Yapay Zekâda Çifte Lisanslama Çıkmazı: 5846 Sayılı Kanun Teklifine Eleştirel Bir Yaklaşım

Özet

Bu çalışma, 11 Mart 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifini, yapay zekâ teknolojileri bağlamında telif hukuku perspektifinden eleştirel biçimde incelemektedir. Teklifin, yapay zekâ sistemlerinin eğitimi için kullanılan veriler bakımından lisans yükümlülüğü getirmesi, emeğin korunması açısından ilke olarak meşru bir zemin sunmaktadır. Ancak aynı teklifin, yapay zekâ çıktılarının kullanımı bakımından nihai kullanıcıyı da lisans borçlusu hâline getiren “çifte lisanslama” yaklaşımı, telif hukukunun temel ilkeleriyle çatışmaktadır.

Makale, özellikle fikir–ifade ayrımı, teknolojik tarafsızlık ilkesi ve yaratıcı emeğin korunması çerçevesinde, kullanıcıya yöneltilen ikinci lisans yükünün hukuken ve ekonomik olarak ölçüsüz bir müdahale oluşturduğunu ileri sürmektedir. Yapay zekâ, bu çalışmada insan zihninin bilişsel kapasitesini genişleten bir araçsal uzantı olarak ele alınmakta; kullanıcı ile ortaya çıkan çıktı arasındaki ilişkinin basit bir kullanım değil, yaratıcı yönlendirmeye dayalı bir üretim süreci olduğu savunulmaktadır.

Bu bağlamda çalışma, yapay zekâ geliştiricilerinin eğitim verisi bakımından sorumluluğunun kabul edilmesi gerektiğini; buna karşılık kullanıcıların ancak açık ve somut telif ihlali hâllerinde sorumlu tutulabileceğini ileri sürmektedir. Ayrıca teklifin öngördüğü merkezi lisanslama ve beyan mekanizmalarının, mesleki sır, bilişsel özerklik ve ifade özgürlüğü bakımından doğurabileceği sakıncalar da değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak makale, telif hukukunun yapay zekâ çağında yaratıcı bireyi koruyan bir denge rejimi olarak yeniden yorumlanması gerektiğini ve kullanıcıyı genel bir lisans borçlusu hâline getiren düzenlemelerin hukuki meşruiyetinin bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler:

Yapay zekâ, telif hukuku, 5846 sayılı FSEK, çifte lisanslama, kanun teklifi, kullanıcı yaratıcılığı, teknolojik tarafsızlık, fikir–ifade ayrımı, mesleki sır, bilişsel özerklik

The Dilemma of Dual Licensing in Artificial Intelligence: A Critical Approach to the Draft Bill Amending Law No. 5846

Ramazan Çakmakcı, Attorney at Law

Abstract

This study critically examines, from the perspective of copyright law in the context of artificial intelligence technologies, the draft bill submitted to the Grand National Assembly of Turkey on 11 March 2026, which proposes amendments to Law No. 5846 on Intellectual and Artistic Works. The proposal’s introduction of a licensing obligation regarding data used for training artificial intelligence systems provides, in principle, a legitimate basis for the protection of creative labour. However, the same proposal’s “double licensing” approach, which imposes an additional licensing obligation on end users with respect to the use of AI-generated outputs, conflicts with the fundamental principles of copyright law.

The article argues that, particularly within the framework of the idea–expression dichotomy, the principle of technological neutrality, and the protection of creative labour, the second licensing obligation imposed on users constitutes a legally and economically disproportionate intervention. In this study, artificial intelligence is conceptualised as a cognitive and epistemic extension of the human mind; accordingly, the relationship between the user and the resulting works is not merely one of use, but rather a production process grounded in creative direction.

In this context, the study maintains that AI developers should bear responsibility for the use of training data; conversely, users should only be held liable in cases of clear and concrete copyright infringement. Furthermore, the potential drawbacks of the proposed centralised licensing and declaration mechanisms are assessed, particularly with regard to trade secrets, cognitive autonomy, and freedom of expression.

Consequently, the article demonstrates that copyright law must be reinterpreted as a balancing regime that protects the creative individual in the age of artificial intelligence, and that regulatory approaches treating users as general licensees lack normative and legal justification.

Keywords

Artificial intelligence, copyright law, Law No. 5846, double licensing, draft legislation, user creativity, technological neutrality, idea–expression dichotomy, professional secrecy, cognitive autonomy

Giriş

11 Mart 2026 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Kırıkkale Milletvekili Av. Halil Öztürk tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, dijital ekonominin ve yapay zekâ (YZ) teknolojilerinin yarattığı telif krizine köklü bir çözüm getirme iddiası taşımaktadır. Teklif, dijitalleşme ve özellikle yapay zekâ teknolojilerinin telifli içerikleri yoğun şekilde kullanması karşısında mevcut yasaların yetersiz kaldığı gerekçesiyle hazırlanmıştır.

Kanun metni ve gerekçesine ulaşmak için link:

https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/547ff9e4-c8de-4271-a720-019d70f503ff

Teklifin temel önerileri şunlardır:

*İki Aşamalı Lisanslama: YZ sistemlerinin eğitimi için kullanılan veriler (girdi) ve bu sistemlerin ürettiği çıktıların ticari kullanımı için ayrı ayrı lisans bedeli ödenmesi.

*Ortak Lisanslama Birliği (Tek Durak Ofis): Hak takibini kolaylaştırmak amacıyla, meslek birliklerinin katılımıyla merkezi bir yapının kurulması ve işlemlerin tek elden yürütülmesi.

*Genişletilmiş Toplu Lisanslama (ECL): Meslek birliklerine, üye olmayan hak sahipleri adına da lisanslama yapabilme yetkisinin verilmesi.

