Doğal Kaynak Egemenliği ile Yatırım Koruması Arasında: Petrol Ruhsatlarının Hukuki Niteliği ve Tahkim Rejiminin Yeniden İnşası 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu Bağlamında Bir Değerlendirme

ÖZET
Türk petrol hukukunda ruhsat rejimi, klasik idari işlem kategorisi ile yatırımcıya korunmaya değer ekonomik beklentiler sağlayan karma hukuki statü arasında konumlanmaktadır. 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu’nun yatırım dostu görünümüne rağmen, ruhsatın hukuki niteliğindeki belirsizlik, özellikle enerji dönüşümü sürecinde artan düzenleyici riskler karşısında yatırım güvenliğini zedeleyebilecek potansiyel taşımaktadır. Bu çalışma, petrol ruhsatının hukuki niteliğini idare hukuku ve uluslararası yatırım hukuku perspektiflerinin kesişiminde analiz etmekte; hukuki güvenlik ilkesi bağlamında mevcut düzenlemeyi değerlendirmekte ve enerji dönüşümünden kaynaklanan düzenleyici risklerin dolaylı kamulaştırma tartışmalarıyla ilişkisini ortaya koymaktadır. Çalışma, petrol ruhsatının “karma hukuki statü” olarak nitelendirilmesi gerektiğini savunmakta ve bu nitelendirmenin hem ulusal idari yargı hem de uluslararası tahkim bakımından doğuracağı sonuçları tartışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Petrol ruhsatı, hukuki güvenlik, meşru beklenti, enerji dönüşümü, dolaylı kamulaştırma, yatırım tahkimi, 6491 sayılı Kanun.

ABSTRACT
The license regime in Turkish petroleum law is positioned between the classical category of administrative act and a hybrid legal status that provides investors with economically protectable expectations. Despite the investor-friendly appearance of Turkish Petroleum Law No. 6491, the ambiguity regarding the legal nature of the license carries the potential to undermine investment security, particularly in the face of increasing regulatory risks during the energy transition process. This study analyzes the legal nature of petroleum licenses at the intersection of administrative law and international investment law perspectives; evaluates the current regulation in the context of the principle of legal certainty; and reveals the relationship between regulatory risks arising from energy transition and discussions on indirect expropriation. The study argues that petroleum licenses should be characterized as a “hybrid legal status” and discusses the consequences of this characterization for both national administrative jurisdiction and international arbitration.

Keywords: Petroleum license, legal certainty, legitimate expectation, energy transition, indirect expropriation, investment arbitration, Law No. 6491.

Giriş

Enerji politikası, klasik bir sektör düzenlemesi meselesi değildir; devletin egemenlik alanı, ekonomik güvenliği ve jeopolitik konumlanışıyla doğrudan bağlantılıdır. Petrol ve doğal gaz faaliyetleri ise bu politikanın en hassas alanını oluşturur. Türkiye bakımından hidrokarbon kaynaklarının aranması ve işletilmesi, yalnızca ekonomik bir tercih değil; dışa bağımlılığın azaltılması ve arz güvenliğinin sağlanması bakımından stratejik bir zorunluluktur. Bu nedenle petrol ruhsat rejimi, teknik bir izin mekanizması olmanın ötesinde, kamu gücü ile yatırımcı beklentisi arasındaki hukuki dengenin somutlaştığı bir alandır.

6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu, yürürlüğe girdiği 2013 yılından itibaren daha sade, yatırım odaklı ve rekabetçi bir sistem kurma iddiasını taşımıştır. Ruhsat sürelerinin netleştirilmesi, mali yükümlülüklerin yeniden düzenlenmesi ve idari süreçlerin hızlandırılması bu yaklaşımın yansımalarıdır. Ancak Kanun’un getirdiği yapının merkezinde çözülmemiş temel bir mesele bulunmaktadır: Petrol ruhsatının hukuki niteliği nedir? Ruhsat, idarenin tek taraflı iradesiyle tesis edilen ve kamu yararı gerekçesiyle her an sınırlandırılabilecek klasik bir idari işlem midir; yoksa yatırımcıya mali haklar ve korunmaya değer beklentiler sağlayan, idari ve sözleşmesel unsurları birlikte barındıran karma bir hukuki statü müdür? Bu sorunun cevabı, ruhsatın geri alınması, sınırlandırılması veya mevzuat değişikliklerinden etkilenmesi hâlinde yatırımcının hangi düzeyde korunacağı sorununu doğrudan belirlemektedir.

Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk devletinin soyut bir retoriği değil, özellikle uzun vadeli enerji yatırımları bakımından ekonomik bir zorunluluktur. Belirlilik, öngörülebilirlik ve meşru beklentinin korunması, yüksek sermaye gerektiren ve geri dönüş süresi uzun olan petrol faaliyetlerinin ön koşuludur. Buna karşılık idarenin kamu yararı, çevrenin korunması ve enerji politikalarının yeniden şekillendirilmesi gerekçesiyle müdahale yetkisi de anayasal düzeyde meşrudur. Sorun, bu iki alan arasındaki sınırın nerede çizileceğidir.

Küresel ölçekte hızlanan enerji dönüşümü süreci, fosil yakıt yatırımlarını yalnızca ekonomik değil, hukuki bakımdan da daha kırılgan hale getirmektedir. Karbon azaltım politikaları, çevresel düzenlemeler ve sürdürülebilirlik kriterleri, mevcut ruhsatların ekonomik değerini ve kullanım imkânını dolaylı biçimde etkileyebilmektedir. Bu durum, yatırımcıların meşru beklentileri ile devletin düzenleme yetkisi arasındaki gerilimi artırmakta ve uyuşmazlıkların ulusal sınırları aşarak yatırım tahkimi alanına taşınması riskini doğurmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yatırım tahkimi mekanizmaları, özellikle ICSID çerçevesinde yürütülen süreçler dikkate alındığında, petrol ruhsat rejiminin yalnızca idare hukuku perspektifiyle değerlendirilmesi yeterli değildir.

Bu çalışmada normatif analiz, mukayeseli hukuk ve uluslararası tahkim içtihadı birlikte kullanılmıştır. İlk olarak 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu çerçevesinde petrol ruhsat rejimini hukuki güvenlik ilkesi bağlamında incelemekte; ruhsatın hukuki niteliğini tartışmakta ve enerji dönüşümü sürecinin ortaya çıkardığı düzenleyici riskleri tahkim perspektifiyle analiz etmektedir. Amaç, mevcut sistemin yatırım güvenliği bakımından sınırlarını ortaya koymak ve normatif düzeyde daha dengeli bir model önerisi geliştirmektir.

  1. 6491 SAYILI TÜRK PETROL KANUNU’NUN NORMATİF ZEMİNİ VE RUHSAT REJİMİNİN YAPISAL ÖZELLİKLERİ

1.1. Kanun’un Amacı, Sistematiği ve Düzenleme Felsefesi

Petrol arama ve üretim faaliyetleri, klasik idari izin mekanizmalarından farklı olarak yüksek sermaye, ileri teknoloji ve uzun vadeli yatırım perspektifi gerektiren faaliyetlerdir. Bu nedenle söz konusu alanın hukuki çerçevesi, yalnızca kamu gücünün düzenleme yetkisini değil, aynı zamanda yatırımcı bakımından öngörülebilir ve istikrarlı bir normatif ortamın tesisini de zorunlu kılar. 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu bu ihtiyaç doğrultusunda kabul edilmiş; önceki mevzuata kıyasla daha sade, yatırım odaklı ve rekabetçi bir ruhsat rejimi kurmayı hedeflemiştir[1].

Kanun’un genel yaklaşımı, petrol kaynakları üzerindeki devlet hüküm ve tasarrufu ilkesini muhafaza etmekle birlikte, arama ve üretim faaliyetlerini özel sektör katılımına açık, mali ve idari yükleri daha belirgin hale getirilmiş bir sistem içinde yürütmektir. Bu yönüyle Kanun, bir yandan kamu egemenliğini korurken diğer yandan yatırım ortamını iyileştirme amacını birlikte gözeten ikili bir denge üzerine kuruludur[2]. Nitekim ruhsat sürelerinin açık biçimde belirlenmesi, devlet payı oranlarının netleştirilmesi ve idari süreçlerin sadeleştirilmesi, düzenlemenin yatırımcı güvenini artırma yönündeki iradesini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte Kanun, petrol kaynaklarının mülkiyetini devretmemekte; faaliyet hakkını belirli süre ve şartlarla ruhsat sahiplerine tanımaktadır. Bu durum, ruhsat rejiminin kamu hukuku karakterini koruduğunu göstermektedir. Ancak ruhsatın ekonomik değeri ve yatırımın uzun vadeli niteliği dikkate alındığında, ortaya çıkan hukuki ilişkinin salt tek taraflı bir idari izin çerçevesinde değerlendirilmesi yeterli değildir[3]. Kanun’un sistematiği, kamu hukuku temelinde yapılandırılmış olmakla birlikte, yatırımcıya belirli ölçüde mali ve ekonomik beklenti sağlayan bir statü yaratmaktadır. Bu ikili yapı, ruhsat rejiminin ilerleyen bölümlerde tartışılacak hukuki niteliği bakımından belirleyici olacaktır.

1.2. Ruhsat Türleri ve Yapısal Özellikler

6491 Sayılı Kanun kapsamında petrol faaliyetleri iki temel ruhsat türü üzerinden yürütülmektedir: arama ruhsatı ve işletme ruhsatı. Arama ruhsatı, belirli bir coğrafi alanda petrol varlığının tespiti amacıyla yürütülen faaliyetleri kapsamakta; süre ve yükümlülükler bakımından aşamalı bir yapı öngörmektedir. İşletme ruhsatı ise ticari üretime geçilmesini mümkün kılan ve ekonomik değerin somutlaştığı aşamayı ifade etmektedir[4].

Arama ruhsatı bakımından süreler belirli dönemlere ayrılmış; yatırım ve faaliyet yükümlülükleri kademeli biçimde düzenlenmiştir. Bu yapı, bir yandan yatırımcıyı faaliyete zorlayarak kaynakların atıl kalmasını önlemeyi, diğer yandan da teknik ve ekonomik risklerin yönetilebilirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. İşletme ruhsatı ise üretim aşamasına ilişkin daha uzun vadeli bir kullanım hakkı tanımakta; devlet payı ve mali yükümlülükler bu aşamada somutlaşmaktadır.

