
GİRİŞ
Bu çalışma, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) İkinci Kitap (Özel Hükümler), İkinci Kısım (Kişilere Karşı Suçlar), Onuncu Bölümünde düzenlenen “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen “Hırsızlık” suçuna yönelik araştırmalarımızı konu edinmektedir.
TCK m.141’de düzenlenen “Hırsızlık” suçu seçmemizin sebebi 31 Aralık 2024 itibariyle Türkiye’de oranı artan suçlardandır. Adalet Bakanlığı “Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü” 05/05/2025 tarih, 4 Sayılı Ceza İnfaz Kurumu İstatistiklerine göre 31 Aralık 2024 tarihi itibariyle Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlülerin %24.6’sını “Hırsızlık” suçu oluşturmaktadır. 1 Ocak-31 Aralık 2024 tarihleri arasında Ceza İnfaz Kurumlarına yeni giren hükümlülerin ise %15’ini “Hırsızlık” suçu oluşturmaktadır.[1]
Bu çalışmada, TCK m.141’de düzenlenen “Hırsızlık”, TCK m.142’de düzenlenen “Nitelikli Hırsızlık”, TCK m.143’te düzenlenen “Suçun Gece Vakti İşlenmesi”, TCK m.144’de düzenlenen “Daha Az Cezayı Gerektiren Haller”, TCK m. 145’te düzenlenen “Malın Değerinin Az Olması”, TCK m. 146’da düzenlenen “Kullanma Hırsızlığı”, TCK m.147’de düzenlenen “Zorunluluk Hali” ve son olarak da TCK m.168’de düzenlenen “Etkin Pişmanlık” hükümleri tek tek irdelenerek 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında düzenlenen “Genel Hükümler” başlığı altındaki hükümlerle birlikte açıklanacaktır. Keyifli okumalar dilerim…
BİRİNCİ BÖLÜM
I. GENEL OLARAK
Hırsızlık suçu 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) 141’nci maddesinde basit haliyle düzenlenmiştir. TCK m.141’de göre; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” düzenlenmiştir. Buna göre hırsızlık suçunun işlenebilmesi için hırsızlık konusu malın mağdurun zilyetliğinde olması yeterlidir. Mülkiyetinde olması gerekmez. Yine hırsızlık suçunun işlenebilmesi için hırsızlık konusu malın taşınır mal olması gerekmektedir. TCK m.141 anlamında hırsızlığa konu malın taşınmaz mal olması halinde bu suç tipi oluşmayacaktır. Ayrıca TCK m.141’de düzenlenen hırsızlık suçunun oluşabilmesi için failin hırsızlık konusu maldan kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 Sayılı TCK m.141’de düzenlenen suçun temel halinin vuku bulabilmesi için mağdurun hırsızlık konusu mala zilyet olması, malın taşınır mal olması ve failin de hırsızlık konusu malı kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak suretiyle hareket etmesi gerekmektedir. Bu anlamda mağdurun hırsızlık konusu mala zilyet olması yeterlidir, malik olması aranmamaktadır.
II. SUÇUN UNSURLARI
1) Maddi Unsurlar
a)Fail
5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 141’nci maddesi lafzından da anlaşılacağı üzere kanun koyucu, “…bulunduğu yerden alan kimseye…” demek suretiyle fail için herhangi bir özel şart belirtmemiştir. Bu anlamda hırsızlık suçunun faili “herkes” olabilecektir. Özetle TCK anlamında cezaî ehliyeti olan her gerçek ve tüzel kişi TCK m. 141’de düzenlenen suçun faili olabilecektir.
