Avronun Uluslararası Rolü ve Avrupa Güvenli Varlıklarının Gelişimi [Fransa Merkez Bankası Başkanı François Villeroy de Galhau’nun 02 Ekim 2025 tarihli konuşması]

Bayanlar ve Baylar,

Bugün Lüksemburg’da sizlerin huzurunda konuşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Avrupa İstikrar Mekanizması (European Stability Mechanism) Genel Müdürü dostum Pierre Gramegna’ya içten şükranlarımı sunmak istiyorum. Lüksemburg, Avrupa bütünleşme tarihinde eşsiz bir yere sahiptir ve Robert Schuman’ın doğum yeridir. Ancak, Lüksemburg’un 1963 yılında dünyanın ilk yabancı para cinsinden uluslararası tahvilini ihraç ettiği ve bu yeniliğin döneminin en stratejik projelerinden biri olan Kuzey ve Güney İtalya’yı birbirine bağlayan ‘Autostrada del Sole’nin finansmanına yardımcı olduğu pek bilinmez.

1963 yılından bu yana, sınır ötesi finansmanın kolaylaştırılmasında büyük ilerleme kaydedildi ve avronun muazzam başarısını birlikte başardık: Burada Pierre Werner’e ve onun hazırladığı 1970 tarihli rapora saygılarımı sunmak istiyorum. Ancak, son üç yılda Yeni Dünya düzeninde yaşanan çarpıcı değişimler, avronun uluslararası rolünü güçlendirmek için cesur bir adım atılmasını gerektiriyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetiminin agresif korumacı duruşu ve uluslararası işbirliğine karşı meydan okuyan tavrı, küresel belirsizliği ve parçalanmayı artırıyor. Doların güvenli liman para birimi olduğuna dair inanç, piyasa oyuncuları tarafından gözden geçirilebilir. Sabit paralar (stablecoins) gibi finansal yenilikler, uluslararası para ve finans sisteminin dinamiklerini değiştirebilir. Bazıları, uluslararası sistemimizin, dengeleyici ve kamu malları sağlayıcısı olarak hareket eden belirgin bir hegemonik güç olmadığı için, “Kindleberger tuzağı”na[1] düşme riski altında olduğunu düşünüyor.

Bu değişimler ne kadar dramatik ve karanlık görünse de, avroya sahip olduğumuz için bunlarla yüzleşmek bizim için bir şans ve bunlar para birimimiz için bir fırsattır. Avronun yakında ABD dolarının yerini alacağına inanarak saf olmamalıyız. Şunu da açıkça belirteyim: Avronun uluslararası rolünü desteklemek, döviz kurunun yükselmesini beklemek anlamına gelmez. Bir döviz kuru hedefimiz yoktur, ancak daha güçlü bir avronun enflasyon görünümü üzerindeki olası etkilerine karşı son derece dikkatliyiz.

Şaşırtıcı bir şekilde, bu uluslararası rol, avro başlangıçta dâhili amaçlar için yaratıldığından Avrupa anlaşmalarının hedeflerinde öngörülmemişti. Ancak, Avrupa Merkez Bankası’nı (European Central Bank) yakın zamana kadar avronun küresel rolü konusunda tarafsız bir duruş sergilemeye iten nedenler, özellikle de para politikası üzerindeki kontrolü kaybetme korkusu artık geçerli değildir. Başkan Lagarde, geçen Mayıs ayında Berlin’de yaptığı çığır açan konuşmasında, “küresel bir avro”nun tam potansiyeline ulaşmak için üç temel faktörden bahsetmişti: (i) jeopolitik güvenilirlik, (ii) yasal ve kurumsal bütünlük ve (iii) ekonomik dayanıklılık. Meslektaşım José Luis Escrivá’nın yakın zamanda belirttiği gibi, tek bir küresel para birimine daha az bağımlı bir uluslararası para sistemine doğru ilerleme şansı bulunmaktadır. Bugün, ekonomik temele ve avronun uluslararası rolünü güçlendirmek için kullanabileceğimiz ilgili araçlara odaklanacağım. Tartışma artık stratejik “neden” sorusuyla değil, pratik “nasıl” sorusuyla ilgilidir.

