanizması olarak değerlendirilmelidir.

VII. İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonunun Kamuoyu Açıklaması:

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, Edirne İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararının geçici nitelikte olduğunu vurgulayan, yargı sürecini takip edeceklerini ve hukuki sürece ilişkin desteklerini sürdüreceklerini belirten yapılan işlemin ihya mı imha mı olduğunu sorgulayan bir yazılı açıklamayı Edirne Selimiye Camii iç ve dış fotoğrafları eşliğinde resmi sosyal medya hesapları aracılığı ile kamuoyuna sunmuştur.

(Komisyon açıklamasının tam metni makale ekinde aşağıda yer almaktadır. Ek 3)

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, “Restorasyonlar tarihi ve kültürel varlıklarımızın ihyası içindir, imhası değil” ilkesini öne çıkarmış; bu yaklaşımı, 1964 tarihli Venedik Tüzüğü ile Anayasa’nın 63. maddesi çerçevesinde temellendirilmiş ve açıklamada, restorasyonun amacının kültürel varlığın özgünlüğünü ve tarihî katmanlarını korumak olduğu; üslup birliği adına özgün katmanların yok edilmesinin ise telafisi imkânsız zararlara yol açacağı da belirtilmiştir.

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, özellikle Edirne Selimiye Camii’nin ana kubbesi ve ilişkili yüzeylerindeki mevcut hat ve nakışların “erken dönem durumuna dönüş” gerekçesiyle kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki hazırlıkların, geri döndürülemez nitelikte tahrip riski taşıdığı ifade etmiş ve bu risk, ülkemizin tarafı olduğu Venedik Tüzüğü’nün, yapıya mal olmuş farklı dönemlerin geçerli katkılarına saygı gösterilmesi ve restorasyonun amacının üslup birliği olmaması gerektiği yönündeki ilkeleriyle bağdaştırılmıştır.

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu ayrıca, restorasyonun temel unsuru olan hat ve nakış uygulamalarının, dönemine ve sanatına vakıf hattatlar ve hat sanatı akademisyenleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış ve bu amaçla, bilim kurullarının bu uzmanlardan teşkil edilmesi ve danışma heyetlerinin oluşturulmasını önermiştir. Hat ve tezyinat alanında doğrudan uzman olmayan mimar, sanat tarihçisi vb. üyelerin yalnızca kendi ihtisas alanlarına ilişkin görüşleriyle sınırlı değerlendirme yapmaları gerektiğini de bu yazılı metni ile kamuoyuna açıklamıştır.

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, hattatların Edirne Selimiye Camii restorasyon sürecine ilişkin yaptıkları çağrıyı desteklediğini, İstanbul’un ve ülkemizin tüm tarihî ve kültürel varlıklarının korunması ve ihyası için her türlü hukuki adımı atmaya hazır olduğunu bu yazılı açıklaması ile beyan ederek koruma hukukunda Baronun varlığını ortaya koymuş bulunmaktadır.

Kaynak:https://x.com/istbaro_cevre/status/1972653388992049573?t=dRtblEDM1eWQ8LRCADIUYQ&s=08

VIII. Uluslararası İzleme ve Etki Değerlendirmesi Yükümlülüğü (HIA/EIA)

UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin Operasyonel Rehberi’nin §172 ve §118bis hükümleri, bir alanın Üstün Evrensel Değerini (ÜED) etkileyebilecek nitelikteki plan ve projelerde, miras ve çevre etki değerlendirmeleri (HIA/EIA) yapılması ve Komite ile önceden istişare edilmesi yükümlülüğünü öngörmekte olduğundan bu sürecin, karar ve uygulama aşamasına geçilmeden önce işletilmesi ve etki değerlendirme raporlarının karar sürecinin ayrılmaz bir parçası olması ve HIA/EIA raporlarının yalnızca teknik bir belge olarak değil, aynı zamanda bilimsel veriler ışığında ve paydaşların görüşlerini içerecek şekilde hazırlanması gerekmektedir.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/compendium/172

Zira Etki değerlendirme süreçlerinin usulüne uygun yürütülmemesi, hem Sözleşme’den kaynaklanan uluslararası yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilecektir.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/compendium/172

Sonuç olarak, ÜED’yi etkileyebilecek her müdahale öncesinde, etki değerlendirmesi ve UNESCO ile istişare süreçlerinin eksiksiz, şeffaf ve bilimsel standartlara uygun biçimde yürütülmesi, hem uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi hem de eserin korunması bakımından önemlidir.

IX. Uluslararası Emsallerden Çıkarımlar

  1. Dresden Elbe Vadisi (Almanya, 2009)

UNESCO Dünya Miras Komitesi, Elbe Nehri üzerine yapılan modern köprü projesinin alanın peyzaj bütünlüğünü geri dönülmez şekilde bozacağına işaret etmiş, uyarılara rağmen projenin sürdürülmesi sonucunda alanı Dünya Miras Listesi’nden çıkarmıştır. Bu örnek, geri dönülemez müdahaleler karşısında yargısal ve idari fren mekanizmalarının işletilmemesinin, nihai olarak listeden çıkarılma (delist) ile sonuçlanabileceğini göstermektedir.

Kaynak: https://whc.unesco.org/en/news/522

  1. Liverpool Maritime Mercantile City (Birleşik Krallık, 2021)

Liverpool, kent merkezindeki yoğun kentsel dönüşüm projelerinin Üstün Evrensel Değer (ÜED) üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle Dünya Miras Listesi’nden çıkarılmıştır. UNESCO, özellikle etki değerlendirmesi (HIA/EIA) süreçlerinin yeterince işletilmemesini ve şeffaflık eksikliğini bu kararın gerekçesi olarak vurgulamıştır.