Ruhsatın devri, temliki ve belirli şartlar altında sona erdirilmesi de Kanun’da açık biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, ruhsatın ekonomik değer taşıyan bir hak niteliğine yaklaştığını göstermektedir. Özellikle ruhsat devrine imkân tanınması ve mali yükümlülüklerin önceden belirlenmiş olması, yatırımın finansmanı ve teminatlandırılması bakımından önemlidir[5]. Bu özellikler, ruhsatın salt kişisel ve geçici bir idari izin olmaktan ziyade ekonomik değeri bulunan bir hukuki statü oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte ruhsatın verilmesi, uzatılması ve sona erdirilmesi süreçlerinde idarenin belirli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu görülmektedir. Kamu yararı, çevresel yükümlülükler ve mevzuata uyum şartları, ruhsatın devamı bakımından belirleyici unsurlar olarak düzenlenmiştir. Bu durum, sistemin tamamen sözleşmesel veya özel hukuk karakterli bir yapıya dönüşmesini engellemekte; kamu gücü unsurunun belirleyici konumunu koruduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu, devlet egemenliği ile yatırımcı beklentisi arasında denge kurmaya çalışan, kamu hukuku temelli ancak ekonomik hak boyutu güçlü bir ruhsat rejimi inşa etmiştir. Bu normatif zemin, petrol ruhsatının hukuki niteliğine ve hukuki güvenlik ilkesi bağlamındaki değerlendirmesine ilişkin tartışmanın başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bir sonraki aşamada, bu yapının idari işlem mi yoksa karma nitelikli bir hukuki statü mü teşkil ettiği meselesi ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

  1. PETROL RUHSATININ HUKUKİ NİTELİĞİ: İDARİ İŞLEM Mİ, KARMA STATÜ MÜ?

Petrol ruhsatının hukuki niteliği meselesi, 6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu çerçevesinde kurulan sistemin hukuki güvenlik düzeyini belirleyen temel sorundur. Zira ruhsatın salt bir idari işlem olarak kabulü ile yatırımcıya ekonomik değer taşıyan, korunmaya değer beklentiler sağlayan karma bir hukuki statü olarak değerlendirilmesi arasında, müdahale rejimi ve koruma standardı bakımından önemli farklar bulunmaktadır.

2.1. Ruhsatın Klasik İdari İşlem Olarak Değerlendirilmesi

İdare hukuku teorisi bakımından ruhsat, kural olarak yasak bir faaliyetin idarenin tek taraflı iradesiyle belirli şartlar altında serbest bırakılmasını ifade eder. Bu çerçevede ruhsat, kamu gücüne dayalı, tek yanlı, icrai ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanan bir idari işlemdir[6]. Petrol kaynaklarının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu dikkate alındığında, arama ve üretim faaliyetlerinin de kamu gücü denetimi altında yürütülmesi doğaldır. Nitekim 6491 Sayılı Kanun, ruhsatın verilmesini, uzatılmasını ve sona erdirilmesini idari karar mekanizmasına bağlamıştır.

Bu yaklaşım benimsendiğinde, ruhsat sahibinin statüsü idarenin düzenleme ve denetim yetkisine tabi bir izin sahibinden ibaret olacaktır. Dolayısıyla kamu yararı, çevresel yükümlülükler veya mevzuata aykırılık gerekçeleriyle ruhsatın sınırlandırılması ya da sona erdirilmesi, idarenin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilebilecektir. Bu durumda ruhsatın sağladığı koruma, klasik idari işlemlere tanınan hukuki güvenceyle sınırlı kalır; kazanılmış hak iddiası dar yorumlanır ve müktesep hak kavramı istisnai bir alanla sınırlandırılır.

Ancak petrol ruhsatının ekonomik boyutu dikkate alındığında bu yaklaşımın yetersiz kaldığı görülmektedir. Zira petrol arama ve üretim faaliyetleri, basit bir izin ilişkisinden çok daha ileri bir yatırım ve finansman yapısını içermektedir.

2.2. Ruhsatın Karma Hukuki Statü Olarak Değerlendirilmesi

Petrol ruhsatı, kamu hukuku temelinde tesis edilmekle birlikte, yatırımcıya belirli sürelerle ekonomik faaliyette bulunma, elde edilen ürünü tasarruf etme ve finansal değer yaratma imkânı sağlamaktadır. Ruhsatın devredilebilir olması, teminat gösterilebilmesi ve finansman süreçlerinde ekonomik değer unsuru olarak dikkate alınabilmesi, onun salt şahsi ve geçici bir izin olmadığını göstermektedir[7].

Bu yönüyle petrol ruhsatı, klasik idari izin kategorisini aşan bir statü yaratmaktadır. İdare tarafından tek taraflı olarak tesis edilmekle birlikte, yatırımcının yüksek maliyetli ve uzun vadeli yatırımları üzerine inşa edilen bir ekonomik düzen doğurmaktadır. Bu durum, ruhsatın idari işlem niteliğini tamamen ortadan kaldırmamakta; ancak ona sözleşmesel ve mali unsurlar içeren karma bir yapı kazandırmaktadır.

Fransız idare hukukunda kamu hizmeti imtiyazı ile ruhsat arasındaki ayrımda da benzer bir karma nitelik tartışması bulunmaktadır. Conseil d’État içtihadında, uzun süreli ve yatırım gerektiren kamu hizmeti imtiyazlarının tek taraflı işlemle kurulmasına rağmen, uygulama aşamasında sözleşmesel unsurların ağır bastığı kabul edilmektedir[8].

Karma nitelik kabul edildiğinde, ruhsat sahibinin konumu yalnızca bir izin sahibi olarak değil; belirli ölçüde korunmaya değer ekonomik beklentilere sahip yatırımcı olarak değerlendirilir. Bu yaklaşım, hukuki güvenlik ilkesinin özellikle meşru beklenti boyutunun daha güçlü biçimde uygulanmasını gerektirir. Ruhsat süresine, mali yükümlülüklere ve faaliyet koşullarına ilişkin normatif çerçevenin ani ve öngörülemez şekilde değiştirilmesi, bu durumda daha sıkı bir yargısal denetime tabi tutulmalıdır.

2.3. Meşru Beklenti, Kazanılmış Hak ve Düzenleyici Müdahale

Petrol ruhsatı bakımından en kritik ayrım, kazanılmış hak ile meşru beklenti arasındadır. Kazanılmış hak, yürürlükteki hukuka uygun olarak tamamlanmış ve geri alınamaz nitelikteki hakları ifade eder. Oysa petrol ruhsatı, süreye ve şartlara bağlı bir statüdür; bu nedenle mutlak ve değişmez bir hak doğurduğunu söylemek güçtür.

Buna karşılık ruhsat sahibinin, yürürlükteki mevzuata ve ruhsat koşullarına güvenerek yaptığı yatırımlar çerçevesinde belirli bir hukuki istikrar beklentisi bulunmaktadır. Bu beklenti, hukuk devleti ilkesinin bir uzantısı olarak korunmalıdır. İdarenin düzenleme yetkisi saklı olmakla birlikte, bu yetkinin ölçülülük, orantılılık ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde kullanılması gerekir. Aksi halde ruhsat, ekonomik anlamını yitirir ve yatırım kararlarının rasyonelliği zedelenir.

Bu tartışma, yalnızca ulusal idare hukuku bakımından değil; uluslararası yatırım hukuku bakımından da önem taşımaktadır. Devletin düzenleyici müdahalelerinin ruhsatın ekonomik değerini ortadan kaldıracak düzeye ulaşması hâlinde, uyuşmazlıkların yatırım tahkimi mekanizmalarına taşınması mümkündür. Türkiye’nin taraf olduğu yatırım koruma rejimleri ve özellikle ICSID çerçevesinde geliştirilen içtihat, meşru beklenti kavramını yatırımcı korumasının merkezine yerleştirmiştir[9]. Bu bağlamda petrol ruhsatının hukuki niteliğinin dar bir idari izin kategorisine indirgenmesi, yatırım hukukunun ortaya koyduğu koruma standartlarıyla uyumlu görünmemektedir.

2.4. Değerlendirme

Sonuç olarak petrol ruhsatı, kamu hukuku temelinde tesis edilen bir idari işlem olmakla birlikte, ekonomik değer yaratan ve yatırımcıya korunmaya değer beklentiler sağlayan karma nitelikli bir hukuki statü olarak değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, hem devletin egemenlik yetkisini hem de yatırımcının hukuki güvenlik ihtiyacını birlikte gözeten daha dengeli bir çerçeve sunmaktadır.

Bu tespit, bir sonraki aşamada hukuki güvenlik ilkesinin unsurları ışığında 6491 Sayılı Kanun’un ne ölçüde istikrarlı ve öngörülebilir bir yatırım ortamı sağladığının incelenmesini gerekli kılmaktadır.

  1. HUKUKİ GÜVENLİK İLKESİ BAĞLAMINDA 6491 SAYILI KANUN’UN DEĞERLENDİRİLMESİ

Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk devleti ilkesinin asli unsurlarından biridir ve bireylerin hukuki durumlarının öngörülebilir, istikrarlı ve belirli olmasını ifade eder[10]. Özellikle uzun vadeli ve yüksek sermayeli yatırımlar bakımından hukuki güvenlik, ekonomik rasyonalite ile doğrudan bağlantılıdır. Petrol arama ve üretim faaliyetleri, yatırım geri dönüş süresi uzun, teknik ve finansal riskleri yüksek projeler olduğundan, ruhsat rejiminin hukuki güvenlik düzeyi yatırım kararının asli belirleyicisidir.

6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu bu çerçevede belirlilik, öngörülebilirlik, geriye yürümezlik ve meşru beklentinin korunması alt ilkeleri bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

3.1. Belirlilik ve Normatif Açıklık

Belirlilik ilkesi, normların açık, anlaşılabilir ve uygulanabilir olmasını gerektirir. 6491 Sayılı Kanun, önceki düzenlemeye kıyasla ruhsat sürelerini, devlet payını, teminat yükümlülüklerini ve başvuru usullerini daha açık bir sistematik içinde düzenlemiştir. Özellikle ruhsat sürelerinin aşamalı biçimde belirlenmesi ve işletme ruhsatına geçiş şartlarının netleştirilmesi, yatırımcı açısından başlangıç koşullarının öngörülebilirliğini artırmıştır[11].

Bununla birlikte bazı alanlarda idareye tanınan takdir yetkisinin kapsamı açık sınırlarla çevrilmemiştir. Ruhsatın sona erdirilmesi veya belirli faaliyetlerin durdurulması bakımından kamu yararı ve mevzuata uyum kavramlarının geniş yoruma elverişli olması, uygulamada belirlilik ilkesinin zayıflamasına yol açabilecek niteliktedir. Bu durum, normatif metnin açıklığı ile idari uygulamanın öngörülebilirliği arasında bir gerilim alanı yaratmaktadır.

3.2. Öngörülebilirlik ve Düzenleyici İstikrar

Öngörülebilirlik, yalnızca mevcut normların açık olmasını değil, aynı zamanda hukuki rejimin ani ve öngörülemez değişikliklere maruz bırakılmamasını ifade eder. Petrol ruhsatı, doğası gereği uzun süreli bir hukuki ilişki kurmaktadır. Bu nedenle ruhsat koşullarının veya mali yükümlülüklerin beklenmedik biçimde ağırlaştırılması, yatırımın ekonomik dengesini doğrudan etkileyebilir.

6491 Sayılı Kanun, devlet payı oranlarını ve mali yükümlülükleri kanun düzeyinde belirlemek suretiyle yatırımcı açısından temel ekonomik parametreleri öngörülebilir hale getirmiştir. Bu yönüyle sistem, keyfi idari belirlemelerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Ancak enerji politikalarının değişmesi, çevresel düzenlemelerin sıkılaştırılması veya vergi rejiminde genel değişiklikler yapılması hâlinde ruhsatın ekonomik değeri dolaylı biçimde etkilenebilmektedir. Kanun’da bu tür düzenleyici değişikliklerin ruhsat sahipleri üzerindeki etkisini dengeleyen açık bir geçiş mekanizmasının bulunmaması, düzenleyici istikrar bakımından tartışma yaratmaktadır.

