
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
(…)”
Mehmet Akif (1873-1936)
1. Giriş
Günaydın ve tanıtım için teşekkürler [Columbia Hukuk Fakültesi] Dekanı [Gillian] Lester. Bugünün “2020’lerde Halka Açılma” konferansında bu seçkin akademisyenler, uygulayıcılar ve düzenleyiciler grubuyla konuşmaktan onur duyuyorum. Sözlerim yalnızca bir Üye olarak kişisel görüşlerimi yansıtır ve tüm Komisyonun veya Üye arkadaşlarımın görüşlerini yansıtması gerekmez.
Bu konferans, menkul kıymet piyasalarının 21. yüzyılda nasıl düzenlenmesi gerektiğini eleştirel bir şekilde yeniden düşünmek için iddialı bir çaba olan Menkul Kıymet Piyasalarına İlişkin Yeni Özel Çalışmanın {“Yeni Özel Çalışma” (New Special Study of the Securities Markets)} [1] bir parçasıdır. Üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soru şudur: Temiz bir sayfa ile başlasaydık, menkul kıymetler yasalarını yaklaşık 90 yıl önce yaptığımız gibi tasarlar mıydık?
1930’ların başında temel menkul kıymetler yasaları çıkarıldığında, bireysel kurumsal ihraççıya önemli bir odaklanma vardı. Etkin piyasa hipotezi ve modern portföy teorisi gibi fikirler, bugün olduğu gibi geniş çapta kabul gören teoriler değildi. Bireysel yatırımcıların finansal profesyoneller tarafından yönetilen kolektif yatırım araçlarına katılımı önemli ölçüde daha düşüktü. Bugün, bir perakende yatırımcının, özellikle de finans uzmanları tarafından yönlendirilen yatırımcıların, portföylerine göre sektör riskleri, çeşitlendirme ve ilişkisiz getiriler hakkında daha geniş düşünmesi alışılmadık bir durum değildir. İşlemleri yürütme maliyeti önemli ölçüde azaldı. Menkul kıymetler piyasaları artık doğası gereği daha küreseldir. Ama en önemlisi, bireysel yatırımcıların [eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (U.S. Securities and Exchange Commission; SEC/“Komisyon”) Başkanı Jay Clayton’ın Bay ve Bayan 401(k) demeyi sevdiği kişiler], tanımlanmış bir katkı planı, bireysel emeklilik hesabı veya yıllık emeklilik ya da ayrı yönetilen bir hesap aracılığıyla menkul kıymetlere yatırım yaparak kendi emekliliklerini sağlamaları beklenir.
Yeni Özel Çalışmanın yanı sıra, bugünkü konferanstan çıkacak fikirleri duymayı dört gözle bekliyorum. Orijinal Özel Çalışma yaklaşık altmış yıl önce yayınlandı. [2] Umarım Yeni Özel Çalışma bundan altmış yıl sonra bile geçerliliğini koruyan kavrayışlar üretecektir.
Bu konferansın bir teması da, son yirmi yıldan fazla bir süredir halka açık şirketlerin sayısındaki genel düşüştür. Bu eğilim, Komisyon’un sermaye bulmayı kolaylaştırma misyonunun önemli bir bölümünü doğrudan etkiliyor. 1996 yılında bir ABD borsasında işlem gören şirket sayısı 8 binin biraz üzerindeydi. [3] 2019’a gelindiğinde bu sayı yaklaşık %50 düşmüştü. [4] Bu düşüşün iki yönünü tartışacağım: (i) düşüşe katkıda bulunan faktörler ile eğilimi nasıl tersine çevirebileceğimiz ve (ii) düşüş ve güncelliğini yitirmiş düzenlemelerin bireylerin yatırımlar yoluyla zenginlik oluşturma yeteneğini nasıl olumsuz etkilediği.
