‘Çok Taraflı Kalkınma Bankaları’ Finansal Ateşleme Güçlerini Nasıl Artırabilir?

Giriş

Çok taraflı kalkınma bankaları [multilateral development banks], düşük ve orta gelirli ülkelerde ekonomik kalkınmayı teşvik eden, uzun vadeli hedeflere ulaşmak için finansman, teknik destek ve tavsiye sağlayan uluslararası finans kuruluşlarıdır. Şu anda, çok taraflı kalkınma bankaları, özellikle hissedarları olan egemen devletler arasındaki olası çıkar çatışmaları açısından, kaynak seferberliği, optimizasyon, tahsis, risk yönetimi ve karmaşık özel sektör ilişkileri konusunda önemli engellerle karşı karşıyadır. G20 tarafından görevlendirilen Bağımsız Uzman Grubu [Independent Expert Group], küresel ekonominin karşı karşıya olduğu zorlukları ve çok taraflı kalkınma bankalarının etkili yanıtlar formüle edip sağlaması için acil ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.

Küresel olarak, iklim değişikliğinin hafifletilmesi, yoksulluğun azaltılması ve düşük ve orta gelirli ülkelerde refahın teşvik edilmesi gibi kamu hedeflerine ulaşmak için güçlü bir hırs mevcuttur. Bu hedeflere ulaşmak için önemli miktarda fonlama şarttır ve iyi sermayelendirilmiş çok taraflı kalkınma bankaları olmadan, ülkeler kendilerini tavizsiz kredi verenlerle ‘fayda sağlamayan’ anlaşmaları kabul etmek zorunda bulabilirler. Dünya Bankası [World Bank] başkanlığı, ‘bankanın yapabileceği tüm finans mühendisliği’ni kullanarak ‘bilançosunu genişletme’ ihtiyacı olduğunu belirterek bu sorunu zaten kabul etmiştir[1].

Söz konusu mesele, Bağımsız Uzman Grubu raporunda belirtildiği gibi, çok taraflı kalkınma bankalarının bunları ‘daha iyi, daha cesur ve daha büyük’ hale getirmelerini nasıl öngörecekleridir. Ana seçenekler şunlardır: (i) dönüşüm amaçlı yatırımları desteklemek için işletme modellerini değiştirmek, (ii) uygun bir maliyetle finansmanı ölçeklendirmek ve (iii) özel sektörü merkeze yerleştirmek ve onları daha aktif bir rol üstlenmeye zorlamak.

Bir yandan, dönüşüm amaçlı yatırımlar söz konusu olduğunda, çok taraflı kalkınma bankalarının onay süreçleri genellikle çok uzun sürer ve bürokratik koşullar acil ihtiyaçları karşılayan projelerin başlatılmasını geciktirebilir. Sonuç olarak, dünyanın saati işliyor ve yoksulluk ile egemen borçların hâlâ azaltılması gerektiği için bu gereklilikleri basitleştirmek önemlidir. Dönüşüm amaçlı yatırımlar, finansmanı kalkınma projelerine bağlamaya odaklanmalı, kapsam, borç-geliştirme takaslarının hedeflerine benzer şekilde yerel bağlamlara göre ayarlanmış belirli girişimleri hedeflemelidir (örneğin Fildişi Sahili borç-geliştirme takası[2]).

Öte yandan, uygun maliyetle finansmanı ölçeklendirmek, mevcut kaynak havuzunu genişletmek için alternatif bir stratejiyi temsil eder. Finansal kaynakları kaldıraç olarak kullanmak, daha fazla kaynak elde etmek ve daha fazla ateşleme gücüne sahip olmak için uygulanabilir bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Son zamanlarda, Dünya Bankası’nın ev sahipliği yaptığı İklim Yatırım Fonları, ölçeklendirmek ve yeni sermaye yaratmak için sermaye piyasalarını kullanarak iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınma için finansmanı harekete geçirmek üzere özel olarak tasarlanmış bir tahvil çıkarmıştır[3].

Son olarak, kaynak payını artırmanın bir başka yolu da, özel sektörü çok taraflı kalkınma bankalarına finansman ve destek sağlama sürecine dâhil ederek gelişmekte olan ülkelere yatırım yapmanın getirdiği riski azaltmaktır. Bu iki seçeneği (kaynakların kaldıraç etkisi ve özel sektör katılımının artırılması) başarmak için (i) projelerin riskini azaltmak için stratejik finansman ve (ii) menkul kıymetleştirme için stratejik finansman, bunu gerçekleştirmenin uygulanabilir yolları olarak düşünülebilir.

