2024 Birleşmiş Milletler Raporu: “Bir Dünya Borç-Küresel Refahın Üzerinde Büyüyen Bir Yük”*

1. Küresel kamu borcu artmayı sürdürmektedir

Küresel kamu borcu, art arda gelen krizlerin yanı sıra küresel ekonominin yavaş ve dengesiz performansının etkisiyle hızla artmayı sürdürmektedir. İç ve dış genel devlet borçlarından oluşan kamu borcu, 2023 yılında 2022 yılına göre 5,6 trilyon Amerika Birleşik Devletleri (ABD) doları artışla 97 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır.

Bu büyümede önemli bölgesel eşitsizlikler göze çarpmakta olup, gelişmekte olan ülkelerde kamu borcu gelişmiş ülkelere göre iki kat daha fazla artmaktadır.

2023 yılında gelişmekte olan ülkelerin kamu borcu 29 trilyon ABD dolarına ulaşarak küresel toplamın %30’unu (yüzde 30) oluşturmuştur. Bu, 2010 yılındaki %16’lık paya göre önemli bir artıştır ve gelişmekte olan ülkelerdeki kamu borcunun hızlı büyümesini yansıtmaktadır.

Gelişmekte olan bölgeler arasındaki zıtlık çok belirgindir. Bu borcun dörtte üçünden fazlası Asya ve Okyanusya kıtasındaki ülkelere aitken, Latin Amerika ve Karayipler %17’sini, Afrika ise sadece %7’sini oluşturmaktadır. Bu borcun yükü, ülkelerin bunu geri ödeme kabiliyetine göre önemli ölçüde değişiklik göstermekte ve uluslararası finansal mimaride yer alan eşitsizlik nedeniyle daha da kötüleşmektedir: Borçları en az karşılayabilenler, en fazla ödemeyi yapanlar olmaktadır.

Bu dinamik, gelişmekte olan ekonomilerin büyüklüğüne göre kamu borcunun gelişimini incelerken açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin yarısından fazlasında kamu borcunun gayrisafi yurtiçi hâsılaya (GSYH) oranı azalmıştır. Kamu borcunun GSYH’ye oranının medyan değeri 2020 yılındaki zirve noktası olan %60,4’ten 2023 yılında %54,7’ye düşmüştür. Bu düşüş, nominal GSYH’yi artıran yüksek küresel enflasyondan ve Asya ve Okyanusya kıtasındaki orta gelirli ülkelerde ve daha az ölçüde Latin Amerika ve Karayipler’de beklenenden daha güçlü reel GSYH büyümesinden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bu bölgelerde de kamu borç stoku artsa da medyan borcun GSYH’ye oranı düşmüştür.

Buna karşılık, Afrika’da ekonomik performans küresel şoklar nedeniyle zayıflamış ve bu da borç yükünün ağırlaşmasına neden olmuştur. Medyan kamu borcunun GSYH’ye oranı artmaya devam ederek 2023 yılında %61,9’a ulaşmıştır. Netice itibarıyla, borç/GSYH düzeyi yüksek olan gelişmekte olan ülkelerin sayısı giderek artmakta ve Afrika’da yoğunlaşmaktadır. Bölgenin borç/GSYH oranı %60’ın üzerinde olan ülkelerin payı 2013 ila 2023 yılları arasında %25’ten %46’ya çıkmıştır.

2. Dış kamu borcunun maliyeti yüksek olmaya devam etmektedir

Gelişmekte olan ülkeler, köklü asimetrileri art arda gelen krizlerin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkisini ağırlaştıran uluslararası bir finansal mimari ile boğuşmaktadır. Bu sistem, uygun fiyatlı kalkınma finansmanına erişimi kısıtlayarak ve onları daha istikrarsız ve pahalı dış kaynaklardan borç almaya zorlayarak borç yükünü artırmaktadır. Yurtiçi finansal piyasaların sınırlı boyutu ve yüksek düzeydeki dış kamu borcu, onları dış şoklara ve finansal istikrarsızlığa karşı daha savunmasız hale getirmektedir.

Örneğin, küresel finansal koşullar değiştiğinde veya uluslararası yatırımcılar riskten daha fazla kaçındığında borçlanma maliyetleri aniden yükselebilir. Ayrıca, bir ülkenin para birimi değer kaybederse yabancı para cinsinden borç ödemeleri artabilir ve kalkınma harcamaları için daha az para kalabilir. Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkeler dış alacaklılarına kaynak transferini artırmak zorunda kalırken, borç krizlerinin çözümü de zorlaşmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerin dış kamu borcu 2022’de 3,2 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır. Bu ülkelerin yarısının dış kamu borcu en az GSYH’nin %28,4’ü ve ihracatının %92,4’ü kadar yüksekti. Her iki gösterge de 2020 yılından bu yana, GSYH açısından marjinal, ihracat açısından ise büyük ölçüde iyileşmeler göstermektedir. Dış kamu borcunun ihracata oranındaki düşüşün ana nedeni, pandemi sırasında keskin bir düşüş yaşayan ve ardından 2022 yılında yüksek emtia fiyatlarının ortasında güçlü bir toparlanma yaşayan ihracatın gelişimidir.