Kaynak:https://www.unesco.org/en/articles/world-heritage-committee-deletes-liverpool-maritime-mercantile-city-unescos-world-heritage-list

              3. Çıkarımlar:

Her iki vaka da göstermektedir ki: geri dönülmez müdahaleler (Dresden) ve etki değerlendirmesinin (HIA/EIA) eksikliği (Liverpool), alanların Dünya Mirası statüsünü ortadan kaldırmıştır. Edirne Selimiye Camii’nde mevcut ve belgelenebilir 18. yüzyıl katmanının kaldırılarak varsayımsal 16. yüzyıla dönüş “restitüsyon” uygulanması, benzer biçimde geri dönüşsüz etki yaratacak, bu müdahaleye karşı yargısal ve idari fren mekanizmaları ve etki değerlendirme süreçleri işletilmezse, ÜED’in bozulması kaçınılmaz olacaktır.

X. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Edirne Selimiye Camii’ne Yaklaşımı, Tarihi Eserleri Ziyaretleri ve Restorasyon Talimatları

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gezilerde Camii’ler ve tarihi yapılar için restorasyon ve tamirat talimatları verdiği bilinmektedir. Bu bağlamda Atatürk 25 Aralık 1930 tarihindeki Edirne ziyareti kapsamında Selimiye Camii’ni gezmiş ve Balkan Savaşları sırasında Bulgar topçularının Selimiye Camii’nde bıraktığı hasarın kendisine gösterilmesi üzerine “Bunları onarmayınız, olduğu gibi kalsın. İnsanlığa mâl olmuş bir sanat şaheserine karşı, düşmanın insafsızca, saygısızca davranışı, bütün dünyaya örnek ve ibret olsun” talimatını vermiştir. Atatürk Selimiye Camii’ne yaptığı bu ziyareti sırasında, Camii’nin yaşanan şiddetli bir kasırgada minare külahlarının devrildiğini görerek Edirne Selimiye Camii için restorasyon talimatı da vermiştir.

Atatürk’ün Bulgar topçularının Selimiye’de bıraktığı izlerin korunmasını istemesi, Venedik Tüzüğü’nde (m.11) ve UNESCO belgelerinde tanımlanan “yapıya mâl olmuş farklı dönemlerin meşru katkıları” ilkesine uygun bir anlayış olup Atatürk’ün bu yaklaşımı, savaş izlerinin silinmesini değil, belgelenerek korunmasını savunmaktadır.

Atatürk’ün “onarmayınız, kalsın” talimatı, günümüz koruma hukukunda telafisi güç zararların önlenmesi ve kamusal hafızanın yaşatılması kavramlarıyla örtüşmekte, tarihi eser üzerindeki tahribatın kaldırılması yerine görünür kılınması, toplumsal hafıza ve kamu yararı açısından koruma hukukunun güncel kriterleriyle de birebir uyumlu gözükmektedir.

Atatürk’ün Edirne Selimiye Camii’ni “İnsanlığa mâl olmuş bir sanat şaheseri” olarak nitelemesi, UNESCO’nun 2011’deki tescil kararında kullandığı Üstün Evrensel Değer (ÜED) kavramının erken bir yansıması olup Atatürk’ün evrensel değer kriterini o tarihte Selimiye için öngörmüş olmasının uyuşmazlığın tüm tarafları, kamu otoriteleri ve yargı makamlarınca da bilinmesinin önemli olduğunu düşünmekteyiz.

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Sanatının eski eserlerini ziyaretleri  henüz ülkemizin kurtuluşu kazanılmadan, işgalin ve Millî Mücadele’nin sürdüğü yıllarda da vaki olup; 1 Nisan 1922 tarihinde, Rus Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Elçisi Semyon İvanoviç Aralov ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Elçisi İbrahim Abilov ile birlikte Konya’ya gelen Mustafa Kemal Atatürk 3 Nisan 1922 günü yabancı elçilerle birlikte Mevlâna Dergâhını, Konya Müzesini, Sultan Selim, Aziziye ve Alâadin Camileri ile Karatay Medresesini ziyaret etmiş ve Atatürk kurtuluştan yıllar sonra 1931 yılında Konya abideleri üzerinde yaptığı incelemeleri sonucunda çok kapsamlı mimari koruma ve restorasyon faaliyetlerinin de gerçekleştirildiğini ifade etmeliyiz.

Atatürk’ün Selimiye Camii’ne yaklaşımı ve başkaca Camii ve tarihi eserlerin restore edilmesi yönündeki talimatları ve tarihi eserleri yabancı elçilerle ziyaretleri, yalnızca bir tarihsel hatıra değil, aynı zamanda çağdaş koruma hukukunun belgelilik, katmanlılık ve “Üstün Evrensel Değer” ilkeleriyle örtüşen ileri görüşlü bir yaklaşım tarzı olarak görülmeli ve bu nedenle, Atatürk’ün söz konusu talimatları ve yaklaşım tarzı, günümüzde ulusal ve uluslararası hukuk belgelerinde ifadesini bulan koruma paradigmasının tarihsel öncüllerinden biri olarak okunmalıdır.

XI. Sonuç:

Edirne İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı, yalnızca bu dosyada telafisi güç zarar tehlikesini frenleyen geçici bir tedbir olmanın ötesinde, koruma hukukunun belgeye dayalı karar alma, özgünlük, katmanlılık ve şeffaflık ilkelerini ulusal yargı pratiğinde somutlaştıran kritik bir eşik niteliğindedir.

Üye ve başvurucu avukat sıfatımla sürecin içinde yer aldığım İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun Edirne Selimiye Camii’nin iç ve dış fotoğraflarıyla yaptığı yazılı kamuoyu açıklaması ve Baronun kurumsal takip iradesini göstermesi, Avukatlık Kanunu m.76 ve m.95 hükümleriyle tam bir uyum içinde olup, hukukun üstünlüğünün kültürel miras alanında da işlerlik kazanabileceğinin önemli bir örneğini teşkil etmektedir. Elbette burada belirtmek gerekir ki İstanbul Barosu iç mevzuatı gereği komisyonlar bu yazılı açıklamaları komisyon yürütme kurulunun kararı ve alınan bu kararın Baro Yönetim Kurulu ve Baro Başkanının onayından geçmesinden sonra yayımlamaktadırlar. Bu sürecin tamamlanması ile yapılan yazılı açıklama aynı zamanda İstanbul Barosunun kurumsal resmi açıklaması mahiyetindedir.