2. Düşüşe Katkıda Bulunan ve Eğilimi Tersine Çeviren Faktörler (Factors Contributing to the Decline and Reversing the Trend)
Halka açık şirketler evreni iki hadise ile yönlendirilir: ilk halka arzlar (initial public offerings; IPOs), halka açık bir şirket olma süreci ve halka açık bir şirket olmaktan çıkma süreci olan kottan çıkarmalar (process of becoming a public company, and de-listings, the process of ceasing to be a public company). 1990 ila 2000 arasındaki on yılda, ABD’de faaliyet gösteren şirketler tarafından 4.194 halka arz gerçekleştirildi. [5] 2001’den 2021’e kadar olan yirmi yılda yalnızca 2.276 halka arz oldu. [6] 1995’ten 2004’e kadar özel kesimde çalışan bir menkul kıymetler avukatı olarak, halka arz piyasasının iniş çıkışlarını ve dot-com balonunun patlamasını ilk elden gördüm. [7]
Halka arzlardaki düşüş için bir dizi potansiyel faktör vardır. Örneğin, halka açık şirketler potansiyel halka arzlarından önce halka kapalı şirketleri satın almış olabilir. İyi bilinen örnekler arasında Google’ın YouTube’u satın alması ve Facebook’un Instagram ve WhatsApp’ı satın alması sayılabilir. Diğer bir faktör, düzenleyici yükler olabilir. Herhangi bir ticari kararda olduğu gibi, halka kapalı şirketler, hissedarları için likidite, potansiyel olarak daha yüksek bir profil ve çalışan tazminatı olarak ve satın almalar için para birimi olarak halka açık hisse senedi ihraç etme yeteneği dahil olmak üzere halka açık bir şirket olmanın faydalarını maliyetlerine karşı dengelerler. SEC, piyasa koşullarını dikte etmese de, aşağıdaki kuralları ilan ederek sermaye bulmayı teşvik edebilir:
2.1. Kamuyu Aydınlatma Kuralları Finansal Önemliliğe Dayanmalıdır (Disclosure Rules Should Be Grounded in Financial Materiality)
Komisyonun mevcut düzenleme gündemi, diğer konuların yanı sıra, iklim değişikliği, insan sermayesi, siber güvenlik ve hisse geri alımlarını içermektedir. [8] Bu konuların bazıları belirli yatırımcılar için önemli olsa da, Yüksek Mahkeme, önemliliğin makul yatırımcının nesnel bir standardına dönüştüğüne karar vermiştir. [9] Bununla birlikte, Komisyonun halka arzlar yayınladığı kural koymalar için, gerekli kamuyu aydınlatma genellikle herkese uyan tek tip ve kuralcıdır. Kamuyu aydınlatma yükümlülükleri, makul bir yatırımcının bir şirketin hisse senetlerine yatırım yapma kararında bilgileri önemli görüp görmeyeceğine bağlı görünmüyor. Piyasa katılımcılarından ve halktan, Komisyonun önerdiği kuralların önemliliği yeterince dikkate alıp almadığına ilişkin yorumların alınması çok önemlidir ve Komisyon, herhangi bir yorumu herhangi bir nihai kuralın parçası olarak değerlendirmeli ve ele almalıdır.
Menkul kıymetlere yatırım yaparken, neredeyse tüm yatırımcılar finansal faktörlerin yatırım getirilerini etkileyebileceği konusunda hemfikirdir. Buna göre, niceliksel veya niteliksel öneme sahip finansal faktörler için makul bir yatırımcı standardı olabilir. Ancak, belirgin bir finansal etki olmadan kamuyu aydınlatma konusunda fikir birliğine varmak daha zor olabilir. Bunun nedeni, herhangi bir finansal olmayan faktörün önemi konusunda yatırımcıların görüşleri arasında önemli farklılıklar olabilmesidir. Sonuç olarak, finansal olmayan faktörler için makul bir yatırımcı standardı oluşturmak zor olabilir. Bununla birlikte, bu tür bir açıklama sağlamanın maliyeti oldukça gerçektir.
Komisyonun kamuyu aydınlatma kuralları finansal önemlilikten uzaklaştığında, şirketlere açıklama yapmak için potansiyel olarak önemli maliyetler yükler, ancak yatırım kararı alan makul bir yatırımcıya sınırlı fayda sağlar veya hiç fayda sağlamaz. Finansal açıdan önemli olmayan açıklamaların Komisyon’un kaprislerine eklendiği ölçüde şirketler, zamanla ifşa edilmesi gereken ve davaya konu olacak bir dizi önemsiz konu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu tür bir açıklamayı hazırlamak ve herhangi bir davayı savunmak için yapılan masraflar, muhtemelen şirketlerin yatırımcılarına daha düşük yatırım getirileri şeklinde veya müşterilerine daha yüksek fiyatlar şeklinde yansıtılacaktır. Bu tür maliyetler ayrıca özel şirketleri halka açılmaktan caydırabilir. Üstelik, gelecekte yeni, külfetli ve önemsiz kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin getirilme ihtimali, benzer şekilde özel şirketlerin halka açılma konusunda iki kez düşünmesine neden olabilir.