3.3. Geriye Yürümezlik ve Ekonomik Denge

Hukuki güvenliğin bir diğer boyutu geriye yürümezlik ilkesidir. Kural olarak kanunlar geçmişe etkili biçimde uygulanamaz; ancak düzenleyici değişikliklerin devam eden hukuki ilişkilere etkisi her zaman açık değildir. Petrol ruhsatı, süreklilik arz eden bir statü olduğundan, yeni düzenlemelerin mevcut ruhsatlara uygulanması meselesi önem taşır.

Kanun, ruhsat süresi ve temel yükümlülükler bakımından belirli bir çerçeve çizmekle birlikte, enerji ve çevre politikalarına ilişkin genel düzenlemelerin ruhsat sahiplerine etkisi konusunda açık bir koruma mekanizması öngörmemektedir. Bu durum, ekonomik dengenin idari düzenlemeler yoluyla dolaylı biçimde değiştirilmesi riskini beraberinde getirir.

3.4. Meşru Beklenti ve Yatırımın Korunması

Meşru beklenti ilkesi, bireyin yürürlükteki hukuki rejime güvenerek oluşturduğu beklentinin korunmasını ifade eder. Petrol ruhsatı bağlamında yatırımcı, ruhsat süresi, mali yükümlülükler ve faaliyet koşulları temelinde bir ekonomik planlama yapmaktadır. Bu planlama, yalnızca teknik değil finansal sözleşmelerle ve kredi ilişkileriyle de bağlantılıdır.

6491 Sayılı Kanun’un sistematiği, başlangıç koşulları bakımından belirli bir güvence sağlamakla birlikte, düzenleyici müdahalelerin sınırları konusunda açık ve objektif kriterler ortaya koymamaktadır. İdarenin kamu yararı ve çevresel gerekçelerle müdahale yetkisi meşru olmakla birlikte, bu yetkinin ölçülülük ve orantılılık çerçevesinde kullanılması zorunludur. Aksi halde ruhsatın ekonomik değeri fiilen ortadan kalkabilir.

Bu noktada uluslararası yatırım hukuku perspektifi önem kazanmaktadır. Yatırım tahkimi uygulamalarında, özellikle ICSID kararlarında meşru beklenti, adil ve hakkaniyete uygun muamele standardının merkezinde yer almaktadır[12]. Nitekim Teckmed v. Mexico ve LG&E v. Argentina kararlarında, yatırımcının yatırım yaparken dayandığı hukuki çerçevenin istikrarının korunması gerektiği vurgulanmış; meşru beklentinin ihlali, adil ve hakkaniyete uygun muamele yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiştir. Devletin düzenleyici yetkisi saklı tutulmakla birlikte, yatırımın temel ekonomik dengesini bozacak öngörülemez müdahaleler sorumluluk doğurabilmektedir. Dolayısıyla 6491 Sayılı Kanun’un uygulanması, yalnızca iç hukuk bakımından değil, uluslararası yatırım koruma standartları bakımından da değerlendirilmelidir.

3.5. Genel Değerlendirme

6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu, önceki rejime kıyasla daha açık ve yatırım dostu bir normatif çerçeve sunmaktadır. Ancak hukuki güvenlik ilkesinin tüm boyutları bakımından mutlak bir istikrar sağladığını söylemek güçtür. Özellikle düzenleyici istikrar ve meşru beklentinin korunması bakımından açık ve objektif sınırların belirlenmemiş olması, ruhsat rejimini düzenleyici risklere açık hale getirmektedir.

Bu tespit, enerji dönüşümü sürecinde ortaya çıkan yeni müdahale alanları dikkate alındığında daha da önem kazanmaktadır. Bir sonraki bölümde, enerji dönüşümünün petrol ruhsat rejimi üzerindeki etkisi ve bu bağlamda ortaya çıkan düzenleyici riskler ele alınacaktır.

  1. ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ SÜRECİNDE PETROL RUHSATLARI: DÜZENLEYİCİ RİSK VE DOLAYLI KAMULAŞTIRMA TARTIŞMASI

Enerji dönüşümü, fosil yakıt temelli enerji üretiminden düşük karbonlu ve yenilenebilir kaynaklara geçişi ifade eden yapısal bir dönüşüm sürecidir[13]. Bu süreç yalnızca ekonomik tercihlerin değişmesi anlamına gelmemekte; aynı zamanda çevresel yükümlülükler, karbon azaltım politikaları ve sürdürülebilirlik kriterleri üzerinden hukuki düzenleme alanını da yeniden şekillendirmektedir. Petrol ve doğal gaz faaliyetleri bu dönüşümün merkezinde yer almakta; dolayısıyla ruhsat rejimleri düzenleyici risk bakımından daha hassas hale gelmektedir.

Petrol ruhsatı, belirli bir süre boyunca ekonomik faaliyette bulunma imkânı sağlayan bir hukuki statüdür. Ancak enerji politikalarının değişmesi, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yeni yükümlülüklerin getirilmesi veya çevresel standartların sıkılaştırılması, ruhsatın ekonomik değerini doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir. Bu noktada sorun, devletin düzenleme yetkisi ile yatırımcının ekonomik beklentisi arasındaki sınırın nasıl çizileceğidir.

4.1. Enerji Dönüşümü ve Artan Düzenleyici Risk

Düzenleyici risk, yatırımın ekonomik dengesinin mevzuat değişiklikleri veya idari müdahaleler nedeniyle olumsuz etkilenmesi ihtimalini ifade eder. Enerji dönüşümü sürecinde bu riskin yoğunlaştığı görülmektedir. Özellikle karbon vergileri, üretim kısıtlamaları, çevresel etki değerlendirme kriterlerinin ağırlaştırılması ve belirli sahalarda faaliyet yasağı getirilmesi gibi uygulamalar, ruhsatın hukuken varlığını sürdürmesine rağmen ekonomik olarak işlevsiz hale gelmesine yol açabilir[14].

Bu tür müdahaleler açık bir ruhsat iptali niteliğinde olmayabilir; ancak ruhsatın ekonomik değerini önemli ölçüde azaltabilir. İşte bu noktada “dolaylı kamulaştırma” tartışması gündeme gelmektedir. Dolaylı kamulaştırma, mülkiyetin formel olarak devredilmemesine rağmen, yatırımın kullanım ve tasarruf imkânının fiilen ortadan kaldırılması veya aşırı ölçüde sınırlandırılması durumunu ifade eder[15].

Petrol ruhsatı klasik anlamda mülkiyet hakkı niteliği taşımamakla birlikte, ekonomik değer yaratma kapasitesi bakımından yatırım hukuku koruması kapsamında değerlendirilebilmektedir. Bu nedenle enerji dönüşümü çerçevesinde getirilen düzenlemelerin, ruhsatın ekonomik özünü ortadan kaldıracak düzeye ulaşması hâlinde yatırım uyuşmazlıkları gündeme gelebilir.

4.2. Devletin Düzenleme Yetkisi ve Sınırları

Devletin çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla düzenleme yapma yetkisi tartışmasızdır. Bu yetki, egemenlik alanının doğal bir uzantısıdır ve kamu yararı ile doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu yetkinin sınırları, hukuk devleti ilkesi ve ölçülülük prensibi ile çizilmelidir[16].

Ölçülülük, müdahalenin meşru bir amaca dayanmasını, amaca ulaşmak için elverişli ve gerekli olmasını ve yatırımcı üzerinde aşırı bir külfet yaratmamasını gerektirir. Enerji dönüşümü politikalarının uygulanması sırasında, mevcut ruhsat sahiplerinin yatırımlarını tamamen değersiz hale getirecek düzenlemeler yapılması, orantılılık ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebilir. Bu durumda düzenleyici tedbir ile kamulaştırma arasındaki sınır belirsizleşir.

4.3. Dolaylı Kamulaştırma ve Meşru Beklenti Perspektifi

Uluslararası yatırım hukukunda dolaylı kamulaştırma, yatırımın ekonomik değerinin önemli ölçüde ortadan kaldırılması veya kullanımının fiilen engellenmesi hâllerinde gündeme gelmektedir[17]. Özellikle ICSID kararlarında, müdahalenin etkisi, süresi ve yatırım üzerindeki ekonomik sonuçları belirleyici kriterler olarak kabul edilmektedir.

Enerji sektörüne ilişkin uyuşmazlıklarda ise Energy Charter Treaty çerçevesinde verilen kararlar, devletin düzenleme yetkisi ile yatırımcı koruması arasındaki dengeyi ayrıntılı biçimde tartışmıştır. Bu kararlar, devletin çevresel ve enerji politikalarını değiştirme hakkını tanımakla birlikte, yatırımın temel ekonomik dengesini ortadan kaldıran ani ve öngörülemez müdahaleleri sorumluluk doğurabilecek nitelikte görmektedir. Rockhopper v. Italy kararında, İtalya’nın kıyı sularında petrol arama faaliyetlerini durdurması, yatırımcının meşru beklentisini ihlal ettiği gerekçesiyle dolaylı kamulaştırma olarak değerlendirilmiştir[18].

Devletin düzenleme yetkisinin sınırlarına ilişkin güncel bir örnek de Portigon AG v. Spain davasında ortaya konmuştur. İspanya’nın yenilenebilir enerji teşviklerinde yaptığı değişiklikler nedeniyle açılan davada hakem heyeti, ekonomik kriz bağlamında yapılan düzenlemelerin, yatırımcının meşru beklentisini ihlal edecek kadar radikal veya öngörülemez olmadığına hükmetmiştir. Kararda, devletlerin özellikle enerji dönüşümü gibi kamu yararını ilgilendiren süreçlerde teşvik rejimlerini revize etme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu vurgulanmış; yatırımcıların mutlak bir getiri garantisi altında olmayıp düzenleyici risklerin bir kısmını üstlenmeyi kabul ettikleri belirtilmiştir[19].

Petrol ruhsatı bakımından meşru beklenti, ruhsat süresi ve mali koşullar temelinde yatırımın belirli bir ekonomik çerçevede yürütüleceğine ilişkin güveni ifade eder. Enerji dönüşümü gerekçesiyle getirilen düzenlemeler, bu temel çerçeveyi kökten değiştirdiği takdirde, yatırımcının meşru beklentisinin ihlali iddiası gündeme gelebilir. Ancak burada belirleyici olan, müdahalenin öngörülebilir olup olmadığı ve yatırımcıya aşırı bir külfet yükleyip yüklemediğidir[20]. Bu bağlamda Portigon kararı, petrol ruhsatları bakımından da geçerli olabilecek bir ilkeye işaret etmektedir: Devlet, enerji politikasını değiştirirken yatırımcının meşru beklentisini tamamen göz ardı edemez; ancak bu beklenti, kamu yararı ve ekonomik zorunluluklar karşısında mutlak bir koruma da sağlamaz.

4.4. Türkiye Bakımından Değerlendirme

Türkiye’nin enerji arz güvenliği politikası ile iklim değişikliğiyle mücadele yükümlülükleri arasında bir denge kurması gerekmektedir. Bu denge kurulurken, mevcut petrol ruhsatlarının ekonomik değerini fiilen ortadan kaldıracak ani ve radikal düzenlemeler yapılması, hem iç hukukta hukuki güvenlik tartışmalarını hem de uluslararası yatırım uyuşmazlıklarını gündeme getirebilir.