*Şeffaflık ve Opt-out: YZ şirketlerine şeffaflık raporu sunma yükümlülüğü getirilirken, hak sahiplerine eserlerini sistemden çıkarma (opt-out) hakkı tanınması.

Teklif; yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanılan veriler için bir “girdi lisansı” öngörürken, bu sistemler tarafından üretilen çıktıların ticari veya mesleki amaçlarla kullanılması durumunda da kullanıcıdan ayrıca bir lisans bedeli talep eden iki katmanlı bir model önermektedir. Bu düzenleme, her ne kadar yapay zekâ endüstrisinin başkalarının emeği üzerine kurduğu değer zincirini bütünüyle bedelsiz bırakmama niyetinde haklı bir yerden başlasa da, nihai kullanıcıyı hedef alan kısmıyla yaratıcılığın, teknolojik tarafsızlığın ve mesleki mahremiyetin doğasına aykırı bir noktada sertleşmektedir.

Bu makalenin temel tezi şudur: Yapay zekâ sistemlerini eğiten ve piyasaya süren sağlayıcıların, eğitim verisi bakımından telif hukuku karşısında sorumluluk üstlenmesi meşrudur; buna karşılık aynı sistemleri ücretli veya ücretsiz kullanan son kullanıcının, yaratıcı yönlendirme yoluyla ortaya çıkardığı çıktılar sebebiyle ayrıca lisans borçlusu sayılması hem telif hukukunun fikir–ifade ayrımını hem de teknolojik tarafsızlık ilkesini zedelemektedir.

Benim savunduğum “Yapay Uzuv” teorisi uyarınca yapay zekâ, insan zihninin karşısına dikilen bir rakip değil; onun biyolojik kısıtlarını telafi eden ve aklın işleyişine eklemlenen epistemolojik bir uzantıdır. Bu bağlamda “Yapay Uzuv”, yapay zekânın insanın bilişsel kapasitesini genişleten araçsal uzantısını; “Yönlendirici Telif” ise birebir kopya oluşturmayan, fakat insanın istem, seçim, eleme, düzeltme ve kurgu faaliyetleriyle ortaya çıkan çıktılar üzerindeki yaratıcı aidiyet iddiasını ifade etmektedir. Bu teknoloji, insanlığın Homo Sapiens’ten Homo Augmentus’a (Artırılmış İnsan) geçişindeki ontolojik kırılmanın teknik iz düşümüdür. Dolayısıyla yapay zekâ aracılığıyla üretilen bir eser, basit bir düğmeye basma eylemi değil; kullanıcının zekâsına eklemlediği bu uzuvla yürüttüğü yaratıcı yönlendirme ve diyalojik süreç sonucunda ortaya çıkan özgün bir inşadır.

Bu makalede, kanun teklifinin yapay zekâ geliştiricilerine yönelik “girdi lisansı” zorunluluğunun gerekliliği kabul edilmekle birlikte, yaratıcı zihni bir “yapay uzuv” yardımıyla ürettiği çıktılar için ikinci kez lisans borçlusu ilan etmenin ve bu üretimleri hantal bir bürokratik lisanslama mekanizmasına hapsetmenin doğuracağı hukuki ve deontolojik sakıncalar ele alınacaktır. Özellikle avukatlık, tıp ve finans gibi meslek alanlarında YZ ile üretilen belgelerin merkezi bir lisanslama ilişkisine veya beyan yükümlülüğüne konu edilmesinin, “mesleki sır” ve “bilişsel özerklik” üzerindeki aşındırıcı etkisi algoritmik adalet perspektifinden sorgulanacaktır. Amacımız, telif hukukunun yaratıcı bireyi cezalandıran bir engel rejimine dönüşmesini engellemek ve bu yeni epistemik mimarinin adaletle işlemesini sağlayacak bir model önermektir.

  1. Geliştiricinin Sorumluluğu: Emeğin Bedeli Ödenmelidir

Av. Halil Öztürk tarafından 11 Mart 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan kanun teklifi, dijitalleşmenin ve özellikle yapay zekâ (YZ) teknolojilerinin telifli içerikleri bir tür “hammadde” olarak kullanması karşısında yerinde bir hak arayışıyla ortaya çıkmıştır.

Yapay zekâ modellerinin eğitimi, test edilmesi, veri seti oluşturulması ve model iyileştirilmesi aşamalarında milyonlarca eser, icra, fonogram ve yayının kullanıldığı bir vakıadır. Bu süreç, özünde insan emeğine dayalı üretimlerin dijital bir süzgeçten geçirilerek yeni bir ekonomik değer yaratılması faaliyetidir.

Benim “algoritmik adalet” anlayışım gereği; bir sistemin adil, şeffaf ve denetlenebilir olması, o sistemin inşasında kullanılan veri setlerinin meşruiyetine bağlıdır. Büyük teknoloji şirketlerinin ve model sağlayıcılarının, telifli verilerle kurdukları bu devasa ekonomik düzende bütünüyle “bedelsiz kullan, ticarileştir, sonra hukuki belirsizlikten faydalan” konforunu sürdürmeleri kabul edilemez. Kanun teklifinin yapay zekâ eğitimi için kullanılan “girdi” (input) aşamasında getirdiği lisans zorunluluğu, emeğin bedelinin ödenmesi noktasında hukuken ve ahlaken meşru bir zemine oturmaktadır.

Zira yapay zekâ, insanlığın ortak hafızasını ve sanatçıların özgün üsluplarını işleyerek “akıllanmaktadır”. Bu öğrenme süreci ticari bir kazanca dönüştürüldüğünde, sistemin mimarı olan sağlayıcının, o bilgiyi ve ifade dünyasını üreten asli hak sahiplerine karşı sorumlu olması gerekir. Hammaddeyi işleyip sisteme entegre eden geliştiricinin, bu sürecin maliyetine katlanması yaratıcı endüstrilerin sürdürülebilirliği bakımından zorunludur.