5237 Sayılı TCK’nin 20’nci maddesinin 2’nci fıkrası gereğince tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağı, ancak güvenlik tedbirlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir. 5237 Sayılı TCK’nin 169’ncu maddesinde de “Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri Uygulanması” başlığı altında özel düzenlemeye tabi tutulmuştur. Anılan hükme göre; “Hırsızlık, güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçlarının işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” Denilmektedir. Buna göre hırsızlık suçunun işlenmesiyle fayda sağlayan tüzel kişiler TCK’nin 20’nci maddesi gereğince suçun faili kabul edilmeyecek; ancak bu tüzel kişilere aynı yasanın 60’ncı maddesinde gösterilen güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir.[2]
b)Mağdur
Mağdur, suçun konusunun ait olduğu kişi veya kişiler için kullanılan bir kavramdır.[3] 5237 Sayılı TCK’nin 141’nci maddesi anlamında mağdur ise malı çalınan kimsedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu suçun mağduru herkestir. Mağduru için özel şart öngörülmemiştir. Ancak mağdurun belli özelliklere haiz olması nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. [4] Yukarıda da değindiğimiz üzere hırsızlık konusu mala mağdurun muhakkak malik olması aranmaz. Söz konusu mal, yalnızca zilyetliği elinde bulunduran kişiden rızası dışında alınmışsa, malı elinden rızası dışında alınan kişi de mağdur konumunda yer alabilecektir. Bu anlamda mağdurun zilyetliği haklı sebeple elinde bulundurup bulunmaması da önemli değildir. Başka bir ifadeyle hırsızın elinden malın rızasız alınması da hırsızlıktır[5].
c)Konu
5237 Sayılı TCK’nin 141’nci maddesinde; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” denilmek suretiyle hırsızlık suçunun konusunun “başkasına ait mal” olduğu belirtilmiştir. Özetle TCK’nin 141’nci maddesi anlamında hırsızlık suçunun oluşabilmesi için bir mal bulunması ve bu malın başkasına ait taşınır bir mal olması gerekmektedir.
2)Manevi Unsurlar
5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 141’nci maddesinde düzenlenen hırsızlık suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Fail, bilerek ve isteyerek başkasına ait bir taşınır malı zilyedinin rızası dışında kendisine yahut başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almalıdır. 5237 Sayılı TCK m.22/1 gereği taksirle işlenen fiiller, yalnızca kanunda belirtilen hallerde cezalandırılır. Hırsızlık suçunun kanunda taksirli hali düzenlenmediğinden bu suç tipi yalnızca kasten işlenebilmektedir. Özetle, taksirle işlenmesi halinde fail cezalandırılamaz. Örneğin, (A), havalimanında kendisinin bavuluna tıpa tıp benzeyen (B)’ye ait bavulu kendisine ait bavul zannederek almıştır. Bu durumda (A) TCK m.141’de düzenlendiği şekliyle başkasına ait bir malı zilyedinin rızası olmadan bulunduğu yerden almıştır. Fakat (A), kasıtlı bir şekilde fiili icra etmediğinden -kanunda da hırsızlık suçunun taksirli hali düzenlenmemiştir- TCK m.141 anlamında hırsızlık suçunun faili olamayacaktır. Bir başka örnek: (A), (B)’ye ait olduğunu zannederek, aslında (C)’ye ait olan cep telefonunu almıştır. Bu durumda ise (A), TCK m.141 anlamında hırsızlık suçunun failidir. Çünkü (A), bu olayda hırsızlık kastıyla hareket etmiştir. Kastın varlığı için failin çaldığı malın başkasına ait olduğunu bilmesi yeterlidir, o malın şahıs olarak kime ait olduğunu bilmesi önem taşımamaktadır[6]. Sahipli bir malın sahipsiz olduğu düşüncesiyle alınması halinde ise TCK m. 30/1 anlamında hata söz konusu olup, bu hata kastı ortadan kaldıracağından ve suçun taksirle işlenen şekli de cezalandırılmadığından hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Ancak diğer unsurları da bulunmak kaydıyla “kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf” suçu oluşabilir (TCK m.160)[7].
Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için tek başına failin kasıtlı hareket etmiş olması yeterli değildir. Yukarıda da açıkladığımız üzere TCK m.141’in lafzında yer alan “kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla” ibaresinden hareketle failin belli bir maksatla hareket etmesi gerektiği de ifade edilmelidir[8]. TCK 141’nci madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere failin kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak için hareket etmesi yeterlidir. Bu durumda yararın sağlanmış olması gerekmez. TCK 141’nci madde gerekçesinde: “Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddi veya manevi olabilir” şeklinde ifade edilmiştir[9].
III.SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
1)Teşebbüs
Hırsızlık suçu sırf hareket suçudur. Malın alınmasıyla, bir başka ifadeyle mevcut zilyedin üzerindeki fiili hakimiyetin sona erdirilip failin kendi fiili hakimiyetini kurmasıyla suç tamamlanmış olur[10]. Bu nedenle hırsızlık suçuna teşebbüs malın alındığı ana kadar mevcuttur. Teşebbüs TCK m.35’de tanımlanmıştır. Tanıma göre; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” denilmektedir. Doktrinde ise teşebbüs, haksızlığın icrasına başlanmakla beraber tamamlanamamasını ifade etmektedir[11]. Hırsızlık suçunda da icra hareketlerine başlayan fail, elinde olmayan sebeplerle hırsızlık konusu mal üzerinde fiili hakimiyetini kuramazsa hırsızlık suçu teşebbüs aşamasında kalmış olur.
Hırsızlık suçunun tamamlanabilmesi için failin hırsızlık konusu mal üzerinde fiili hakimiyetini kurması gerekmektedir. Hırsızlığa konu mal fail tarafından bulunduğu yerden alındığı andan itibaren kolluk kuvvetlerince takip ediliyorsa fail malı fiili hakimiyeti altına geçirmiş olmaz ve hırsızlık teşebbüs aşamasında kalmış olur[12].
2)İştirak
Hırsızlık suçu iştirak bakımından bir özellik gösteremez. Dolayısıyla iştirakin her şekli hırsızlık bakımından gündeme gelebilir[13]. Yakın akrabalardan birine karşı akraba olmayan kişilerle birlikte bu suçun işlenmesi halinde, şahsi cezasızlık sebebinden yalnızca ilgili akraba yararlanabilecektir (TCK m.167).
3)İçtima
İçtima sözlükte, toplanmak, kavuşmak anlamalarına gelmektedir[14]. 5237 Sayılı TCK anlamında içtima ise, suçların içtimasıyla ilgili kullanılmaktadır. Bir kimsenin birden fazla suç işlediği hallerde bu suçların hepsinden sorumluluk tayin edilmediği, biri üzerinden ceza hukuku sonuçlarının belirlendiği suçların içtimaı adı verilmektedir[15]. 5237 Sayılı TCK cezaların içtimaına ilişkin düzenlemeye yer vermemiş, yalnızca suçların içtimaına ilişkin belirlemeye gidilmiştir. Ceza hukukunda suçların içtimaının uygulanmasının söz konusu olmadığı hallerde ise gerçek içtima tabiri kullanılmaktadır[16]. Gerçek içtima halinde ise fail işlemiş olduğu her suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaktadır. 5237 Sayılı TCK 44. maddesinde ise Fikri İçtimadan bahsedilmiştir. Kanun hükmüne göre fikri içtima: “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklindedir.
Hırsızlık suçu bakımından içtima bahsinde değinilmesi gereken ilk husus, hırsızlığın işlenmesi amacıyla konuta girilmesidir. 5237 Sayılı TCK m.142/2-h’de düzenlenen suç bakımından fail, hırsızlık amacıyla bir başkasının konutuna girmek suretiyle muhafaza altına alınmış bir eşyayı zilyedinin rızası olmadan alırsa bu durumda hem TCK 142/2-h anlamında hırsızlık suçunun nitelikli hali suçu oluşacaktır hem de TCK m.116 anlamında “Konut Dokunulmazlığının İhlali” suçu oluşacaktır. Fail, TCK m.44 gereği tek bir icrai hareketle birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiği için bu suçlardan ayrı ayrı (gerçek içtima) olarak cezalandırılmayacak olup fikri içtima hükümleri uygulanacaktır. Bu anlamda fail yalnızca en ağır suçtan yani TCK m.142/2-h gereği hırsızlık suçunun nitelikli halinden cezalandırılacaktır.