Öncelikle, tek para birimimizin dış çekiciliğini artırmanın iç entegrasyonu güçlendirmekle nasıl paralel gittiğini ele alacağım. İkinci olarak, Avrupa güvenli varlığının ihracında nasıl ilerleme kaydedebileceğimize dair bazı görüşlerimi paylaşacağım.

  1. Dış çekiciliği artırmak için iç bütünleşmenin güçlendirilmesi

İlk acil durum: Tek pazar ve Tasarruf ve Yatırım Birliği

Para birimimizin cazibesinin, nihayetinde Birliğimiz içindeki entegrasyonun derinleşmesinden kaynaklandığına kesinlikle inanıyorum. Bu bağlamda, Avrosistem’in iç hedefleri ile avronun dış boyutu arasında “mutlu bir tesadüf” bulunmaktadır. Daha derin, daha cazip ve kullanımı daha kolay Avrupa sermaye piyasaları, tasarrufların Avrupa’da kalmasını teşvik edecek, şirketlerimizin finansmanını güçlendirecek ve inovasyon ve rekabet güçlerini artıracaktır. Bu da avro cinsinden varlıklara olan talebi artıracak ve avronun uluslararası rolünü güçlendirecektir. Bu amaçla görevimiz açıkça tanımlanmıştır: Letta ve Draghi raporlarında belirtildiği gibi, tek pazarın tamamlanması ve gerçek bir Tasarruf ve Yatırım Birliği’nin (Savings and Investments Union) kurulması.

Parasal egemenliğimizi tesis etmemizin üzerinden 26 yıl geçmiş olup ekonomik ve finansal egemenliğimizi tamamlamanın tam zamanıdır. Pratik ve kritik bir adım, net ve “harekete geçirici” bir nihai tarih belirlemektir. Jacques Delors, Tek Pazar için 1 Ocak 1993’ü, tek para birimi için ise 1 Ocak 1999’u son tarih olarak belirlediğinde bunu başarmıştı. Komisyon ve Konsey neden şimdi net bir uygulama tarihi olan böyle kapsamlı bir paket sunmuyor? 1 Ocak 2028, Tek Pazar’dan otuz beş yıl sonra olacaktır. Ancak hızlı tepki vermezsek, fırsat penceresinin kapanması riskiyle karşı karşıyayız. Bu, Lüksemburg’daki güçlü çağrım, belki de son olası çağrımdır.

Kritik seferberliği aşağıdaki üç “konu” ile özetleyeyim.

Öncelikle, Tek Pazar’ı daha fazla bütünleştirmemiz (integrate) gerekiyor. Satın alma gücü açısından, Tek Pazarımız 17,9 trilyon avro değerindedir ve bu da onu ABD’ninkiyle (18,4 trilyon avro) neredeyse aynı büyüklükte kılmaktadır. Ancak, hâlâ parçalı olduğu için daha az çekicidir.

İkinci olarak, Avrupa daha iyi yatırım (invest) yapmalı ve tasarruf etmelidir. Avro Bölgesi’ndeki hanehalkı tasarruf oranı, gayrisafi harcanabilir gelirin yüzde 15’inden fazladır ve bu oran ABD’dekinden [gayrisafi yurtiçi hâsılanın (GSYH) yüzde 11’i] 4 puan daha yüksektir. Bu finansal kazanç, Avrupa kurumsal öz sermaye finansmanına yeterince yönlendirilmemektedir. Finansal olmayan şirketlerin (non-financial corporation) öz sermaye finansmanı, Avro Bölgesi’nde GSYH’nin yalnızca yüzde 85’ini oluştururken, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu oran yüzde 220’dir. Bu, Avrupa’nın inovasyonda geride kalmasının ve yıkıcı inovasyonda daha da geride kalmasının ana nedenlerinden biridir. Avrupa risk sermayesini güçlendirmemiz gerekmektedir. ABD’de 2014-2025 döneminde girişim sermayesi fonları GSYH’nin yüzde 0,39’una eşdeğer bir gelir elde ederken, Avrupa’daki oyuncular için bu oran yüzde 0,07 olmuştur.

Fikirleri eyleme dönüştürmek ve eşitliğe odaklanmak için, Komisyon yol haritasında önerilen 21 kaldıraçtan beşine öncelik vermeyi öneriyorum. Sıralamanın bir önemi yok, ancak hepsinin koşulsuz ve acilen hayata geçirilmesi gerekiyor:

(i) Yatırım fonlarının ulusal fonlardan “pan-Avrupa” fonlarına ölçeklenmesini hızlandırmak için gerçek bir Avrupa denetim çerçevesi.