Başvurucu avukat sıfatımla içinde yer aldığım İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun kanuni görevleriyle uyumlu ve objektif nitelikteki açıklaması ile Edirne İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma ve ara kararları, Edirne Selimiye Camii özelinde koruma hukukunun temel ilkelerinin hukuk pratiğinde somutlaşmış görünümleri olarak değerlendirilmelidir. Bu gelişmeler, koruma hukukunun normatif çerçevesinin yalnızca teorik düzeyde kalmadığını, somut uyuşmazlıklar aracılığıyla yargısal ve kurumsal uygulamalarda da görünürlük kazandığını göstermektedir.

Diğer yandan Edirne Selimiye Camii’nin mevcut 18. yüzyıl kalemişi katmanının korunmaması, belgesiz ve varsayıma dayalı 16. yüzyıla “ilk safhaya dönüş” yaklaşımından vazgeçilmemesi, etki değerlendirmeleri (HIA/EIA) dahil önleyici analizlerin yapılmaması ve UNESCO süreçleriyle uyumlu, şeffaf bir yönetim anlayışının benimsenmemesi ve nihayetinde Edirne İdare Mahkemesi’nin iptal kararı vermemesi halinde Edirne Selimiye Camii’nde yapılacak işlem ihya değil imha olacaktır.

Atatürk’ün Selimiye Camii’ni ‘İnsanlığa Mâl Olmuş Bir Sanat Şahaseri’ olarak nitelendirmesinden 81 yıl sonra, bu eser 2011’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Bu durum, Atatürk’ün tarihi aşan vizyonunun parlak bir şekilde ifadesi ve ‘Üstün Evrensel Değer’ olarak tanımlanan uluslararası koruma hukukundaki yaklaşımın çok önceden onun tarafından dile getirildiği gerçeğidir.

Bu gerçeği tespit ve takdir etmek, onun ilke ve devrimleriyle kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyet’inin yetiştirdiği bir Türk avukat olarak üzerime düşen tarihsel bir görevin yerine getirilmesidir.

Bu bağlamda İstiklal Marşımızın yazarı Milli Şair Mehmet Âkif Ersoy’un Süleymaniye için dile getirdiği o sarsıcı gerçek Selimiye için de aynen geçerlidir:

‘Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,

İki kazma kürek, iki de ırgat gerek.

Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen,

Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.’

                                                      Mehmet Akif Ersoy

EKLER:

Ek 1-  ICOMOS TÜRKİYE MİLLİ KOMİTESİ GÖRÜŞÜ

Kaynak:https://www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_tr0484198001749701293.pdf

Edirne Selimiye Camii Ana Kubbe Kalemişleri Üzerinde Yürütülmekte Olan Müdahale Sürecine İlişkin Bilimsel Görüş ve Uyarılar

Tarih: 11 Haziran 2025

Konu: Edirne Selimiye Camii Ana Kubbe Kalemişleri Üzerinde Planlanan Müdahale Hakkında Değerlendirme ve İtiraz

  1. GİRİŞ

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, Mimar Sinan’ın başyapıtı olarak Osmanlı ve dünya mimarlık tarihinde eşsiz bir yere sahiptir. Yapı, inşa edildiği dönemden günümüze dek sahip olduğu farklı dönem katmanlarıyla Osmanlı mimarlık tarihinin yaşayan bir belgesi olarak günümüze ulaşmıştır. Kültürel mirasın korunmasına ilişkin Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası belgeler, özellikle 1972 Dünya Miras Sözleşmesi, 1964 Venedik Tüzüğü, 1994 Nara Özgünlük Belgesi ve diğerleri, yapıların özgünlük, bütünlük, belgelenebilirlik, katmanlılık ve müdahale sınırlandırması gibi temel ilkeleri esas alır.

ICOMOS Türkiye Milli Komitesi, Selimiye Camii ana kubbesinde uygulanması planlanan Selimiye Camii Kalemişi Rekonstrüksiyonu Önerisi çerçevesinde mevcut belgeli kalemişlerinin tahrip edilerek yeni bir yorumun uygulanmasına yönelik müdahale süreci hakkında bilimsel, ilkesel ve hukuki sakıncalar nedeniyle bu görüş metnini kamuoyuna ve yetkili mercilere sunmayı zorunlu görmektedir.

  1. MEVCUT DURUM

Selimiye Camii’nde yürütülen son restorasyon süreci kapsamında yapılan detaylı araştırma raspaları, arşiv çalışmaları ve Bilim Kurulu değerlendirmeleri neticesinde, ana kubbe kalemişi yüzeylerinde 16. yüzyıldan kalma herhangi bir özgün uygulamanın günümüze ulaşmamış olduğu tespit edilmiş ve belgelenmiştir. Araştırma raspası ile ortaya çıkarılan mevcut desenler, olasılıkla 1752 depremi sonrası, yapıda gerçekleştirilen onarımlar kapsamında yapılmıştır.

Dolayısıyla, ortaya çıkan bu ögelerin 18. yüzyıl katmanı olduğu ve korunmaları gerektiği belirlenmiştir. Ana kubbedeki mevcut kalemişi bezemelerde –kubbe eteğindeki bir kuşak dışında- 18. yüzyıl ortalarında Osmanlı mimarisinde ve süsleme sanatlarında etkisi gözlenen Batı kaynaklı Barok üslupta motiflere rastlanmamaktadır. Buna karşılık Edirne’deki bütün tarihi yapılar gibi 1752 depreminden etkilenen Üç Şerefeli Cami’nin şadırvan avlusu revak kubbelerinde II. Murad dönemine (yapının tamamlandığı 1447 yılına) ait kalem işlerinden ilham alınarak bir “bezeme dilinin” oluşturulduğu dikkati çekmektedir. Söz konusu kalem işleri bu yönüyle Osmanlı mimarlık tarihinde restorasyon anlayışının tespiti açısından da önemli bir belge niteliğindedir.