2.2. Daha Küçük Halka Açık Şirketler Üzerindeki Düzenleyici Yükler (Regulatory Burdens on Smaller Public Companies)
Halka açık şirketler ve halka arzlardaki düşüş, daha küçük şirketler arasında daha belirgin hale gelmiştir. 1998 yılından 2017’ye kadar, cirosu 100 milyon dolardan daha az olan halka açık şirketlerin yüzdesi yaklaşık %60 azaldı. [10] 1990 ila 2000 arasında, takip eden on iki ayda geliri 100 milyon dolardan az olan bir şirketin dahil olduğu halka arzların yüzdesi %72 idi. [11] 2001 yılından beri bu oran %55’e düştü. [12] Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, daha az gelire ve daha az brüt kara sahip daha küçük şirketlerin, halka açık bir şirket olmanın artan uyum maliyetlerini karşılamak için daha az kaynağa sahip olmasıdır.
2007’de SEC, SK Yönetmeliğinde küçük şirketler için ölçeklendirilmiş kamuyu aydınlatma yükümlülüklerini birleştirdi ve “daha küçük bildirim yükümlüsü şirket” terimini tanıttı. [13] Başlangıçta, bir şirket, varsa, yalnızca halka arzına dayalı olarak daha küçük bir bildirim yükümlüsü şirket olarak nitelendirildi. [14] Olmadıysa, o zaman bir şirket gelirlerine göre kalifiye oldu. [15] 2020’de Komisyon, şirketin halka arzı 700 milyon dolardan azsa bir gelir testi içerecek şekilde yeterlilik koşullarını revize etti. [16] Bu durumda, geliri 100 milyon dolardan az olan bir şirket daha küçük bir bildirim yükümlüsü şirket olarak nitelendirilir. [17] Halka arzı 250 milyon dolardan az olan bir şirket, daha küçük bir bildirim yükümlüsü şirket olarak da nitelendirilebilir. [18]
Halka arz, halkın bir şirkete yaptığı yatırımın değerini ölçer. Bir şirketin, Form 10-K’leri, vekaleten oy kullanmaları ve diğer bildirimleri hazırlaması veya Komisyon’un kamuyu aydınlatma kurallarına uyması için avukatlara, muhasebecilere, danışmanlara ve dahili personele ödeme yapma becerisini veya kaynaklarını ölçmez. Bunun yerine, halka arza ilave olarak veya bunun yerine gelir veya brüt kara dayalı bir test, bir şirketin ölçekli açıklama sağlama becerisine hak kazanıp kazanamayacağını belirlemek için daha uygundur. Brüt kar, gelirden daha uygun olabilir, çünkü şirketin sektörünün etkisini bir şekilde etkisiz hale getirir ve şirketin mali tablolar açısından “eşik altı” (below the line) uyum maliyetlerini ödeme kabiliyetini daha iyi yansıtır. Komisyon, şirketlerin nasıl daha küçük bir bildirim yükümlüsü şirket olarak nitelendirilebileceğini ayrıca düşünmelidir. Buna ek olarak, herhangi bir kamuyu aydınlatma kuralının başlangıç noktası, daha küçük bildirim yapan şirketler için bir dereceye kadar ölçekli kamuyu aydınlatmaya izin vermek olmalıdır.
Uyumluluk yüklerini daha da azaltmak için, daha küçük bildirim yükümlüsü şirketler, varsayılan olarak, herhangi bir yeni kamuyu aydınlatma kuralına ilişkin uyumluluk tarihlerini en az bir yıl geciktirmelidir. Bu, küçük şirketlerin daha büyük şirketler tarafından yeni kurallarla alınan hukuk, danışmanlık ve muhasebe işlerinden faydalanmasına olanak tanır. Bu yeni kurallar karmaşık olabilir ve kural koymada açıkça ele alınmayan sorunları gündeme getirebilir. Profesyoneller genellikle zamanlarının çoğunu kuralı analiz etmeye ve bir kuralın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk yılda gerekli formları ve açıklamaları hazırlamakla geçirirler. Buna göre, ilk yıldaki uyum maliyetleri muhtemelen en yüksektir. Daha küçük halka açık şirketler, daha büyük şirketlerin uygulama çabalarından faydalanabilirse, daha küçük şirketler de yeni kurallarla ilişkili uyumluluk maliyetlerini önemli ölçüde azaltabilir.
