Avro Bölgesi’nde Enflasyonla Mücadele ve Para Politikası*

“İtimat kontrole mani değildir.” [Alman Atasözü]

1. Giriş

Bu akşamki konuşmamda Avro Bölgesindeki ekonomik ve enflasyon görünümünü değerlendireceğim ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi’nin geçen hafta aldığı para politikası kararını açıklayacağım.

Son gelişmelere geçmeden önce bugünlere nasıl geldiğimizi hatırlatarak başlayayım.

Avrupa’da 2021-2022 dönemi enflasyon artışı büyük ölçüde olağanüstü şok kombinasyonlarından kaynaklandı. Pandemi, sektörel arz-talep uyumsuzluklarının şaşırtıcı bir dizisine neden oldu. Özellikle 2021 yılında, pandemiye bağlı karantinalar nedeniyle arzın sekteye uğradığı bir dönemde, harcamaların hizmetlerden mallara doğru küresel dönüşümü, ciddi tedarik zinciri darboğazlarına neden oldu ve talep gören ürün üreticileri için olağanüstü fiyatlandırma gücünü destekledi. Avrupa’da, birbirini izleyen karantina ve geçici yeniden açılma dalgalarının ardından, temas yoğun hizmet sektörlerindeki (özellikle turizm ve konaklama sektörleri) arz kapasitesinin uzun süreli kapanma aşamasının ardından henüz toparlanmadığı bir dönemde ekonomi, 2022 baharında tamamen yeniden açıldı. Buna paralel olarak, Ukrayna’nın Rusya tarafından haksız işgali, enerji fiyatlarında ve buna bağlı ticaret hadleri kayıplarında Ağustos 2022’de zirveye ulaşan olağanüstü bir artışı tetikledi.

Bu şokların ölçeği ve genişliği sektörel göreli fiyatlarda olağanüstü değişimlere neden oldu. Prensip olarak sektörel göreli fiyatlardaki dalgalanmalar, genel enflasyon oranında herhangi bir değişiklik olmaksızın dengelenebilir. Ancak aşağı yönlü fiyat katılıkları ve aşağı yönlü ücret yapışkanlığı mevcut olsaydı, bu, para politikasının çok büyük oranda sıkılaştırılmasını ve üretimin baskılanmasını gerektirecekti. Para politikası aktarımındaki kaçınılmaz zaman gecikmeleriyle birlikte merkez bankalarının enflasyon hedefini sürekli tutturmak yerine orta vadeli enflasyona odaklanmasının temel nedeni budur. Avro Bölgesinde enflasyon Ekim 2022’de %10,6 ile zirveye ulaştı. 2022 yılının son aylarında Avro Bölgesi hükümetleri tarafından uygulamaya konulan önemli mali sübvansiyonlar olmasaydı, en yüksek enflasyon oranı daha da yüksek olurdu.

2023 yılı boyunca bu faktörlerin çoğu tersine döndü: enerji fiyatları zirve noktalarından keskin bir şekilde düştü; küresel imalat ve küresel ticaretteki tedarik koşulları normalleşti ve temasın yoğun olduğu sektörlerde arz-talep uyumsuzlukları azaldı.

2. Enflasyon

Ağustos ayında enflasyon %5,2 seviyesinde gerçekleşti ki; bu, enflasyon hedefimizle aradaki farkın yaklaşık %60’ının kaybolduğu anlamına geliyor. Avrupa Merkez Bankası personelinin en son makroekonomik tahminleri, enflasyonun bu yılın son çeyreğinde %3,3 düzeyinde kalacağını öngörüyor. Mali sübvansiyonların kaldırılması, enflasyonun 2024 yılı boyunca sınırlı bir oranda, son çeyrekte %2,9’a düşeceği anlamına gelirken, enflasyonun 2025 yılı üçüncü çeyreğinde %2 hedefimize döneceği öngörülüyor.

Bu genel eğilim içerisinde enflasyonun doğası da değişiyor. Bu yılki ilk enflasyon artışında ve kısmi gerilemede dışsal ve salgına bağlı faktörler baskın bir rol oynamış olsa da, bu şoklara tam dinamik uyum sağlamak, ekonomi genelinde fiyatların ve ücretlerin kademeli olarak sıfırlanmasını gerektirir ki; bu süreç devam etmektedir. Ücret ayarlamasının dönemsel doğası ve üye ülkeler arasındaki kurumsal düzenlemelerin çeşitliliği göz önüne alındığında, bu kaçınılmaz olarak çok yıllı bir süreçtir. Bu konuya daha sonra döneceğim.