Fail, aynı kişiye ait olan malı aynı anda alırsa bu durumda tek bir hırsızlık suçu oluşacaktır. Fakat fail, aynı kişiye ait olan bir malı değişik zamanlarda alırsa bu durumda TCK m.43 gereği zincirleme suç hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
IV.ETKİN PİŞMANLIK
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun İkinci Kitap (Özel Hükümler), İkinci Kısım (Kişilere Karşı Suçlar), Onuncu Bölümünde düzenlenen “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlığı altında yer alan suç tiplerinden bazıları için TCK m.168’de etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir. Etkin pişmanlık hükümleri TCK m.141’de düzenlenen hırsızlık suçu için de uygulama alanı bulacaktır. Anılan hükme göre: “Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)[71] suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” şeklindedir. Bu hükme göre fail, hırsızlık suçunu tamamladıktan fakat kovuşturma başlamadan önce bir başka deyişle iddianame kabul edilmeden önce pişmanlık gösterir ve mağdurun zararını giderirse verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. Madde lafzından da anlaşılacağı üzere TCK m.168/1 hükmü emredici hükümdür, hakime takdir yetkisi tanınmamıştır.
Kovuşturma başlamış fakat hüküm henüz verilmemişse fail bu durumda da pişmanlık göstererek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecektir. Bu husus, TCK m.168/2’de düzenlenmektedir. Bu durumda, yani fail kovuşturma başlamış fakat hüküm henüz verilmeden pişmanlık göstermişse verilecek ceza yarıya kadar indirilecektir. Fail, mağdurun zararının tamamını karşılayamaz ise bu durumda ne olacaktır? TCK m.168/4 hükmüne göre “kısmen geri verme ve tazmin hallerinde etkin pişmanlık uygulanabilmesi için, mağdurun rızası alınmalıdır” denilmektedir. Bu durumda fail, zararın bir kısmını karşılayarak etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorsa, mağdurun rızasını almalıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
A.NİTELİKLİ HALLER
5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 142’nci maddesinde hırsızlık suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir. Anılan hükme göre:
Madde 142– (1) Hırsızlık suçunun;
- a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,
- b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)
- c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
- d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
- e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,
- f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.)
İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
- a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
- b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
- c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,
- d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,
- e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
- f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,
- g) (…)63büyük veya küçük baş hayvan hakkında,
- h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.[64]
(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.[65]
(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.
(5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Yukarıda sayılan nitelikli hallerden birinin işlenmesi halinde verilecek ceza artırılacaktır. Yine hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi de cezayı artırıcı hal olarak düzenlenmiştir. TCK m.143’e göre hırsızlık suçu gece vakti işlendiğinde verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Gece vaktinden ne anlaşılması gerektiği hususu da yine 5237 Sayılı TCK’nin “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlenmektedir. Anılan hükme göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman dilimidir. Bu süre zarfında hırsızlık suçunun işlenmesi halinde TCK m.143 gereği faile verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.
Failin zilyedin rızası olmadan aldığı mal zilyedinin paydaş veya elbirliği ile malik olduğu bir mal ise bu durumda TCK m.144 gereği daha az ceza verilecektir. Yine fail, bir hukuki ilişkiye dayanarak bir malı fiili hakimiyeti altına almışsa bu durumda da TCK m.144/2 gereği faile daha az ceza verilecektir.