Diğer örtü ögelerinde belgelenmiş 16. yüzyıl kalemişi örneklerinin bulunması ise, mimari plan ve dekorasyon programı bakımından son derece özgün ve benzersiz olan ana kubbe için doğrudan ve güvenilir bir referans teşkil etmemektedir. Bu nedenle mevcut belgelenebilir katmanın ortadan kaldırılarak, Selimiye Camii Kalemişi Rekonstrüksiyonu Önerisi doğrultusunda yeniden yorumlanması; yapıdaki dönemsel katmanlaşmanın yok edilmesi ve ağır bir koruma ihlali anlamına gelecektir.

  1. SELİMİYE CAMİİ KALEMİŞİ REKONSTRÜKSİYONU ÖNERİSİ VE SÜREÇ

“Selimiye Camii Ana Kubbe Kalemişleri” uygulaması, Haziran 2023 tarihinde Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 9435 sayılı kararıyla onaylanmış ve uygulamalar başlatılmıştır. Ağustos 2023’te çalışmalar devam ederken, hat ve tezyinat uzmanları tarafından uygulamaya itiraz edilmiş, ancak bu itirazlar esasa ilişkin karar değişikliğine yol açmamıştır.

Şubat 2024’te Selimiye Tespit ve Tahkik Kurulu (1) tarafından hazırlanan ve klasik dönem desenlerini esas alan rekonstrüksiyon projesi Bilim Kurulu’na sunulmuş, Bilim Kurulu tarafından yeterli belge ve bilimsel veri sunulmadığı için reddedilmiştir. Mayıs 2024’te aynı proje ikinci kez Bölge Koruma Kurulu’na iletilmiş, yine eksik veri ve belge nedeniyle tekrar reddedilmiştir.

(1) Selimiye Tespit ve Tahkik Kurulu; hattat, nakkaş, sanat tarihçisi ve mimarlardan oluşmaktadır. Ancak kurulda Dünya Miras Alanları’nın yönetimi ve korunması, koruma bilimi ve arkeolojik katman analizinde uzmanlaşmış disiplinlerarası koruma uzmanları yer almamaktadır.

Kurul onaylı proje kapsamında gerçekleştirilen uygulama Aralık 2024’te tamamlanmıştır. Ancak Ocak 2025’te yapılan başvuru ile Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 9435 sayılı kararı Yüksek Kurul tarafından yeni bilimsel veri sunulmamasına rağmen iptal edilmiş ve tamamlanmış uygulamanın sökülmesini öngören yeni bir proje hazırlanması süreci başlatılmıştır. Nisan 2025 itibariyle Selimiye Camii Kalemişi Rekonstrüksiyonu önerisinin proje hazırlık süreci tamamlanmış olup Koruma Bölge kuruluna sunum aşamasın de olduğu bilinmektedir.

  1. REKONSTRÜKSİYON ÖNERİSİNİN MİMARİ KORUMA İLKELERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Koruma biliminin temel ilkelerinden biri, kültür varlığına mal edilmiş farklı dönemlerin geçerli katkılarının / katmanlarının korunması (Venedik Tüzüğü Madde 11) ve varsayıma dayalı rekonstrüksiyonlardan kaçınılmasıdır. Selimiye Camii’nde mevcut 18. yüzyıl kalemişi katmanı belgelenebilir tek somut katmandır ve korunmalıdır.

Selimiye Camii’nde 16. yüzyıla ait olduğu kesin biçimde belgelenmiş bütüncül hiçbir kalemişi desenine ulaşılamamıştır. Mevcut gravür ve arşiv belgeleri bütüncül ve yeterli veri sunmamaktadır. Hazırlanan kalemişi rekonstrüksiyon önerisi bilimsel güvenilirlikten yoksundur. Ayrıca 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın hassa başmimarı olduğu döneme (1538-1588) ait kubbelerde tek ve değişmez bir kalem işi süsleme şeması bulunmamaktadır.

UNESCO Dünya Miras Listesi çerçevesinde Üstün Evrensel Değer’e zarar verecek müdahaleler varlığın statüsünü riske sokabilir. Selimiye Camii ana kubbesinde korunması gerekli bir katmanın kaldırılarak varsayıma dayalı desen uygulanması bu riski doğurmaktadır.

Selimiye Camii kalemişi rekonstrüksiyonu önerisi, uluslararası ve ulusal koruma belgeleri ile çelişmektedir. Aşağıda, ilgili metinlere referans verilerek çelişkiler sıralanmıştır.

  • Venedik Tüzüğü (1964) — Madde 11, 12, 15:

Belgelenebilirlik ilkesini esas alır; yalnızca kanıtlanabilir, mevcut özgün kalıntılara dayanan restitüsyonlara izin verir.

  • Nara Özgünlük Belgesi (1994):

Özgünlüğün çeşitli kaynak türlerinden (malzeme, tasarım, işçilik, belgeler vb.) sağlanmasını zorunlu kılar.

  • Burra Tüzüğü (2013):

En az müdahale ve mevcut katmanların korunmasını temel alır.

  • UNESCO /Dünya Mirası Uygulama Rehberi (2023):

Dünya Miras Alanları’nda tüm müdahalelerin Üstün Evrensel Değer’i zedelememesi, bilimsel ve şeffaf olması zorunludur.

  • ICOMOS Türkiye Mimari Mirası Koruma Bildirgesi (2013) — Madde 2, 5 ve 9:

Belgelenebilirlik, mevcut tarihî katmanların korunması ve spekülatif restitüsyonlardan kaçınılması temel ilkedir.

  • Türkiye 660 sayılı Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararı (2019):

Mevcut özgün katmanların korunmasını, belgesiz restitüsyonların uygulanmamasını ve mevcut belgelenebilir katmanların sökülmesinin ağır bir müdahale olduğunu açıkça tanımlar.

  1. SONUÇ

Edirne Selimiye Camii’nde mevcut kalemişi katmanı ve yapı üzerinde bulunan dönem ekleri korunmalıdır; rekonstrüksiyon önerisi uygulanmamalıdır.