Enflasyon görünümü önemli ölçüde belirsizliğini koruyor. Bir tarafta, enflasyona yönelik yukarı yönlü riskler arasında enerji ve gıda maliyetleri üzerinde yenilenen potansiyel yukarı yönlü baskılar yer alıyor. Olumsuz hava koşulları ve daha genel anlamda ortaya çıkan iklim krizi, gıda fiyatlarını beklenenden daha fazla artırabilir. Enflasyon beklentilerinin hedefimizin üzerinde kalıcı bir artış göstermesi veya ücretlerde ya da kâr marjlarında öngörülenden daha yüksek artışlar da orta vadede enflasyonu daha yüksek seviyelere taşıyabilir. Öte yandan, örneğin para politikasının daha güçlü aktarımı veya dış ortamın kötüleşmesi nedeniyle zayıflayan talep, özellikle orta vadede fiyat baskılarının azalmasına yol açacaktır.

3. Ekonomik canlılık

Faaliyet seviyeleri açısından bakıldığında, Avro Bölgesi’ndeki üretim bu yılın ilk yarısında genel olarak durgunlaştı. İhracat talebindeki ılımlılaşma ve sıkı finansman koşulları nedeniyle imalat üretiminin zayıf kalması beklenirken, birikmiş siparişlerin geçmişteki desteği de azalıyor. Hizmetler, temas yoğun sektörlerdeki yüksek talep nedeniyle şu ana kadar büyümeye olumlu katkıda bulundu, ancak Haziran ayından bu yana yavaşlamanın açık işaretleri vardır.

Yakın vadede özel tüketimin zayıf kalması beklenirken, konut ve işletme yatırımlarının da para politikasındaki sıkılaşmanın etkisiyle daha da azalacağı öngörülüyor. Zaman içinde, tüketici harcamalarını destekleyecek olan düşen enflasyon, artan ücretler ve güçlü işgücü piyasasının desteğiyle gerçek gelirlerin artması beklendiğinden ekonomik ivmenin artması bekleniyor. Ancak politika sıkılaştırması ve olumsuz kredi arzı koşullarının reel ekonomiyi giderek daha fazla etkilemesi nedeniyle faaliyet seviyeleri azalacaktır. Mali desteğin kademeli olarak geri çekilmesinin de önümüzdeki çeyreklerde ekonomik büyüme üzerinde baskı oluşturması bekleniyor.

İşgücü piyasası, yavaşlayan ekonomiye rağmen şu ana kadar dirençli kalmayı sürdürdü ancak ivme kaybetme işaretleri gösteriyor. İşsizlik oranı Temmuz ayında %6,4 ile tarihi düşük seviyesinde kaldı. İstihdam ikinci çeyrekte %0,2 oranında artarken, istihdam artışına ilişkin son anket verileri durma noktasına yaklaştı. Bu, işverenlerin, kötüleşen talep ve önümüzdeki yıl için daha kötü beklentiler karşısında işe alım konusunda daha isteksiz hale geldiğini gösteriyor. Ayrıca, son aylarda açık iş oranlarına ilişkin göstergelerin azalmasıyla birlikte güçlü işgücü talebi de azalmaya başladı.

Bu gelişmeler, Eylül ayı personel tahminlerinde üretim artışına yönelik önemli aşağı yönlü revizyonlara da yansıyor: yıllık ortalama üretim artışının şu anda 2023’te %0,7, 2024’te %1,0 ve 2025’te %1,5 olacağı öngörülüyor. Üç aylık profil açısından, faaliyetlerdeki düşüşün (canlılıktaki zayıflamanın) büyük kısmı 2023 yılı için olup, bu yılın devreden etkileri 2024 büyüme görünümüne yönelik aşağı yönlü revizyonun büyük bir kısmını oluşturmaktadır.

Ekonomik büyümeye yönelik riskler aşağı yönlüdür. Para politikasının etkilerinin beklenenden daha güçlü olması veya örneğin Çin’deki daha fazla yavaşlama nedeniyle dünya ekonomisinin zayıflaması durumunda ekonomik büyüme daha yavaş olabilir. Bununla birlikte, güçlü işgücü piyasası, artan gerçek gelirler ve belirsizliğin azalması, insanların ve işletmelerin kendilerine daha fazla güvenmeleri ve daha fazla harcama yapmaları anlamına gelirse, büyüme öngörülenden daha yüksek olabilir.

