Avrupa Birliği sürdürülebilir bir gıda sistemine geçişte başarılı olacaksa, yerel seslere ve girişimlere daha fazla yer açması gerekmekte; bu da, Avrupa Birliği’nin iç pazarına yeni bir bakış açısı gerektirmektedir.
Avrupalıların mutfak geleneklerini kutlamak için birçok nedeni olsa da, Avrupa Birliği gıda sistemi sevinmek için daha az neden sunmaktadır. Çevresel bozulma, kötü insan sağlığı ve hayvanların büyük ölçekte acı çekmesi anlamına gelir[1]. Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için, özellikle Avrupa İklim Yasası’nda[2] (European Climate Law) belirtildiği gibi net sıfır sera gazı emisyonlu bir ekonomiye geçiş için radikal bir değişime ihtiyaç vardır. Avrupa Birliği’nin bu tür değişiklikleri gerçekleştirmeye yönelik ana çabası olan Çiftlikten Sofraya Stratejisi[3] (Farm to Fork Strategy), kıta genelinde yeşil politikalara karşı muhalefet arttığı için belirsizliğini korumakta ve anlamlı yasal eylem uzak bir ihtimal gibi görünmektedir.
Eski bir gıda vizyonu
Bu yavaş ilerlemenin arkasında birçok politik ve yasal faktör yatmaktadır. Bunlardan biri hak ettiği ilgiyi görmemiştir: Avrupa Birliği’nin iç pazarının rolü, temel hedefleri, kavramları ve araçları. Basitçe söylemek gerekirse, temel sorun, iç pazarın gıdayı sadece bir meta olarak ele alması, onu piyasa güçlerine tabi tutması ve yerine getirdiği diğer çeşitli işlevleri görmezden gelmesidir. Avrupa Birliği gıda hukuku, tüketicilerin, insan tüketimi için güvenli olduğu sürece, bileşimi ve üretim şekli ne olursa olsun istedikleri gıdaya erişebilmeleri gerektiği öncülüne dayanmaktadır. Bu, doğrudan Avrupa Birliği gıda hukukunun iç pazar doğasından kaynaklanmaktadır; ticaret engellerini kaldırmayı ve tüketici seçimini en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan, ancak büyüme sonrası dairesellik ve tüketimden arındırma kavramlarına uymayan mevzuat[4]. Sürdürülebilirliği ciddiye almak, iç pazarın dayandığı bazı temel varsayımları sorgulamamızı gerektirir.
Yerel odak
Dahası, sürdürülebilir bir gıda sistemine geçiş, Avrupa Birliği’nin daha fazla tekdüzelik için geleneksel taleplerinden uzaklaşarak ölçeği değiştirmeyi de gerektirir. İç pazar yasası, ulusal düzeyde yapılan politika yeniliğini ve deneyleri çok sık engeller. Düzenleyici çeşitliliğe açıklığı çoğunlukla nesnel ve bilimsel olarak belirlenebilen risklerle sınırlıdır. Bu bir sorundur. Yeşil geçişe yönelik mevcut muhalefet, Avrupa Birliği işlerinin daha fazla siyasallaşmasına ve yerel değerlere, bilgiye ve yaşam tarzlarına daha fazla önem verilmesi yönündeki talebin artmasına yol açmaktadır[5].
Bu, özellikle bireysel ve kolektif benliklerimizle güçlü bir şekilde yankılanan yiyecek söz konusu olduğunda geçerlidir[6]. Yiyecek, Avrupa Birliği’nde yerel sınırları ve kimlikleri belirleyen bir kültürel politika aracı olarak kullanılır. İç pazar yasası, yiyecek ve diğer tüketim biçimlerine ilişkin bu anlayışa yer açmak için gereken yansımadan yoksundur. Tüketicilerin ve yereldeki diğer aktörlerin sıradan bakış açılarına yer açmakta zorlanır. Önümüzdeki görevin karmaşıklığı ve siyasi çıkmaz riskiyle karşı karşıya olduğumuzda, yerel odağı geri getirmemiz gerekir.
