Geçiş Döneminde Uyum: Politik ve Düzenleyici Türbülanslarda Yol Alma

Sürdürülebilir uyumun (sustainable compliance) anahtarı, düzenleyici veya politik değişimleri takip etmemek yerine temel değerlere dönmektir. Politik ve kurumsal uyumun kesişimi, hem yeni hem de yerleşik düzenlemelerin sürekli meydan okuma altında olduğu bir belirsizlik fırtınası yaratmıştır. Uyum tek başına bir yolculuk olmak zorunda değildir.

Etik ve uyum artık giderek daha fazla siyasallaşan bir konu haline gelmiştir. Mevcut politik ve düzenleyici ortam çalkantılı olup, gelecekteki koşullar ve beklentiler konusunda belirsizlik yaratmaktadır. Birçok şirket, hem yeni getirilen düzenlemelerin hem de onlarca yıllık düzenlemelerin sorgulandığı bu değişen ortamda nasıl yol alacağıyla boğuşmaktadır.

Bu yazıda, bu fırtınada yolumuzu bulmamıza yardımcı olacak dört yol gösterici yıldız ortaya koyuluyor: değerlere geri dönülmesi, risk odaklı bir yaklaşımdan yararlanılması, teknolojinin benimsenmesi ve tutarlılığın sağlanması (returning to your values, leveraging a risk-based approach, embracing technology and ensuring consistency).

  1. Değerlere geri dönülmesi

Etik ve uyum çalışmalarında yaygın bir hata, düzenlemeleri yönetim kurullarını ve işletme idaresini etkilemek için kaba bir araç olarak kullanmaktır. Düzenleyici ve politik belirsizlik zamanlarında, güçlü bir temele sahip olmak her zamankinden daha kritiktir. Uzun vadede gelişen şirketler yalnızca şu ana odaklanmakla kalmaz, aynı zamanda bugün alınan kararların önümüzdeki beş veya on yıl içinde incelemeye dayanabilmesini sağlar. Tarih bize bu konuda başarısızlığın genellikle ciddi değer kaybına ve temel işletmenin bozulmasına yol açtığını gösterir.

Her türlü işte her zaman düzenlemeler olacaktır. Ancak, düzenleyici baskı nedeniyle öncelikli olarak sürdürülebilirliğe odaklanan şirketler, düzenleyici talepler hafifledikçe tereddüt edebilir. İşletmeler, düzenlemeler ortaya çıktıkça bunlara uymak yerine, uyumu uzun vadeli stratejilerine proaktif bir şekilde entegre etmeli ve rekabet avantajlarını güçlendirdiğinden emin olmalıdır.

“Asgari yasal uyuma odaklanıyoruz” demek hiçbir zaman iyi bir iş stratejisi olmamıştır. Bunun yerine, uzun vadeli değer yaratan ve başkalarına verilen riskleri ve zararları en aza indiren şeyin ne olduğunu belirlemeye odaklanılmalıdır. Aslında teoride oldukça basittir, ancak pratikte bunun tutarlı ve bilinçli bir çalışma gerektirmesi gerekir. Şirketler kim olduklarını ve neyi savunduklarını tanımlamalı, temel değerlerinin karar almaya rehberlik etmesini sağlamalıdır.

  1. Risk temelli bir yaklaşımdan yararlanılması

Odaklanma ve etkiyi garantilemek için, etik ve uyum ekipleri risk temelli bir yaklaşıma sahip olmaya devam etmelidir. Ve bunda daha iyi olmamız gerekir. Düzenleyici kurumlar, uyum işlevlerinin tüm yeni düzenlemeleri aynı aciliyet seviyesinde ele almak yerine riskleri etkili bir şekilde önceliklendirmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Küresel ölçekte faaliyet göstermek ve tüm gelişen düzenlemeleri yerel düzeylerde izlemek bunaltıcı olabilir. Yeni düzenlemeler ortaya çıkar ve eski düzenlemeler sürekli olarak gelişir. Küresel şirketler için önemli bir zorluk, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği arasında artan düzenleyici farklılıktır. Ayrıca, düzenlemelerin ve uyumun bir engel ve gereksiz kötülükler olarak görüldüğü bir ortamda kaynaklar kıttır ve belki de daha da fazla zorlukla karşı karşıyadır.