4. Para politikası iletimi/aktarımı

Para politikamıza dönersek, politika faiz oranımızı son on Yönetim Kurulu toplantısında birikimli 450 baz puan artırdık. Şu ana kadar gerçekleştirilen hedeflenmiş/hedefli uzun vadeli yeniden finansman operasyonlarımızın (targeted longer-term refinancing operations-TLTRO III) üçüncü serisinin geri ödemeleri ve varlık satın alma programı (asset purchase programme-APP) kapsamındaki yeniden yatırımların yavaşlaması ve ardından durdurulması, bilançomuzu sırasıyla 1,6 trilyon avro ve 109 milyar avro azalttı. Bu yan politikalar, vade primlerini yukarı çekerek ve bankacılık sisteminden likiditeyi çekerek, her ne kadar para politikası duruşumuzun ayarlanmasında temel araç faiz artışları olsa da, finansman koşullarının sıkılaşmasına da katkıda bulunuyor. Para politikasının küresel olarak sıkılaştırılması, bir dizi uluslararası ticaret ve finansal yayılma yoluyla enflasyonla mücadele baskısını daha da artırıyor.

Para politikasındaki sıkılaştırmamız finansman koşullarına güçlü bir şekilde yansımaya devam ediyor ve ekonominin genelini giderek daha fazla etkiliyor.

Banka fonlama maliyetlerine geçiş, özellikle banka tahvili getirilerinde hızla ilerledi. Politika faizi artışlarının etkisinin yanı sıra, Avrupa Merkez Bankası’nın TLTRO III’ün kademeli olarak kaldırılması da banka fonlama maliyetlerini artırdı. Başlangıçtaki yavaş tepkinin ardından, vadeli mevduatın ücretlerine aktarım özellikle Avro Bölgesi’nde güçlü oldu. Yüksek banka fonlama maliyetleri, finansal olmayan kuruluşlara verilen kredi faiz oranlarında güçlü bir artışa ve kredi standartlarının sıkılaşmasına dönüşürken, Avro Bölgesi’ndeki kredi hacimleri 2022 sonundan bu yana keskin bir şekilde zayıflamıştır.

Son verilere bakıldığında, yeni işlere yönelik kredi faiz oranlarının daha da arttığı, kredi hacimlerinin ise daralmaya devam ettiği görülüyor. Özellikle, yüksek banka fonlama maliyetleri ve kredi standartlarının sıkılaşması nedeniyle firmalara ve hanehalkına verilen krediler zayıftır. Daha fazla sabit faizli kredinin vadesinin dolması ve daha fazla tasarruf sahibinin vadeli mevduata ve yüksek getirili banka tahvillerine yönelmesi nedeniyle bankaların artan fonlama maliyetleriyle karşı karşıya kalması nedeniyle önümüzdeki aylarda ciddi sıkılaştırmanın devam etmesi bekleniyor. Kredi yaratımındaki azalmaya paralel olarak ‘M3’ün büyüme hızı da 2010 yılından bu yana ilk kez temmuz ayında negatife döndü ve önümüzdeki aylarda daha da negatif seviyelere gerilemesi bekleniyor.

Bu yürüyüş döngüsü sırasında para politikası sıkılaştırmasının güçlü aktarımının bankacılık sistemini zayıflatma pahasına olmadığını anlamak önemlidir. Özellikle bankalar şu anda sağlam sermaye pozisyonlarından, esnek net faiz gelirinden ve kontrol altına alınan kredi risklerinden yararlanıyor. Buna karşılık, bankacılık sisteminin sağlam durumu, pandemi sırasında yüksek tasarruf oranları ve kayda değer mali transferlerle desteklenen hane halkı ve şirketler sektörünün nispeten güçlü bilançolarına bağlanabilir. Elbette para politikamızın finansal istikrara etkilerinin yakından izlenmesi politika oluşturma sürecimizin ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor.

5. Geçen haftaki faiz kararı

Enflasyon görünümüne, enflasyonun temel dinamiklerine ve para politikası aktarımının gücüne ilişkin değerlendirmemize dayanarak, yüzde iki orta vadeli enflasyon hedefimize doğru ilerlemeyi güçlendirmek amacıyla geçen haftaki politika toplantısında üç önemli Avrupa Merkez Bankası faiz oranını 25 baz puan artırdık. Özellikle, bol likidite koşullarında para piyasası koşullarını belirleyen politika faizi olan mevduat faizi şu anda %4 (400 baz puan) seviyesinde bulunuyor.