İlk seçenek, sağlamlık hissi sağlamak veya yeni girişimlerde ilk kayıpları absorbe etmek için çok taraflı kalkınma bankası veya hayır amaçlı fonlardan fonları kaldıraç olarak kullanarak projelerin riskini azaltmak için stratejik finansman kullanmayı içerir. Örneğin, sürdürülebilir bir fon herhangi bir kayıpta ilk darbeyi alabilir (örneğin Danish SDG Investment Fund II[4]), böylece özel sektöre, gelişmekte olan piyasalar ile gelişmekte olan ekonomilerdeki [emerging market and developing economies] yatırımlarla ilişkili yüksek risk nedeniyle fazladan bir güvence katmanı sağlayabilir.

İkinci seçenek ise, riski daha geniş bir şekilde dağıtmak için kalkınma kredilerini menkul kıymetleştirmektir. Dünya Bankası, Eylül 2024’te kendi menkul kıymetleştirme programını başlatmış[5] ve burada çok taraflı kalkınma bankalarının Sermaye Yeterlilik Çerçeveleri [Capital Adequacy Frameworks] önlemleri ve diğer finansal yenilikler yoluyla [kendi] kolektif finansman kapasitesini genişletmek ve özel sektörü harekete geçirmek için ortak adımlar attığını […] vurgulamış olup; tüm bunlar [bizim] kalkınma etkinliğini artırmayı amaçlamaktadır. Benzer bir şekilde, Uluslararası Finans Kurumu [International Finance Corporation-IFC] da, özel yatırım çekmek için Toptan Etkinleştirilmiş Menkul Kıymetleştirme Programı’n[6]ı [Warehouse-Enabled Securitization Program] teşvik etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) seçimlerinin ardından, çok taraflı kalkınma bankaları çok taraflı kuruluşlarda ABD’nin daha az katılımının somut olasılığıyla karşı karşıyadır. Aynı zamanda, Avrupa Birliği de Ukrayna’nın devam eden işgali nedeniyle kendi ekonomik zorluklarıyla karşı karşıya kalırken, finans dünyası daha yüksek borçlanma maliyetiyle de karşı karşıyadır. Son olarak, özel fonlar 2050 yılına kadar net sıfır gaz emisyonu taahhüt eden iklim değişikliği grubundan ayrılmış (yani, BlackRock ve Vanguard Net Sıfır Varlık Yöneticilerinden ayrılmıştır[7]) olup bu durum iklim hedeflerini ele alan projeler için finansman akışı gelirini potansiyel olarak etkileyebilir. Sonuç olarak, bu kısıtlamalar kalkınma projelerinin finansmanını önemli ölçüde etkilemektedir.

  1. Çok taraflı kalkınma bankalarının stratejik finansmana yaklaşımı

Bağımsız Uzman Grubu’nun bir diğer raporunda[8] da, gelişmekte olan piyasalar ile gelişmekte olan ekonomilerin iklim eylemi ve daha sürdürülebilir altyapı yatırımları için toplam yıllık harcamanın 2019 ila 2030 yılları arasında 3 trilyon dolar artması gerektiği tahmin edilmektedir. Çok taraflı kalkınma bankaları, bu miktarı güvence altına almak için özel finansman çekmede katalizör olarak önemli bir rol oynamaktadır. Büyüme ve sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemek için, ülkeler genellikle kamu-özel sektör ortaklığıyla çalışarak sermaye seferberliğini artırmaya çalışmaktadır. Ancak, özel yatırımcılar genellikle etkili koruma veya sigorta mekanizmaları yerinde olmadığı sürece iklimle ilgili ve kalkınma projeleri için sermaye taahhüt etme konusunda isteksizdir.

Bu bağlamda, çok taraflı kalkınma bankaları, borç dağıtımını altyapı, sağlık ve diğer temel sektörlerle uyumlu hale getiren hızlı ekonomik büyümeyi yönlendiren projeleri (genellikle kalkınma için borç programları olarak adlandırılır) desteklemeye odaklanabilir. Bazı durumlarda, bu genişleme odaklı olmayabilir ancak bunun yerine, ekonomik istikrarı geri kazandıran politikaları uygularken ve sürdürülebilir bir borç yoluna geri dönerken ve büyümeyi başlatırken bir krizden etkilenen ülkelere nefes alma alanı yaratmak için finansal destek sağlayabilir (örneğin, IMF belirli koşullar koyar[9]).