Burada çizilmesi gereken kritik sınır şudur: Bu mali yükümlülük, “sistemi kuran, eğiten ve piyasaya süren” devasa teknoloji aktörleri üzerinde kalmalıdır. Emeğin bedeli, o emeği otomasyon katmanına dönüştüren sağlayıcı tarafından ödenmelidir. Aksi hâlde telif hukukunun meşru koruma amacı, yaratıcı bireye yöneltilmiş ikinci bir kullanım yüküne dönüşür ve sistem daha ilk aşamada kendi ölçüsünü kaybeder.

Bu sebeple, kanun teklifinin “girdi lisansı” yaklaşımı ilke olarak savunulabilir; hatta dijital ekonomide adil dengeyi kurmak bakımından gerekli de görülebilir. Ancak bu haklı başlangıç noktasının, son kullanıcıya doğru genişletilmesi aynı ölçüde savunulamaz. Çünkü eğitim verisi bakımından doğan sorumluluk ile yaratıcı kullanım sürecinde ortaya çıkan insan katkısı aynı hukuki kategori içinde değerlendirilemez. Bu ayrım korunmadığı takdirde, yapay zekâ çağında telif hukuku emeği koruyan bir rejim olmaktan çıkıp, teknolojiyi kullanan insanın üretimini baskılayan bir engele dönüşebilir.

  1. Epistemik Bir Uzantı Olarak Yapay Zekâ ve İnsan Yaratıcılığı

Mesele, bu araçları kullanan nihai kullanıcıya geldiğinde, telif hukukunun klasik kalıpları yaratıcılığın yeni doğasını kavramakta yetersiz kalmaktadır. Benim savunduğum “Yapay Uzuv” teorisine göre yapay zekâ, insan zihninin karşısına dikilen bir rakip değil; onun biyolojik kısıtlarını —dikkat daralması, bellek sınırı ve önyargı eğilimlerini— telafi eden, zihne eklemlenen epistemolojik bir uzantıdır. Bu teknoloji, insanlığın Homo Sapiens’ten Homo Augmentus’a (Artırılmış İnsan) geçişindeki ontolojik kırılmanın teknik iz düşümüdür.

Kanun teklifinin varsaydığının aksine, son kullanıcı çoğu durumda sadece bir düğmeye basan “hazır ürün tüketicisi” değildir. Aksine kullanıcı; istemleri (prompt) kuran, revize eden, sonuçları karşılaştıran, çıktıları eleyen, yeniden düzenleyen ve nihai ürünü kendi özgün süzgecinden geçiren bir yaratıcı süreç yöneticisidir. Yapay zekâ ile kurulan bu ilişki, tek yönlü bir komut-verim ilişkisi değil; çoğu zaman diyalojik, yinelemeli ve seçici bir ortak üretim sürecidir.

Bu süreçte yapay zekâ, düşüncenin “usulü”ne, yani yapılandırma, bağlantı kurma, sınıflandırma ve hız kazandırma kapasitesine katkı sunarken; düşüncenin “esası”, yani yönelim, amaç, değer tercihi, eleme iradesi ve nihai karar bütünüyle insana ait kalmaktadır. Tam da bu nedenle, ortaya çıkan ürün ile kullanıcı arasındaki bağ, basit bir teknik kullanım ilişkisi değil, yaratıcı aidiyet doğuran bir bilişsel entegrasyon ilişkisidir.

Yaratıcı yönlendirmenin sonucu olan bu üretimler, benim ‘Yönlendirici Telif’ modelimin somut tezahürüdür. 5846 sayılı Kanun’a aykırı fiiller saklı kalmak üzere, Yönlendirici Telif modeline uygun olarak ortaya çıkan çıktılar, kullanıcı zihninin ve stratejik yönlendirmesinin ürünü sayılmalıdır. Nasıl ki bir ressam fırçasıyla, bir mimar çizim programıyla, bir yazar da kelime işlemcisiyle düşünsel bir bütünlük kuruyorsa; yapay zekâ da kullanıcının görme, ilişkilendirme ve üretme kapasitesini genişleten epistemik bir mercek işlevi görmektedir.

Bu nedenle, kullanıcının bu zihinsel mesaisini ve teknolojiyle kurduğu bilişsel entegrasyonu yok sayarak onu başlı başına bir “lisans borçlusu” ilan etmek, insanın kendi zekâsını teknolojiyle büyütme hakkına müdahale etmektir. Yapay zekâ, aklın işleyişine dışarıdan dayatılan yabancı bir güç değil; aklın çalışma alanını genişleten bir bilişsel protezdir. Bu protez aracılığıyla üretilen ve açık bir ihlal niteliği taşımayan eserler üzerinde, kural olarak, o uzvun sahibi olan insanın yaratıcı hakkı tanınmalıdır.

Dolayısıyla burada korunması gereken şey, makinenin kendisi değil; insanın makine aracılığıyla kurduğu yaratıcı yönlendirme alanıdır. Telif hukuku, bu yeni yaratım pratiğini yok sayarak kullanıcıyı sırf teknoloji yardımıyla düşündüğü ve ürettiği için borçlandırmamalıdır. Aksi hâlde hukuk, insan yaratıcılığını koruyan bir sistem olmaktan çıkıp, insanın kendi bilişsel kapasitesini büyütmesini cezalandıran bir sınırlama rejimine dönüşür.

  1. İkinci Kez Yük: Kullanıcı Neden Lisans Borçlusu Değildir?