  • Bilimsel kesinlikten yoksun, varsayıma dayalı rekonstrüksiyon çalışmalarından kaçınılmalıdır.
  • Tamamlanmış uygulamanın sökülmesi, korunması gerekli 18.yüzyıl katmanına zarar verecektir. Ayrıca kamu zararı ve kaynak israfı doğuracaktır.
  • Ulusal ve uluslararası ilkelere bağlı olarak, evrensel kültür varlığına ilişkin koruma yükümlülükleri ihlal edilmemeli ve; Selimiye Camii’nin Dünya Mirası statüsü zedelenmemelidir.
  • Koruma Kurulu onaylı proje kapsamında tamamlanan uygulamaya itiraz eden ve yeni bir “Kalemişi Rekonstrüksiyonu” önerisini destekleyen “Selimiye Tespit ve Tahkik Kurumu”nun yetki ve statüsü belirsizdir.
  • Bu çerçevede acil olarak T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, UNESCO Türkiye Milli Komitesi, UNESCO Dünya Miras Merkezi ve Uluslararası ICOMOS bilgilendirilmelidir.

ICOMOS TÜRKİYE MİLLİ KOMİTESİ

EK 2- İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’na Başvuru Dilekçem

İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Başkanlığı’na

Konu: Edirne Selimiye Camii ana kubbe hat ve nakışlarına yönelik restitüsyon temelli müdahale hazırlıkları hakkında; ulusal mevzuat ile uluslararası koruma ilkeleri çerçevesinde kurumsal tepki, Edirne Barosu ile eşgüdüm başlatılması talebimdir.

Sayın Başkan,

Komisyonumuzun bir üyesi olarak; Selimiye Camii (UNESCO 1972 Dünya Mirası Listesi) ana kubbe ve ilişkili yüzeylerde mevcut hat ve nakış uygulamalarının “erken dönem durumuna dönüş” iddiası altında kaldırılması / değiştirilmesi yönünde bir müdahale süreci hazırlığı bulunduğuna dair kamuya yansıyan açıklamalar üzerine, Baromuzun kurumsal yetki ve sorumluluk alanı kapsamında aşağıdaki adımların ivedilikle değerlendirilmesini talep ederim.

Bu talep; (i) kültürel mirasın katmanlı tarihsel ve sanatsal değerinin korunması, (ii) belgesiz ya da varsayıma dayalı restitüsyon riskinin önlenmesi, (iii) geri döndürülemez kayıpların engellenmesi, (iv) hukuki denetim yollarının zamanında işletilmesi ve (v) kamuoyunda sağlıklı bilgilendirme amaçlarına dayanmaktadır.

I. TEMEL ÇEKİNCELER

  1. Mevcut hattın fiziksel sökülmesi veya örtülmesi geri döndürülemez nitelikte kayıp riski taşır (geri dönülmezlik ilkesi – minimal müdahale doktrini).
  2. “Özgün ilk safhaya dönüş” savı; stratigrafik, ikonografik ve malzeme analizleri ile belgelenmiş, kuşkuya yer bırakmayacak kanıt açıklanmaksızın uygulanırsa spekülatif rekonstrüksiyon tehlikesi doğar (Venedik Tüzüğü).
  3. Yapının farklı dönem katkılarının meşru değeri zedelenebilir (katmanlılık ilkesi; Venedik Tüzüğü; Burra Yaklaşımı).
  4. Şeffaflık ve gerekçelendirme eksikliği idari işlemin sebep–amaç unsurları yönünden yargısal denetimde tartışma alanı oluşturur.
  5. UNESCO Dünya Mirası Yönetim Planı varsayılan yükümlülükleri, (Operasyonel Rehber) etkisi açıklanmamış müdahaleler uluslararası izleme süreçlerinde olumsuz değerlendirme doğurabilir.
  6. Hat sanatının yaşayan ustalık zinciri niteliği (UNESCO 2003 Sözleşmesi) müdahale biçiminin somut olmayan miras boyutunu da etkileyebileceğini göstermektedir.

II. HUKUKİ VE DOKTRİNEL DAYANAKLAR

  1. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu: Özgün malzeme ve işçilik unsurlarının korunması, belgesiz – izinsiz müdahalenin yaptırımı.
  2. 2577 sayılı İYUK md.2/1-a ve yürütmenin durdurulması rejimi: Telafisi güç zarar + açık hukuka aykırılık temelli başvuru olanağı.
  3. Anayasa md.63: Devletin tarih, kültür varlıklarını koruma ödevi – kamu yararı ekseninin vurgusu.
  4. UNESCO 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi (Türkiye taraf: 1983) ve Operasyonel Rehber
  5. UNESCO 2003 Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi (Türkiye taraf: 2006)
  6. Doktrinel ilke metinleri:

Venedik Tüzüğü, Nara Özgünlük Belgesi. ICOMOS, Burra Charter

III. TALEP EDİLEN KURUMSAL ADIMLAR

A. Yazılı Basın Açıklaması:

– İçerik ekseni: Belgeye dayalı koruma, katmanlı değer, geri döndürülemezlik riski, şeffaflık ve kamu yararı.

– Edirne Barosu ile mümkünse eş zamanlı / koordineli yayım.

B. Edirne Barosu ile Eşgüdüm:

Ortak “Selimiye Koruma Hukuku Çalışma Grubu” kurulması; görev tanımı: (i) bilgi-belge temini, (ii) teknik–hukuki ön değerlendirme, (iii) idari dava dosyası ve suç duyurusu hazırlığı.

VI. SONUÇ VE TALEP

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Edirne Selimiye Camii ana kubbe hattı ve nakışlarına ilişkin belgesiz ya da varsayımsal nitelikte olabilecek müdahale hazırlıkları karşısında, İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu’nun

1.Bilimsel–hukuki ilkelere dayalı, belgeye dayalı koruma ve katmanlı tarihsel değer vurgusunu içeren yazılı bir basın açıklamasını yayımlamasını (mümkünse Edirne Barosu ile birlikte)

2.Edirne Barosu ile resmî eşgüdüme gitmesi ve ortak çalışma grubunun kurularak idari, hukuki ve cezai girişimleri başlatmasını

saygılarımla arz ve talep ederim.

Tarih: 24/09/2025

Av. Ramazan Çakmakcı

İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Üyesi

Ek 3- Edirne İdare Mahkemesi Yürütmeyi Durdurma Kararı

T.C.