Malın değerinin az olması durumunda da Ceza Kanunumuz hakime takdir yetkisi vermiştir. TCK m.145’e göre: “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” denilmektedir. Ceza Kanunumuz hakime iki şekilde takdir hakkı tanımıştır. Malın değeri azsa ya verilecek olan cezada indirim yapılacaktır ya da diğer hususlar göz önünde bulundurularak ceza vermekten de vazgeçilebilecektir.
TCK m.146’ya göre fail, zilyedinin rızası olmadan elde ettiği malı geçici bir süre kullanır daha sonra zilyedine iade ederse bu durum “Kullanma Hırsızlığı” oluşacaktır. TCK m.146’da düzenlenen bu suçun işlenmesi halinde ise faile verilecek olan ceza yarı oranına kadar indirilecektir. Fakat fail, çalınan malı bir suç için kullanmışsa bu durumda TCK m.146 hükmü uygulanmayacaktır.
Fail, ağır ve acil bir ihtiyacını karşılamak için hırsızlık suçu işlemişse, bu durumda olayın oluş şekline göre TCK m.147’de düzenlenen “Zorunluluk Hali” hükümleri uygulanabilecektir. Bu durumda da Ceza Kanunumuz hakime takdir yetkisi tanımıştır. Buna göre, hakim zorunluluk hali kapsamında hırsızlık suçunun işlendiğine kanaat getirirse olayın oluş şekline göre bir değerlendirme yapıp faile verilecek olan cezada indirim yapabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçebilir.
SONUÇ
Hırsızlık suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 141 ilâ 147. maddeleri arasında ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup, malvarlığına karşı işlenen suç tipleri arasında en yaygın ve toplum üzerinde en fazla etkisi bulunan suçlardan biridir. Nitekim Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı güncel istatistiklerde de görüldüğü üzere, hırsızlık suçundan ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oranı oldukça yüksektir. Bu durum, hem suçun toplumsal hayata doğrudan etkisini hem de ekonomik ve sosyal refahla doğrudan bağlantısını açıkça ortaya koymaktadır.
Hırsızlık suçunun temel halinin oluşabilmesi için üç unsurun gerçekleşmesi yeterlidir: malın başkasına ait taşınır bir mal olması, zilyedin rızası dışında alınması ve failin kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi. Failin kastı ve yarar sağlama amacı, suçun manevi unsurunun varlığını göstermektedir.
Öte yandan, Kanun koyucu hırsızlık suçunu yalnızca temel şekliyle değil, toplumsal düzen ve güveni daha fazla zedeleyen hallerini de dikkate alarak nitelikli halleri düzenlemiştir. TCK m.142’de sayılan nitelikli haller, failin içinde bulunduğu şartları ağırlaştırmakta ve cezanın artırılmasını gerektirmektedir. Bunun yanında, suçun gece vakti işlenmesi (TCK m.143), malın değerinin azlığı (TCK m.145), kullanma hırsızlığı (TCK m.146) ve zorunluluk hali (TCK m.147) gibi hükümler de, olayın özelliklerine göre fail lehine veya aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.
Hırsızlık suçunda teşebbüs, iştirak ve içtima hükümleri de sıklıkla uygulama alanı bulmakta; özellikle konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçları ile birleştiğinde fikri içtima gündeme gelmektedir. Bu yönüyle hırsızlık, ceza hukukunun genel hükümleriyle doğrudan ilişkili bir suç tipi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bununla birlikte, TCK m.168’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri, failin topluma yeniden kazandırılması ve mağdurun zararının giderilmesi bakımından önemli bir işlev üstlenmektedir. Failin gönüllü olarak zararı gidermesi halinde cezada ciddi indirimler öngörülmesi, ceza adalet sisteminde onarıcı adalet anlayışının yansımasıdır.
Sonuç olarak; hırsızlık suçu, yalnızca bireylerin malvarlığına değil, toplumun huzur ve güvenliğine de yönelmiş bir fiil olup, suçla mücadelede yalnızca cezalandırma değil, önleyici ve sosyal politikaların da önem arz ettiği açıktır. Ekonomik istikrarsızlık, işsizlik ve sosyal adaletsizlik gibi faktörler, hırsızlık suçunun artışında etkili olmaktadır. Bu nedenle, etkin bir ceza politikası yanında sosyal refahın artırılmasına yönelik tedbirlerin de hayata geçirilmesi gereklidir.