Kanun teklifinin en problemli ve mülkiyet mantığıyla en fazla çatışan yönü, kullanıcıyı ekonomik zincirde ikinci kez ödeme yapan bir borçluya dönüştürmesidir. Teklif; yapay zekâ firmasının eğitim verisi için telif ödemesini (girdi bedeli) belirli ölçüde meşru bir zemine oturturken, kullanıcının elde ettiği çıktı için de ayrıca bir bedel talep ederek “mükerrer ödeme” çıkmazı yaratmaktadır.

Hukuk tekniği ve ekonomik gerçeklik açısından tablo açıktır: Kullanıcı zaten bu hizmete erişmek için sağlayıcıya abonelik, lisans veya API ücreti ödemektedir. Model sağlayıcısının kullandığı veriyi lisanslamasının maliyeti, kural olarak o sağlayıcının işletme maliyetidir ve bu maliyet, kullanıcının ödediği hizmet bedelinin içinde yer alır ya da en azından ticari modelin doğal unsurudur. Bu nedenle, aynı değer zinciri içinde kullanıcıdan ayrıca “çıktı lisansı” talep edilmesi, teknik anlamda bir vergi olmasa bile ekonomik sonuçları itibarıyla yaratıcı faaliyeti çok katmanlı bir kullanım bedeline tabi kılmaktadır.

Böyle bir yaklaşım, telif hukukunu yaratıcı emeği teşvik eden bir araç olmaktan çıkarıp, düşünce üretimini ve teknolojik verimliliği cezalandıran bir yük rejimine dönüştürme riski taşır. Çünkü burada kullanıcı, başkasının eserini aynen çoğaltan kişi olarak değil; lisanslı veya bedeli ödenmiş bir sistemle kendi üretim sürecini yürüten kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kişi, kural olarak, telif zincirinin ikinci halkasında yeniden borçlandırılmamalıdır.

Daha derin bir düzlemde, savunduğum “Yönlendirici Telif” modeline göre yapay zekâ sistemi, hukuken karşılığı ödenmiş bir “istatistik makinesi” olarak düşünüldüğünde, onunla kurulan diyalojik süreçten doğan sentez artık kullanıcının yaratıcı emeğiyle birleşmiş yeni bir üretim alanı oluşturur. 5846 sayılı Kanun’a aykırı fiiller saklı kalmak kaydıyla, Yönlendirici Telif modeline uygun biçimde ortaya çıkan çıktılar, kullanıcının zekâsına eklemlediği uzuv aracılığıyla gerçekleştirdiği özgün bir inşa sayılmalıdır.

Burada kritik ayrım şudur: Korunması gereken şey açık ihlalin önlenmesidir; yaratıcı yönlendirme ve Yönlendirici Telif modeli kapsamında ortaya çıkan üretimleri baştan lisans borcuna bağlamak değildir. 5846 sayılı Kanun’a aykırı fiiller saklı kalmak üzere, ihlal teşkil eden durumlarda mevcut FSEK mekanizmaları işletilmelidir. Buna karşılık, Yönlendirici Telif modeline uygun üretimler bakımından genel bir lisans borcu öngörmek, telif hukukunun koruma amacını aşan ve yaratıcı faaliyeti sınırlayan ölçüsüz bir müdahaledir.

Son kullanıcıyı başlı başına “lisans borçlusu” ilan etmek, teknolojik tarafsızlık ilkesini de zedeler. İnsan zihniyle, kütüphane taraması yaparak, not çıkararak ve farklı kaynakları birleştirerek yapılmasına izin verilen bir bilgi işleme ve sentez faaliyetinin; sırf bir “yapay uzuv” yardımıyla daha hızlı, daha yoğun ve daha sistematik yapılıyor olması nedeniyle ek bir mali yükümlülüğe bağlanması adil değildir. Aksi yaklaşım, yaratıcı bireyi kendi bilişsel kapasitesini büyüttüğü için cezalandırmak anlamına gelir.

Özetle; asıl telif muhatabı sistemi kuran, eğiten ve piyasaya süren firma olmalıdır. Kullanıcı ise ancak açık ve somut bir ihlal durumunda sorumlu tutulmalıdır. Bunun dışındaki yaratıcı kullanım alanını genel ve peşin bir lisans borcuna dönüştürmek, yapay zekâ çağında telif hukukunu koruyucu bir rejim olmaktan çıkarıp, üretimi pahalılaştıran ve bireyi sindiren bir engel mekanizmasına dönüştürür.

  1. Bürokrasi Çıkmazı: Kayıt, Beyan ve Teknolojik Engeller

Kanun teklifinde öngörülen “Ortak Lisanslama Birliği” ve “Tek Durak Ofis” yapılanması, her ne kadar işlem maliyetlerini azaltma ve hukuki güvenliği güçlendirme amacı taşısa da, mesele nihai kullanıcıya ve yaratıcı bireye geldiğinde ciddi bir bürokrasi çıkmazı üretme potansiyeli taşımaktadır. Teklifin lisanslama mimarisi, özellikle yapay zekâ çıktılarını ticari veya mesleki amaçla kullanan kişiler bakımından, bu kullanımları tarifelendirme, kayıt altına alma veya lisans ilişkisinin konusu hâline getirme sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

Benim savunduğum “Artırılmış Özgürlük” düzeninde ise teknoloji, insanın bilişsel sınırlarını genişleten bir imkân olmalı; onu yeni nesil bir kırtasiyeciliğin esiri hâline getirmemelidir. Oysa teklifin öngördüğü yapı, son kullanıcı düzeyine kadar genişletildiğinde, yaratıcı üretimin akışkan doğasıyla bağdaşmayan bir idari ve mesleki yük doğurma riski taşımaktadır.