Bu nedenle enerji dönüşümü politikalarının, ruhsat rejimini tamamen dışlayan değil; geçiş süreci mekanizmaları içeren ve mevcut yatırımların makul ölçüde korunmasını sağlayan bir model üzerinden tasarlanması önem taşımaktadır. Aksi takdirde ruhsat rejimi, yatırımcı açısından yüksek düzenleyici risk taşıyan kırılgan bir yapı haline gelebilir.

  1. PETROL RUHSATLARINDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARIN TAHKİM YOLUYLA ÇÖZÜMÜ VE TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

Petrol ruhsatlarından kaynaklanan uyuşmazlıklar, hukuki niteliği itibarıyla salt idare hukuku çerçevesinde çözümlenebilecek basit izin ihtilafları değildir. Ruhsatın kamu hukuku temelli olmakla birlikte ekonomik değer taşıyan karma niteliği, uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının da çok katmanlı biçimde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle enerji dönüşümü sürecinde artan düzenleyici müdahaleler, bu uyuşmazlıkların ulusal yargı sınırlarını aşarak tahkim mekanizmalarına taşınma ihtimalini güçlendirmektedir[21].

5.1. Ruhsat Uyuşmazlıklarının Hukuki Karakteri

Petrol ruhsatının verilmesi, uzatılması, devri veya sona erdirilmesine ilişkin işlemler kural olarak idari işlem niteliğindedir. Bu nedenle söz konusu işlemlere karşı açılacak iptal davaları Türk idari yargısının görev alanına girmektedir. İdarenin tek taraflı iradesiyle tesis edilen ruhsat işlemleri, hukuka uygunluk karinesinden yararlanır ve idari yargı denetimine tabidir.

Ancak ruhsatın uygulanması sırasında ortaya çıkan mali yükümlülükler, yatırım harcamaları, üretim paylaşımı, teminat ilişkileri ve fiili müdahaleler, salt idari işlem sınırını aşan ekonomik uyuşmazlıklara yol açabilir. Petrol uyuşmazlıklarında devletin tek taraflı idari tasarrufları dahi, yatırımın ekonomik değerini haksız yere sınırladığı iddiasıyla uluslararası sorumluluğa konu edilebilir[22]. Özellikle ruhsatın ekonomik değerini ortadan kaldıran düzenleyici işlemler, yatırımın korunmasına ilişkin taleplerin gündeme gelmesine neden olabilir. Bu noktada uyuşmazlığın niteliği, idari yargı denetimi ile yatırım tahkimi arasında bir ayrım yapılmasını zorunlu kılar[23].

5.2. İç Tahkim ve İdari Uyuşmazlıklar

Türk hukukunda idarenin taraf olduğu uyuşmazlıklarda tahkim yoluna gidilebilmesi anayasal ve kanuni sınırlar içinde mümkündür[24]. Özellikle 1999 yılında Anayasa’nın 125. ve 155. maddelerinde yapılan değişiklikler, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesinin önündeki anayasal engelleri kaldırmış ve bu uyuşmazlıkları Danıştay’ın ön incelemesinden çıkarmıştır[25]. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 1. ve 2. maddeleri, idarenin taraf olduğu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda tahkime elverişliliğin sınırlarını çizmektedir. MTK çerçevesinde yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda tarafların tahkim usulünü serbestçe kararlaştırabilmesi, Türkiye’nin uluslararası yatırım ortamı için güven verici bir zemin oluşturmaktadır[26]. Ancak kamu gücüne dayalı işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği sınırlıdır. Petrol ruhsatı, esas itibarıyla idari bir tasarrufla tesis edildiğinden, ruhsatın iptali veya geri alınmasına ilişkin işlemlerin doğrudan tahkime konu edilmesi Türk hukuk sistemi içinde tartışmalıdır[27].

Buna karşılık ruhsat kapsamında yapılan sözleşmeler veya ruhsatın uygulanmasından doğan mali uyuşmazlıklar bakımından tahkim şartı öngörülmesi mümkündür. Bu ayrım, ruhsatın karma niteliğinin uyuşmazlık çözüm mekanizmasına yansımasıdır. Dolayısıyla petrol ruhsatı bağlamında tahkim değerlendirmesi yapılırken, uyuşmazlığın kamu gücü işleminden mi yoksa ekonomik ilişkiden mi kaynaklandığı dikkatle analiz edilmelidir[28].

5.3. Uluslararası Yatırım Tahkimi Perspektifi

Petrol ruhsatlarından doğan uyuşmazlıkların en kritik boyutu, yabancı yatırımcıların taraf olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu iki taraflı yatırım anlaşmaları ve çok taraflı düzenlemeler çerçevesinde, yatırımcılar belirli koşullarda uluslararası tahkim mekanizmalarına başvurabilmektedir[29]. Bu bağlamda özellikle ICSID sistemi, yatırım uyuşmazlıklarının çözümünde merkezi bir rol oynamaktadır.

Yatırım tahkimi uygulamasında devletin egemen düzenleme yetkisi kabul edilmekle birlikte, yatırımın ekonomik değerini ortadan kaldıran veya meşru beklentiyi ihlal eden müdahaleler sorumluluk doğurabilmektedir[30]. Petrol ruhsatı, ekonomik değer taşıyan bir yatırım unsuru olarak kabul edildiğinde, ruhsatın ani iptali, ağırlaştırılmış mali yükümlülükler veya fiili faaliyet yasağı gibi müdahaleler dolaylı kamulaştırma ya da adil ve hakkaniyete uygun muamele standardının ihlali iddiasına konu olabilir.

Enerji sektörüne özgü uyuşmazlıklarda Energy Charter Treaty çerçevesinde gelişen içtihat, enerji politikalarının değişmesi ile yatırımcı koruması arasındaki dengeyi ayrıntılı biçimde ele almıştır. Yukos v. Russia kararında, Rusya’nın enerji şirketlerine yönelik düzenleyici müdahaleleri, dolaylı kamulaştırma olarak değerlendirilmiş ve yatırımcı lehine tazminata hükmedilmiştir[31]. Bu içtihat, devletin düzenleme hakkını tanımakla birlikte, yatırımın temel ekonomik dengesini ortadan kaldıran ve öngörülemez nitelikteki müdahaleleri sorumluluk doğurabilecek işlemler olarak değerlendirmektedir.

ECT kapsamında gelişen içtihat, devletin düzenleme yetkisi ile yatırımcı koruması arasındaki dengeyi yeniden şekillendirmeye devam etmektedir. Nitekim 2025 tarihli Portigon AG v. Spain kararında hakem heyeti, İspanya’nın yenilenebilir enerji teşviklerinde yaptığı değişikliklerin FET standardını ihlal etmediğine karar vermiştir. Karar, proje finansmanı sağlayan kuruluşların (kreditörlerin) dahi ECT kapsamında “yatırımcı” sayılabileceğini kabul ederek koruma kapsamını genişletmiş; ancak bu korumanın mutlak olmadığını, devletin ekonomik kriz ve enerji dönüşümü gibi kamu yararına dayalı politikalarının belirli ölçüde öngörülebilir olduğunu vurgulamıştır. Bu yaklaşım, petrol ruhsatlarına yönelik düzenleyici müdahalelerin de benzer bir “öngörülebilirlik” testine tabi tutulması gerektiğini göstermektedir[32].

5.4. Türk Hukuku Bakımından Stratejik Değerlendirme

Türk hukuk sistemi bakımından temel mesele, petrol ruhsatının kamu hukuku karakterini korurken yatırım güvenliğini zedelemeyecek bir yorum ve uygulama geliştirilmesidir. Ruhsatın tamamen idari işlem kategorisine indirgenmesi, yatırımın ekonomik boyutunu göz ardı etme riskini taşır. Buna karşılık ruhsatın sözleşmesel bir hak gibi değerlendirilmesi de devletin egemen düzenleme yetkisini aşırı daraltabilir[33].

Bu nedenle dengeli bir yaklaşım benimsenmelidir: Devletin çevreyi koruma ve enerji politikasını yeniden şekillendirme yetkisi saklı tutulmalı; ancak bu yetki kullanılırken ölçülülük, öngörülebilirlik ve geçiş mekanizmaları gözetilmelidir. Aksi takdirde petrol ruhsatı kaynaklı düzenleyici müdahaleler, iç hukukta hukuki güvenlik tartışmalarına ve uluslararası yatırım tahkimi süreçlerine konu olabilecektir.

Türkiye’nin taraf olduğu ikili yatırım anlaşmaları ve ECT çerçevesinde, petrol ruhsatlarına yönelik düzenleyici müdahalelerin uluslararası tahkimde sorumluluk doğurma riski bulunmaktadır. Bu nedenle ruhsat rejiminin normatif yapısı güçlendirilirken, uluslararası yatırım hukukunun getirdiği koruma standartları da dikkate alınmalıdır[34].

Sonuç olarak petrol ruhsatı rejimi, yalnızca idare hukuku perspektifiyle değil, yatırım hukuku ve tahkim boyutuyla birlikte ele alınmalıdır. Enerji dönüşümü sürecinde artan düzenleyici risk dikkate alındığında, hukuki güvenliği güçlendiren ve uyuşmazlıkları önleyici normatif mekanizmaların geliştirilmesi, hem kamu yararı hem de yatırım istikrarı bakımından zorunludur.

  1. SONUÇ VE REFORM ÖNERİLERİ

Petrol ruhsatı, klasik anlamda tek boyutlu bir idari tasarruf olarak nitelendirilemeyecek kadar çok katmanlı bir hukuki yapıya sahiptir. Ruhsatın kurulması aşamasında idarenin kamu gücüne dayalı takdir yetkisi belirleyici olmakla birlikte, ruhsat ilişkisi kurulduktan sonra ortaya çıkan mali, teknik ve yatırım temelli yükümlülükler, özel hukuk karakteri taşıyan ve sözleşmesel denge unsurları barındıran bir statü doğurmaktadır. Bu nedenle petrol ruhsatı, Türk hukukunda “salt idari işlem” kalıbına sığmayan, kamu hukuku ile özel hukukun kesişiminde yer alan karma nitelikli bir hukuki statü olarak değerlendirilmelidir[35].

Bu karma yapı, uyuşmazlık çözüm mekanizmalarında da kendini göstermektedir. Özellikle yatırımcı-devlet uyuşmazlıklarında uluslararası tahkimin yaygınlaşması, klasik idari yargı paradigmasının ötesine geçen bir uygulama pratiği yaratmıştır. Türkiye bakımından, anayasal çerçeve ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ile sağlanan altyapı, yatırım tahkimine elverişli olmakla birlikte; ruhsat rejiminin normatif yapısı hâlâ idare hukuku refleksleriyle şekillenmektedir. Bu durum, öngörülebilirlik ve yatırım güvenliği bakımından bazı sistematik sorunlara yol açmaktadır.

