Sınır Ötesi Yolsuzluk Risk Kontrollerinin Yeniden Ayarlanması

Küresel yolsuzluk vakalarının artması ve uygulama kurumlarının birlikte çalışmasıyla, çokuluslu şirketler yasal uyum stratejilerinde ince ayar yapmak zorundadır. Bu yazıda, sınır ötesi yolsuzluk risklerini yönetmek için temel zorluklar ve pratik çözümler özetlenmektedir.

Son yıllarda, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele çabalarındaki en dikkat çekici eğilimlerden biri, kolluk kuvvetleri arasındaki sınır ötesi iş birliğinde önemli artış olmuştur. ‘Rolls-Royce, Airbus ve Amec Foster Wheeler’ gibi şirketleri içeren yüksek profilli küresel çözümler, Birleşik Krallık Ağır Dolandırıcılık Ofisi, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı, Fransız Parquet Ulusal Finansal İşler Savcılığı ve Brezilya Federal Savcılık Servisi ve Sayıştay Başkanlığı gibi yetkililerin çokuluslu rüşvet davalarını çözmek için birlikte çalışmasıyla bu eğilime örnektir.

Gelişen mali suç ortamı, sınır ötesi yasaların yaygınlaşmasıyla birleşince, sınır ötesi riskleri yönetmek isteyen çokuluslu şirketler için karmaşık bir ortam yaratmıştır.

  1. Hadiseyi konuşmak

Öncelikle, yolsuzluk/çürüme (corruption) nedir? Cevap şaşırtıcı olabilir: Evrensel olarak kabul görmüş bir tanımı yoktur. ‘Transparency International’ yolsuzluğu “emanet edilen yetkinin özel kazanç için kötüye kullanılması” (abuse of entrusted power for private gain) olarak tanımlarken; Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (United Nations Office on Drugs and Crime-UNODC), yolsuzluğun evrensel bir tanımının olmamasının yaygınlığını ve farklı yargı bölgelerindeki etkilerini değerlendirmeyi zorlaştırdığını ve bununla etkili bir şekilde mücadele çabalarını engellediğini belirtmektedir.

Bu konu yalnızca teorik değildir; çokuluslu işletmeler için önemli çıkarımları vardır. Farklı tanımlar ve standartlar yasal ve ticari açılardan ve itibar açısından mayın tarlaları yaratabilir. Bir yargı bölgesinde yasal kabul edilen eylemler başka bir yargı bölgesinde yasadışı olabilir. Dahası, kültürel uygulamalar ve beklentiler farklı ülkelerdeki iş operasyonlarını büyük ölçüde etkileyebilir.

Örneğin, 2010 tarihli Birleşik Krallık Rüşvet Yasası (Bribery Act) Parlamento’dan geçerken sorunlardan biri kolaylaştırma ödemeleri veya irtikâp ödemeleri (grease payments[1]) uygulamasıydı ve yasanın rutin hükümet işleri için bu “kayıt dışı” ödemeler ile rüşvet arasında hiçbir ayrım yapmamasıydı (bu tür ödemelerin yerel yasalara göre yasal olması şartıyla ki nadiren yasaldırlar). Bazıları bu ödemelerin sadece belirli ülkelerde iş yapmanın maliyeti olduğunu ileri sürmüşlerdir. Yasa yürürlüğe girdiğinden beri algılar değişmiş olsa da, yerel iş uygulamalarını anlamak hayati önem taşımaktadır.

İşletmelerin yerel yasal ve düzenleyici ortamlar hakkında kapsamlı bir anlayışa sahip olmaları ve hâkim kültürel beklentiler ile ilgili bilgi sahibi olmaları gerekir.

  1. Yetki alanları arasında koordinasyon

Farklı tanımlar ayrıca bir şirketin tüm iş bölgelerinde açık ve tutarlı yolsuzlukla mücadele politikalarının, kontrollerinin ve prosedürlerinin (policies, controls and procedures) uygulanmasını da zorlaştırır. Buradaki sihir, bu farklı riskleri ve rejimleri tutarlı bir uyum çerçevesi içinde yönetmektir.

Bu, her ülkedeki işletmelerin karşılaştığı yolsuzluk risklerinin kapsamlı bir değerlendirmesiyle başlar. Etkili bir risk değerlendirmesi, yargı bölgeleri, sektörler, işlemler, iş fırsatları ve ticari ortaklıklar (jurisdictions, sectors, transactions, business opportunities and business partnerships) gibi faktörlerin yanı sıra personel ücreti, eğitim, finansal kontroller ve mevcut yolsuzlukla mücadele politikaları, kontrolleri ve prosedürleri gibi dâhili risk faktörlerini de dikkate almalıdır. Bu değerlendirmeler dinamik olmalı, tanımlanan risklere göre ayarlamalara izin vermeli ve ilişkili politika, kontrol ve prosedürler buna göre kalibre edilmelidir.

Şirketlerin sınır ötesi etkili politika, kontrol ve prosedürleri uygulamada karşılaştıkları temel zorluklardan biri, Birleşik Krallık Finansal Davranışlar Kurumu (Financial Conduct Authority) tarafından Mayıs 2021’de perakende bankalara yazılan ve “Sayın CEO” diye başlayan bir mektubunda belirlenmiştir. Bu mektup, bankaların kara para aklamayı önleme politika, kontrol ve prosedürlerindeki eksikliklerle ilgilenirken, düzenleyici otoritenin ana hatlarını çizdiği ilkeler yolsuzlukla mücadele alanıyla da ilgilidir. Finansal Davranışlar Kurumu’nun endişelerinden biri, denizaşırı firmaların Birleşik Krallık şubelerinin veya bağlı/yan kuruluşlarının merkez ofis/grup işlevleri tarafından yönetildiği durumlarda önemli kontrollerin mülkiyeti ile ilgiliydi. Bu prensipte izin verilebilir olsa da, Finansal Davranışlar Kurumu firmaların genellikle Birleşik Krallık dışında geliştirilen ve en önemlisi Birleşik Krallık dışında belirlenen kara para aklamayı önleme (anti-money laundering) risklerine (ve karşılık gelen risk iştahlarına) göre kalibre edilmiş hazır politika, kontrol ve prosedürlere bağımlı olduğunu tespit etmiştir.