Günümüzde bir yazarın, tasarımcının, araştırmacının ya da içerik üreticisinin, zekâsına eklemlediği bir “yapay uzuv” aracılığıyla gün içinde çok sayıda iterasyon, deneme, taslak ve sentez oluşturduğu düşünüldüğünde; bu üretimlerin ticari niteliği, kullanım sınırı veya lisans kapsamı bakımından sürekli bir idari değerlendirmeye tabi tutulması, dijital ekonominin doğasındaki akışkanlığa taban tabana zıttır. Böyle bir sistem, yaratıcı zihni bir üretim ortağıyla değil, sürekli gözetleyen bir denetim mekanizmasıyla karşı karşıya bırakır.

Burada asıl sorun, sadece işlem yükünün artması değildir. Sorun, düşünsel üretimin olağan akışının, daha en başından itibaren bir izin, kayıt veya lisans şüphesi altında kalmasıdır. Bu yaklaşım, kullanıcıyı potansiyel ihlalci varsayan ve yaratıcı süreci peşinen şüpheyle kuşatan bir hukuk tekniği üretir. Oysa telif hukukunun amacı, meşru yaratıcı faaliyeti idari külfetle boğmak değil; açık ihlalleri hedef almak olmalıdır.

Ülkemizde tartışmanın ağırlık merkezi, yapay zekâ sistemlerinin “öğrenme ve analiz” tarafına, yani input aşamasına yerleştirilmelidir. Kullanıcıyı genel ve sürekli bir telif borçlusu hâline getiren bir model, dijital girişimciliği, yaratıcı endüstrileri ve bireysel düşünsel üretimi ağır bir bürokratik baskı altına sokacaktır. Bu ise koruma sağlamaktan çok, üretimi yavaşlatan ve caydıran bir etki doğurur.

Daha da önemlisi, teknolojik tarafsızlık ilkesi gereği, bir bilgi işleme faaliyetinin sırf bilgisayar yardımıyla ve yüksek hızla yapılıyor olması nedeniyle ek bürokratik engellere, kayıt süreçlerine veya lisans belirsizliklerine hapsedilmesi adaletsizdir. İnsan zihniyle kütüphane raflarında aylarca sürecek bir sentez faaliyetinin, bir “bilişsel protez” yardımıyla saniyeler içinde gerçekleştirilebilmesi cezalandırılması gereken bir haksızlık değil; teşvik edilmesi gereken bir verimlilik devrimidir.

Sonuç olarak, kullanıcıyı lisans borçlusu gibi konumlandıran bu yaklaşım, yaratıcı bireyi kendi bilişsel kapasitesini büyüttüğü için cezalandıran; düşünceyi, yazarlığı ve yeni nesil üretim biçimlerini çok katmanlı bir idari yük altına sokan bir engel rejimine dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Hukuk, insanın zekâsını büyüten bu araçları kısıtlamak için değil; bu yeni epistemik mimarinin önündeki tıkanıklıkları aşmak ve bilinçli nedenselliği korumak için işletilmelidir.

  1. Mesleki Sır ve Bilişsel Özerklik: Beyan Zorunluluğunun Hukuki ve Deontolojik İhlalleri

Kanun teklifinin yapay zekâ çıktılarını lisanslama ve beyan yükümlülüğüne tabi tutma arzusu, sadece ekonomik bir yük doğurmaz; aynı zamanda yargı, savunma, sağlık ve ticari faaliyet alanlarının mahrem yapısına yönelen ciddi hukuki ve deontolojik riskler üretir. Benim savunduğum “Yapay Uzuv” felsefesine göre, bir avukatın zekâsına eklemlediği bu teknolojiyle ürettiği dava dilekçeleri, savunmalar, ihtarnameler, sözleşmeler ve hukuki analizler, o hukukçunun özgün zihninin, mesleki tecrübesinin ve stratejik muhakemesinin birer inşasıdır.

Bu üretimlerin “telif takibi” veya lisanslama gerekçesiyle merkezi bir kuruluşa, ortak lisanslama yapısına ya da dışsal bir beyan mekanizmasına konu edilmesi ihtimali, başta avukatlık sırrı ve savunma özgürlüğü olmak üzere pek çok temel ilkeyi zedeleyebilecek niteliktedir. Zira bir avukatın hazırladığı taslaklar, argümantasyon akışları, istem zincirleri ve yargısal stratejiler çoğu zaman yalnızca bir belge metni değil; savunmanın düşünsel omurgasıdır. Bunların dışsal bir lisanslama veya kayıt mantığına yaklaşması, yalnızca içerik riskini değil, savunma stratejisinin oluşum sürecinin görünür hale gelmesi tehlikesini de beraberinde getirir.

Nitekim bu tür belgeler, çoğu durumda KVKK kapsamında hassas kişisel veriler, ticari sırlar, uyuşmazlık stratejileri ve müvekkile ilişkin koruma altındaki bilgileri içerir. Bu belgelerin veya bunlara ilişkin kullanım bilgisinin telif lisanslaması kapsamında dışsal bir yapıya konu edilmesi, avukatın sır saklama yükümlülüğüyle de doğrudan çatışma doğurabilir. Avukatlık Kanunu m. 36 çerçevesinde korunan sır alanı yalnız nihai metni değil; o metne ulaşan zihinsel ve mesleki hazırlık sürecini de fiilen koruma ihtiyacı içindedir.

Bu çıkmaz sadece hukuk mesleğiyle sınırlı değildir. Tıp alanında hastasına teşhis veya tedavi stratejisi geliştirirken yapay zekâyı epistemik bir mercek olarak kullanan hekimin, finans ve muhasebe alanında ticari sırları işleyen uzmanın, mimarlıkta ya da mühendislikte özgün proje geliştiren profesyonelin üretim alanı da benzer biçimde korunmalıdır. Tıbbi gizlilik, ticari sır, meslek etiği ve güven ilişkisi, telif temelli bir bürokratik izleme veya lisanslama mantığına tâbi kılınamaz.