Reform Önerileri

  1. Ruhsat Rejiminin Açık Statü Tanımı: Petrol ruhsatının hukuki niteliği kanun düzeyinde açık biçimde tanımlanmalıdır. Ruhsatın kamu hukuku yönü ile sözleşmesel yönü arasındaki sınırlar belirginleştirilmeli; özellikle idarenin tek taraflı değişiklik ve fesih yetkisinin sınırları normatif güvence altına alınmalıdır. Bu, yatırım güvenliği açısından kritik önemdedir.
  2. Tahkime Elverişlilik Konusunda Açıklık: Petrol ruhsatlarından doğan uyuşmazlıkların hangi koşullarda tahkime elverişli olduğu açıkça düzenlenmelidir. Özellikle kamu düzeni, egemenlik yetkisi ve doğal kaynakların devlet hüküm ve tasarrufu altında olması ilkesi ile tahkim arasındaki denge kanuni netliğe kavuşturulmalıdır. Böylece hem yatırımcı hem de idare bakımından belirsizlik azaltılacaktır[36].
  3. Stabilizasyon ve Dengeleme Mekanizmaları: Uluslararası uygulamalarda görüldüğü üzere, özellikle büyük ölçekli enerji projelerinde stabilizasyon hükümleri ve ekonomik dengeyi koruyucu mekanizmalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu konuda uluslararası tahkim kararları önemli bir referans çerçevesi sunmaktadır. Sapphire v. NIOC(1963), Texaco v. Libya(1977) ve Aminoil v. Kuwait (1982) kararlarında[37], uzun vadeli enerji sözleşmelerinde ekonomik dengenin korunması gerektiği ve stabilizasyon hükümlerinin bağlayıcılığı vurgulanmış; ancak bu bağlayıcılığın mutlak olmayıp değişen koşullar karşısında uyarlanabileceği de kabul edilmiştir. Bu üç karar birlikte, stabilizasyon hükümlerinin kapsamı ve sınırlarına ilişkin içtihadın evrimini göstermektedir. Türk hukukunda da, mevzuat değişikliklerinin yatırım üzerindeki etkisini dengeleyen açık mekanizmalar öngörülmelidir.
  4. İdari Yargı – Tahkim İlişkisinin Sistematikleştirilmesi: Aynı ruhsata ilişkin olarak bir kısım uyuşmazlıkların idari yargıya, bir kısmının tahkime gitmesi uygulamada paralel yargılamalar, parçalı ve çelişkili kararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle görev ve yetki ayrımı netleştirilmeli; mümkünse bütüncül bir uyuşmazlık çözüm modeli benimsenmelidir.
  5. Şeffaflık ve Kurumsal Kapasite Artışı: Enerji sektöründe ruhsatlandırma sürecinin şeffaflığı artırılmalı; idarenin teknik ve hukuki kapasitesi güçlendirilmelidir. Böylece hem kamu yararı hem de yatırım güvenliği birlikte korunabilir.
  6. GENEL DEĞERLENDİRME

Petrol ruhsatı rejimi, doğal kaynak egemenliği ile yatırım hukuku arasında hassas bir denge alanıdır. Gelecekte enerji dönüşümü, çevresel yükümlülükler ve sürdürülebilirlik ilkeleri bu dengeyi daha da karmaşık hale getirecektir. Bu nedenle reform yaklaşımı yalnızca mevcut sorunları gidermeye değil, aynı zamanda enerji hukukunun dönüşen paradigmasına uyum sağlamaya yönelik olmalıdır.

Güçlü, öngörülebilir ve tahkime açık bir ruhsat rejimi; hem kamu yararını hem de yatırım güvenliğini birlikte koruyan modern bir enerji hukuku sisteminin temelini oluşturacaktır.

KAYNAKÇA

I. KİTAPLAR

Akıncı, Ziya, Milletlerarası Tahkim, Vedat Kitapçılık, 4. Baskı, İstanbul 2016. (Dipnot 23)

Caldecott, Ben, Stranded Assets and the Environment, Oxford University Press, 2018. (Dipnot 14)

Chapus, René, Droit administratif général, Montchrestien, 15. Baskı, Paris 2001. (Dipnot 8)

Dolzer, Rudolf & Schreuer, Christoph, Principles of International Investment Law, Oxford University Press, 2. Baskı, 2012. (Dipnot 9, 15, 30)

Douglas, Zachary, The International Law of Investment Claims, Cambridge University Press, 2009. (Dipnot 7)

Duran, Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1982. (Dipnot 35)

Gaillard, Emmanuel, Legal Theory of International Arbitration, Martinus Nijhoff Publishers, 2010. (Dipnot 21, 36)

Gözler, Kemal, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, 25. Baskı, Bursa 2022. (Dipnot 6)

Günday, Metin, İdare Hukuku, İmaj Yayıncılık, 10. Baskı, Ankara 2013. (Dipnot 6)

Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt VI, 6. Baskı, İstanbul 2001. (Dipnot 28)

Nomer, Ergin – Ekşi, Nuray – Öztekin Gelgel, Günseli, Milletlerarası Tahkim Hukuku, Beta Yayınları, [gözden geçirilmiş baskı], İstanbul, 2003. (Dipnot 26)

Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 19. Baskı, Ankara 2019. (Dipnot 10)

Rivero, Jean, Droit Administratif, Dalloz, 18. Baskı, Paris 2000. (Dipnot 8, 35)

Schreuer, Christoph, The ICSID Convention: A Commentary, Cambridge University Press, 2. Baskı, 2009. (Dipnot 17)

Smith, Ernest E., International Petroleum Transactions, Rocky Mountain Mineral Law Foundation, 3. Baskı, 2010. (Dipnot 2)

Şanlı, Cemal / Esen, Emre / Ataman-Figanmeşe, İnci, Milletlerarası Özel Hukuk, Beta Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2020. (Dipnot 27)

II. MAKALELER

Wälde, Thomas, “Renegotiating Acquired Rights in the Oil and Gas Industries”, Journal of Energy & Natural Resources Law, Cilt 24, No: 2, 2006, s. 215-218. (Dipnot 5)

Weil, Prosper, “The State, the Foreign Investor and International Law”, ICSID Review-Foreign Investment Law Journal, Cilt 15, No: 2, 2000, s. 5-7, 12-15. (Dipnot 3, 33)

III. RAPORLAR VE RESMÎ YAYINLAR

Energy Charter Secretariat, The Energy Charter Treaty: A Reader’s Guide, Brussels 2020, s. 45-50. (Dipnot 34)

International Energy Agency, World Energy Outlook 2023, Paris 2023, s. 45-52. (Dipnot 13)

OECD, “Indirect Expropriation” and the “Right to Regulate” in International Investment Law, OECD Working Papers on International Investment, 2004/4, s. 9-12. (Dipnot 15)

T.C. Dışişleri Bakanlığı, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmaları, Ankara 2023. (Dipnot 29)

United Nations, Permanent Sovereignty over Natural Resources, UN General Assembly Resolution 1803 (XVII), 1962. (Dipnot 34, 37)

IV. TEZLER

Aslan, Erol, Enerji Sektöründe İmtiyaz Sözleşmesi: Çukurova-Kepez Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2010. (Dipnot 25)

Çavuşoğlu, Sare Nur, Enerji Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkim Şartı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2025. (Dipnot 22)

Güler, Zafer, Enerji Yatırım Anlaşmaları Uyuşmazlıklarının Tahkim Süreci, Doktora Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2020. (Dipnot 22)

Kılıçarslan, Elif Işıl, Enerji Sektöründe Yabancı Yatırım Uyuşmazlıkları ve Uluslararası Tahkim, Yüksek Lisans Tezi, Çağ Üniversitesi, Tarsus, 2012. (Dipnot 25)

V. MAHKEME VE HAKEM KARARLARI

Aminoil v. Kuwait, (1982) 21 ILM 976, Award, 24 Mart 1982, para. 95-100. (Dipnot 37)

Anayasa Mahkemesi, 27 Şubat 2014, E.2012/87, K.2014/41 sayılı karar. (Dipnot 16)

Chambre syndicale du commerce en détail de Nevers, Conseil d’État, 30 Mayıs 1930. (Dipnot 8)

James and Others v. the United Kingdom, AİHM, Başvuru No. 8793/79, 21 Şubat 1986, para. 50-51. (Dipnot 16)

LG&E Energy Corp. v. Argentine Republic, ICSID Case No. ARB/02/1, Decision on Liability, 3 Ekim 2006, para. 127-131. (Dipnot 12)

Metallclad Corporation v. United Mexican States, ICSID Case No. ARB(AF)/97/1, Award, 30 Ağustos 2000, para. 103. (Dipnot 17)

Philip Morris Brands Sàrl v. Uruguay, ICSID Case No. ARB/10/7, Award, 8 Temmuz 2016, para. 305-310. (Dipnot 20)

Portigon AG v. Kingdom of Spain, ICSID Case No. ARB/17/15, Award, 9 Haziran 2025. (Dipnot 19, 32)

Rockhopper Italia S.p.A. v. Italy, ICSID Case No. ARB/17/14, Award, 23 Ağustos 2022, para. 187-195. (Dipnot 18)

Sapphire International Petroleums Ltd. v. National Iranian Oil Company, Hakem Kararı, 15 Mart 1963, (1964) 35 ILR 136. (Dipnot 37)

Técnicas Medioambientales Tecmed S.A. v. United Mexican States, ICSID Case No. ARB(AF)/00/2, Award, 29 Mayıs 2003, para. 154-157. (Dipnot 12)

Texaco Overseas Petroleum Co. v. Libya, (1978) 17 ILM 1, Award, 19 Ocak 1977, para. 65-70. (Dipnot 37)

Yukos Universal Ltd. v. Russian Federation, PCA Case No. AA 227, Final Award, 18 Temmuz 2014, para. 1580-1590. (Dipnot 31)

VI. MEVZUAT

213 sayılı Vergi Usul Kanunu

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (Dipnot 24)

6491 sayılı Türk Petrol Kanunu (Dipnot 1, 4, 11)

Energy Charter Treaty (ECT), Madde 10(1), 13. (Dipnot 34)

VII. DİĞER KAYNAKLAR

Altay, İsmail, “Portigon AG v. Kingdom of Spain Yatırım Tahkim Davası”, https://ismailaltay.com.tr/?p=sayfa&alt=yargi-kararlari&id=399, (Erişim tarihi: 16 Şubat 2026). (Dipnot 19, 32)

Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği, m. 6-10. (Dipnot 4)

TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 24, Yasama Yılı 3, s. 45-47. (Dipnot 1)

[1] 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu Genel Gerekçesi, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 24, Yasama Yılı 3, s. 45-47.

[2] Smith, Ernest E., International Petroleum Transactions, Rocky Mountain Mineral Law Foundation, 3. Baskı, 2010, s. 45-48.

[3] Weil, Prosper, “The State, the Foreign Investor and International Law”, ICSID Review-Foreign Investment Law Journal, Cilt 15, No: 2, 2000, s. 5-7.

[4] 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu, m. 5-8; ayrıca bkz. Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği, m. 6-10.

[5] Wälde, Thomas, “Renegotiating Acquired Rights in the Oil and Gas Industries”, Journal of Energy & Natural Resources Law, Cilt 24, No: 2, 2006, s. 215-218.

[6] Günday, Metin, İdare Hukuku, İmaj Yayıncılık, 10. Baskı, Ankara 2013, s. 112-115; Gözler, Kemal, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, 25. Baskı, Bursa 2022, s. 345-348.

[7] Douglas, Zachary, The International Law of Investment Claims, Cambridge University Press, 2009, s. 178-180.