Tarihsel olarak, çok taraflı kalkınma bankaları geleneksel kredilendirmeye büyük ölçüde güvenmiş, kredileri bilançolarında tutmuş ve böylece sermayeyi daha verimli bir şekilde dağıtma kapasitelerini sınırlamıştır. Bu kısıtlamaların üstesinden gelmek için, çok taraflı kalkınma bankaları garantileri, döviz risk yönetimi araçlarını ve sentetik menkul kıymetleştirmeyi dâhil ederek finansal araçlarını çeşitlendirmelidir. Bu mekanizmalar, likiditeyi artırabilir ve sınırlı sermayelerinin erişimini genişletirken bazı riskleri özel yatırımcılara aktarabilir ve nihayetinde ilave kredi kapasitesini açığa çıkarmak için daha esnek ve geniş bir bilanço oluşturabilir.

Egemen kredilendirmeyle ilişkili yüksek temerrüt riski göz önüne alındığında, birçok özel kredi veren genellikle doğrudan katılımdan kaçınır. Menkul kıymetleştirme tekniklerini benimseyerek, çok taraflı kalkınma bankaları yatırımcılara kredilerindeki potansiyel kayıpların bir kısmını üstlenmeleri için ödeme yapabilir, böylece riski dağıtabilir ve çok taraflı kalkınma bankalarının kaynaklarını daha etkili bir şekilde kaldıraç olarak kullanmalarını sağlayabilir. Menkul kıymetleştirme yaklaşımı, yatırımcıları doğrudan egemen riske maruz bırakmadan özel sektör katılımını teşvik edecektir. Sonraki bölüm bu alternatife odaklanacaktır.

  1. Çözüm olarak menkul kıymetleştirme

Menkul kıymetleştirme, riski yönetmek için bir finansal araç olarak anlaşılmaktadır. Önüne ‘sentetik’ sözcüğü eklenirse, kredinin finansal kuruluşun bilançosunda kalacağı ancak riskin üçüncü bir tarafa (yani kredi temerrüt takasları aracılığıyla) devredileceği anlamına gelir. Sonuç olarak, temerrütten kaynaklanan potansiyel kayıplar yatırımcılar tarafından karşılanacak ve/veya taraflar arasında dağıtılacaktır.

Çok taraflı kalkınma bankaları tarafından yapılan sentetik menkul kıymetlendirme, 2008 yılındaki finans krizine katkıda bulunan menkul kıymetlendirme türlerinden farklıdır, çünkü krediler Özel Amaçlı (Finansal) Araç’a (Special Purpose Vehicle) aktarılmak yerine çok taraflı kalkınma bankası bilançosunda kalır, yani çok taraflı kalkınma bankası kapsamlı bir denetim sürdürür. Bu, küresel finans krizinden önce ticari bankaların kredileri (örneğin ipotekleri) yatırımcılara tamamen devrettiği, böylece kendi risklerini azalttığı, kredi izlemeyi ortadan kaldırdığı ve kredilerin yüksek kalitede olmasını sağlama motivasyonlarını azalttığı, yani daha yüksek ahlaki tehlike ve ters/menfi seçime [moral hazard and adverse selection] maruz kaldığı durumla çelişmektedir.

Çok taraflı kalkınma bankası kredileri fiili bir ‘Tercihli Alacaklı Statüsü’nden[10] [Preferred Creditor Status] yararlanır, bu nedenle, borç alan ülkelere verdikleri krediler genellikle herhangi bir yeniden yapılandırmadan muaf tutulur ve tamamen geri ödenir. Sonuç olarak, çok taraflı bir kalkınma bankası kredilerini satarsa, Tercihli Alacaklı Statülerinin özel kredi verenlere devredilmemesi ve Tercihli Alacaklı Statülerini kaybetmeleri endişesi vardır. Bu nedenle, portföyü sentetik menkul kıymetleştirme yoluyla riski özel sektöre devrederek kaydırmak, kıdemlerini korurken yeni krediler için sermayeyi serbest bırakmanın bir yoludur.

