Çevre Suçları Direktifi Kapsamında Ekolojik Soykırım ve Nitelikli Çevre Suçlarının Açıklanması (Bölüm 2)*

Giriş

Ceza hukuku yoluyla çevrenin korunmasına ilişkin revize edilmiş direktif, 21 Mayıs 2024 tarihinde Avrupa Birliği’nde (AB) yürürlüğe girmiş ve AB üyesi devletleri iki yıllık bir aktarım yükümlülüğü altına sokmuştur. Bu direktif çevreyi daha etkili bir şekilde korumak için ceza suçlarının, cezaların, önleme ve uygulama önlemlerinin tanımıyla ilgili asgari kuralları belirler. İlk blog yazısında, direktif kapsamındaki çevre suçlarının ve cezalarının özellikleri analiz edilmiştir. Mevcut yazıda ise, çevre üzerindeki yıkıcı etkileri nedeniyle diğer suçlardan daha ağır cezalar gerektiren yeni ‘nitelikli çevre suçları’ kategorisine odaklanılmakta ve özellikle, AB hukuku kapsamındaki nitelikli suçların uluslararası hukuk kapsamında ortaya çıkan ekolojik soykırım suçuyla nasıl ilişkilendirileceği ele alınmaktadır.

  1. Çevre Suçlarının İki Kademeli Sınıflandırılması

Gözden geçirilen 2024/1203 sayılı Direktif (‘direktif’), çevreye zararlı davranışların genişletilmiş bir listesinin suç sayılması, gerçek ve tüzel kişilere yönelik yaptırım düzeylerinin uyumlu hale getirilmesi ve 27 üye ülkedeki uygulama zincirinin güçlendirilmesi yoluyla Avrupa Birliği’nde çevrenin korunmasını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. [1]

Direktifin getirdiği en önemli değişikliklerden biri, çevresel suçları etkilerinin ciddiyetine göre sınıflandırmak için iki kademeli bir sistemin oluşturulmasıdır. Bir yandan, madde 3(2), üye devletlerin ulusal yasalarında suç saymaları gereken bir dizi yirmi çevresel ihlali listelemektedir (birinci kademe suçlar). Öte yandan, madde 3(3), bu ihlallerin çevre üzerindeki etkileri özellikle şiddetli olduğunda, yani önemli, yaygın ve uzun süreli (veya geri döndürülemez) çevresel hasara yol açtıklarında (ikinci kademe suçlar) ‘nitelikli cezai suçlar’ oluşturduğunu belirtmektedir.

Birinci kademe suçlar, ‘çevrenin korunmasına ilişkin AB hukukunun ciddi şekilde ihlal edilmesi’ anlamına gelir ve şunlardan oluşur:

  • Hukuka aykırı bir davranış (yani AB çevre yasasını veya bu yasaya etki eden ulusal yasaları ve kararları ihlal etmek);
  • Ya bir sonuç suçu (çevreye önemli zarar verme veya bir kişiye ciddi zarar verme) ya da bir davranış suçu (bir yasağın ihlali veya belirli yasal koşullarına uyulmaması) olma;
  • Gerekli iradi unsur olarak kasıt veya ciddi ihmal. [2]

İkinci derece (nitelikli) suçlar bakımından daha kısıtlayıcı koşulların sağlanması gerekmektedir:

  • Kasıtlı bir davranış;
  • ‘Önemli büyüklükte veya çevresel değere sahip’ bir ekosisteme veya korunan bir alandaki bir yaşam alanına veya hava, toprak veya su kalitesine önemli, yaygın ve geri dönüşü olmayan veya uzun süreli zarara neden olmak. [3]

Direktifin giriş bölümüne göre, nitelikli cezai suçlar, uluslararası forumlarda tartışılan ve bazı hukuk sistemlerinde tanınan ekolojik soykırım suçuna karşılık gelmektedir. [4] Bu suçlar, çevre üzerindeki kapsamlı ve kalıcı etkileri nedeniyle birinci kademe suçlardan daha ağır cezalarla cezalandırılmalıdır. [5]