Bu göstergelerdeki iyileşmeye rağmen, dış kamu borç servisi gereksinimleri yüksek kalmaya devam ederek 2022’de 365 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Özellikle endişe verici olan, dış borç servisi/kamu geliri oranının gelişimidir. Hükümetler artık 2011 yılına kıyasla gelirlere oranla bu borcun ödenmesine iki kat daha fazla kaynak ayırmakta ve sürdürülebilir kalkınma yatırımlarına ayrılan kaynakların payı azalmaktadır.

Ayrıca gelişmekte olan ülkelerin yarısı ihracat gelirlerinin en az %6,3’ünü dış kamu borç servisine ayırmaktadır. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Almanya’nın savaş borcuna ilişkin 1953 tarihli Londra Anlaşması, toparlanmanın zarar görmesini önlemek için dış borç ödemelerine (kamu ve özel) harcanabilecek ihracat gelirlerinin tutarını %5 ile sınırlamıştır.

Kalkınma üzerindeki artan borç yükü, borç finansmanının son on yıldaki gelişiminin bir sonucudur. Gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, iki taraflı (diğer hükümetler), çok taraflı (çok taraflı kalkınma bankaları gibi) ve özel kreditörler (tahvil sahipleri, bankalar ve diğer kredi verenler dâhil) dâhil olmak üzere çeşitli kaynaklardan borç alırlar.

2010 yılından bu yana, özel alacaklılara olan dış kamu borcunun payı tüm bölgelerde artmış ve 2022’de gelişmekte olan ülkelerin toplam dış kamu borcunun %61’ini teşkil etmiştir.

Özel kreditörlere olan bu artan bağımlılık üç ana sorunu ortaya çıkarmaktadır: İlk olarak, alacaklı tabanının artan karmaşıklığı, borçların yeniden yapılandırılmasını, farklı menfaatlere ve yasal çerçevelere sahip daha geniş bir alacaklı yelpazesi ile müzakere etmeyi gerektirmesi nedeniyle daha da zorlaştırmaktadır. Gecikmeler ve belirsizlikler borç krizlerini çözmenin maliyetini artırmaktadır. Yeniden yapılandırma maliyetleri ile tamamlanma için gereken süre arasındaki ilişki mevcut bağlamda oldukça önemlidir. 2020’den bu yana borç yeniden yapılandırmalarının sonuçlandırılması, önceki yıllardaki olaylarla karşılaştırıldığında daha uzun sürmekte ve bu da gelişmiş borç krizi çözüm mekanizmalarına olan ihtiyacın altını çizmektedir.

İkinci olarak, özel kreditörler tarafından verilen krediler değişkendir ve yatırımcıların “güvenliğe doğru kaçış”a yönelmesi nedeniyle özellikle krizler sırasında hızlı değişimlere eğilimlidir. Bu, ülkelerin bunu karşılayamayacağı bir zamanda kaynak çıkışına yol açabilir. Gelişmekte olan ülkelerin 2022 yılında dış alacaklılarına yeni ödemelerden 49 milyar ABD doları daha fazla ödeme yapması negatif net kaynak transferine yol açmıştır.

Net kaynak aktarımının alacaklı türüne göre önemli ölçüde farklılık göstermesi, mevcut alacaklı tabanının karmaşıklığını ortaya koymaktadır. 2022 yılında ikili ve çok taraflı kreditörler toplam 40 milyar ABD doları pozitif transfer sağlarken, özel kreditörler gelişmekte olan ülkelerden 89 milyar ABD doları gibi rekor bir rakamı çekmiştir. 2010 yılında 32 olan bu sayı, 2022’de toplam 52 ülkeye net kaynak çıkışı yaşatmış olup; etkilenen ülkelerin çoğu Afrika, Asya ve Okyanusya kıtasındaydı. Kaynak transferi yapılan ülke sayısındaki artış, artan borçlanma maliyetleriyle daha da kötüleşen sorunun yaygın yapısını ortaya koymaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetleri gelişmiş ülkelerin borçlanma maliyetlerinin çok üzerindedir. Gelişmekte olan bölgeler, ABD’ninkinden 2 ila 4 kat, Almanya’nınkinden 6 ila 12 kat daha yüksek oranlarda borçlanmaktadır. Yüksek borçlanma maliyetleri, alacaklılara ödeme yapmak için gereken kaynakları artırmakta, bu da gelişmekte olan ülkelerin yatırımları finanse etmesini zorlaştırmaktadır.

3. [Borçların] Bedelini insanlar ödemektedir

Dünya çapında merkez bankalarının 2022’den bu yana faiz oranlarını artırması, gelişmekte olan ülkelerdeki kamu bütçelerini doğrudan etkilemektedir. Kamu borcuna ilişkin net faiz ödemeleri, 2021 yılına kıyasla %26 artışla 2023 yılında 847 milyar ABD dolarına ulaşmıştır.