Bu kararı açıklarken, gelen veriler enflasyon görünümüne ilişkin önceki değerlendirmemizi büyük ölçüde doğrularken, enflasyonun temeline ilişkin göstergelerin çoğu gevşemeye başladı. Dahası, kanıtlar para politikamızın daha geniş finansman koşullarına ve reel ekonomiye aktarımının sağlam bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor. 2022 yılı ortasından bu yana yaşanan ekonomik yavaşlamanın yakın vadede devam etmesi bekleniyor ve gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) düzeyi daha önce beklediğimizden oldukça düşük olacaktır. Ortaya çıkacak ilave gevşeklik, enflasyondaki düşüş sürecine daha da katkıda bulunacaktır; geçmiş faiz artışlarımızdan kaynaklanan sıkılaştırmanın önemli bir kısmı ise henüz tamamlanma aşamasındadır.

Temel personel tahminlerine dayanarak yapılan bir dizi model bazlı simülasyon (benzetim), 400 baz puanlık mevduat faiz oranının, yeterince uzun bir süre sürdürüldüğü anlaşıldığı sürece, projeksiyon ufku içerisinde enflasyonun hedefe geri dönüşüyle tutarlı olması gerektiğini öne sürüyor. En son Para Analistleri Anketi’mizde (Survey of Monetary Analysts-SMA) dış uzmanların görüşleri de zirve politika faizi açısından (375,400) aralığında kümelenmiştir. Politika faiz oranlarının bu yolu, ileri faiz eğrisinin piyasa fiyatlamasına da geniş ölçüde yansıyor.

Gelecekteki enflasyon dinamiklerini çevreleyen belirsizlik ve modele dayalı benzetimlerin, uzman anketlerinin ve piyasa göstergelerinin koşullu, belirli bir noktaya özgü doğası göz önüne alındığında, 375’te tutmak ile 400’e geçmek arasındaki seçim çok iyi dengelendi. Ancak marjinal olarak, 375’te duraklayıp ek bir artışın şimdiki ve gelecekteki toplantılar arasındaki veri akışıyla doğrulanıp doğrulanmayacağını “bekleyip görmek” yerine ilave bir artışa karar vermek daha güvenlidir. Özellikle, bu kararın arkasında, yüksek derecede belirsiz ortam ve hedefimize zamanında dönmek için hala gerekli olan ciddi enflasyon düşüşü yer alıyor.

Ek faiz artırımı iki temel nedenden dolayı hedefimize doğru ilerlemeyi güçlendirecektir. Birincisi, eğer ekonomi personel tahminlerinin temel durumuna göre gelişirse, geçen hafta alınan artış kararı enflasyonun projeksiyon ufku içinde hedefe döneceğine dair güveni güçlendiriyor. İkincisi, enflasyon şokları ile genel talep ortamı arasındaki etkileşim dinamikleri göz önüne alındığında, faiz oranının daha yüksek bir seviyesi, enflasyon patikaya yönelik herhangi bir yukarı yönlü şokun kuvvetlenmesini daha güçlü bir şekilde sınırlayacaktır. Dolayısıyla, her şey eşit olduğunda, enflasyondaki düşüş hızının daha güvenli olması ve yukarı yönlü risklere karşı daha fazla sigorta sağlanması, enflasyondaki düşüş sürecinin temposunu koruyabilmesi için bir önkoşul olmaya devam eden enflasyon beklentilerinin sabitlenmesini de güçlendirecektir.

6. İleriye bakmak

Geçen hafta alınan kararla politika faiz oranları son on toplantıda toplam 450 baz puan artırıldı. Mevcut değerlendirmemize göre (ve dış perspektiflerle de kontrol edildiğinde), temel politika faiz oranlarımız, yeterince uzun bir süre sürdürüldüğü takdirde, enflasyonun hedefimize zamanında dönmesine önemli katkı sağlayacak seviyelere ulaşmıştır. Gelecekteki kararlarımız, temel Avrupa Merkez Bankası faiz oranlarının gerekli olduğu sürece yeterince kısıtlayıcı seviyelerde belirlenmesini sağlayacaktır.

Aynı zamanda, baz çizgisi etrafındaki çift taraflı belirsizliğin yüksek seviyesi, parasal duruşumuzdaki kısıtlayıcılığın uygun düzeyi ve süresini belirlemede verilere bağımlı kalacağımız anlamına geliyor.

Önümüzdeki aylarda enflasyon verilerinin değerlendirilmesinde baz etkileri önemli bir rol oynayacak ve bu da rapor edilen verilerden temel bileşenin çıkarılmasını alışılmadık derecede zorlaştıracaktır. Bir yönde, geçtiğimiz sonbaharda gerçekleşen çok yüksek enerji bağlantılı fiyat artışları yıllık enflasyon hesaplamasının dışında kalacak ve hem manşet hem de çekirdek enflasyon ölçümlerinde düşüşlere yol açacaktır. Diğer taraftan, pek çok mali sübvansiyonun sona ermesi planlanıyor ve bu durum özellikle 2024 yılına ilişkin olarak bildirilen enflasyon oranlarını artıracaktır. Enerji ve gıda fiyatlarında devam eden oynaklık, özellikle mevcut ortamda bu tür şokların kalıcılığı ve yayılmasına ilişkin yüksek belirsizlik göz önüne alındığında, enflasyon verilerindeki gürültü-sinyal oranını da artırıyor. Mevcut koşullar altında standart mevsimsel ayarlama tekniklerinin güvenilirliğinin düşük olması nedeniyle gürültü-sinyal oranı daha da yükselmektedir.