Buradaki sorun sadece veri güvenliği değildir. Sorun, insanın mesleki muhakemesini geliştirirken kullandığı bilişsel aracın, dışsal bir denetim ve beyan rejiminin konusu hâline gelmesidir. Bu durum, meslek sahibinin yalnız çalışma ürününü değil, düşünme biçimini de dolaylı biçimde baskı altına alır. Oysa bilişsel özerklik, özellikle avukatlık, hekimlik, finansal danışmanlık ve benzeri yüksek güven ilişkisine dayalı alanlarda, mesleki bağımsızlığın ayrılmaz parçasıdır.

5846 sayılı FSEK hükümleri açıktır: Hak ihlalleri elbette önlenmeli ve yaptırıma bağlanmalıdır. Ancak insanların zekâlarını genişletmek için kullandıkları araçlar üzerinden genel bir “beyan ve lisans” kuşatması kurmak, fikir ve ifade hürriyetini, savunma serbestisini ve mesleki sır rejimini ağır biçimde zorlayacaktır. Teknolojik bir “protez” yardımıyla üretilen her düşünsel taslağı, her mesleki analizi veya her yaratıcı belgeyi dışsal bir lisans mantığına yaklaştırmak; insanın kendi bilişsel kapasitesini büyütme hakkına, mesleki mahremiyetine ve bağımsız muhakemesine müdahale anlamına gelir.

Hukuk, yaratıcı zihni takip ve kayıt altına almak için değil; o zihnin teknolojiyle bütünleştiği Homo Augmentus evresindeki mahremiyetini, bağımsızlığını ve özgürlüğünü korumak için işletilmelidir.

  1. Sonuç: Adil Bir Model İçin Çözüm Önerileri

Av. Halil Öztürk tarafından sunulan kanun teklifi, ilkesel düzeyde haklı bir kaygıdan yola çıksa da yapay zekâ teknolojisinin ontolojik doğasını ve Homo Augmentus (Artırılmış İnsan) evresindeki yaratıcılık pratiklerini tam olarak kavrayamamıştır. Teklif, yapay zekâyı yalnızca denetlenmesi gereken dışsal bir risk nesnesi olarak görmekte; oysa bu teknoloji, insan zihninin bilişsel sınırlarını genişleten bir “yapay uzuv” ve “epistemik protez” olarak da değerlendirilmelidir.

Bu nedenle dijital ekonominin adaletle büyümesi ve yaratıcı endüstrilerin korunması için şu üç aşamalı çözüm modeli benimsenmelidir:

  1. Girdi Aşamasında Geliştiricinin Sorumluluğu

Yapay zekâ sistemlerini eğiten büyük teknoloji aktörleri, telifli içeriklerle kurdukları değer zinciri için hak sahiplerine adil bir lisans bedeli ödemelidir. Bu yükümlülük, sistemin mimarı olan sağlayıcının işletme maliyeti olarak kabul edilmeli ve algoritmik adaletin temel şartı olan şeffaflıkla desteklenmelidir.

  1. Çıktı Aşamasında “Yönlendirici Telif” İlkesi

5846 sayılı Kanun’a aykırı fiiller saklı kalmak üzere, yapay zekâdan elde edilen çıktılar, zekâsına bu teknolojiyi eklemleyen ve süreci yöneten kullanıcıya ait sayılmalıdır. Benim savunduğum “Yönlendirici Telif” modeline göre, yaratıcı yönlendirme kapsamında ortaya çıkan üretimler bakımından insanın yaratıcı emeği, mükerrer bir lisans bedeliyle cezalandırılmamalıdır.

  1. Bürokratik Yükün ve Mesleki Mahremiyet Riskinin Bertaraf Edilmesi

Kullanıcıyı merkezi bir lisanslama veya beyan mekanizmasının parçası hâline getiren hantal yapıdan vazgeçilmelidir. Özellikle avukatlık, tıp, finans ve benzeri alanlarda, bir “yapay uzuv” yardımıyla üretilen belgelerin telif gerekçesiyle kayıt, bildirim veya lisans ilişkisinin konusu hâline gelmesi; mesleki sırları, kişisel verileri ve bilişsel özerkliği ciddi biçimde zedeleme potansiyeli taşımaktadır. Hukuk, bireyin teknolojiyle bütünleşmiş zihnini denetlemek için değil; onun ifade hürriyetini, mesleki bağımsızlığını ve bilişsel özerkliğini korumak için işletilmelidir.

Burada savunulan yaklaşım, yapay zekâ aracılığıyla gerçekleşen ihlalleri korumaz. 5846 sayılı Kanun’a aykırı fiillerde yani kanunu ihlal teşkil eden durumlarda mevcut FSEK hükümleri uygulanmalıdır. Korunması gereken şey ihlal değil; insanın teknoloji yardımıyla ortaya koyduğu meşru yaratıcı sentezdir.

Sonuç olarak; asıl telif muhatabı sistemi kuran, eğiten ve piyasaya süren firma olmalı, kullanıcı ise ancak açık ve somut bir ihlal durumunda sorumlu tutulmalıdır. Yapay zekâ, bizi bizden alan bir güç değil; aksine eksikliğimizi sorumlulukla yönetmemizi sağlayan ve bizi bize iade eden bir tasarımdır. Kanun koyucunun görevi, insanın kendi zekâsını teknolojiyle büyütme hakkına yeni bir yük bindirmek değil; bu yeni epistemik mimarinin adaletle işlemesini sağlamaktır.