(ii) Çeşitli Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde faaliyet gösteren firmalar için idari maliyetleri düşürmeyi amaçlayan, AB çapında ortak bir ticaret hukuku kuralları seti içeren isteğe bağlı bir “28. Rejim” oluşturulması. Bazı sorular hâlâ yanıtlanmamış olsa da, Komisyon’un bu konudaki istişaresi umut verici bir adımdır.

(iii) Avrupa emeklilik tasarruf ve emeklilik fonlarının kademeli olarak geliştirilmesi.

(iv) İddialı kamu-özel sektör ortaklıklarının uygulanması. Avrupa Yatırım Bankası (European Investment Bank) ve onun Avrupa Teknoloji Şampiyonları Girişimi’nin (European Tech Champions Initiative) deneyimlerinden yararlanarak, kamu fonları aracılığıyla girişim sermayesi piyasasındaki özel yatırımcıları güçlendirmeliyiz.

(v) Avrupa perakende yatırım ürünlerinin basitleştirme ve standardizasyon yoluyla tanıtılması. Komisyon hâlihazırda bir Avrupa tasarruf ürünü için bir plan üzerinde çalışmaktadır.

Üçüncüsü ise, daha hızlı yenilik (innovate) yapmamız gerekir. Daha az bürokrasi, ancak aynı zamanda temel işimiz olan para birimi de dâhil olmak üzere daha fazla teknoloji. Amerikalı oyuncuların hakim olduğu USD cinsinden sabit kripto paraların hızla artması, paramızın “özelleştirilmesi” ve “Avrupalılaşmaması” riskini artırmaktadır. Bu bağlamda, hem toptan bir merkez bankası dijital para biriminin (wholesale central bank digital currency) hem de perakende için dijital bir avronun oluşturulması, yalnızca ekonomik ve finansal egemenliğimizi güçlendirmek için değil, aynı zamanda avronun küresel konumunu güçlendirmek için de acilen gereklidir.

Avrodan yararlanmak için ilave bazı yollar

Tek pazar ve Tasarruf ve Yatırım Birliği’nin ötesinde, başka yollar da keşfetmeliyiz. Avro cinsinden faturalandırmaya daha fazla önem vermek bunlardan biridir. ABD ihracatı ve Avro Bölgesi içi ticaret hariç tutulduğunda, küresel ihracatın yaklaşık yüzde 60’ı ABD doları cinsinden, yüzde 25’ten azı ise avro cinsinden faturalandırılmaktadır.

Kabul edilmelidir ki, faturalandırma çeşidi (invoicing denomination stems) olarak büyük ölçüde özel ve karmaşık kararlardan kaynaklanmaktadır ve kalıcı bir model sergilemektedir. Yine de, Çin’in renminbi ile gösterdiği gibi, jeopolitik uyum bu seçimde rol oynamaktadır. Amerika’nın yeni korumacı önlemlerinden ağır darbe alan ticaret ortaklarımızla (örneğin Hindistan, İsviçre, Endonezya) AB müzakerelerinden yararlanabiliriz.

Ayrıca, Avrosistem olarak attığımız bazı adımlar, avro faturalandırmasını daha cazip hale getirebilir. Avro Bölgesi dışındaki merkez bankalarına (EUREP-non-euro area central banks- olarak adlandırılır) avro likidite hatları sağlanması daha da genişletilebilir ki; bu, daha derin sermaye piyasalarıyla birlikte, firmaların ve bankaların ticari faaliyetlerini avro ile finanse etmelerini ve faturalandırmalarını daha cazip hale getirecektir. Ayrıca, dağıtık muhasebe platformlarında toptan işlemler için merkez bankası dijital parasının kullanımının yaygınlaştırılması da avro cinsinden işlemin kolaylaştırılmasına katkıda bulunabilir. Merkez bankaları, Avrupa Merkez Bankası ile birlikte, yargı bölgelerindeki anında ödeme sistemlerini birbirine bağlayarak sınır ötesi ödemeleri daha hızlı ve daha verimli hale getirmek için de çalışmaktadır. Günümüzde TARGET[2] hizmetleri İsveç ve Danimarka gibi diğer para birimlerini kabul etmektedir; yarın Hindistan, İsviçre ve ayrıca benim görüşüme göre muhtemelen İngiltere, Kanada veya Brezilya ile de birbirine bağlanacaktır.