Bu sınıflandırma sistemi, AB hukuku kapsamındaki çevre suçları için yeni bir yasal çerçeve oluşturur. Bir yandan, üye devletlerin 3(2) no.lu maddede tanımlanan yirmi davranışın ulusal hukuklarında cezai yaptırımlarla cezalandırılan suçlar oluşturmasını sağlamasını gerektirir. Diğer yandan, AB ülkeleri ayrıca, geniş kapsamlı ve uzun süreli çevresel hasara neden olan davranışlar için daha ağır cezalar taşıyan yeni bir ekolojik soykırım düzeyindeki suçlar kategorisi getirmelidir. Bu yaklaşım, caydırıcı etkilerini artırmak ve etkili bir uygulama sağlamak için AB çevre hukukunun ciddi ihlalleri için cezai bir yanıtın gerekliliğini ortaya koyar. [6]

  1. Uluslararası Hukuka Göre Ekolojik Soykırımın Suç Olması

2010’lardan beri, Ekolojik Soykırımı Durdurma Vakfı (Stop Ecocide Foundation) himayesinde büyüyen bir ulusötesi hareket, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Court) Roma Statüsü’nde ekolojik soykırımın beşinci uluslararası suç olarak kabul edilmesini savunmuştur. İnsan faaliyetleri sonucu küresel çevrenin hızla bozulmasını durdurmak amacıyla, bu, çevresel yıkımın, diğer uluslararası suçlarla aynı düzeyde, uluslararası toplumun tamamı için endişe verici ciddi bir suç olduğunu teyit edecektir. [7] Şu anda, uluslararası hukuk, böyle bir davranışın uluslararası bir silahlı çatışma bağlamında bir savaş suçunun yüksek eşiğini karşılaması dışında, çevrenin kasıtlı olarak tahrip edilmesini yasaklamamaktadır. [8]

Haziran 2021’de, Ekolojik Soykırımı Durdurma Vakfı tarafından toplanan Bağımsız Uzmanlar Heyeti’nde (Independent Expert Panel), ekolojik soykırımın ‘bu eylemlerin çevreye ciddi ve yaygın veya uzun vadeli zarar verme olasılığının yüksek olduğu bilinciyle işlenen hukuka aykırı veya kasten yapılan eylemler’ olarak tanımlanması için Roma Statüsü’nde bir değişiklik önerilmiştir. [9] Bu tanım, 09 Eylül 2024 tarihinde Vanuatu, Fiji ve Samoa devletleri tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi Devletler Meclisi Değişiklikler Çalışma Grubu’na sunulan değişiklik önerisinin temelini oluşturmaktadır. Konu nihayetinde Uluslararası Ceza Mahkemesi Devletler Meclisi’nin üçte iki çoğunluğunun olumlu oy vermesine bağlı olacaktır.

Ulusal düzeyde, Ekvador, Rusya, Vietnam ve Ukrayna dâhil olmak üzere yaklaşık bir düzine ülke, genellikle uluslararası suçlarla aynı seviyede olmak üzere, ekolojik soykırımı ceza hukuklarına dâhil etmiştir. Avrupa Birliği’nde, iki üye devlet şu ana kadar ekolojik soykırımı hukuk sistemlerinde tanımıştır. Fransa, 22 Ağustos 2021 tarihli bir yasa ile ekolojik soykırımı Çevre Yasası’na entegre ederek bunu yapan ilk ülke olmuştur. [10] Ancak bu yasa, ekolojik soykırımı suç yerine bir ihlal olarak belirleyerek ve kapsamını aşırı kısıtlayarak ‘önemsizleştirdiği’ için eleştirilmiştir. [11] Belçika ise, 22 Şubat 2024 tarihinde kabul edilen yeni Ceza Yasası’na ekolojik soykırımı dâhil etmiştir. [12] Belçika’nın ekolojik soykırım sürümü bunu bağımsız/özerk bir suç olarak tanısa da, suçun uygulama kapsamı federal devletin yetkisindeki sınırlamalar nedeniyle çok dar bir şekilde sınırlandırılmıştı. [13]