EDİRNE İDARE MАНКЕМESİ

ESAS NO: 2025/1967

YÜRÜTMENİN DURDURULMASINI İSTEYEN (DAVACI): …………

VEKİLLERİ: ……..

KARŞI TARAF (DAVALI) : KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI /ANKARA

DAVA KONUSU İSTEM: Davacı tarafından; Edirne İli, Merkez, Meydan Mahallesi, 379 ada, 2 sayılı parselde kain olan kentsel sit alanında kalan, UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alan tescilli “Selimiye Camii” harim kısmı, ana ve yarım kubbelerine ilişkin tezyinat projesine onay veren 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı Kurul kararının geçerli olduğuna ilişkin Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 06.01.2025 tarih ve 10620 sayılı kararına yapılan itirazın kabulüne ve Selimiye Camii harim kısmı, ana kubbe ve yarım kubbelerine ilişkin tezyinat projelerini uygun gören Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 06/01/2025 tarih ve 10620 sayılı ile 19/06/2023 tarih ve 9435 sayılı kararlarının iptalini onaylayan Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 08.01.2025 tarih ve 3436 sayılı kararı ile Yüksek Kurulun bahse konu kararı doğrultusunda yeniden hazırlanan Selimiye Camii harim kısmı, ana kubbe, yarım kubbeler ve mihrap kubbesi kalemişi restitüsyon ve restorasyon projelerinin uygun olduğuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 29.07.2025 tarih ve 10989 sayılı kararının öncelikle yürütmesinin durdurulması yargılama neticesinde iptali istenilmektedir.

DAVACI TARAF İDDİA ÖZETİ: Restorasyona konu Caminin kubbedeki hatlarının ve kalemişi süslemelerin 1751, 1808, 1883, 1950 ve 1983 restorasyonlarında korunarak günümüze kadar ulaştığı; günümüzde ise 2021 yılında Selimiye Camii’nin restorasyon çalışmalarına başlandığı ve 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile restorasyon projesinin onaylandığı, restorasyon devam ederken hat ve tezyinat uzmanlarından oluşan “Selimiye Camii Tektik ve Tahkik Heyeti” tarafından mevcut projeye itiraz edilerek yeni bir kalemişi projesinin önerildiği ancak Şubat 2024 tarihinde yeterli ve bilimsel veri sunulmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, aynı önerinin Mayıs 2024 yılında bir kez daha gerçekleştirildiği ancak aynı gerekçeler ile başvurunun yeniden reddine karar verildiği, ikinci kez reddedilmesi üzerine yeniden yapılan başvuru üzerine daha önce onaylanmış ve uygulaması tamamlanmış kalemişi projesinin iptaline karar verildiği, akabinde de 29.07.2025 tarih ve 10989 sayılı karar ile yeni projenin onaylandığı, son onaylanan proje ile Selimiye Camii’nin tarihi kubbesindeki mevcut, belgelenmiş, 18. Yüzyıla ait kalemişi katmanının kaldırılarak, varsayımlara dayalı bir tasarımla “Klasik dönem- 16. Yüzyıl tarzına dönüş” adı altında yeni bir uygulamanın önünün açıldığı, yeni projenin Hasan Halife/Karahisari üslubu yerine günümüz hattatının bir eserinin uygulanması anlamına geldiği, Yüksek Kurul tarafından daha önce kabul edilerek tatbiki tamamlanan projenin hatalı olduğu iddiasının bilimsel verilerden yoksun olduğu, eserin özgünlüğüne zarar verdiği, herhangi bir gerekçeyi dayanak almadan başkaca bir projenin onaylanması amacıyla ilk sunulan ve tatbik edilen projenin iptal edildiği, bu durumdan X sosyal medya uygulamasına yapılan paylaşımlar nedeniyle 1 Eylül 2025 tarihinde haberdar olduğu, işlemin ilan veya tebliği edilmediği için davanın süresinde açıldığı ve Türk Tarihinin en önemli eserlerinden bir tanesi olması hasebiyle iş bu davayı açmada menfaatinin olduğu, mevcut tarzın barok tarzda olduğu ve hat yazılarının orjinal olmadığı iddiasının dayanaksız olduğu, hem Yüksek Kurul’un hem de Bölge Kurulu’nun bilimsel esaslara göre karar vermek zorunda olduğu, işlemlerin haksız ve hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Edirne İdare Mahkemesi’nce, uyuşmazlığın gereği gereği görüşüldü.

ARA KARAR (İstenilen Bilgi ve Belgeler):

Davalı İdareden; Savunma dilekçesi ile birlikte,

-“Selimiye Camii’nin” harim kısmı, ana ve yarım kubbelerinde yapılacak restorasyona ilişkin projenin onaylanmasına dair 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı Kurul kararının ve anılan karar ile onaylanan proje dosyasının gönderilmesinin istenilmesine,

-Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 06.01.2025 tarih ve 10620 sayılı kararı ve karar ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,

-Davacı tarafından dava dilekçesinde, 2024 Şubat ve Mayıs aylarında 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı karar ile onaylan projeye itiraz edildiği ve itirazların reddedildiği belirtildiğinden bahse konu hususa ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine (İlk projeye itiraz dilekçeleri ve ekleri, itirazın reddine ilişkin tesis edilen işlemler ve itirazların neden reddediliğinin sebepleri vb.),

Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 06.01.2025 tarih ve 10620 sayılı kararı ve karar ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

-Yukarıda verilen kararlar doğrultusunda onaylanan projenin hangi aşamada olduğu, tamamlanıp tamamlanmadığın sorulmasına ve her türlü bilgi ve belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

– 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı karar ile onaylan Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 06.01.2025 tarih ve 10620 sayılı kararı ile geçerli olduğuna karar verilen projeye karşı yapılan 06.01.2025 kayıt tarihli itiraz dilekçesinin bir örneğinin istenilmesine,

– Dava konusu Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 08.01.2025 tarih ve 3436 sayılı işlemin bir örneğinin istenilmesine,