Sonuç olarak, büyüme, sermaye piyasalarının büyüklüğü ve uluslararası para kullanımı arasındaki erdemli döngüyü güçlendirmeliyiz. Ancak bunun da ötesinde, yeterli miktarda güvenli varlık, yatırımcılar için stresli zamanlarda bile güvenilir bir ortam yaratmaya yardımcı olur. Bu erdemli döngü, II. Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana ABD dolarının yükselişini açıklıyor. Avrupa, benzer bir kendi kendini besleyen döngüyü harekete geçirme potansiyeline sahiptir. Ancak, Avrupa güvenli varlıkları için derin ve likit piyasaları teşvik edersek, bu çok daha güçlü olacaktır.

  1. Avronun uluslararası rolü için bir katalizör: güvenli varlıklar için piyasanın geliştirilmesi

Öncelikle şunu söyleyeyim ki, Avrupa güvenli varlığını savunmak, mali disiplinsizliği veya karşılıklılığı savunmak anlamına gelmez ve gelemez. Mali konsolidasyonun, ihtiyaç duyulan Üye Devletlerde, kendi ülkemden başlayarak gerçekleşmesi gerektiği ve başarılabileceği konusunda çok az şüphe mevcuttur. Meslektaşım Joachim Nagel’in de belirttiği gibi, bu, Devlet tahvili (derecelendirme) notlarını ve dolayısıyla güvenli olarak algılanan ulusal varlık miktarını iyileştirecektir.

Kabul edelim: Avrupa’da güvenli varlıkların göreceli bir kıtlığı vardır.

Uluslarüstü borç (1 trilyon ABD dolarının biraz üzerinde) ile Avro Bölgesi’nde [S&P] en az AA notuna sahip Devlet tahvilleri (neredeyse 9 trilyon ABD doları) birleştirildiğinde bile, toplam tutar ABD Hazine bonolarının (30 trilyon ABD dolarının üzerinde) ancak yüzde 33’üne denk gelmektedir. Avrupa’daki güvenli varlıkların arzını nasıl genişletebiliriz? Tek bir çözüm yoktur, ancak genel olarak elimizde üç temel kaldıraç mevcuttur:

  1. Mevcut uluslarüstü borcu birleştirmek;
  2. Mevcut ülke borçlarını gerçek Avrupa borcuna dönüştürmek,
  3. Yeni uluslarüstü borç yaratmak ve devretmek.

Her seçenek, uygulanabilirlik ve hırs arasında bir denge gerektirir. Her birini kısaca inceleyelim.

  1. Mevcut uluslarüstü borçların (Komisyon, Avrupa İstikrar Mekanizması, Avrupa Yatırım Bankası) birleştirilmesi basit görünebilir. Boyut açısından etkisi sınırlı olacaktır -toplamda yaklaşık 1,2 trilyon avroya ulaşacaktır- ancak sinyal etkisi güçlü olacaktır. Yine de, farklı yasal temellere sahip kurumlar oldukları için bazı yasal karmaşıklıkların ele alınması gerekecektir. İkincisini aşmak için bir seçenek, bu menkul kıymetleri satın almak veya bir havuzda birleştirmek ve karşılığında ortak bir borç aracısı ile ortak bir “Eurobond” ihraç etmek olabilir. Ve bu bizi bir sonraki seçenek grubuna getirir: mevcut borcu dönüştürmek.
  2. Finansal mühendislik yoluyla ülke borcunun bir kısmını uluslarüstü borca (veya daha da iyisi, gerçek bir Avrupa borcuna) dönüştürebiliriz. Avro Bölgesi krizinden bu yana çeşitli çözümler önerilmiş ve bazı durumlarda taslak yasal metinlere bile eklenmiştir. Bunlar esasen ülke tahvillerinin büyük bir kısmının bir havuzda toplanması veya geri çekilmesi, karşılığında “Eurobond” ihraç edilmesi ve temerrüt riskine karşı “güvenli” bir dilimin korunması için kıdem yapılarının getirilmesini içermektedir. Bu “kısmi dönüşüm”, Avro Bölgesi’nde 6 trilyon avroya kadar ulusüstü tahvil, kalan AA notlu Devlet tahvilleriyle birlikte, AB’nin mali yüküne ek bir yük getirmeden daha fazla Avrupa güvenli varlığı yaratılmasına yardımcı olacaktır.