  1. Ekolojik Soykırım ve Nitelikli Çevre Suçlarının Açıklanması

3.1. AB hukukuna göre bağımsız/özerk bir çevre suçu mu?

Bağımsız Uzmanlar Heyeti tarafından açıklanan ekolojik soykırım suçu ile direktif kapsamındaki nitelikli çevre suçları arasındaki önemli bir fark, ilkinin özerk, kendi başına duran bir suç olması, ikincisinin ise sektörel mevzuata atıfta bulunularak tanımlanan birinci kademe suçların ağırlaştırılmış bir biçimi olarak düşünülmesidir. [14] Bu sektörel yaklaşımın bir sonucu olarak, AB hukuku kapsamındaki çevre suçu kavramı büyük ölçüde idare hukukuna bağımlı kalmaya devam etmektedir. Olumlu tarafı, yasaklanmış davranışlar listesine dayanan bu yaklaşımın, ceza hukuku bağlamında önemli bir husus olan hukuki kesinliği artırma avantajı vardır. Ayrıca, önemli, yaygın ve uzun süreli çevresel zarara neden olduklarında ekolojik soykırıma karşılık gelebilecek, AB düzeyinde zaten yasaklanmış bir dizi davranışı belirterek ekolojik soykırım kavramına içerik katmaktadır.

AB hukuku uyarınca çevreye karşı otonom bir suç amacıyla, sektörel mevzuata atıfta bulunularak tanımlanmayan direktifin 3(2-a) ve 3(2-b) no.lu maddelerinden bahsedilmelidir. Genel bir kirlilik suçu olarak formüle edilen bu madde, üye devletlerin şunları suç saymasını gerektirir:

“Havaya, toprağa veya suya bir miktar malzeme veya madde, enerji veya iyonlaştırıcı radyasyonun boşaltılması, yayılması veya sokulması, bunun sonucunda herhangi bir kişinin ölümüne veya ciddi şekilde yaralanmasına veya hava, toprak veya su kalitesinde önemli bir hasara veya bir ekosisteme, hayvanlara veya bitkilere önemli bir hasara neden olmasının muhtemel olması.” [15]

Buna göre, havayı, toprağı veya suyu kirleten eylemler (bir ‘boşaltma/deşarj, emisyon veya giriş’ yoluyla), kirliliğin bir kişiye ciddi zarar (ölüm veya ciddi yaralanma) veya çevreye (hava, toprak veya su kalitesi; ekosistemler, hayvanlar veya bitkiler) önemli zarar vermesi (veya vermesinin muhtemel olması) durumunda birinci derece suç teşkil eder. [16] Söz konusu kirlilik çevreye önemli, yaygın ve uzun süreli zarar verirse, 3(3) no.lu madde uyarınca sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilen nitelikli bir suç teşkil edecektir. [17]

2008 tarihli orijinal Çevre Suçları Direktifinde yer alan bu özerk suç, AB üyesi devletlerin havayı, toprağı veya suyu kirleten ve dolayısıyla çevreye önemli zarar veren her türlü kasıtlı veya pervasız davranışı suç saymasını gerektirdiği için AB çevre ceza hukukunun omurgası olarak görülebilir. [18] Nitelikli haliyle bu suç, AB hukuku uyarınca bir ekolojik soykırım suçuna en yakın olan suçtur.

3.2. Tanımları karşılaştırma

Direktif kapsamındaki nitelikli suçların tanımı, Bağımsız Uzmanlar Heyeti’nde tanımlanan ekolojik soykırım suçundan üç temel açıdan daha kısıtlayıcıdır.

