Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Kapsamında Şüpheli ve Sanığın Müdafii Yardımından Yararlanma Zorunluluğu

GİRİŞ

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. Maddesinde Müdafi görevlendirilmesi başlığı altında şüpheli ve sanığın yargılama aşamasında müdafi yardımından yararlanma imkanı ve bazı durumlarda zorunlu müdafiliğin gerekli olduğu  ifade edilmektedir. Bu madde kapsamında yargılama aşamalarında şüpheli veya sanığa adil yargılanma ve savunma hakkı kapsamında müdafi yardımından yararlanma hakkı açıkça düzenlenmiştir. Şüpheli veya sanığın üst sınırı 5 yılın altında kalan suçlar için hali hazırda müdafi yardımından yararlanma imkanı tercihe bırakılmıştır. Ancak bu madde ile bağlantılı olarak başkaca kanunlarda şüpheli veya sanığın TCK kapsamında iddia olunan suçun ağırlaştırıcı ve nitelikli halleri düzenlenebilmektedir.

Burada temel sorun iddia olunan suçun TCK bağlamında temel cezanın alt sınırı değerlendirilerek mi yoksa temel cezanın yanı sıra başkaca kanunlarda yer alan ağırlaştırıcı ve nitelikli halleri de esas alınarak cezanın alt sınırı değerlendirilerek mi zorunlu müdafi atanacaktır. Söz konusu durumda ağırlaştırıcı ve nitelikli haller ile iddia olunan suçun alt sınırı 5 yılın üzerinde kaldığı hallerde zorunlu olarak müdafi atanması gerektiğine dair uygulamada yeknesaklık bulunmamaktadır. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında işbu durumda karar vermesi gereken makamlar farklı tutum sergilemekte ve İstinaf ve Yargıtay aşamalarında çoğu zaman bu durum nedeniyle verilen kararlar bozulmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu    16.09.2021 T.  2018/268 E.  2021/398 K. Sayılı kararı ile bu konuya açıklık getirmiştir. Kararda Silahlı Terör Örgütüne Üye olma suçu kapsamında zorunlu müdafi atanıp atanmaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları, Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı bağlamında değelendirilmiş ve böyle bir durumda zorunlu müdafi atanmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Hem Ceza Muhakemesi Kanunu hem de Terörle Mücadele Kanunu birlikte değerlendirildiğinde müdafi atanması gerekmekte ve bu durum açıkça hukuka aykırı olacağı ile atanmaması durumunda yapılan işlemlerin CMK 148. Maddesi kapsamında hukuka aykırı delil vasfı taşıyacağı ortadadır.

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU VE TERÖRLE MÜCADELE KANUNU IŞIĞINDA SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU KAPSAMINDA ZORUNLU MÜDAFİLİK

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLGİLİ HÜKÜMLER

Madde 148 ” (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. (2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. (3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. (4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. (5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.”

CMK Md 149 ” (1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. (2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir.(Ek cümle: 3/10/2016-KHK-676/1 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/1 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir. (3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.

 CMK  Md. 150 ” (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir”

TERÖRLE MÜCADELE KANUNU İLGİLİ HÜKÜMLER

Madde 3 “(Değişik: 29/6/2006-5532/2 md.) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.”

Madde 4 “(Değişik: 29/6/2006-5532/3 md.) Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.  b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.  e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç. “

Madde 5 “(Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.) 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.”

YARGITAY CEZA GENEL KURULU    16.09.2021 T.  2018/268 E.  2021/398 K. SAYILI KARARI VE SAİR YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRME

Yukarıda belirtilen kanunların ve ilgili maddelerinin lafzı ve ruhu müdafi olmaksızın alınan ifadenin geçersiz olacağını ve önceki alınan ifadeye itibar edilmemesi gerektiğini bize açıkça göstermektedir. CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması gerekip gerekmediği, bu kapsamda beş yıllık ceza süresinin belirlenmesinde suçun temel şekli için kanunda öngörülen cezasının mı dikkate alınacağı yoksa suçun nitelikli halleri ve ağırlaştırıcı nedenlerinin de beş yıllık cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı hususlarının irdelenmesi gerekir. Ceza ve adalet sistemimizde bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı ilkesi benimsemiştir (TCK m.43/1). Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin CMK’nın 150/3. maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafi atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği kuşkusuzdur. Suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınır süreleri olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklanasın belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK’nın 150/3. maddesinde düzenlenen 5 yıllık sınırın belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafi atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların savunma hakkının kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma hakkından mahrum edeceği, bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı açıktır. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK’nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK’nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu nazara alındığında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yapılan yargılamalarda CMK’nın 150/3. maddesi gereğince şüpheli veya sanığın isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olacaktır. Görüldüğü üzere silahlı terör örgütüne üye olma ile yargılanan şüpheli veya sanıklara zorunlu müdafiliğin gerekli olduğu açıktır. Zorunlu müdafi olmaksızın yapılan iş ve işlemlerle hüküm kurulduğu takdirde adil yargılanma ve savunma hakkının ihlali olacaktır. Bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulunca ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.