3. Ana Cadde Yatırımcılarının Büyüme Aşamasındaki Şirketlere Daha Az Erişimi (Less Access to Growth-Stage Companies by Main Street Investors)
Halka arzlardaki düşüş, şirketlerin ve özellikle küçük şirketlerin artık bunları sermaye artırmanın uygun maliyetli bir yöntemi olarak görmediğini gösteriyor. Bunun yerine, halka arzlar büyük ölçüde daha olgun şirketler tarafından, kurucular ve risk sermayesi yatırımcıları da dahil olmak üzere içeriden kişiler için likidite olayları olarak kullanılmıştır. Bu eğilim endişe vericidir. İlave olarak, halka arzlar düştükçe, Ana Cadde yatırımcılarının kullanabileceği potansiyel büyüme aşamasındaki yatırım havuzu da azalmıştır. Sonuç olarak, Ana Cadde yatırımcıları -zengin yatırımcılar veya girişim fonları değildir- bazı büyüme aşamasındaki şirketler ile ilişkili potansiyel artışa katılma yeteneğini ve bu tür şirketlere yapılan yatırımların sağlayabileceği çeşitlendirmeyi kaybediyor. Ana Cadde yatırımcılarının, bu şirketleri bir tür halka arz yapmaya zorlama çabalarının ötesine geçen büyüme aşamasındaki şirketlere nasıl maruz kalabileceklerini yeniden düşünmemiz gerekiyor. Halka açık bir şirket olmanın getirdiği yükler önemli olmaya devam ettiği sürece, şirketlerin özel pazarlarda sermaye artırımına engel olması veya halka kapalı şirket olmanın maliyetlerini başka bir şekilde artırması, şirketlerin halka açılmaları ile sonuçlanmayacaktır. Aksine, bu tür kısıtlamalar, yenilikçi fikirlere sahip yeni şirketlerin kurulmasını daha baştan engelleyebilir.
Birçok halka kapalı şirket, kayda alınmadan Madde 4(a-2) tahsisat muafiyeti için güvenli bir liman olan Kural 506(b)’ye dayanarak sermaye artırmaktadır. Komisyon, Kural 506(b)’yi ve akredite/nitelikli yatırımcılar (accredited investors) kavramını 1982 yılında kabul etti. [19] Bir kişi, iki mali testten birini geçerse, akredite yatırımcı olarak nitelendirilebilir. Birincisi, geliri son iki yılın her birinde 200.000 doları veya bireyin eşiyle birlikte 300.000 doları aşıyor ve bu yıl da aynısını bekliyor. [20] İkincisi, kişinin birincil ikametgah konutu hariç, net varlık değeri veya kişinin eşiyle ortak net varlık değeri 1 milyon doları aşıyor. [21]
2020’de Komisyon, akredite yatırımcı tanımını Seri 7, 65 veya 82 lisansına sahip olmayı içerecek şekilde genişletti. [22] Komisyon, akredite yatırımcı tanımını genişletirken, finansal karmaşıklığın bir göstergesi olarak yalnızca finansal eşiklere güvenmenin ideal olmadığını kabul etti; çünkü bu, bilgi ve deneyimlerine dayanarak bir yatırımın risklerini değerlendirebilen, ancak geliri veya serveti olmayan bireylerin yatırım fırsatlarına erişimini kısıtlayabilir. Ayrıca, en iyi menfaat veya güven standardına tabi bir kişinin bir müşteriye bir yatırımın satın alınmasını tavsiye etmesine izin vermek, ancak bu kişinin kendisi için satın almasına izin vermemek tutarsız görünüyordu.
Bununla birlikte, akredite yatırımcılara yönelik kırk yılı aşkın bir süre önce uygulamaya konulan ikili “ya hep ya hiç” yaklaşımına (all or nothing approach) alternatif olup olmadığını düşünmeye değerdir. Örneğin, bir kişi 200.001 dolar kazanırsa, o kişi tek bir özel tahsisata sınırsız tutarda yatırım yapabilir. Yine de, bu kişi bir dolar daha az kazanırsa, akredite yatırımcılar ile sınırlı herhangi bir özel tahsisata yatırım yapamaz. Ana Cadde yatırımcıları için büyüme aşamasındaki şirketlere yatırım imkanı sağlamak için, bir bireyin gelirinin veya net değerinin belirli bir yüzdesini bir yıl boyunca bir veya daha fazla halka kapalı şirkete yatırmasına izin verilmesi düşünülmelidir. Komisyon daha önce bu kavramı kitlesel fonlama için kullanmıştı. Bu tür halka arzlarda, [23] Ana Cadde yatırımcıları için büyüme aşamasındaki şirketlere maruz kalma sağlamada finans uzmanlarının ve toplu yatırım araçlarının oynayabileceği rolü, eğer varsa, dikkate almak isteyebiliriz.