Ayrıca, temel enflasyona ilişkin standart göstergeler, enerji maliyetlerinin ve arz darboğazlarının ekonomi genelindeki fiyatlar üzerindeki etkisini ortadan kaldıracak ayarlamalar gerektirirken, salgının yeniden açılma etkilerinin temas yoğun hizmetlerin fiyatları üzerindeki geçici katkısı da bu göstergeleri bozuyor.

Gelecek verilerin cevaplaması gereken başlıca açık sorular arasında önümüzdeki çeyreklerde ücret ve kâr dinamikleri yer alacaktır. Özellikle, personel tahminlerinde yer alan enflasyondaki düşüş, ücret artışındaki yavaşlamaya dayanıyor; çalışan başına ücret artış oranı 2023’te %5,3’ten 2024’te %4,3’e ve 2025’te %3,8’e düşüyor. Ücret artış oranları, projeksiyon ufku dâhilinde reel ücretlerin salgın öncesi seviyesine geri getirilmesi için yeterlidir; 2024 ve 2025’teki ücret enflasyonu oranları, fiyat enflasyonu oranlarının oldukça ilerisindedir. Bölge genelindeki 2024 ücret eğilimlerinin tam olarak görünür hale gelmesi yeni yılın ilerleyen zamanlarını alacak; bu temel belirsizlik kaynağı yakın zamanda çözülmeyecektir. Ücret ayarlamasının bundan sonraki aşaması aynı zamanda ekonomik canlılıktaki yavaşlamanın işgücü talebini ne ölçüde etkileyeceğine de bağlı olacaktır. Özellikle faaliyet seviyelerinin azalması ve finansman maliyetlerindeki artış emek istifleme eğilimini azaltabilir.

2023 yılının ilk yarısında birim kârların yıllık enflasyona katkısının 2022 yılına göre yavaşlaması, artan ücret baskılarının firmalar tarafından emilmeye başlandığını gösteriyor. Birim işgücü maliyetindeki artışın altında gerçekleşecek fiyat artışlarının 2024 yılında gerekli enflasyon düşüşüne daha fazla katkı sağlayacağı öngörülüyor. Ücret ayarlama sürecinin uzun süren doğasına paralel olarak, kâr ılımlılaştırmasının enflasyonla mücadeleye gerçek katkısı ancak birkaç çeyrekte ortaya çıkacaktır.

Politika tepkisi açısından bakıldığında, kısıtlayıcı para politikası duruşumuz gerekli enflasyonla mücadele dinamiklerine önemli destek sağlıyor. Özellikle, 2023 yılında canlılık/faaliyet seviyelerindeki durgunluk ve buna bağlı olarak ekonomideki daha yüksek seviyedeki durgunluk, firmaların aşırı fiyat artışları arayışında daha temkinli olacağı ve aşırı ücret artışları verme konusunda daha isteksiz olacağı anlamına geliyor. Benzer şekilde, herhangi bir yeni maliyet itici şokun talebin kısıtlı olduğu koşullar altında artma olasılığı daha düşüktür ki; bu tür şokların tamamen tüketici fiyatlarına yansıtılmak yerine hem kârların hem de ücretlerin gerçek değerine zarar verme olasılığı daha yüksektir. Aynı zamanda, para politikası sıkılaştırmasının finansman koşulları üzerindeki devlete bağlı etkisi dikkate alınarak, para politikası aktarımının gücünü izlemeye devam edeceğiz.

Bu değerlendirmeler, önümüzde hâlâ enflasyonla mücadele sürecine ilişkin uzun bir belirsizlik döneminin bulunduğunu gösteriyor. İlk enflasyon şokunun boyutu, Avro Bölgesi’ndeki ücret ayarlamalarının gecikmeli yapısı, sürmekte olan önemli sektörel yeniden dengeleme ve aktarım gecikmelerine ilişkin belirsizliğin boyutu ve para politikası aktarım mekanizmasının gücü göz önüne alındığında, bu durum pek de şaşırtıcı değildir. Enflasyon belirsizliği hızla çözülmeyecektir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.