2010 yılında Delpla ve von Weizsäcker ve daha yakın zamanda Blanchard ve Ubide tarafından önerilen “mavi/kırmızı tahviller” seçeneği, ülke borçlarının bir kısmının, AB tarafından ihraç edilen (toplam GSYH’nin yüzde 25’ine kadar), Üye Devletlerin vergi gelirleriyle desteklenen ve ulusal “kırmızı tahvillere” yasal olarak kıdemli olan uluslarüstü “mavi tahviller” ile değiştirilmesini içerir. Görünüşte cazip olsa da, “geçiş” döneminde ulusal ve uluslarüstü borç ihraççıları arasındaki koordinasyon veya “mavi tahvillerin” piyasa payı giderek artarken kalan “kırmızı tahvillerin” likiditesi gibi bazı sorunları gündeme getirmektedir.

Brunnermeier tarafından önerilen ikinci bir finansal mühendislik seçeneği ise Avrupa Güvenli Tahvilleri (“ESBies”) olup, diğerlerinin yanı sıra, prensipte Avrupa Borç Ajansı gibi sermaye tabanlı yapılardan daha kolay uygulanabilecek bir menkul kıymetleştirme düzenlemesinden oluşmaktadır. Devlet tahvili destekli menkul kıymetler (sovereign bond-backed securities) olarak yeniden adlandırılan bir teklif, 2018 yılında Komisyon tarafından sunulmuştur. Bu girişim o dönemde sınırlı destekle karşılanmış olsa da, yeni bir bakış açısıyla yeniden ele alınmaya değerdir.

  1. Son olarak, Avrupa’daki güvenli varlıkların arzını güçlendirmek için atılabilecek olası bir adım, Acil Durumlarda İşsizlik Risklerini Azaltma Desteği ve Yeni Nesil AB [Support to mitigate Unemployment Risks in an Emergency (SURE) and Next Generation EU (NGEU)] gibi mevcut AB çerçevelerini iyileştirmek ve bunları geliştirmektir. Yeni Nesil AB programının 2021’de başlatılması, Avrupa borç piyasalarında bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Komisyon’un son önlemleri (birleşik bir finansman yaklaşımı, repo olanaklarının başlatılması), daha eksiksiz ve bütünleşik bir AB tahvil piyasasının oluşmasını teşvik etmektedir. Yatırımcıların iştahı güçlüydü ve AB tahvilleri, uluslararası yatırımcılar için güvenilir bir kıyaslama varlığı olarak hızla kabul görüyordu. (Sınırlı) olası bir başlangıç, mevcut Yeni Nesil AB borcunu 2028 yılından itibaren geri ödemek yerine, devretmek olabilir.

Yeni Nesil AB’nin başarısından yararlanmanın temel avantajı, nispeten teknik basitliğinde yatmaktadır. Piyasalar tarafından yaygın olarak kabul gören sade tahvillerden bahsediyoruz. Siyasi açıdan ise durum daha zorlu olmaya devam etmektedir: Bazıları, bazı büyük Üye Devletler zorlanan kamu maliyesiyle karşı karşıyayken, ortak bir borçlanma hedefleme zamanının olmadığını düşünebilir. Daha önce de belirtildiği gibi, bu durum bazı ülkelerin bedavacılık yapmasına izin vermek olarak görülmemelidir. Aksine, ortak borçlanma, yalnızca potansiyel büyümeyi artıran ve Avrupa kamu mallarını finanse eden yatırımları finanse etmek için çıkarılmalıdır. Örneğin, savunma altyapılarındaki yeni ihtiyaçların ve sınai bütünleşmenin finansmanı için ayrılmış bazı AB tahvil ihraçlarını, Yeni Nesil AB modelini taklit ederek düşünebiliriz.