– 19.06.2023 tarih ve 9435 sayılı Kurul kararının onaylanan ve 06.01.2025 tarih ve 10620 sayılı kararı ile geçerliliğine devam karar verilen restorasyon projesinin iptal edilme gerekçesinin açıklanmasının istenilmesine, teknik ve hukuki nedenlerinin sorulmasına, bilimsel rapor alınıp alınmadığının açıklanmasına ve konu ile ilgili somut bilgi ve belgeleri içeren işlem dosyasının bir örneğinin istenilmesine,

-Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 29.07.2025 tarih ve 10989 sayılı kararının ve anılan karar ile onaylanan restitüsyon ve restorasyon projelerin bir örneğinin istenilmesine ve söz konusu proje kapsamda inşai faaliyetler başlanılıp başlanılmadığının sorulmasına,

-Geçmişten günümüze Selimiye Camii’nde yapılan restorasyona ilişkin varsa harim kısmı, ana kubbe, yarım kubbe ve mihrab kubbesine ilişkin projelerin ve görsel belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

-Geçmişten günümüze Selimiye Camii’nin harim kısmı, ana kubbe, yarım kubbe ve mihrab kubbesine ilişkin görsel belgelerin (renkli fotoğraf, video vb.) bir örneğinin istenilmesine,

-Bölge Kurulu’nun 08.02.2016 tarih ve 2905 sayılı rölöve kararı, 21.08.2017 tarih ve 4333 sayılı kararı ve 30.10.2017 tarih ve 4536 sayılı kararları ile eki tüm bilgi ve belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

-Dava konusu işlemler ve bu işlemlerin dayanağı/gerekçesi olan bilgi belgelerle birlikte tüm işlem dosyasının okunaklı ve onaylı bir örneğinin istenilmesine,

-Her bir sorunun ayrıntılı ve tek tek cevaplanılmasının istenilmesine,

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden;

-Geçmişten günümüze Selimiye Camii’nde yapılmış restorasyona ilişkin varsa harim kısmı, ana kubbe, yarım kubbe ve mihrab kubbesine ilişkin projelerin ve görsel belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

-Bahse konu restorasyon aşamasında kurumunuzdan görüş alınıp alınmadığının sorulmasına ve ilgili belgelerin bir örneğinin istenilmesine,

-Dava konusu işlem ve bu işlemin dayanağı/gerekçesi ile ilgili olarak idareniz nezdinde bulunan diğer tüm bilgi belgelerin okunaklı ve onaylı bir örneğinin istenilmesine,

-Her bir sorunun ayrıntılı ve tek tek cevaplanılmasının istenilmesine,

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA: 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde; “1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. 2. Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; Selimiye Camii harim kısmı, ana kubbe, yarım kubbeler ve mihrap kubbesinin evveliyatında yetkili Kurul tarafından kabul edilerek tatbik edilen kalemişi restitüsyon ve restorasyonunun ortadan kaldırılarak onay verilen yeni bir projenin hayata geçirilmesine ilişkin olması nedeniyle, dava konusu işlemlerin uygulanması halinde tescilli tarihi yapıt açısından telafisi güç zarar doğurabilecek veya etkisi tükenecek nitelikte bulunduğu kanaatine varıldığından,

1-2577 Sayılı Kanunun 27/2. maddesi uyarınca davalı idarenin birinci savunması ve yukarıda belirtilen ara karar cevabı alınıp ya da savunma ve iş bu ara kararına cevap verme süresi geçip yeni bir karar verilinceye kadar dava konusu işlemlerin YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA,

2- Savunma ve ara kararına cevap verilebilmesi için iş bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren davalı idareye (30) gün süre tanınmasına,

3- İş bu kararın geçici mahiyette olduğu, yürütmenin durdurulması talebi hakkında nihai bir karar olmadığı uyuşmazlığa dair davalı idare savunması ile yukarıda istenilen bilgi ve belgelerin Mahkememize sunulmasından sonra yasal şartların mevcut olup olmadığı konusunda yapılacak değerlendirme sonucunda yürütmenin durdurulması talebi konusunda yeniden menfi ya da müspet nihai bir karar verileceği hususunun taraflara bildirilmesine, 26/09/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan             Üye                 Üye

Ek 4- İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Açıklaması

Kaynak:https://x.com/istbaro_cevre/status/1972653388992049573?t=dRtblEDM1eWQ8LRCADIUYQ&s=08

Edirne İdare Mahkemesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı geçici nitelikte olup nihai kazanım henüz elde edilmemiştir. İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu olarak yargılama sürecini takibimiz ve her türlü hukuki desteğimiz devam edecektir.

RESTORASYONLAR TARİHİ ve KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZIN İHYASI İÇİNDİR, İMHASI DEĞİL!

Ülkemizin en önemli tarihi ve kültürel varlıklarından biri olan, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” olarak nitelendirdiği, UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası olarak tescil edilen Selimiye Camii son günlerde ana kubbe ve ilişkili yüzeylerde mevcut hat ve nakış uygulamalarının “erken dönem durumuna dönüş” iddiası altında kaldırılması / değiştirilmesi yönünde bir müdahale süreci hazırlığı bulunulduğuna dair kamuoyuna yansıyan açıklamalarla gündemdedir.

Bahse konu müdahaleyle mevcut hat ve nakışların sökülmesi kültür varlığımızın geri döndürülmez nitelikte tahribi riskini taşımaktadır. Nitekim ülkemizin de tarafı olduğu, tarihi yapıların korunması ve restorasyonu hakkında uluslararası bir çerçeve belirleyen 1964 tarihli Venedik Tüzüğü’ne göre yapıya mal edilmiş farklı dönemlerin geçerli katkılarına saygı gösterilmeli ve restorasyonun amacı üslup birliği sağlamak olmamalıdır. Yine, Anayasamızın 63. Maddesi, Merkezi İdare’yi tarih ve kültür varlıklarını korumakla ve bu amacı teşvik edici önlemleri almakla yükümlü kılmıştır.

Bu doğrultuda restorasyonun temel süjesi olan hat ve nakış uygulamalarının uzmanı hattatlarımızın da vurguladığı gibi;

Selimiye Camii’nin ve tarihi tüm camilerimizin dönemine ait yazıları konusunda uzman hattatlar ve hat sanatı akademisyenleri, restorasyon için oluşturulan bilim kurullarında yer almalı, bu hususta ayrıca danışma heyeti oluşturulmalıdır.