SONUÇ

 “…Bu açıklamalar ışığında 5271 sayılı CMK’nın, zorunlu müdafilik sistemini istisna olmaktan çıkarıp adeta kural hâline getirecek şekilde uygulama alanını genişletmesi, gerçekten de pratik olarak bakıldığında, suç isnadı altındaki bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen hapis cezasının alt veya üst sınırının uzun olması olup bu alt ve üst sınırın uzunluğunun, ister cezanın temel şeklinden isterse suçun nitelikli hâli veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın, belirtilen sonucun değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK’nın 150/3.maddesinde düzenlenen beş yıllık sınırın belirlenmesinde, ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hâl uygulanması sebebiyle alt sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafi atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanığın savunma hakkını kısıtlayacağı ve bunun sonucunda adil yargılanma hakkından mahrum edeceği ve bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle, silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarının 3713 sayılı TMK’nın 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından olduğu ve söz konusu mutlak terör suçlarında her halükarda anılan Kanun’un 5/1.maddesinde belirtilen 1/2 oranındaki arttırımın herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanması zorunluluğu neticesinde cezanın alt sınırın beş yıldan fazla olduğu nazara alındığında, sanık hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK’nın 150/3. maddesigereğince isteğine bağlı olmaksızın, hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır…, Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafisi bulunmadığı gibi CMK’nın 156. Maddesi gereğince de resen bir müdafi görevlendirilmediği ve sanığa isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında, Anayasa’nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesive savunma hakkının korunmasının sağlanması kapsamında sanığa CMK’nın 150/3. Maddesi uyarınca zorunlu müdafi atanması gerektiği kabul edilmelidir..”  Yargıtay Ceza Genel Kurulu    16.09.2021 T.  2018/268 E.  2021/398 K. Sayılı kararı  ile zorunlu olarak müdafi atanması gerektiği ve bu noktada eksiklik bulunması durumunda adil yargılanma ve savunma hakkının ihlal edileceğini açıkça göstermektedir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi 07.09.2021 T.  2021/13261 E.  2021/9190 K.  Sayılı ilamında“..sanığın hazırlıkaşamasında müdafihazır olmaksızın alınan savunmasının kovuşturma aşamasında doğrulanmaması nedeni ile CMK’nın 148/4. maddesiuyarınca yüklenen suçun işlendiğine ilişkin mahkeme huzurunda sanık ikrarının varlığından söz edilemeyeceğinin de anlaşılması karşısında; yapılan arama hukuka aykırı olup, ele geçendelillerin yasak delil niteliğinde olduğu, Anayasa’nın 38/2, 5271 sayılı CMK’nun 206/2-a, 217/2, 230/1 maddelerine göre hukuka aykırı surette elde edilen deliller ile müdafi hazır bulunmadan kollukça alınan sanık beyanına dayanılarak sanığın mahkumiyetine karar verilemeyeceği…” denilmek suretiyle Ceza Genel Kurulu doğrultusunda karar verilmiş olup soruşturma ve kovuşturma aşamasında müdafi hazır olmaksızın savunma alınması ve savunmanın açıkça doğrulanmaması sebebiyle  mahkumiyet kararı verildiği takdirde bu kararın açıkça hukuka aykırı olacağı açıkça gösterilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 16.09.2021 T. 2018/268 E. 2021/398 K. Sayılı kararının tam metni için tıklayınız.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 07.09.2021 T.  2021/13261 E.  2021/9190 K.  Sayılı kararının tam metni için tıklayınız.

Lisans eğitimini Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2018 yılında Onur Derecesi ile tamamlamıştır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri , İstanbul Barosu eğitimleri kapsamında Sanık Müdafiiliği, Mağdur, Şikayetçi ve Katılan Vekilliği, Kadın Hakları ve Aile İçi Şiddet , Çocuk Hukuku , Rekabet Hukuku , Tüketici Hukuku, (SCoBAL)Avrupa Birliği/Avrupa Konseyi/Türkiye Barolar Birliğinin eğitimleri kapsamında Adil Yargılanma Hakkı , İşkence ve Diğer Kötü Muamelelerin Yasaklanması , Özgürlük ve Güvenlik Hakkı ,Türkiye Barolar Birliği-UNCHR The Refugee Agency eğitimleri kapsamında Mülteci Hukuku ve Uluslararası Koruma Eğitimi almıştır. Hali hazırda Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku ve Aile Hukuku alanında meslek hayatına devam etmektedir. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezinin Merkez Sözcülüğünü yapmaktadır. Serbest Avukat olarak mesleğini icra etmektedir.
ORCİD ID: 0000-0001-6505-4403