[8] Rivero, Jean, Droit Administratif, Dalloz, 18. Baskı, Paris 2000, s. 234-236; Conseil d’État, 30 Mayıs 1930, Chambre syndicale du commerce en détail de Nevers (arrêt fondateur sur la distinction entre police et gestion du service public). Ayrıca bkz. Chapus, René, Droit administratif général, Montchrestien, 15. Baskı, Paris 2001, s. 567-570.

Conseil d’État, 30 Mayıs 1930, Chambre syndicale du commerce en détail de NeversDavanın konusu, bir ilçede bakkal ve tuhafiye dükkânı açılmasına izin verilmemesine ilişkin valilik kararına karşı açılan davada, kolluk yetkisi ile kamu hizmeti yönetimi arasındaki ayrımın belirlenmesidir. Yargılamada, Fransız Danıştayı (Conseil d’État), belediye başkanının ticari faaliyetleri düzenleme yetkisinin kolluk yetkisi kapsamında olduğuna, ancak bu yetkinin kamu hizmeti imtiyazı ile karıştırılmaması gerektiğine hükmetmiştir. Conseil d’État bu kararında “kamu hizmetinin işleyişi ile kolluk yetkisi arasındaki sınır” ayrımını ortaya koymuş; “bir faaliyetin kamu hizmeti sayılması için idarenin onu doğrudan üstlenmesi veya imtiyaz yoluyla özel kişiye gördürmesi gerektiği, basit bir ruhsatlandırmanın kamu hizmeti imtiyazı anlamına gelmeyeceği” ilkesini benimsemiştir. Kararda, “kolluk yetkisine dayanan düzenlemelerin, kamu hizmetinin örgütlenmesinden farklı bir hukuki rejime tabi olduğu” vurgulanmıştır. Bu karar, ruhsat ile imtiyaz arasındaki ayrımın temel referans noktasını oluşturmaktadır.

[9] Dolzer, Rudolf & Schreuer, Christoph, Principles of International Investment Law, Oxford University Press, 2. Baskı, 2012, s. 145-148.

[10] Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 19. Baskı, Ankara 2019, s. 123-125.

[11] 6491 sayılı Kanun m. 10-15; Kanun’un 15. maddesinde arama ruhsatı süreleri ve uzatma koşulları açıkça düzenlenmiştir.

[12] Técnicas Medioambientales Tecmed S.A. v. United Mexican States, ICSID Case No. ARB(AF)/00/2, Award, 29 Mayıs 2003, para. 154-157; LG&E Energy Corp. v. Argentine Republic, ICSID Case No. ARB/02/1, Decision on Liability, 3 Ekim 2006, para. 127-131. Bu kararlarda meşru beklentinin adil ve hakkaniyete uygun muamelenin temel unsuru olduğu vurgulanmıştır.

Técnicas Medioambientales Tecmed S.A. v. United Mexican States, ICSID Case No. ARB(AF)/00/2, Award, 29 Mayıs 2003. Davanın konusu, İspanyol yatırımcı Tecmed’e ait su, sanitasyon ve sel koruma alanı atık bertaraf işletmesi için Meksika makamlarınca verilen işletme lisansının yenilenmemesidir. ICSID Ek Tesis Tahkim Kuralları uyarınca yargılama yapılmıştır.. Yargılamada, ICSID hakem heyeti, Meksika’nın lisansı yenilememe kararının, yatırımcının meşru beklentisini ihlal ettiğine ve dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğine hükmetmiştir. Hakem heyeti kararında “meşru beklentinin adil ve hakkaniyete uygun muamelenin temel unsuru olduğu” ve “yatırımcının yatırım yaparken dayandığı hukuki çerçevenin istikrarının korunması gerektiği” ilkelerini benimsemiştir. Kararda, “yatırımcının yatırım kararını etkileyen koşulların sonradan öngörülemez biçimde değiştirilmesi, meşru beklentinin ihlali anlamına gelir” ifadesiyle meşru beklenti doktrininin temel çerçevesi çizilmiştir. Bu karar, yatırım hukukunda meşru beklenti kavramının gelişiminde dönüm noktası niteliğindedir.

(Erişim 03.02.2026, https://icsid.worldbank.org/cases/case-database/case-detail?CaseNo=ARB(AF)/00/2)

LG&E Energy Corp. v. Argentine Republic, ICSID Case No. ARB/02/1, Decision on Liability, 3 Ekim 2006. Davanın konusu, ABD’li yatırımcı LG&E’nin Arjantin’deki doğal gaz dağıtım şirketlerine yaptığı yatırımlara ilişkindir. Arjantin’in 2001-2002 ekonomik krizi sırasında aldığı acil durum önlemleri nedeniyle yatırımcı, ABD-Arjantin İkili Yatırım Anlaşması (BIT) 1991’e dayanarak ICSID Tahkim Kuralları uyarınca tahkime başvurmuştur. Yargılamada, ICSID hakem heyeti, Arjantin’in aldığı önlemlerin yatırımcının meşru beklentisini ihlal ettiğine ancak belirli bir dönem için olağanüstü hal (state of necessity) savunmasının geçerli olduğuna hükmetmiştir. Hakem heyeti kararında “olağanüstü halin yatırımcı korumasını geçici olarak askıya alabileceği” ve “meşru beklentinin değerlendirilmesinde yatırımın yapıldığı andaki hukuki ve ekonomik koşulların dikkate alınması gerektiği” ilkelerini benimsemiştir. Kararda, “Arjantin’in aldığı tedbirlerin bir kısmı uluslararası hukuk anlamında olağanüstü hal kapsamında değerlendirilse de, bu durumun tüm dönem boyunca devam etmediği ve yatırımcının belirli bir süre için korunması gerektiği” ifadesiyle olağanüstü hal ile yatırım koruması arasındaki dengenin çerçevesi çizilmiştir. Bu karar, yatırım hukukunda olağanüstü hal savunmasının sınırlarını belirleyen en önemli kararlardan biridir. (Erişim 03.02.2026, https://icsid.worldbank.org/cases/case-database/case-detail?CaseNo=ARB/02/1)

[13] International Energy Agency, World Energy Outlook 2023, Paris 2023, s. 45-52; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Paris Anlaşması, 2015.

[14] Bu risk, “stranded assets” (kullanılamaz hale gelen varlıklar) kavramıyla ifade edilmektedir. Bkz. Caldecott, Ben, Stranded Assets and the Environment, Oxford University Press, 2018, s. 78-82.

[15] Dolzer, R. & Schreuer, C., Principles of International Investment Law, s. 120-125; OECD, “Indirect Expropriation” and the “Right to Regulate” in International Investment Law, OECD Working Papers on International Investment, 2004/4, s. 9-12.

[16] Ölçülülük ilkesi hakkında bkz. Anayasa Mahkemesi, 27 Şubat 2014, E.2012/87, K.2014/41sayılı karar; ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, James v. United Kingdom, 21 Şubat 1986, para. 50-51.

Anayasa Mahkemesi, 27 Şubat 2014, E.2012/87, K.2014/41 sayılı karar. Davanın konusu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un çeşitli hükümlerinin iptali istemidir. Dava, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri tarafından açılmış; ayrıca Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından itiraz yoluyla başvurulmuştur. Yargılamada, Anayasa Mahkemesi, Kanun’un bir kısım hükümlerini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiş, bir kısım hükümlerin iptal istemini ise reddetmiştir. Mahkeme kararında “doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması, bunların kamu hizmeti olarak işletilmesi zorunluluğunu doğurmaz; devlet bu yetkisini özel hukuk kişilerine devredebilir” ilkesini benimsemiştir. Ayrıca Mahkeme, “kamu yararı ile yatırım özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerektiği” ve “ruhsat sahiplerinin kazanılmış haklarının korunması” ilkelerine vurgu yapmıştır. Kararda, “yasa koyucunun petrol piyasasını düzenlerken takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu yetki kullanılırken hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine uyulması zorunludur” ifadesiyle hukuki güvenlik ilkesinin enerji piyasasındaki önemi ortaya konmuştur. Bu karar, Türk hukukunda devletin egemenlik yetkisi ile özel girişim özgürlüğü arasındaki dengenin anayasal çerçevesini çizen temel kararlardan biridir.

(Erişim 03.02.2026, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2014/41?EsasNo=2012%2F87)

James v. United Kingdom, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Başvuru No. 8793/79, 21 Şubat 1986Davanın konusu, Birleşik Krallık’ta 1957 tarihli Kira Yasası (Leasehold Reform Act) uyarınca, uzun süreli kira sözleşmesiyle taşınmaz kiralayan kiracıların, kiralanan taşınmazları maliklerinden satın alma hakkına sahip olmalarına ilişkin düzenlemenin, mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasıdır. Başvuranlar, Westminster’da bulunan taşınmazların maliki olan Howard de Walden Estate’in yöneticileri ve hissedarlarıdır. Yargılamada, AİHM, Birleşik Krallık hükümetinin getirdiği düzenlemenin, kamu yararı amacı taşıdığını ve maliklerin mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğuna karar vermiştir. Mahkeme kararında “kamu yararının değerlendirilmesinde devletlerin geniş bir takdir yetkisine (margin of appreciation) sahip olduğu” ve “mülkiyet hakkına müdahale ile kamu yararı arasında adil bir denge (fair balance) kurulması gerektiği” ilkelerini benimsemiştir. Kararda, “mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, toplumun genel yararı ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmediği takdirde, AİHS’e Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalini oluşturacağı” ifadesiyle ölçülülük ilkesinin mülkiyet hakkı bağlamındaki temel çerçevesi çizilmiştir. Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeye ilişkin en temel kararlarından biridir ve Anayasa Mahkemesi tarafından da sıklıkla atıf yapılmaktadır.

(Erişim 03.02.2026, https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-57507%22]}

[17] Schreuer, Christoph, The ICSID Convention: A Commentary, Cambridge University Press, 2. Baskı, 2009, s. 325-330; Metallclad Corporation v. United Mexican States, ICSID Case No. ARB(AF)/97/1, Award, 30 Ağustos 2000, para. 103.

[18] Rockhopper Italia S.p.A. v. Italy, ICSID Case No. ARB/17/14, Award, 23 Ağustos 2022, para. 187-195. Davanın konusu, İtalya’nın kıyı sularında (Adriyatik Denizi) petrol arama faaliyetlerini durdurmasına ilişkindir. İtalyan hükümeti, çevresel kaygılar ve kıyı turizminin korunması gerekçesiyle 2016 yılında yürürlüğe koyduğu bir kanunla, belirli mesafelerdeki petrol arama ruhsatlarını iptal etmiş ve yeni sondaj izinlerini durdurmuştur. Yargılamada, ICSID hakem heyeti, İtalya’nın bu düzenlemesinin, Enerji Şartı Antlaşması (ECT) kapsamında korunan yatırımcının meşru beklentisini ihlal ettiğine ve dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğine hükmetmiştir. Kararda, devletin çevresel politikalarını değiştirme hakkı saklı tutulmakla birlikte, mevcut yatırımlar açısından bu değişikliklerin öngörülebilir olması ve yatırımcıya aşırı külfet yüklememesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, İtalya’nın yatırımcının haklarını ihlal ettiğine karar verilmiş ve tazminata hükmedilmiştir.