Özetleyip ileriye bakalım. Az önce vurguladığım tüm seçenekler dikkate değerdir. Burada, yani Lüksemburg’da, Pierre Werner’in 1970 yılındaki ve daha sonra 1989 raporunda bundan ilham alan Jacques Delors’un ruhuna tekrar göz atabilir ve onlardan üç ders çıkarabilir miyim?

  1. İlk olarak, net bir uzun vadeli hedef belirlemek: Onlar için tek bir para birimiydi; bugün bizim için avro cinsinden güvenli bir varlığın yaratılması.
  2. İkinci olarak, bu süreçte pragmatik adımlar atmak: Avro güvenli varlıkları geliştirmek için çeşitli yollar keşfetmeye başlamamızı öneriyorum; her biri mevcut hacmi önemli ölçüde artıracaktır. Birkaçı bir süre bir arada var olursa, daha sonra birleşebilirler. Ancak üç yıl içinde (Werner Planı’nın ilk aşamasının süresi) hiçbiri ortaya çıkmazsa, sonuçlar çok daha ciddi olacaktır.
  3. Üçüncü olarak, uluslararası parasal türbülansa rağmen -ve tam da bu yüzden- yolda kalmak. Werner Planı’nın 1971’de Bretton Woods sisteminin çöküşüyle başa çıkmak zorunda kaldığını hepimiz biliyoruz (…) ancak zaman çizelgesi uzamış olsa da, Avrupa Para Sistemi’nin (EMS) ve daha sonra Avrupa Para Birliği’nin (EMU) arkasındaki ilham kaynağı olmaya devam etmiştir.

Bugün, aynı türden bir uluslararası para kriziyle karşı karşıya değiliz, ancak artık zaman çizelgeleri konusunda daha fazla esnekliğe de sahip değiliz. Bu, Avrupa’nın ve avronun zamanı olmalıdır. Ya şimdi ya asla: Gelişmekte olan para birimleri bizi beklemeyecektir.

1963 yılında burada ihraç edilen ilk “Eurobond”lara geri dönelim. Gerçek şu ki, bu tahviller o zamanlar dolar cinsindendi. Bugünkü görevimiz, gerçek Eurobond’lar, yani Avrupa düzeyinde avro cinsinden ihraç edilen ve ülke tahvilleri olarak görülen tahviller geliştirmektir.

Finansman araçları, finansal kapasiteden daha fazlasını taşır. Bir vizyonu somutlaştırırlar. Bugün, bir kez daha hırs ruhumuzu ortaya koymaya çağrılıyoruz. Birliğimiz şimdi, savunma ve güvenlikten yeşil ve dijital dönüşümlere kadar kolektif çözümler gerektiren daha da büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Ve Birliğimiz, parasal egemenliğini ekonomik ve finansal egemenlikle tamamlamalıdır.

Bu yarım kalmış işi tamamlayarak, yalnızca Robert Schuman ve kurucu ataların öncü ruhunu onurlandırmakla kalmayacağız, aynı zamanda ortak geleceğimize olan güveni artırarak Avrupa’daki vatandaşlarımıza daha iyi hizmet edeceğiz.

[1] Çevirenin Notu: Kindleberger tuzağı, Harvard profesörü Joseph Nye tarafından ortaya atılmış ancak ekonomi tarihçisi Charles Kindleberger’den türetilmiştir. Hem Thucydides tuzağı hem de Kindleberger tuzağı, değişen güç dengesindeki içsel tehlikeyi vurgular. Bunları farklı kılan, güçlü bir aday gücün tehditlerine odaklanmak yerine (Thucydides tuzağının ima ettiği gibi), Kindleberger tuzağının uluslararası sistemin başarısızlığını küresel kamu mallarının yetersiz sağlanmasına bağlamasıdır. Kindleberger, 1930’ların kaotik ve felaketli doğasının, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Britanya’dan devraldığı en büyük küresel güç unvanıyla gelen uluslararası sorumlulukları üstlenmemesinden kaynaklandığını savunmuş olup; bu kavram, mevcut küresel yönetişim rejiminin karşılaştığı zorlukları açıklamak için de kullanılabilir. (…)

[2] TARGET: Trans-European Automated Real-time Gross settlement Express Transfer system (Trans-Avrupa Otomatik Gerçek Zamanlı Brüt Hesaplaşma Ekspres Transfer sistemi).

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.