Etik ve Metodolojik Not

Diyalojik Süreç ve Epistemik Sorumluluk Beyanı

Bu metin; yazarın ChatGPT, Gemini ve Google NotebookLM modelleriyle yürüttüğü diyalojik bir çalışma süreci içerisinde üretilmiştir. Süreç boyunca yapay zekâ araçları; literatür taraması, alternatif ifade önerileri ve kavramsal çerçeve geliştirme aşamalarında yazarın yönlendirmesi altında bir yardımcı araç olarak kullanılmıştır.

Bu çalışma, yapay zekânın otonom bir üretici değil; yazarın stratejik yönlendirmesi altında işleyen bir “epistemik uzuv” olduğu kabulüne dayanmaktadır. Bu yönüyle metin, yazar tarafından geliştirilen “Yönlendirici Telif” modelinin uygulamalı bir örneğini de teşkil etmektedir.

İçerikte yer alan tüm kavramsal çerçeve, hukuki değerlendirme, argümantasyon ve nihai metin sorumluluğu yazara aittir. Yapay zekâ araçları, bu süreçte bağımsız bir irade değil; yazarın bilişsel kapasitesini genişleten bir destek mekanizması olarak konumlandırılmıştır.

Bu insan–yapay zekâ iş birliği, yazarın savunduğu yapay zekâ vizyonunu üretim süreci içinde somutlaştırmak ve yöntembilimsel şeffaflık sağlamak amacıyla bilinçli olarak tercih edilmiştir.

Bu bağlamda eser, 5846 sayılı FSEK anlamında yazarın hususiyetini taşımakta olup; aynı zamanda şeffaflık ilkesi çerçevesinde bir “artırılmış bilişsel üretim” pratiğini belgelemektedir.

Kaynakça

Agency for Cultural Affairs, Government of Japan. (2024). General Understanding on AI and Copyright in Japan. Legal Subcommittee under the Copyright Subdivision of the Cultural Council.

Japonya Hükümeti, Kültür İşleri Ajansı. (2024). Japonya’da Yapay Zekâ ve Telif Hakkı Üzerine Genel Anlayış. Kültür Konseyi Telif Hakkı Alt Bölümü bünyesindeki Hukuk Alt Komitesi.

Intellectual Property Office of Singapore (IPOS). (2021). Singapore’s New Copyright Act: Computational Data Analysis Exception.

Singapur Fikri Mülkiyet Ofisi (IPOS). (2021). Singapur’un Yeni Telif Hakkı Kanunu: Hesaplamalı Veri Analizi İstisnası.

OECD. (2025). Intellectual Property Issues in Artificial Intelligence Trained on Scraped Data. OECD Artificial Intelligence Papers, No. 33.

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü). (2025). Kazınmış Verilerle Eğitilen Yapay Zekâda Fikri Mülkiyet Sorunları. OECD Yapay Zekâ Yazıları, No. 33.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM). (2026). 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (Esas No: 2/3634).

United Kingdom Intellectual Property Office. (2024). Copyright and Artificial Intelligence: Consultation. Department for Science, Innovation & Technology.

Birleşik Krallık Fikri Mülkiyet Ofisi. (2024). Telif Hakkı ve Yapay Zekâ: Danışma Belgesi. Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığı

United States Copyright Office (USCO). (2025). Copyright and Artificial Intelligence, Part 2: Copyrightability. A Report of the Register of Copyrights.

Amerika Birleşik Devletleri Telif Hakları Ofisi (USCO). (2025). Telif Hakkı ve Yapay Zekâ, Bölüm 2: Telif Hakkıyla Korunabilirlik. Telif Hakları Sicil Memuru Raporu.A

World Intellectual Property Organization (WIPO). (2023). Collective Management of Text and Image-Based Works.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO). (2023). Metin ve Görüntü Temelli Eserlerin Toplu Yönetimi.

Eğitim ve Formasyon
1969 yılında Karşıyaka'da doğdu. 1987 yılında İzmir Çınarlı Teknik Lisesi Elektrik bölümünden ve 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nden mezun oldu. Teknik lise kökeninden gelen analitik bakış açısını hukuk formasyonuyla birleştirerek kariyerini şekillendirmiştir.
Yayıncılıkta Teknoloji ve Yapay Zekâ Vizyonu
• Ankara Barosu “Yapay Zekâ Hukuku Merkezi” Danışma Kurulu üyesidir.
• Legal Blog ve Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisinde Yapay Zekâ ve Hukuk üzerine çok sayıda makalesi yayımlanmıştır.
• Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştirilen “Yargıda Dijitalleşmenin Medenî Yargılamaya Egemen Olan İlkelere Etkisinin Araştırılması Projesi Ulusal Çalıştayı’na (20 Aralık 2024) katılmış ve Çalıştay’da Yapay Zeka Üzerine sunduğu görüşleri “Medeni Yargıda Dijitalleşmenin Etkileri” isimli kitapta yer almıştır.
• İstanbul Gedik Üniversitesinde gerçekleştirilen IRENEC 2026 Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı’na katılarak 'Enerji Hukukunda Yapay Zekânın Kaçınılmazlığı: Normatif Kör Noktaların Tespiti, Mevzuat Kesişimlerinin Analizi ve Düzenleme Değişikliklerinin Sistemik Etkisinin Öngörülmesi' başlıklı tebliğini sunmuştur. Bu çalışmasında yapay zekâyı, enerji hukukunun çok katmanlı ve karmaşık yapısında insan muhakemesinin erişim alanını genişleten bir 'epistemik protez' ve 'artırılmış uzmanlık' aracı olarak konumlandırmıştır. Sunumunda; mevzuat haritalama, içtihat kümeleme ve düzenleyici değişikliklerin sistemik etkilerini simüle etme gibi işlevlerin, enerji hukuku gibi teknik yoğunluk içeren alanlarda artık metodolojik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulamıştır.
• NilRTV de Mersin Önceki Baro Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz ile iki kez Yapay Zeka ve Hukuk konulu canlı yayın röportajına katılmıştır.
• 2001 yılında Legal Yayıncılık A.Ş. ve Legal Kitabevi A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak sektöre yeni bir soluk getirmiştir. Klasik yayıncılığı teknolojiyle birleştirerek, Türkiye’nin en kapsamlı kaynaklarından biri olan **"Legal Online Veri Tabanı"**nı (Legalbank) hukuk dünyasına kazandırmıştır. "Yapay Zeka ve Hukuk" alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, hukuk teknolojilerinin (LegalTech) Türkiye'deki gelişimine ve yayıncılık süreçlerine entegrasyonuna yönelik çalışmalarına devam etmektedir.