İlk olarak, direktif yalnızca hukuka aykırı eylemlere uygulanırken, ekolojik soykırım tanımı aynı zamanda kasten gerçekleştirilen, yani ‘beklenen sosyal ve ekonomik faydalarla karşılaştırıldığında açıkça aşırı olacak zarara karşı pervasızca aldırış etmeyerek’ gerçekleştirilen yasal eylemleri de kapsar. Ancak direktifin 3(1) no.lu maddesinde, yetkili makamlar tarafından yetkilendirilen ilk bakışta yasal faaliyetlerin, özel durumlarda, izin haksız yere elde edilmişse (yani dolandırıcılık, yolsuzluk, gasp veya zorlama yoluyla) veya ‘ilgili maddi yasal koşulların açıkça ihlali’ halinde bir suç teşkil edebileceği öngörülmektedir. [19] Hukuka aykırılık koşulunun bu şekilde geniş bir şekilde okunması, AB hukuku uzmanları tarafından ‘devrim niteliğinde’ olarak tanımlanan çevre suçlarının idare hukukuna bağımlılığından bir sapmayı ifade etmektedir. [20]

İkinci olarak, nitelikli çevre suçlarının etki eşiği iki şekilde sınırlandırılmıştır. Buna ek olarak, direktifin 3(3) no.lu maddesi çevresel hasarın önemli, yaygın ve uzun süreli olmasını gerektirir (Oysa ki ekolojik soykırım tanımı hasarın ciddi ve yaygın veya uzun süreli olmasını gerektirir). Dahası, 3(3) no.lu madde uyarınca hasarın korunan bir alandaki özellikle büyük veya değerli bir ekosisteme veya yaşam alanına veya daha genel olarak hava, toprak veya su kalitesine özel olarak verilmesi gerekir. İkinci kademe suçlar için etki eşiği ekolojik soykırım tanımındakinden daha kısıtlayıcı olsa da, bu durum yalnızca çevresel hasarın en fazla önemli olmasını gerektiren birinci kademe suçların daha geniş uygulama kapsamıyla telafi edilir. [21]

Üçüncü sınırlama ise iradi unsuru ilgilendirmektedir. Direktifin 3(3) no.lu maddesi uyarınca yalnızca kasıtlı davranışlar nitelikli suçlar oluşturabilir. [22] Bu önemli bir kısıtlamadır çünkü ekolojik felaketler nadiren kasıtlı olarak meydana gelir; bunun yerine, karakteristik olarak pervasız veya ihmalkâr davranışlardan kaynaklanırlar. Bu nedenle, Bağımsız Uzmanlar Heyeti, yazarın çevresel zarara neden olma olasılığının önemli ölçüde farkında olmasına karşılık gelen dolus eventualis[1] iradi unsurun dâhil edilmesini önermiştir. Bu iradi unsur öğe direktifte yer almamış olsa da, birinci kademe suçların çoğu en azından ciddi ihmal ile gerçekleştirildiğinde suç sayılmalıdır. [23] Ayrıca, Belçika gibi bazı kıta hukuk sistemlerinde, yazarın gerekli veya muhtemel cezai sonuçların (ikinci derece dolus ve dolus eventualis) farkındalığının niyet kavramına (birinci derece dolus) benzetildiği de belirtilmelidir. [24]

3.3. AB hukuku çerçevesinin avantajları

Direktifin bariz avantajlarından biri, AB genelinde bağlayıcı olmasıdır. Üye devletlerin hukuk sisteminde doğrudan uygulanabilir olmasa da, AB hükümetleri bunu 21 Mayıs 2026 tarihine kadar kendi ulusal hukuklarına dâhil etme yükümlülüğü altındadır, aksi takdirde AB Komisyonu tarafından bir ihlal prosedürü başlatılabilir. [25]

Ayrıca, amaç ceza hukuku aracılığıyla çevreyi koruyan kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturmaksa, direktif uluslararası hukuka göre bir suçtan daha uygun bir araç olabilir. Nitelikli suçlar, AB genelinde çevreye zararlı davranışların daha etkili bir şekilde önlenmesini, caydırılmasını ve bastırılmasını sağlamayı amaçlayan bu yasal çerçevenin yalnızca bir bölümünü oluşturur. [26] Roma Statüsü’nde en büyük çevresel yıkım eylemlerinin suç sayılması, uluslararası ceza hukukunun caydırıcı ve ifade edici işlevleri de dâhil olmak üzere bir dizi nedenden ötürü önemli olacaktır. [27] Ancak, doğal dünya ile ilişkimizde geniş çaplı toplumsal değişim, şüphesiz ceza hukukunun kapsamını en ağır ve en dikkat çekici suçların ötesine, daha az görünür ancak daha yaygın, yavaş şiddet kavramına karşılık gelen çevresel zarar biçimlerine kadar genişletmeyi gerektirecektir. [28]