Yönetim kurulu düzeyinde, yerel uyum koşullarını karşılamak için ne kadar çaba ve kaynak gerektiğini kavramak bazen zor olabilir. Bu alanda uyum için önemli bir alan vardır. Şirketlerimizle ilgili belirli riskleri değerlendirme ve kaynakları buna göre tahsis etme yeteneğimizi geliştirmemiz gerekir. Her şey en önemli öncelik olamaz.

  1. Teknoloji ve yapay zekânın kucaklanması

Çalışma biçimlerimizde verimlilik ve bütünleşmeyi sağlamak için teknolojiyi benimsemeye devam etmemiz gerekir. Yapay zekâ ve veri analitiğinin giderek daha fazla uyum işlevlerine entegre edilmesi beklenmekte olup; birçok hukuk ve uyum ekibi şu anda daha iyi kararlar almak ve davranışsal ve kültürel sorunlarla daha etkili bir şekilde çalışmak için teknolojiden nasıl yararlanacaklarını araştırmaktadır.

Yapay zekâ, uyum çalışmaları için hem fırsatlar hem de zorluklar sunar. İlk olarak, yapay zekânın kendisi düzenleyici uyumun odak noktası haline gelmektedir. Genel Veri Koruma Yönetmeliği’nden (General Data Protection Regulation) siber güvenlik düzenlemelerine ve şimdi de yapay zekâ düzenlemelerine geçiş, uyum ekiplerinin sürekli olarak yeni teknolojik gelişmelere nasıl uyum sağlaması gerektiğini göstermektedir. Bir diğer kritik endişe ise yapay zekânın dolandırıcılık, yolsuzluk ve kara para aklama gibi uyumsuzluklar için nasıl kullanıldığıdır.

Teknoloji dünyasındaki hızlı gelişmelere nasıl ayak uydururuz? Doğru uzmanlığa sahip olduğumuzdan emin olmalıyız. Son zamanlardaki bir eğilim, uyum ekipleri için davranış bilimcileri işe almak olmuştur. Şimdi, uyum işlevlerini güçlendirmek için veri analistleri ve yapay zekâ uzmanları işe almaya yönelik artan bir odaklanma vardır.

  1. Tutarlılığın sağlanması

Hızla değişen bir siyasi iklimde, şirketler değerlerini dış baskılara göre ayarlıyor gibi göründüklerinde güven kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar.

Mevcut ortamda, hangi şirketlerin yalnızca siyasi rüzgârlar nedeniyle belirli alanlara öncelik verdiği çok açıktır. Rüzgârlar yön değiştirdiğinde, bu şirketler hırslarını ve yönlerini de değiştirir. Bu yaklaşım, çalışanlar veya müşterilerle güven oluşturmaz. Liderlerin kendi değerlerine bağlı kalmak yerine siyasi rüzgârlar marifetiyle yönlendirildikleri açıkça ortaya çıkar. Şirket kendi değerleri ve inançları konusunda kararlı durmamış, ancak bunları dış baskı ve eğilimlere göre oluşturmuştur.

Başka bir örnek ise siyasetin şirketleştirilmesi ve çokuluslu şirketlerin Başkan Donald Trump’ın göreve başlamasına verdiği destektir. İyi düzenleyici ilişkilerin sürdürülmesi elzem olsa da, küresel şirketler dikkatli olmalıdır.

Bir şirket tutarlı olup olmadıklarını ve belirli bir zamanda belirli türde destek sağlamayı neden seçtiklerini düşünmelidir. Bunu tutarlı bir şekilde mi yoksa yalnızca belirli durumlarda mı yapıyorlar? Sektör birlikleri/dernekleri, düzenleyici otoritelerle stratejik diyaloglar sağlamak için mükemmel bir platform sağlar. Bu kuruluşlar, diğer şirketlerle diyaloğu ve işbirliğini kolaylaştırır ve katkıların belirli bir siyasi tarafı kayırdığı algılanmamasını sağlamak için aracı görevi görür.

Küresel şirketler, eylemlerinin farklı ülkelerde ve sağladıkları diğer rejimler ve destek biçimleriyle ilişkili olarak nasıl algılandığını göz önünde bulundurmalıdır. Kurumsal kültür oluşturmanın en önemli yönlerinden biri tutarlılığı sürdürmektir. Daha geniş bir ölçekte, şirketlerin kamu güvenini beslemesi ve sürdürmesi de önemlidir, zira bu toplumumuzun temel köşe taşlarından birini oluşturur.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.