KAYNAKÇA
AKBULUT, Berrin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 5. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2018.
ARTUK, Mehmet Emin, GÖKÇEN, Ahmet, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019.
CENTEL, Nur-Zafer, Hamide-Çakmut, Özlem, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: I, 4. Bası, Ankara 2017.
KOCA, MAHMUT-ÜZÜLMEZ, İLHAN, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Ankara 2018.
SALKAYA, Didem, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Ana Bilim Dalı Kamu Hukuku Bölümü, “Hırsızlık Suçu (TCK 141-147)”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2010.
[1] www.adlisicil.adalet.gov.tr Erişim Tarihi (E.T.) 26/08/2025
[2] SALKAYA, Didem, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Ana Bilim Dalı Kamu Hukuku Bölümü, “Hırsızlık Suçu (TCK 141-147)”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2010
[3] AKBULUT, Berrin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 5. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2018, sf.373.
[4] ARTUK, Mehmet Emin, GÖKÇEN, Ahmet, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, sf. 524.
[5] CENTEL, Nur-Zafer, Hamide-Çakmut, Özlem, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: I, 4. Bası, Ankara 2017, sf. 320.
[6] Centel-Zafer-Çakmut, Kişilere Karşı, s. 335; Koca, Mahmut-Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Ankara 2018, sf.586.
[7] Artuk-Gökçen, sf.529; Centel-Zafer-Çakmut, Kişilere Karşı, s. 335.
[8] Artuk-Gökçen, sf.530. Koca-Üzülmez, Özel Hükümler, s.586.
[9] Yarar sağlamaktan mutlaka malvarlığında bir artışın hedeflenmesinin aranmaması gerektiği yönünde bkz. Koca-Üzülmez, Özel Hükümler, s.587; Centel-Zafer-Çakmut, Kişilere Karşı, s. 337.
[10] Koca-Üzülmez, Özel Hükümler, s.617.
[11] AKBULUT, Berrin, Genel Hükümler, s. 598.
[12] “Mümzi tanık Y’nin mahkeme huzurunda verdiği “olay tarihinde güven timi olarak görevdeydik, sanığı şüphe üzerine takip etmeye başladık, sanık minibüse bindiğinde peşinden diğer görevli arkadaşım Mustafa …. İle birlikte biz de bindik. Sanığının hemen önünde bulunan müştekinin cebine elini soktuğunu gördük ve otobüs ilk durakta durduğunda inmesi üzerine diğer arkadaşım tanık Mustafa sanığın arkasından indi ve sanığı yakaladı” şeklindeki ifadesi ile birlikte dosya kapsamında sanık ve kesintisiz takip sonucu yakalandığının ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığının anlaşılması karşısında, TCK 35. Madde uygulanmayarak fazla ceza tayini” (Y. 13. CD., 13.02.2018 T., 2016/1336 E., 2018/1886 K.); “Dosya kapsamında ve tanık beyanlarından sanıkların kesintisiz takip sonucu yakalandıklarının anlaşılması karşısında sanıklar hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi” (Y. 13. CD., 21.03.2017 T., 2015/15734 E., 2017/2834 K.)
[13] Artuk-Gökçen, sf.534.
[14] https://sozluk.gov.tr/ Erişim Tarihi: 27/08/2025.
[15] AKBULUT, Berrin, Genel Hükümler, s.724.
[16] AKBULUT, Berrin, Genel Hükümler, s.724.
2022 yılında Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünden mezun oldum. 2024 yılının şubat ayından bu yana Ceza hukuku başta olmak üzere, borçlar hukuku, aile hukuku alanlarında kendi hukuk büromda mesleğimi icra etmekteyim.