Bu okuma, Çevre Suçları Direktifi’nin temel mesajıyla tutarlıdır, yani çevre hukukunun ciddi ihlalleri idare hukukuna ve cezalara bırakılmamalıdır. [29] Ceza hukuku ağı, yasallık ilkesini bozacak kadar geniş tutulmamalı, ancak uluslararası ceza hukukunun konusu olan en ciddi çevre suçlarının çekirdeğinden (noyau dur[2]) daha geniş bir iç hukuk bağlamında olmalı ve bu nedenle farklı suçlama seviyelerini gerektirmelidir. [30]

Direktifin bir diğer avantajı, şu anda Roma Statüsü uyarınca mümkün olmayan şirketleri çevre suçlarından sorumlu tutma olasılığıdır. [31] Bu kritiktir çünkü tüzel kişiler AB Komisyonu’na göre çevre suçlarının yüzde 75’ine kadar sorumludur. [32] Hukuku tüzel kişilerin cezai sorumluluğunu öngörmeyen azınlıktaki üye devletler ‘suç içermeyen cezalar’ (non-criminal penalties) seçebilirken, tüzel kişiler için zorunlu (suç içeren veya suç içermeyen) yaptırımların dâhil edilmesi, kurumsal suçlarla ilgili dokunulmazlık boşluğunun kapatılmasına izin vermelidir.

Sonuç

Küresel çevrenin hızla bozulmasını durdurmak, ceza hukuku da dâhil olmak üzere doğanın yüksek düzeyde korunmasını gerektirir. Roma Statüsü’nde ekolojik soykırımın uluslararası toplumu ilgilendiren bir suç olarak tanınması, uluslararası ceza hukukunun evriminde küresel öneme sahip ekolojik bir dönüşümü işaret edecektir. Bu ekolojik dönüşümü mümkün kılmak ve yerel düzeyde etki yaratmasını sağlamak için, ceza hukukunun kapsamını çevre hukukunun ciddi ihlallerine kadar genişleten yerel reformlar bu küresel harekete eşlik etmelidir. Direktif, AB ülkelerinin, önemli çevresel zarara yol açan bir dizi çevre suçunu suç saymalarını ve en ciddi çevresel etkiye sahip suçların daha ağır yaptırımlarla cezalandırılmasını sağlayarak her iki hedefe doğru çalışmalarını gerektirir. Bu nedenle, gelecekteki ekolojik merkezli bir uluslararası suç için zemin hazırladığı ve bu suça doku ve yerel önem kattığı için takdir edilebilir.

* Çevirenin Notu:

  • Bu yazının ilk bölümü için lütfen bkz. “Josepha Close [Türkçe Çeviri: Yavuz Akbulak], Çevreye Karşı Bir ‘Özen Yükümlülüğü’nün Oluşturulması mı? Avrupa Birliği ‘Çevre Suçları Direktifi’nin Zorlukları ve İlerleme Süreci (Bölüm 1), Legal Blog, 11 Temmuz 2024”.
  • Yazının dipnotları, işbu çeviri metninin sonunda verilmiştir.

[1] Çevirenin Notu: Dolus eventualis, “sanığın hukuka aykırı bir durumu meydana getirmeyi veya davranışından kaynaklanan hukuka aykırı bir sonuca neden olmayı ‘istemediği’, ancak durumun var olma olasılığını veya ortaya çıkacak sonucu öngördüğü ve davranışıyla hareket ettiği” durum olarak tanımlanır.

[2] Çevirenin Notu: Bu ifade (Fransızca: noyau dur), esasen bir grubun faaliyetlerine en çok bağlı olan üyelerini (yani çekirdek üyelerini) nitelemek için kullanılır.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.