

Geçen ay Avrupa Birliği (AB) Vergi Gözlemevi (Tax Observatory) “Küresel Vergiden Kaçınma”yı (Global Tax Evasion) belgeleyen bir rapor[1] yayınladı. “Kaçınma” (evasion) kelimesi yasa dışı bir şeylerin döndüğüne işaret ediyor olabilir, ancak yazarlar yönetici özetinde vergi dolandırıcılığını/sahtekârlığını belgelemediklerini itiraf ediyorlar. Bunun yerine kışkırtıcı dilin ve raporun amacı, AB Vergi Gözlemevi’nin tercih ettiği politika hedeflerini savunmaktır.
Rapor, çokuluslu şirketler ve küresel asgari vergi (multinational companies and global minimum tax) bağlamında aşırı bir bakış açısına sahiptir. Raporda kullanılan ölçütler ve buna karşılık gelen söylem, rapor yazarlarının (kısaca ‘yazarlar’) endişelerini gidermek için sert önlemleri desteklemeye istekli olacaklarını gösteriyor.
Bu yazıda raporda öne sürülen kanıtların iki kısmına değineceğim.
Birincisi, yazarların küresel asgari vergiyi değerlendirmek için kullandıkları mantık, çok uluslu şirketlerin düşük vergili bölgelerde (küresel asgari vergiye tabi olup olmadıklarına bakılmaksızın) kâr elde etme yeteneğini sınırlayan bir sermaye kontrolleri rejiminden memnun olacaklarını öne sürüyor.
İkinci olarak yazarlar, başından beri tartışmanın ayrılmaz bir parçası olan küresel asgari verginin önemli bir kısmının tarihini yeniden yazıyorlar. Ekonomik esasa yönelik paylaşımı, küresel asgari verginin “zayıflaması” (weakening) olarak etiketleme tercihleri, ilk etapta bu paylaşımın (hem ekonomik hem de politik) amacını anlamadıklarını ortaya koyuyor.
Küresel Asgari Vergiyi Sermaye Kontrolleri Çerçevesine Yükseltmek mi?
AB Vergi Gözlemevi’nin son dönemdeki kâr aktarımı[2] seviyeleriyle ilgili sorunu, klasik bir stok ve akış sorununa indirgeniyor. Yazarlar, yeni kâr aktarımının yavaşlamış olmasına rağmen (küresel asgari verginin uygulanmasından önce bile), kâr aktarımının düzeyi konusunda açıkça endişe duyuyorlar.
İçine su akan bir küvet düşünelim. Küvetteki su seviyesini gözlemleyebilir, içine akan su miktarını gözlemleyebilirsiniz.
Kâr aktarımı bağlamında, düşük vergili bölgeler küvettir ve sınırlar arasında nispeten kolaylıkla taşınabilen maddi olmayan varlıklar veya kârlı faaliyetler de sudur. Hükümetler, vergiden kaçınma karşıtı politikalarla yeni kâr aktarımlarını sınırlayabilir, böylece musluğu kapatabilirler.
Son yıllardaki politika değişiklikleri, ya vergiden kaçınma fırsatlarını doğrudan azaltarak ya da kârın başka yere aktarılmasını nispeten daha az çekici hale getirerek (örneğin, küresel asgari vergi) yeni kârların düşük vergili bölgelere akışını şüphesiz sınırlamıştır. Bununla birlikte, düşük vergili bölgelerdeki tarihsel faaliyet ve varlık stoku hâlâ önemli kârlar üretmektedir. Musluk tamamen kapatılsa bile küvetin içinde hâlâ su vardır.
Normal küvetlerde gider/drenaj (drain) bulunur. Uluslararası vergi sistemindeki bir gider/drenaj birkaç farklı biçimde ortaya çıkabilir. Bunlardan biri, zaman içinde kârları düşük vergili bölgelerden uzaklaştırmak için diğer bölgeleri nispeten daha çekici hale getirmektir.
Düşük vergili bölgelere (low-tax jurisdictions) kaydırılan kârlar genellikle başka yerlerde geliştirilen değerli fikri mülkiyet (intellectual property-IP) ile ilişkilendirilir. Asgari vergi nedeniyle şirketlerin yeni fikri mülkiyeti ve ilgili kârları düşük vergili bölgelere kaydırma olasılığı azalırsa, o zaman zamanla kaydırılan kârlarla dolu küvetin önemi azalacaktır. Daha düşük bir vergi faturası uğruna, yüksek vergili bölgelerden giderek daha az kâr taşınacaktır.