Bu koşullar altında, Finansal Davranışlar Kurumu, İngiltere şubesinin veya bağlı/yan kuruluşunun üst düzey yönetiminin, bu politika, kontrol ve prosedürlerin etkinliği konusunda üstlenilen güvence çalışmalarını gösteremediğini veya bunların İngiltere kuruluşunun iş modeli ve riske maruz kalma veya İngiltere yasaları ve düzenleyici koşullarıyla uyumlu olup olmadığına dair yeterli bir değerlendirme kanıtı sunamadığını tespit etmiştir. Örneğin, grup kuruluşu düzeyinde tamamlanan ancak İngiltere’de mevcut belirli riskleri kapsamayan ve ayrı bir risk değerlendirmesi gerektiren işletme genelindeki risk değerlendirmelerinde sorunlar tespit edilmiştir. Müşteri düzeyindeki risk değerlendirmeleri ve durum tespiti önlemlerinin de eksik olduğu, bazı süreçlerin çok genel olduğu ve dolayısıyla uygun şekilde kalibre edilmediği görülmüştür, örneğin, siyasi açıdan öne çıkan kişilerle ilişkiler, servet kaynağı ve fon kaynağı kontrollerini kanıtlamıyordu. Dahası, yönetim bilgileri genellikle politika, kontrol ve prosedürlerdeki zayıflıkları veya boşlukları belirlemede başarısız olmuştur.

Grup genelinde tutarlı yolsuzlukla mücadele politikaları elzem olmakla birlikte, ülkeye özgü riskleri hesaba katacak şekilde de uyarlanmalıdır. Bu, hem grup hem de yerel düzeylerde kapsamlı risk değerlendirmeleriyle başlar ve durum tespiti, işlem takibi, finansal kontroller ve yapılandırılmış yönetim bilgi kanallarını içeren bireyselleştirilmiş yolsuzlukla mücadele politikalarına yol açar.

  1. Sorunlara yanıt vermek

Tüm bu önlemler bir şirketin önleyici ve dedektif yolsuzlukla mücadele stratejilerine katkıda bulunur. Peki, olası bir ihlal belirlendiğinde ne olur? Şüpheli yolsuzluğu araştırmak için net prosedürlere sahip olmanın önemi yeterince vurgulanamaz. Koordinasyon, birden fazla yargı alanını içeren davalarda daha da kritik hale gelir.

Etkili bir soruşturma metodolojisi genellikle sorunun niteliğini ve ciddiyetini değerlendirmek, bunun dâhili olarak yönetilip yönetilemeyeceğini veya harici desteğin gerekli olup olmadığını belirlemek için bir sıralama (triage) süreciyle başlar. Yolsuzluk davalarında, olumlu sonuçları garantilemek ve yasal ayrıcalığı en üst düzeye çıkarmak için harici hukuk danışmanlığının dâhil edilmesi önerilir (bu, soruşturma materyallerinin üçüncü taraflara ifşa edilmesini önleyebilir). Bu, yargı bölgelerindeki geniş ayrıcalık yasaları yelpazesi göz önüne alındığında özellikle önemlidir.

Ekip üyelerinin konudan bağımsız olmasını ve yerleşik raporlama hatları ve yönetim yapılarının mevcut olmasını sağlayan açık bir soruşturma planı önemlidir. Sınır ötesi yolsuzluk meseleleri dikkatli koordinasyon ve genellikle yerel ekiplerin destek sağladığı merkezi bir soruşturma grubu gerektirir.

Şirketler ayrıca kolluk kuvvetlerine veya düzenleyici makamlara sorunları bildirmenin zamanlamasını ve zorunluluğunu da göz önünde bulundurmalı ve bu tür kararların düşünülmüş ve işbirlikçi bir şekilde alınmasını sağlamalıdır. Daha önce atıfta bulunulan başarılı küresel anlaşmalar, karmaşık olsa da yetkililerle koordineli etkileşimin net bir stratejiyle başarılabileceğinin altını çizmektedir.

Şirketler, reaktif yasal uyum çerçeveleri pahasına yalnızca önleyici ve tespit edici önlemlere odaklanmamalıdır. Küresel denetim ve yerel ekip katılımıyla yolsuzluk uygulamalarını araştırmak için iyi tanımlanmış bir metodoloji, etkili yasal uyum için hayati önem taşır.

[1] Çevirenin Notu: Etimoloji bakımından ‘grease’ sözcüğü “gres yağı, yağ, yemeklik yağ vb.” manasına gelir. Hukuk alanında ise bu ödeme, “kanun veya yönetmelik gereğince yerine getirmekle yükümlü olduğu rutin bir hizmeti veya işlemi hızlandırmak amacıyla küçük bir memura veya görevliye teklif edilen küçük bir ödeme veya yarar sağlamadır”. Diğer yandan, bu hadise Türk hukuku bakımından 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda [RG 12.10.2004/25611] irtikâp suçu olarak tanzim edilmiştir ve hükümleri şöyledir: “Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir. Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İrtikâp edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.”

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.