Akademik ve Uluslararası Girişimler
Yayıncılık faaliyetlerini ulusal sınırların ötesine taşıyarak uluslararası bir vizyon ortaya koymuştur.
• YÖK ve TÜBİTAK ULAKBİM kriterlerine uygun, hakemli 10 akademik hukuk dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaparak doktrinin gelişimini desteklemektedir.
• Arnavutluk’ta kurduğu Legal Publishing Shpk ve Tiran’da yayımlanan Revista Akademike Legal (Arnavutça/İngilizce) dergisi ile Türk hukuk yayıncılığının yurt dışındaki temsilcisi konumundadır.
• Özellikle Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu gibi temel yasaların değişim süreçlerinde hazırladığı karşılaştırmalı eserler ve sistematik çalışmalar, bugün hala hukukçuların temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır.

Baro ve Mesleki Örgütlenme Çalışmaları
• İstanbul Barosu: İstanbul Barosu Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevine uzun yıllar devam etti. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi´nin (AHM) kurucu üyeliği ve uzun süre merkez yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2022 – 2023 yılları arasında İstanbul Barosu AHM Sözcüsü oldu. İstanbul Barosu Sağlık Komisyonu üyeliğinde de bulunan Çakmakcı, İstanbul Barosu “Avukat Hakları” ve “CMK” Eğitim sertifikalarına sahiptir. İstanbul Barosu, Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu, Çevre ve İmar Komisyonu üyesidir. İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Kuruluşunda ve bazı dönemlerinde İstanbul Barosu “Baro Meclisi” üyesi olmuştur.
• Türkiye Barolar Birliği (TBB): Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Türkiye Barolar Birliği "Arama Konferansı" Moderatörlük Eğitimini tamamlamıştır. Antalya Barosu, Mersin Barosu ve Hatay Barosu'nda Avukatlık Hukuku üzerine seminerler vermiştir. Seminerleri TBB Televizyonunda yayınlanmıştır. "Avukat Hakları" isimli TBB AHM iç eğitim yayınını hazırlamıştır.
• Delegelik ve Grupsal Faaliyetler: İstanbul Barosu Genel Kurulunda 2018-2020 ve 2022 – 2024 dönemi “Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi” seçilmiştir. 2024-2026 Dönemi Türkiye Barolar Birliği İstanbul 1. Yedek Delegesi olarak seçilmiştir. Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubunun iki dönem Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür.
Kurumsal Kariye ve Eğitmenlik
• Kurumsal Deneyim: Lebib Yalkın Yayınlarında Vergi ve Ticaret Hukuku Mevzuat Uzmanı ve Mükellefin Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, Türkiye İş Bankası Hukuk İşleri Müdürlüğünde uzun süre Avukatlık yapmıştır.
• Eğitmenlik: Türkiye İş Bankası Eğitim Müdürlüğünde orta ve üst düzey yöneticilere “Hukuk Eğitmeni” olarak hukuk dersleri verdi. Türkiye Bankalar Birliği Eğitim Merkezinde “Hukuk Eğitmeni” olarak dersler vermiştir.
• Modern Hukuk Akademisi: Modern Hukuk Akademisinin Başkanlığını ve Hukuk Eğitmenliği görevini yürütmüştür. Akademi bünyesinde "Sağlık ve Hukuk Gündemi" ve "Hukuk Söyleşileri" başlıklı söyleşileri hukukçu ve doktorların katılımı ile gerçekleştirmiş ve online yayınlamıştır.
• Görevler: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunda Uzlaştırmacı olarak görev yapmıştır. Sakarya Üniversitesi "Uzlaştırmacı Eğiticiliği Eğitimi" sertifikasına sahiptir. Arabuluculukta Taraf Avukatları Grubunun (ATAG) kurucularındandır.
Sosyal Sorumluluk, Kültür ve Sanat
• Sivil Toplum: Kamu Yararını Savunma Derneği Başkanlığı görevini uzun yıllar yürütmüştür. Bu çerçevede çevre, kadın ve avukat haklarına yönelik çalışmalar yapmıştır. Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olup Moda sahilinin korunması ve yeşil alanların savunulması için faaliyetler yürütmüştür. Anadolu Yakası Balkan Göçmenleri Derneği Başkan Yardımcısıdır.
• Kültür ve Yayıncılık: Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi Yayın Kurulu üyesidir. Türkçe / İngilizce yayınlanan “Makam Müzik Dergisi” isimli Türk Müziği Dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür. Modanın Renkleri Müzik Korosunda “Korist” olarak yer almıştır.
• Uluslararası Ödüller: Yemek Kitapları editörü olup, editörlüğünü yaptığı iki ayrı yemek kitabı ile Gourmand Cookbooks Awards tarafından iki kez “Dünyanın En İyi Yemek Kitapları Editörü” ödülüne layık görülmüştür.
Halen Kadıköy´de İstanbul Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.