Ancak düşük vergili bölgelerde varlıkları ve kârları olan şirketler (companies that have assets and profits in low-tax jurisdictions) bu düzenlemelerin takılıp kaldığını hissedebilir; asgari vergi uygulamaya konulduktan sonra, bu düzenlemelerin gevşetilmesi önemli vergi borçlarına neden olabilir. Kârları düşük vergili bölgelerde bırakmak, asgari vergiyi ödemek ve gelecekteki yatırımlara yönelik planları ayarlamak daha verimli olabilir.
Kaydırılan (aktarılan, transfer edilen) kârları boşaltmanın bir başka yolu da, kazançları ve ilgili faaliyetleri ve varlıkları, bazı otoritelerin “olmaması gerektiğini” (should not be) belirlediği yetki alanlarından “ait oldukları” (belong) yetki alanına zorla sokmak olacaktır.
Peki, bu ne gerektirir? Birincisi, kârları şu anda bulundukları yerden çıkmaya zorlamak için bir tür el koyma veya cezalandırıcı vergi rejimi gerekecektir. İkincisi, kârın nerede olmaması gerektiğine dair net bir tanım gerektirecektir. Üçüncüsü, şirketlerin kârlarını sözde ait oldukları yere bildirmeye zorlanmalarını gerektirecektir. Son olarak, yüksek düzeyde kârlılığı düşük vergili bölgelerin dışında tutmak için bir sermaye kontrolleri çerçevesine ihtiyaç duyulacaktır.
AB Vergi Gözlemevi tarafından kullanılan mantık, bu politikanın bir biçimine yol açacaktır. Raporda yer alan Şekil 2[3], kaydırılan kâr stokundaki büyümenin son yıllarda durduğunu gösteriyor. Şekil 2.1[4] ise, düşük vergili bölgelerde çalışan ücretlerine kıyasla yüksek kâr seviyelerini göstermektedir.
Bu dünya görüşüne göre, eğer şirketlerin kârlılığı maaş bordrosuna göre çok yüksekse, kârlarının başka yerde olması gerekir.
Bu kârlar küresel asgari vergi kapsamında daha yüksek düzeyde vergilendirmeyle karşı karşıya kalsa bile, yazarların maaş bordrosuna göre yüksek düzeyde kârların devam etmesine izin veren bir dizi kuraldan memnun olacağı sonucuna varmak zordur. Yazarlar, düşük vergili bölgelerde yatırımı veya faaliyeti kısıtlayan bir küresel sermaye kontrolü rejiminin arzu edilir olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmezler, ancak yazarların küresel asgari vergide yapmak istedikleri değişiklikler aksini göstermektedir.
İşin özü mü (esası mı) yoksa kaçamak (loophole) mı?
Söz konusu raporda, yazarların küresel asgari vergide “zayıflıklar” olarak adlandırdığı şeyler tanımlanıyor. Bunların arasında ekonomik öze yönelik düzenleme de yer almaktadır. Küresel asgari vergi, şirketlerin ilk yıl maddi varlıkların defter değerinin %8’ini ve maaşın/ücretin %10’unu asgari vergi hesaplamasından hariç tutmasına olanak tanıyor ve 10’uncu yılda her biri için %5 oranında paylaştırma yapılacaktır.
Raporda, “Ayrıntılar müzakerede nispeten geç uygulamaya konuldu” (the carve-outs were introduced relatively late in the negotiation) deniliyor. Yazarlar “geç” (late) ifadesini tanımlamıyor ancak ifadeleri açıkça yanlıştır. İkinci Sütun Planına (Pillar Two Blueprint) ilişkin 2020 raporu[5], hem maaşlara (ücretlere) hem de maddi varlıklara ilişkin ayrıntıları içeriyordu. Küresel asgari verginin bazı tasarımlarına ilham veren politika olan 2017 tarihli Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vergisi küresel maddi olmayan düşük vergili gelir (global intangible low-taxed income; GILTI[6]), maddi duran varlıklar için %10 istisnaya sahiptir. Son olarak, 2013 yılında ekonomistler Harry Grubert ve Rosanne Altshuler’in hem küresel maddi olmayan düşük vergili gelire (GILTI) hem de küresel asgari vergiye ilham veren çalışmasında[7], aynı zamanda somut yatırımlar için bir kesinti de önerilmiştir.