Şu anda, gelişmekte olan ülkelerin yarısından fazlası hükümet gelirlerinin en az %8’ini faiz ödemelerine ayırmaktadır ki; bu rakam son on yılda iki katına çıkmıştır. Faiz ödemelerindeki artan bu baskı, bölgeler arasında, özellikle Afrika, Latin Amerika ve Karayipler’de ciddi boyutlara ulaşmıştır.

2023 yılında rekor düzeydeki 54 gelişmekte olan ülke, yani toplamın %38’i, hükümet gelirlerinin %10 veya daha fazlasını faiz ödemelerine ayırmış olup; bunların neredeyse yarısı Afrika kıtasındaydı.

Gelişmekte olan ülkelerin faiz ödemeleri yalnızca hızlı büyümekle kalmamakta, aynı zamanda sağlık ve eğitim gibi kritik kamu harcamalarındaki büyümeyi de geride bırakmaktadır.

Faiz ödemelerindeki hızlı artış gelişmekte olan ülkelerde harcamaları da kısıtlamaktadır. Örneğin, Kovid-19 salgınının ilk yıllarında Afrika, Asya ve Okyanusya (Çin hariç) sağlıktan çok faiz ödemelerine harcamıştır. 2020-2022 döneminde bu bölgelerde kişi başına düşen kamu sağlık harcamaları sırasıyla sadece 39 ABD doları ve 62 ABD doları olmuştur. Beri yandan, kamu borç faizlerinin ödenmesine yönelik kişi başına harcama sırasıyla 70 ABD dolarına ve 84 ABD dolarına ulaşmıştır.

Faiz ödemelerinin bu temel kategorilerdeki harcamaları aştığı ülkelerin sayısı artmaktadır. 2020-2022 yılları arasında faiz ödemelerinin eğitim harcamalarını aştığı 15 ülke, sağlık harcamalarının üzerinde ise 46 ülke vardı.

Toplam 3,3 milyar insan, eğitim ve sağlıktan çok faiz ödemelerine harcama yapan ülkelerde yaşamaktadır. Bu durum savunulamaz ve değiştirilmelidir.

4. Sürdürülebilir kalkınmayı finanse etmek için eylem çağrısı

Borcun sürdürülebilir kalkınmaya getirdiği zorluklar, devam eden çok taraflı tartışmaların ön saflarında yer almaktadır. En son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 149 ülke kalkınma finansmanı veya borç ile ilgili sorunları ele almıştır. Özellikle 73 ülke, borcun sürdürülebilir kalkınmayla iç içe geçtiği çeşitli yolları vurgulamıştır.

Uluslararası finansal mimaride reform yapılmasına yönelik çağrı oldukça yüksek olup, 50’ye yakın dünya lideri bu ortak hedefe yönelik çaba çağrısında bulunmaktadır.

Sürdürülebilir kalkınmayı finanse etmek için bir yol haritası

Küresel borç sorunlarının üstesinden gelmek ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için Birleşmiş Milletler, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Teşvik paketinde ve Geleceğin Zirvesi’nin Uluslararası Finansal Mimariye Yönelik Reformlara ilişkin politika özetinde ileriye dönük net bir yol çizilmektedir:

  • Gelişmekte olan ülkelerin uluslararası finansal mimarinin yönetimine gerçek ve etkili katılımını geliştirerek sistemin daha kapsayıcı hale getirilmesi.
  • Yüksek borç maliyeti ve artan borç sıkıntısı riskiyle mücadele etmek ve sınırlı ülke uygunluğu, alacaklı koordinasyon zorlukları ve otomatik borç hizmetinin askıya alınması hükümlerinin eksikliği nedeniyle G20 Ortak Borç Yapılandırma Çerçevesi’nin yavaş ilerlemesine çözüm bulmak için katılımcı ülkeler için etkili bir borç çözümleme mekanizması oluşturulması.
  • Kriz zamanlarında daha fazla likidite sağlamak, acil durum finansmanını genişletmek, böylece Özel Çekme Haklarının güçlendirilmiş kullanımı, Uluslararası Para Fonu (IMF) ek ücretlerinin geçici olarak askıya alınması ve IMF acil durum kota erişim pencerelerinin artırılması dâhil olmak üzere ülkelerin son çare olarak borçlanmaya zorlanmaması için finansman sağlanması.

Daha fazla ve daha iyi finansman, uygun fiyatlı uzun vadeli finansmanın büyük ölçüde artırılması. Uzun vadeli sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek ve özel kaynakların ölçeğini artırmak amacıyla Çok Taraflı Kalkınma Bankalarının dönüşümü ve genişletilmesi. Daha fazla imtiyazlı finansman; yardım ve iklim finansmanı taahhütlerinin yerine getirilmesi.

* Birleşmiş Milletler raporu için lütfen bkz. “A World of debt Report 2024, A growing burden to global prosperity, United Nations Conference On Trade and Development, UNCTAD/OSG/TT/INF/2024/1, <https://unctad.org/publication/world-of-debt> erişim tarihi 10 Haziran 2024” [Bu derlemede yer alan görüşler Birleşmiş Milletler kuruluşu olan UNTACD’a ait olup derleyenin çalıştığı kurumu bağlamaz, derleyenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Derlemedeki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler derleyene aittir.]

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.