Akredite edilmiş yatırımcı yeterliliği için yalnızca gelir veya net varlık tutarlarına dayalı bir mali eşik, başka nedenlerle sorunlu olabilir. İlk olarak, ülke genelindeki yaşam maliyeti farklılıklarını hesaba katmaz. Örneğin, Manhattan’da 200.001 dolarlık bir gelirle yaşayan bir kişi, Cleveland’da aynı yaşam standardını 82.000 doların biraz üzerinde sürdürebilir. [24] Cleveland’da 200.001 dolardan daha az kazanarak aynı veya daha iyi bir yaşam standardına sahip olabilirse, o kişinin gelirinin bir kısmını büyüme aşamasındaki şirketlere yatırabilmesi gerekmez mi? Ayrıca, sermaye arayan şirketlerin bu sermayeye erişebilecekleri şehirlerde bulunma olasılığı daha yüksek olabilir. Akredite bir yatırımcı olarak nitelendirilen çoğu kişi nispeten daha yüksek maliyetli ve daha yüksek gelirli kıyı şehirlerinde yaşıyorsa, bu aynı zamanda aynı bölgelerde ve ülkenin daha kırsal bölgelerinden uzaktaki girişimleri de yoğunlaştırabilir.
İkincisi, yalnızca gelire veya net varlığa dayalı bir mali eşik yeterliliği, genç insanları dezavantajlı duruma düşürür. Daha genç insanlar, 200.000 dolarlık bir gelir seviyesini aşmak veya 1 milyon dolardan fazla net varlık değeri oluşturmak için zamana veya fırsatlara sahip olmayabilir. Bununla birlikte, emekliliğe yaklaşan ve gelir veya net değer testini geçme olasılığı daha yüksek olabilecek bir kişiyle karşılaştırıldığında, genç insanların likiditeye daha az ihtiyacı, daha uzun yatırım ufukları ve daha fazla risk toleransı olabilir. Gençlerin, özellikle daha azı halka açıldıkça, gelirlerinin veya net varlıklarının bir kısmını büyüme aşamasındaki şirketlere yatırma fırsatının engellenmesi, uzun vadede servet birikimleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Üçüncüsü, yalnızca gelir veya net varlık değerine dayalı bir mali eşik yeterliliği (financial threshold qualification), özel, büyüme aşamasındaki şirketlerin sağlayabileceği yatırım çeşitlendirme fırsatını göz ardı eder. Kısmen sınırlı likiditeleri ve nispeten kısa işletme geçmişleri nedeniyle, bu şirketler genellikle yüksek riskli, yüksek kazançlı bir yatırımdır. Ancak, çeşitlendirilmiş bir portföyde bu tür bir yatırım uygun olabilir. Çeşitlendirme ihtiyacı, bir bireyin akredite bir yatırımcı olup olmadığına bakılmaksızın geçerlidir. Bu çeşitlendirme fırsatını reddeden Komisyon, yatırımcı koruma misyonunun altını oyuyor olabilir.
4. Sonuç
Sonuç olarak, daha az şirketin halka açılmasına verilecek yanıt, kuralcı kamuyu aydınlatma ve yönetişim yükümlülükleri yoluyla özel piyasaları aşırı derecede düzenlemek değildir. Komisyon, yatırımcıyı koruma misyonunu göz önünde bulundururken, gerekli açıklamalarla ilgili maliyet ve faydaları uygun şekilde dengeleyen bir düzenleyici ortam oluşturmalıdır. Bu, Komisyonun kamuyu aydınlatma rejiminin bilgileri yalnızca mali açıdan önemliyse zorunlu kılmasını sağlayarak başlar. İlave olarak, daha küçük şirketler için daha az kaynağın mevcut olduğunu kabul eden Komisyon, ölçekli kamuyu aydınlatma ve aşamalı uyum tarihleri için daha fazla fırsat sağlamayı düşünmelidir.
Halka kapalı, büyüme aşamasındaki şirketlere yatırım yapma ve halka arzlardan finansal olarak yararlanma fırsatına sahip olanlar yalnızca kurucular ve girişim fonları olmamalıdır. Ana Cadde yatırımcılarının da bu yatırımlara erişmesinin yolları olup olmadığını toplu olarak düşünmeliyiz.
Sermaye Piyasaları Hukuku ve Ekonomisi alanında Columbia Hukuk ve İşletme Okulları Programına bu konferansa ev sahipliği yaptığı ve Menkul Kıymet Piyasalarına İlişkin Yeni Özel Çalışmasını yürüttüğü için teşekkür ederiz. Bugün dört derinlemesine düşünülmüş panel olacak ve tartışmaların nihayetinde Yeni Özel Çalışmanın nihai raporuna yansıtılmasını sabırsızlıkla bekliyorum.


Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