Hat ve tezyinat konularında doğrudan hat ve tezyinat uzmanı olan heyet üyelerinin ortak kanaatiyle hat ve tezyinata müdahale kararı alınmalıdır. Hat veya tezyinat hususunda özel bir ihtisası olmayan mimar, sanat tarihçisi vb. branşlardaki bilim kurulu üyelerinin sadece kendi ihtisas alanlarıyla ilgili konulardaki görüşleri dikkate alınmalıdır.

Kültürel varlıklarımızın korunarak gelecek nesillere aktarılması “aslını bozmadan onarmak” esasına bağlı kalınarak restorasyonla mümkündür. Aslı bozularak yapılan restorasyon eserin ihyası değil imhasıdır.

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu olarak hattatların Selimiye Camii için öngörülen restorasyon sürecine dair yaptıkları çağrıya destek veriyor, gerek kentimizin gerekse yurdumuzun tarihi ve kültürel varlıklarının korunması ve ihyası için her türlü hukuki adımı atmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu

1969 yılında Karşıyaka'da doğdu. 1987 yılında İzmir Çınarlı Teknik Lisesi Elektrik bölümünden ve 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nden mezun oldu. İstanbul Barosu Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevine uzun yıllar devam etti.
İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi´nin (AHM) kurucu üyeliği ve uzun süre merkez yönetim kurulu üyeliğinde bulundu.2022 – 2023 yılları arasında İstanbul Barosu AHM Sözcüsü oldu. İstanbul Barosu Sağlık Komisyonu üyeliğinde de bulunan Çakmakcı, İstanbul Barosu “Avukat Hakları” ve “CMK” Eğitim sertifikalarına sahiptir. Lebib Yalkın Yayınlarında Vergi ve Ticaret Hukuku Mevzuat Uzmanı ve Mükellefin Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra. Türkiye İş Bankası Hukuk İşleri Müdürlüğünde uzun süre Avukatlık yapan Çakmakcı aynı zamanda Türkiye İş Bankası Eğitim Müdürlüğünde orta ve üst düzey yöneticilere “Hukuk Eğitmeni” olarak hukuk dersleri verdi. Halen Kadıköy´de İstanbul Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunda Uzlaştırmacı olarak görev yapmıştır.
Sakarya Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi "Uzlaştırmacı Eğiticiliği Eğitimi" sertifikasına sahiptir. Türkiye Barolar Birliği "Arama Konferansı" Moderatörlük Eğitimini tamamlamıştır. Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Antalya Barosu, Mersin Barosu ve Hatay Barosu'nda Avukatlık Hukuku üzerine seminerler vermiştir. Seminerleri TBB Televizyonunda yayınlanmıştır. "Avukat Hakları" isimli TBB AHM iç eğitim yayınını hazırlamıştır. Türkiye Bankalar Birliği Eğitim Merkezinde “Hukuk Eğitmeni” olarak dersler vermiş olup Ankara Barosu “Yapay Zeka Hukuku Merkezi” Danışma Kurulu üyesidir. İstanbul Barosu Genel Kurulunda 2018-2020 ve 2022 – 2024 dönemi “Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi” seçilmiştir. 2024-2026 Dönemi Türkiye Barolar Birliği İstanbul 1. Yedek Delegesi olarak seçilmiştir. Kuruluşunda ve bazı dönemlerinde İstanbul Barosu “Baro Meclisi” üyesi olmuştur. Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubunun iki dönem Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür. İstanbul Barosu, Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu, Çevre ve İmar Komisyonu üyesidir. İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Arabuluculukta Taraf Avukatları Grubunun (ATAG) kurucularından olup arabuluculuk ve avukat ilişkileri konusunda söyleşiler düzenlemiş ve kampanyalar yürütmüştür. Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi Yayın Kurulu üyesidir.
Legal Yayıncılık A.Ş. Legal Kitabevi A.Ş. ve Arnavutluk'ta Legal Publishing Shpk'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesidir. Türkiye'nin en kapsamlı hukuk veri tabanı olan "Legal Online Veri Tabanı" nın kurucularından ve sürdürücülerindendir. Halen YÖK - TÜBİTAK ULAKBİM'e kayıtlı hakemli olan İstanbul’da yayınlanan 10 akademik hukuk dergisinin ve Tiran'da Arnavutça / İngilizce yayınlanan Revista Akademike Legal isimli hukuk dergisinin “Sorumlu Yazı İşleri Müdürü” dür. Hukuki makaleleri çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. Yayınlanmış hukuk kitapları ve mevzuat derlemeleri bulunmaktadır. Modern Hukuk Akademisinin Başkanlığını ve Hukuk Eğitmenliği görevini yürütmüştür.
Modern Hukuk Akademisi olarak "Sağlık ve Hukuk Gündemi" ve "Hukuk Söyleşileri" başlıklı söyleşileri hukukçu ve doktorların katılımı ile gerçekleştirmiş ve söyleşileri sosyal medya üzerinden online yayınlamıştır. Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneğinin (KBKSDD) üyesidir. KBKSDD faaliyetleri çerçevesinde Moda sahilinin çevre yolu ile yok edilmesine ve yeşil alanların betonlaşmasına karşı faaliyetler yürütmüştür. Kamu Yararını Savunma Derneği (KYSD) Başkanlığı görevini yürütmüştür. KYSD faaliyetleri çerçevesinde, çevre, kadın ve avukat haklarına yönelik çalışmalar yürütmüştür.Anadolu Yakası Balkoan Göçmenleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesidir. Modanın Renkleri Müzik Korosunda “Korist” olan Çakmakcı, Türkçe / İngilizce yayınlanan “Makam Müzik Dergisi” isimli Türk Müziği Dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür. Yemek Kitapları editörü olup editörlüğünü yaptığı iki ayrı yemek kitabı ile Gourmand Cookbooks Awards tarafından iki kez “Dünyanın En İyi Yemek Kitapları Editörü” ödülüne layık görülmüştür.