(Erişim 03.02.2026, https://icsid.worldbank.org/cases/case-database/case-detail?CaseNo=ARB/17/14)

[19] Portigon AG v. Kingdom of Spain, ICSID Case No. ARB/17/15, Award, 9 Haziran 2025. Türkçe kapsamlı bir inceleme için bkz. Altay, İsmail, “Portigon AG v. Kingdom of Spain Yatırım Tahkim Davası”.

(Erişim 16.02.2026, https://ismailaltay.com.tr/?p=sayfa&alt=yargi-kararlari&id=399)

[20] Bu ayrım için bkz. Philip Morris Brands Sàrl v. Uruguay, ICSID Case No. ARB/10/7, Award, 8 Temmuz 2016, para. 305-310. Davanın konusu, Uruguay’ın tütün kontrolü amacıyla getirdiği düzenlemelerin (tek tip paketleme ve sağlık uyarılarının büyütülmesi) yabancı yatırımcının fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiği iddiasıdır. Yargılamada, ICSID hakem heyeti, Uruguay’ın düzenlemelerinin kamu sağlığını koruma amacı taşıdığını ve bu nedenle devletin düzenleme yetkisi kapsamında kaldığını belirterek, yatırımcının iddialarını reddetmiştir. Kararda, devletin düzenleme yetkisi ile yatırımcı koruması arasındaki dengenin, özellikle kamu sağlığı gibi hassas alanlarda devlet lehine yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar, devletin düzenleme yetkisinin sınırlarını ve yatırımcı korumasının kapsamını gösteren önemli bir emsal teşkil etmektedir.

(Erişim 03.02.2026, https://icsid.worldbank.org/cases/case-database/case-detail?CaseNo=ARB/10/7)

[21] Gaillard, Emmanuel, Legal Theory of International Arbitration, Martinus Nijhoff Publishers, 2010, s. 65-68. Gaillard bu bölümde, uluslararası tahkimin hukuki niteliğini ve temel teorik çerçevesini analiz etmektedir. Yazar, özellikle tahkimin kaynağı, meşruiyeti ve ulusal hukuk sistemleriyle ilişkisi konularını ele almakta; tahkimin uluslararası hukuk düzeni içindeki konumunu tartışmaktadır. Gaillard’a göre, uluslararası tahkim, ne tamamen ulusal hukuk sistemlerine bağımlı ne de onlardan tamamen bağımsız bir yapı arz etmekte; aksine, kendine özgü bir hukuki düzen oluşturmaktadır.

[22] Çavuşoğlu, Sare Nur, Enerji Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkim Şartı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2025, s. 101; Güler, Zafer, Enerji Yatırım Anlaşmaları, Uyuşmazlıklarının Tahkim Süreci, Doktora Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2020, s. 47

[23] Akıncı, ZiyaMilletlerarası Tahkim, Vedat Kitapçılık, 4. Baskı, İstanbul 2016, s. 89-92.

[24] Anayasa m. 125, m. 155; 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu m. 1-2.

[25] Kılıçarslan, Elif Işıl, Enerji Sektöründe Yabancı Yatırım Uyuşmazlıkları ve Uluslararası Tahkim, Yüksek Lisans Tezi, Çağ Üniversitesi, Tarsus, 2012, s. 135; Aslan, Erol, Enerji Sektöründe İmtiyaz Sözleşmesi: Çukurova-Kepez Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara, 2010, s. 222

[26] Ergin Nomer, Nuray Ekşi ve Günseli Öztekin Gelgel, Uluslararası Tahkim Hukuku, Beta Basım, İstanbul, 2003, s. 75.

[27] Şanlı, Cemal / Esen, Emre / Ataman-Figanmeşe, İnciMilletlerarası Özel Hukuk, Beta Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2020, s. 567-570. Yazarlar, idarenin taraf olduğu sözleşmelerde tahkim şartının geçerliliği için sözleşmenin özel hukuk karakterli olması gerektiğini vurgulamaktadır.

[28] Kuru, BakiHukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt VI, Demir Demir Müşavirlik, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 5890-5895.

[29] Türkiye’nin taraf olduğu ikili yatırım anlaşmalarının listesi ve güncel durum için bkz. T.C. Dışişleri Bakanlığı, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmaları, Ankara 2023.

[30] Dolzer, Rudolf & Schreuer, Christoph, Principles of International Investment Law, Oxford University Press, 2. Baskı, 2012, s. 190-195. Yazarlar bu bölümde, adil ve hakkaniyete uygun muamele standardı (FET) ile meşru beklenti kavramı arasındaki ilişkiyi ayrıntılı biçimde incelemektedir. Özellikle, yatırımcının meşru beklentisinin korunmasının, FET standardının temel unsurlarından biri haline geldiği vurgulanmakta; ancak bu korumanın mutlak olmayıp, devletin düzenleme yetkisi ile dengelenmesi gerektiği ifade edilmektedir. Yazarlara göre, meşru beklentinin ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için, devletin yatırımcıya belirli taahhütlerde bulunmuş olması ve bu taahhütlerin sonradan öngörülemez biçimde değiştirilmesi gerekmektedir.

[31] Yukos Universal Ltd. v. Russian Federation, PCA Case No. AA 227, Final Award, 18 Temmuz 2014, para. 1580-1590. Davanın konusu, Rusya’nın Yukos enerji şirketine yönelik düzenleyici müdahaleleri ve vergi uygulamalarıdır. Rus hükümeti, 2000’li yılların başında Yukos’a karşı vergi denetimleri başlatmış, şirketin varlıklarına el koymuş ve sonuçta şirketi iflasa sürükleyerek kamulaştırmıştır. Yargılamada, PCA hakem heyeti, Rusya’nın bu müdahalelerinin Enerji Şartı Antlaşması (ECT) kapsamında dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğine hükmetmiştir. Kararda, devletin vergilendirme yetkisinin sınırsız olmadığı, vergi uygulamalarının yatırımın ekonomik değerini ortadan kaldıracak şekilde keyfi ve ayrımcı bir biçimde kullanılamayacağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Rusya’nın ECT’nin adil ve hakkaniyete uygun muamele standardını ihlal ettiğine karar verilmiş ve 50 milyar USD’nin üzerinde tazminata hükmedilmiştir. Bu karar, yatırım tahkimi tarihinin en yüksek tazminatlı kararlarından biri olarak kabul edilmektedir. (Erişim 03.02.2026, https://www.italaw.com/cases/1175)

[32] Portigon AG v. Kingdom of Spain, ICSID Case No. ARB/17/15, Award, 9 Haziran 2025. Davanın konusu, İspanya’nın yenilenebilir enerji teşviklerinde yaptığı mevzuat değişiklikleridir. Hakem heyeti, proje finansmanı sağlayan kuruluşun (kreditörün) ECT anlamında “yatırımcı” sayılabileceğine karar vermiş; ancak esasa ilişkin değerlendirmede, İspanya’nın düzenlemelerinin FET standardını ihlal edecek kadar radikal veya öngörülemez olmadığına hükmetmiştir. Kararda, devletlerin ekonomik kriz ve enerji dönüşümü gibi kamu yararını ilgilendiren durumlarda teşvik rejimlerini revize etme konusunda geniş takdir yetkisine sahip olduğu vurgulanmıştır.

(Erişim 16.02.2026, https://icsid.worldbank.org/cases/case-database/case-detail?CaseNo=ARB/17/15)

Türkçe kapsamlı bir inceleme için bkz. Altay, İsmail, “Portigon AG v. Kingdom of Spain Yatırım Tahkim Davası”. (Erişim 16.02.2026, https://ismailaltay.com.tr/?p=sayfa&alt=yargi-kararlari&id=399)

[33] Bu ikilem hakkında bkz. Weil, Prosper, “The State, the Foreign Investor and International Law”, ICSID Review-Foreign Investment Law Journal, Cilt 15, No: 2, 2000, s. 12-15. Weil bu bölümde, devletin egemenlik yetkisi ile yatırımcının korunması arasındaki gerilimi teorik düzeyde analiz etmektedir. Yazar, özellikle kamu yararı amacıyla yapılan düzenlemelerin yatırım üzerindeki etkisi ile yatırımcının meşru beklentilerinin korunması arasındaki dengenin, modern uluslararası yatırım hukukunun merkezinde yer aldığını vurgulamaktadır. Weil’e göre, devletin düzenleme yetkisi mutlak olmayıp, uluslararası hukukun getirdiği sınırlamalara tabidir; ancak bu sınırlamalar yorumlanırken devletlerin kalkınma ihtiyaçları ve kamu yararı da dikkate alınmalıdır.

[34] Energy Charter Treaty, Madde 10(1) (Adil ve Hakkaniyete Uygun Muamele standardı) ve Madde 13 (Kamulaştırma); ayrıca bkz. Energy Charter Secretariat, The Energy Charter Treaty: A Reader’s Guide, Brussels 2020, s. 45-50. ECT Madde 10(1), yatırımcılara “adil ve hakkaniyete uygun muamele” (FET) ve “sürekli koruma ve güvenlik” sağlanmasını düzenlemektedir. Bu madde, yatırımcının meşru beklentilerinin korunması, keyfi ve ayrımcı işlem yasağı ve istikrarlı bir yatırım ortamı sağlanması yükümlülüklerini içermektedir. Madde 13 ise, kamulaştırma ve benzeri tedbirleri düzenlemekte; kamulaştırmanın ancak kamu yararı amacıyla, ayrımcı olmayan bir biçimde, usulüne uygun yasal süreçlerle ve hızlı, yeterli ve etkili tazminat karşılığında yapılabileceğini hükme bağlamaktadır. Enerji Şartı Sekreterliği’nin Reader’s Guide adlı yayını, bu maddelerin yorumlanmasına ilişkin kapsamlı bir rehber sunmakta; özellikle FET standardının kapsamı, kamulaştırma türleri ve tazminat hesaplama yöntemleri hakkında detaylı açıklamalar içermektedir. Bu kaynaklar, ECT kapsamındaki yatırım uyuşmazlıklarının anlaşılması açısından temel başvuru kaynaklarıdır..

[35] Karma statü kavramı hakkında bkz. Duran, Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1982, s. 234-238; ayrıca Fransız doktrininde “contrat administratif” ve “acte unilatéral” ayrımı için bkz. Rivero, J., Droit Administratif, s. 245-250.

[36] Tahkime elverişlilik konusunda Mukayeseli Hukuk perspektifi için bkz. Gaillard, E., Legal Theory of International Arbitration, s. 78-82.