Esasın/Özün ayrıştırılması (substance carve-out), küresel asgari verginin zayıflatılması anlamına gelmiyor; bilakis onun ayrılmaz bir parçasıdır. Politikanın amacı, ekonomik açıdan önemli sınır ötesi düzenlemelerin nasıl vergilendirileceğine ilişkin kuralları koymak değil, temel ekonomik içerik olmaksızın kâr aktarımı durumlarına ilişkin vergileri artırmaktır.
2021’de yazdığımız[8] gibi muafiyetin özü, küresel asgari verginin ekonomik faaliyetler üzerindeki olumsuz etkisini azaltmakla ilgilidir. Politika yapıcılar kâr aktarımını azaltmakla ilgileniyor ancak bu arzu, gerçek sınır ötesi yatırımlara aşırı yük bindirmekten kaçınma arzusuyla yumuşatılıyor. Esasın/Özün ayrıştırılması bu arzuların dengelenmesinde anlamlı bir rol oynar. Politika yapıcılar, vergileri dramatik bir şekilde artırmanın ekonomik sonuçlarının olduğunu ve yatırım ve işe alımdaki yeni aksaklıkların sınırlandırılması gerektiğini fark etmişlerdir.
Bununla birlikte, esasa yönelik bir ayırmanın ortadan kaldırılması, AB Vergi Gözlemevi’nin, düşük vergili bir bölgede yatırım yapmayı veya işe alım yapmayı seçen herhangi bir şirket için sermaye kontrollerine eşdeğer olacak daha sıkı ve daha aşırı bir asgari vergi önermek için kullandığı mantığa uymaktadır.
Sonuç
AB Vergi Gözlemevi, küresel asgari verginin değerlendirilmesinde aşırı bir bakış açısı benimsemiştir. Kuralların amacı, değişen kâr stokunu hemen azaltmak veya kârlılık seviyelerini istihdam maliyetleriyle daha yakın bir düzeye getirmek değildi. Kurallar çokuluslu şirketlere yönelik teşvikleri değiştiriyor ancak kârlar düşük vergili bölgelerde uzun yıllar kalmaya devam edebilir. Buna ek olarak, Gözlemevi’nin maddenin oyulmasına yönelik eleştirisi içi boş görünmektedir.
Küresel asgari vergi, devasa bir vergi politikasıdır ve onun zayıflatılması ya da güçlendirilmesi arzusuyla ona yöneltilebilecek çok sayıda eleştiri vardır.
AB Vergi Gözlemevi’nin tercihi, ekonomik etkilerine veya kuralların bunu başarmak için ne kadar cezalandırıcı olması gerektiğine bakılmaksızın açıkça ikincisinden yanadır.
[1] Avrupa Birliği Vergi Gözlemevi Küresel Vergiden Kaçınmayı belgeleyen raporu için lütfen bkz. < https://www.taxobservatory.eu//www-site/uploads/2023/10/global_tax_evasion_report_24.pdf >
[2] Kâr aktarımı, çok uluslu şirketlerin kârlarının konumunu yüksek vergili ülkelerden düşük vergili bölgelere ve vergi cennetlerine taşıyarak vergi yüklerini azaltmalarıdır.
[3] < https://www.taxobservatory.eu/www-site/uploads/2023/10/global_tax_evasion_report_24.pdf#page=9 >
[4] < https://www.taxobservatory.eu/www-site/uploads/2023/10/global_tax_evasion_report_24.pdf#page=38 >
[5] < https://www.oecd-ilibrary.org/docserver/abb4c3d1-en.pdf?expires=1700118288&id=id&accname=guest&checksum=D9DDF2C34699D584C29DEAABFA61DA48 >
[6] Küresel Maddi Olmayan Düşük Vergili Gelir (GILTI), ABD’li çokuluslu bir şirketin asgari düzeyde vergi ödediğinden emin olmak amacıyla yabancı kazançlarını hesaplamanın özel bir yoludur. GILTI, 2017 tarihli Vergi Kesintileri ve İstihdam Yasası’nın (Tax Cuts and Jobs Act-TCJA) bir parçası olarak kabul edilmiş olup, yabancı ülke kârları üzerinde yüksek vergi yüklerine yol açarak yurt dışında faaliyet gösteren ABD şirketlerini dezavantajlı duruma sokabileceği iddia edilmektedir.
[7] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2245128 >
[8] < https://taxfoundation.org/research/all/eu/global-minimum-tax/ >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