Bu yaklaşımın başarısını iki örnek vurgulamaktadır. Ekim 2018’de, Afrika Kalkınma Bankası’nın ‘Room2Run’ programında[11], çok taraflı kalkınma bankalarının kredi kapasitesini genişletmek için finanslarını nasıl yönettikleri konusunda büyük bir değişimde ilk yaklaşım uygulanmıştır. Özel sigorta ve sentetik menkul kıymetleştirme satın alma yoluyla 47 kredi havuzundaki ara kat riskini özel sektöre aktarmış ve 650 milyon dolarlık yeni krediyi serbest bırakmıştır. Daha yakın zamanda, Amerika Ülkeleri Kalkınma Bankası [Inter-American Development Bank; IDB], özel yatırımcıların Latin Amerika ve Karayipler’den çok taraflı kalkınma bankası varlıkları satın almasını sağlayan türünün ilk örneği olan 1 milyar dolarlık bir menkul kıymetleştirme işlemi gerçekleştirmiştir. Kredilere karşı tutması gereken sermayenin bir kısmını azaltmayı amaçlayan Amerika Ülkeleri Kalkınma Bankası, geleneksel kredi sigortasından uzaklaşmaya başlayarak işi harekete geçirmek ve hızlandırmak için portföy çözümlerine bakmaktadır.

Sonuç

Çok taraflı kalkınma bankaları, kısıtlı kamu finansmanı ve artan jeopolitik belirsizlik ortamında küresel kalkınmanın artan taleplerini karşılamak için finansal stratejilerinde yenilik yapmalıdır. Güçlü temel sermaye önemli olmaya devam ederken, özel sektör oyuncularının (özellikle emeklilik fonları ve kurumsal yatırımcılar) menkul kıymetleştirmeler yoluyla katılımı, finansal sürdürülebilirliği sağlarken finansman açığını kapatmak için hayati önem taşımaktadır. Stratejik finansman mekanizması ve menkul kıymetleştirme ile birleştirilen risk azaltma mekanizması, nakit akışının engelini kaldırmak için acil çözümlerdir.

Sentetik menkul kıymetleştirme ise, paranın sınırlı olduğu, yatırımcıların sonuçlara rağmen kâr aradığı ve riskin transfer edilmediğinden ve çok taraflı kalkınma bankalarının bilançosuyla sınırlı olduğundan emin olabilecekleri alternatif bir seçenektir. Finansmanın Pandora Kutusu içinde temel bir araç olarak ortaya çıkar, sürekli evrim ve ilerleme için çabalayan bir dünyada umudun sağlam kalmasını sağlayan bir mekanizmadır.

[1]<https://www.cfr.org/event/david-morse-lecture-ajay-banga>.

[2]<https://www.worldbank.org/en/who-we-are/news/campaigns/2024/debt-swap-cote-divoire#:~:text=A%20debt%2Dfor%2Ddevelopment%20swap,to%20the%20country’s%20education%20sector.>.

[3]<https://www.cif.org/news/ccmm-issuance>.

[4]<https://www.ifu.dk/en/news/new-danish-2-7bn-fund-contributes-to-sustainable-development-goals-in-developing-countries/>.

[5] <https://www.devcommittee.org/content/dam/sites/devcommittee/doc/documents/2024/Final_DC2024-0004.pdf>.

[6]<https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/2024/WESP-Presentation-Seminar-IFC-Day-Nov-6-2024-External.pdf>.

[7]<https://www.reuters.com/sustainability/blackrock-quits-climate-group-wall-streets-latest-environmental-step-back-2025-01-09/>; <https://www.reuters.com/business/sustainable-business/vanguard-quits-net-zero-climate-alliance-2022-12-07/#:~:text=%22We%20have%20decided%20to%20withdraw,investors%2C%22%20Vanguard%20said%20%2C%20opens>.

[8]<https://www.cgdev.org/sites/default/files/The_Triple_Agenda_G20-IEG_Report_Volume1_2023.pdf>.

[9]<https://www.imf.org/external/pubs/ft/aa/index.htm>.

[10]<https://www.cesifo.org/en/publications/2023/working-paper/preferred-creditor-status-multilateral-development-banks>.

[11]<https://www.afdb.org/en/news-and-events/african-development-bank-and-partners-innovative-room2run-securitization-will-be-a-model-for-global-lenders-18571>.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.