İç pazarı yeniden icat etmek için bir örnek çalışma olarak sürdürülebilir gıda
İç pazar bebeğini, zayıf çevresel ve sosyal performansının yarattığı banyo suyuyla birlikte mi atmalıyız? Hayır, çünkü potansiyeli sürdürülebilir geçişi sınırlamak yerine yönlendirmek için kullanılabilir. Ancak bunun için, iç pazar hukukunun temel kavramlarından bazılarını (haklı gerekçeler ve takdir yetkisi marjı, orantılılık, uyumlaştırma vb.) düzenleyici çeşitliliğe ve piyasa dışı hedeflere ve değerlere daha açık bir şekilde yeniden düşünmek için biraz yaratıcı düşünme gerekir. Gıdayı bir vaka çalışması olarak görüyoruz, bu da bize daha geniş anayasal dersler çıkarma olanağı sağlıyor. Gıda ve iç pazarın ötesinde, Avrupa Birliği yasamasında çeşitli dünya görüşlerinin, bilginin ve geçim kaynaklarının daha iyi kabul edilmesi için bir kapsam vardır[7].
Yeni bir araştırmanın gündemi
Bu yazıda özetlenen konular karmaşıktır ve çok disiplinli bir yaklaşım gerektirir. Gıda politikası reformları yalnızca Avrupa Birliği yurttaşlarına daha sağlıklı beslenme sağlamayı hedeflememeli, aynı zamanda çevresel ve sosyoekonomik etkilerini de dikkate almalıdır. “Çember içine almak mı? Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik zorlukları ışığında gıda için iç pazarı yeniden tasarlamak” (Squaring the circle? Reimagining the internal market (for food) in light of the EU’s sustainability challenges) başlıklı araştırma projesi, bu hedeflerle uyumlu politika reformları hakkındaki bilgiyi derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Avrupa Birliği düzeyinde ne yapılması gerektiği hakkında oldukça fazla şey biliyoruz[8]. Projemiz Hollanda’da ve ötesinde yerel sosyal yeniliklere odaklanacaktır: kısa gıda tedarik zincirleri, toplum destekli tarım, sivil gıda ağları, vb.
Avrupa Birliği iç pazar hukuku, gıda sürdürülebilirliği alanında yerel, ulusal ve Avrupa düzeylerindeki eylemleri ne ölçüde kısıtlıyor ve vatandaşlar ve yerel gruplar tarafından nasıl alınıyor ve deneyimleniyor? En kırılgan olanları geride bırakmayan sürdürülebilir geleceklere ‘adil geçiş’, sistemsel değişiklikleri yönlendirmede bireylerin, toplulukların ve marjinal grupların rolünü ve yerini tartışmak için iyi bir sıçrama tahtası sağlayacaktır[9].
Bu proje, iç pazarı sürdürülebilir gıda geçişinin bir yardımcısı haline getirmek için somut değişiklikleri belirlemeyi ve önermeyi amaçlamakta olup; bunlar arasında yeni siyasi öncelikler, yargısal yaklaşımlar ve anayasal reform yer almaktadır. Bu önerilerle, mevcut Avrupa Birliği gıda sistemi, iç pazar ve Avrupa Birliği’nin kendisi olumlu bir dönüşüm geçirebilir.
[1]<https://op.europa.eu/en/publication-detail/-/publication/9f582c41-1565-11ee-806b-01aa75ed71a1>.
[2]<https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2021/1119/oj>.
[3]<https://food.ec.europa.eu/horizontal-topics/farm-fork-strategy_en>.
[4]<https://www.cambridge.org/core/journals/european-journal-of-risk-regulation/article/rethinking-consumer-empowerment-new-directions-for-sustainable-food-law-in-an-era-of-eu-discontent/D89A3726A051BE88143AF8877F67E26E>.
[5] <https://eprints.lse.ac.uk/115520/>.
[6]<https://cup.columbia.edu/book/gastronativism/9780231202077>.
[7]<https://www.mdpi.com/2071-1050/11/14/3881>.
[8]<https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/35265982/>.
[9] Bkz. “8” no.lu dipnot.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.