[37] Sapphire International Petroleums Ltd. v. National Iranian Oil Company, Hakem Kararı, 15 Mart 1963, (1964) 35 ILR 136. Davanın konusu, İran’ın 1958 yılında Sapphire ile imzaladığı petrol arama ve işletme imtiyaz sözleşmesinin, NIOC tarafından tek taraflı olarak feshedilmesidir. (Siyasi arka plan: İran’da 1951 yılında Başbakan Muhammed Musaddık, İngiliz kontrolündeki Anglo-Iranian Oil Company’yi (AIOC) millileştirmiş ve İran petrol endüstrisini devletleştirmiştir. Bu hamle, 1953’te CIA ve MI6’nın desteklediği bir darbeyle Musaddık’ın devrilmesine ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin mutlak iktidarını pekiştirmesine yol açmıştır. Darbenin ardından, 1954 yılında imzalanan yeni bir konsorsiyum anlaşmasıyla, İran petrolü yeniden uluslararası şirketlere açılmış; ancak bu kez İran’ın egemenlik talepleri ile yabancı şirketlerin çıkarları arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılmıştır. İşte bu hassas dengenin bir parçası olarak, Sapphire’e 1958 yılında imtiyaz sözleşmesi verilmiştir. Ancak 1960’ların başında, Şah rejiminin petrol gelirleri üzerindeki kontrolünü artırma ve milliyetçi tepkileri yatıştırma ihtiyacı, NIOC’yi yabancı şirketlerle yapılan sözleşmeleri yeniden gözden geçirmeye itmiştir. Bu bağlamda NIOC, 1961 yılında Sapphire sözleşmesini feshettiğini bildirmiştir.) Yargılamada, Başhakem Pierre Cavin (İsviçreli hukukçu) tarafından yürütülen tahkimde, İran hükümeti sürece katılmış ve feshin kamu yararına dayandığını savunmuştur. Kararda, uluslararası ticari sözleşmelerde stabilizasyon hükümlerinin bağlayıcılığı vurgulanmış; devletlerin tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetme yetkisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Hakem, “bir devlet, imzaladığı uluslararası sözleşmeye sadık kalmak zorundadır; aksi halde uluslararası hukukun temel ilkeleri ihlal edilmiş olur” ifadesiyle ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Hakem ayrıca, kamu yararı gerekçesinin, sözleşmeden doğan yükümlülükleri ortadan kaldırmak için tek başına yeterli olmadığını; aksi halde uluslararası sözleşmelerin güvencesiz hale geleceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, NIOC’nin Sapphire’e tazminat ödemesine hükmedilmiştir. Bu karar, devletlerin yabancı yatırımcılarla yaptığı sözleşmelere sadık kalma yükümlülüğü açısından erken dönemde verilmiş en önemli emsallerden biridir. Aynı zamanda, Musaddık’ın millileştirme politikaları ile Şah’ın dengeli açılım stratejisi arasında sıkışmış bir İran’ın yabancı yatırımcılarla ilişkilerindeki gerilimi de gözler önüne sermektedir. (Erişim 03.02.2026, https://www.trans-lex.org/261600).

Texaco Overseas Petroleum Co. v. Libya, (1978) 17 ILM 1, Award, 19 Ocak 1977, para. 65-70. Davanın konusu, Libya’nın 1973 ve 1974 yıllarında çıkardığı kanunlarla Texaco’ya ait petrol imtiyaz sözleşmelerini tek taraflı olarak feshetmesidir. (Siyasi arka plan: 1969’da Muammer Kaddafi liderliğinde gerçekleşen askeri darbe, Libya’da Batı karşıtı bir Arap milliyetçiliği rejimi kurmuştur. Kaddafi, emperyalist miras olarak gördüğü yabancı şirketlerin imtiyaz sözleşmelerini yeniden müzakere etmek veya feshetmek suretiyle Libya’nın doğal kaynakları üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlamıştır. Bu politika değişikliği, 1973 petrol krizi ve Arap-İsrail savaşı sonrasında yükselen petrol fiyatlarının da etkisiyle daha da radikalleşmiştir.) Libya hükümeti, uluslararası tahkimi tanımadığını açıklayarak davaya katılmamıştır. Yargılamada, Başhakem René-Jean Dupuy (Fransız hukukçu) tarafından yürütülen ad hoc tahkimde, Libya’nın yokluğunda yargılamaya devam edilmiş ve deliller tek taraflı olarak değerlendirilmiştir. Karardauzun vadeli enerji sözleşmelerinde stabilizasyon hükümlerinin bağlayıcı olduğuna ve devletin bu hükümleri tek taraflı olarak değiştiremeyeceğine hükmedilmiştir. Hakem Dupuy, “bir devletin egemenlik yetkisi, uluslararası hukuka uygun olarak imzaladığı sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz” ifadesiyle ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini vurgulamıştır. Hakem ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1803 (XVII) sayılı “Doğal Kaynaklar Üzerinde Daimi Egemenlik” kararına atıfta bulunarak, devletlerin doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik yetkisini kabul etmekle birlikte, bu yetkinin uluslararası hukuka uygun olarak akdedilmiş sözleşmeleri tek taraflı feshetme hakkı vermediğini belirtmiştir. Atıf yapılan paragraf bağlamında (para. 65-70), hakem, stabilizasyon hükümlerinin, yatırımcının meşru beklentilerini koruma işlevi gördüğünü ve bu hükümlerin yokluğunda uzun vadeli enerji yatırımlarının finansmanının imkânsız hale geleceğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, Libya’nın Texaco’ya tazminat ödemesine hükmedilmiştir. Libya’nın davaya katılmaması, kararın tek taraflı niteliğini güçlendirmiş ve uluslararası tahkimde devletlerin yokluğunda yargılama yapılmasına ilişkin önemli bir emsal oluşturmuştur. Bu karar, Kaddafi rejiminin emperyalist miras olarak gördüğü sözleşmeleri feshetme politikasının uluslararası hukuk karşısındaki sınırlarını göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. (Erişim 03.02.2026, https://www.trans-lex.org/261700/_/texaco-)

Aminoil v. Kuwait, (1982) 21 ILM 976, Award, 24 Mart 1982, para. 95-100. Davanın konusu, Kuveyt’in 1977 yılında Aminoil ile yaptığı petrol imtiyaz sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesidir. (Siyasi arka plan: Kuveyt, 1961’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandıktan sonra, petrol zengini Körfez monarşileri arasında nisbeten istikrarlı bir siyasi yapı oluşturmuştur. Ancak 1970’lerin sonunda, 1979 İran Devrimi ve 1979 Sovyetlerin Afganistan’ı işgali gibi bölgesel gelişmeler, Körfez ülkelerini güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmeye itmiştir. Aynı dönemde, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve OPEC’in artan etkisi, Kuveyt’in petrol gelirlerini yeniden düzenleme ihtiyacını doğurmuştur. Bu bağlamda Kuveyt hükümeti, 1948’de imzalanan ve Aminoil’e geniş imtiyazlar tanıyan sözleşmeyi, değişen ekonomik koşullara uyarlamak amacıyla feshetme yoluna gitmiştir.Yargılamada, Prof. Paul Reuter (Fransız), Prof. Hamed Sultan (Mısırlı) ve Sir Gerald Fitzmaurice (İngiliz) tarafından oluşturulan hakem heyeti önünde yürütülen tahkimde, Kuveyt hükümeti savunmalarını sunmuş ve feshin kamu yararı ile değişen ekonomik koşullar nedeniyle haklı olduğunu ileri sürmüştür. Atıf yapılan paragraf bağlamında (para. 95-100), hakem heyeti, ekonomik dengenin korunması gerektiğini vurgulamış; ancak stabilizasyon hükümlerinin mutlak olmayıp, tarafların değişen koşullar karşısında sözleşmeyi uyarlama yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. Heyet, “uzun vadeli sözleşmelerde tarafların değişen ekonomik koşulları makul ölçüde dikkate alması gerekir” ifadesiyle stabilizasyonun sınırlarını çizmiştir. Hakemler ayrıca, Texaco kararındaki mutlak stabilizasyon anlayışından farklı olarak, sözleşmenin imzalandığı dönemdeki ekonomik koşullar ile fesih tarihindeki koşullar arasındaki farkın, sözleşmenin uyarlanmasını gerektirebileceğini belirtmiştir. Kararda, Kuveyt’in fesih yetkisini kullanırken Aminoil’in meşru beklentilerini tamamen göz ardı etmediği, ancak değişen koşulların da dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Kuveyt’in Aminoil’e tazminat ödemesine hükmedilmiş, ancak bu tazminat Texaco kararındaki kadar yüksek olmamıştır. Kuveyt’in davaya katılması, kararın çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak verilmesini sağlamış ve stabilizasyon hükümlerinin daha dengeli ve uyarlanabilir bir yorumunu ortaya koymuştur. Bu karar, enerji sözleşmelerinde stabilizasyon hükümlerinin mutlak olmadığını ve değişen koşullar karşısında uyarlanabileceğini gösteren en önemli emsallerden biridir.(Erişim 03.02.2026, https://jusmundi.com/en/document/decision/en-the-american-independent-oil-company-v-the-government-of-the-state-of-kuwait-final-award-wednesday-24th-march-1982)

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde lisans, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Ekonomi Hukuku ve Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde Sermaye Piyasası ve Borsa yüksek lisans eğitimlerini tamamlamıştır.
1997 yılında İstanbul Barosuna üye olarak avukatlık mesleğine başlamış, Demirbank Hukuk Müşavirliği ve BDDK/TMSF Tahsilat ve Hukuk Dairelerinde görev yaptıktan sonra Altay Tahkim ve Hukuk Bürosu'nu kurmuş ve hala serbest avukatlık mesleğini ifa etmektedir. Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü ile Doğuş Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.
İstanbul Barosu Banka ve Finans Hukuku Komisyonu Kurucu Başkanlığı, Finans Kulüp Hukuk Komitesi Başkanlığı, Spor Hukuku Enstitüsü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği ve Sicil Kurulu Başkanlığı, 2010-2012 ve 2012-2014 dönemleri İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul Barosu Meclis Divan Başkan Vekilliği, TBB Tahkim Merkezi Kurucu Yürütme Kurulu Üyeliği, TBB Arabuluculuk Komisyonu Yürütme Kurulu Üyeliği görevlerini yapmış ve hala İstanbul Barosu Tahkim Merkezi Kurucu Başkanı olarak görevine devam etmektedir.
"Varlık Yönetim Şirketleri ve Sorunlu Varlıkların Çözümlenmesi" başlıklı eseri ile Bilgi Üniversitesi'nin 2005 yılı Ekonomi Hukuku makale birinciliği ödülünü ve Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi'nin (CCBE) 2013 yılı İnsan Hakları Ödülünü de İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri ile birlikte almıştır.
Banka, Sermaye Piyasası, Leasing, Faktoring, Ticaret ve Spor Hukuku alanlarında İstanbul mahkemelerinde ve dövize (Japon Yeni ve İsviçre Frankı) endeksli krediler hakkında TBMM Dilekçe Komisyonunda bilirkişilikler yapmıştır.
2005 yılından itibaren TSPAKB, ISTAC, İTOTAM, TBB Tahkim Merkezleri ve Ad Hoc Tahkim yargılanmalarında Finans, Ticaret, Borçlar, İnşaat ve Avukatlık Hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda hakemlik ve tahkim avukatlığı ve 2013 yılından itibaren de arabuluculuk yapmaktadır.
Hasan Kalyoncu, İnönü ve İbn Haldun Üniversitelerinde Uzman Arabuluculuk programlarında Banka ve Sermaye Piyasası Hukuku; Baro ve Kurumsal Tahkim Merkezlerinin düzenlediği eğitimlerde de Tahkim Hukuku, hakemliği ve avukatlığı dersleri vermektedir. Banka ve Finans, Ticaret, Spor ve Tahkim Hukuku alanlarında bir çok yayınlanmış eserleri ve konferans sunumları bulunmaktadır.