Avrupa Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Luis de Guindos ile ‘Financial Times’ten Martin Arnold’un Röportajı*

Avrupa Merkez Bankası’nın (European Central Bank) art arda onuncu kez faiz artırmasının üzerinden iki hafta geçti, şimdi enflasyonu dizginlemek için yeterince şey yaptınız mı?

Bazen biraz gözden kaçan ama tartışmanın çok önemli bir parçası olan bir konuyu, yani para politikasının aktarımını vurgulamam gerekiyor. Aldığımız ve alacağımız kararları anlamak açısından bu çok önemlidir. İletimde iki farklı bacak vardır. Birincisi para politikası kararlarımızdan finansal piyasalara ve bankalara kadardır. Bu ilk aşamada iletim neredeyse tamamlandı. Görebilirsin. Bankacılık kanalında ise aldığımız kararların ardından finansman koşullarında sıkılaşma yaşandı. Kredi talebinde de ciddi bir düşüş oldu.

İkinci aşama, finansman koşullarındaki sıkılaşmanın etkisinin reel ekonomiye nasıl yansıyacağıdır. Ve burada çok daha fazla belirsizlik bulunmaktadır. Ekonomik aktivitede yavaşlama gördük. Ancak bunun arkasında başka faktörler de var; örneğin enflasyonun hane halkı harcanabilir geliri üzerindeki etkisi ve küresel ekonomideki yavaşlamaya bağlı olarak ihracatın gelişimi. Gelecek kararlarımızı belirleyecek en önemli nokta, para politikamızın reel ekonomiye ve dolaylı olarak enflasyona yansımasının ne kadar yoğun olacağıdır. Bu nedenle, faiz oranlarının mevcut seviyesinin, zaman içinde sürdürülmesi halinde, fiyat istikrarı tanımımıza uygun olarak enflasyonun düşmesine neden olacağına inanıyoruz.

Para politikasının aşırı sıkılaştırılmasının ve ekonominin gereksiz derecede sancılı bir resesyona/durgunluğa sürüklenmesinin risklerinden endişe ediyor musunuz?

Gereksiz yere acı veren bir durgunluk yaratmak istemiyoruz. Bir yandan enflasyonu fiyat istikrarı tanımımıza dâhil ederken, bir yandan da ekonomideki yavaşlamanın yaratabileceği acıları en aza indirmeye çalışmalıyız. Sonuçta bu çok hassas bir dengedir. Eğer iletim/aktarım eksikse o zaman biraz daha sabırlı olmalıyız. Aktarımın tamamlanmaya çok daha yakın olması durumunda, enflasyonun hedefimize yakınlaşmasını garanti altına almak için sonraki adımları değerlendirmeliyiz.

Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki son artış, euronun zayıflamasıyla birleştiğinde görevinizi daha da zorlaştırıyor mu?

Evet, işimizi zorlaştırıyor. Bunun bir oyun değiştirici olduğunu söyleyemem. Ancak benim endişem, petrol fiyatlarındaki artışın hane halkı ve şirketlerin enflasyon beklentilerini olumsuz yönde etkilemesidir.

Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimine başlaması için ne gerekir?

Neyse biz orada değiliz.

Peki, ne görmeniz gerekiyor?

Öncelikle fiyat istikrarı tanımımıza, yani enflasyonun %2’ye doğru çok istikrarlı bir şekilde ilerlemesi ve bunun sürdürülebilir bir şekilde bu seviyede kalacağına dair öngörülerin olması. Faiz indirimi hakkında konuşmaya başlamak için henüz erkendir. Enflasyonu %10’un üzerinde olan seviyeden %4,3’e düşürdük. Yine de son esnemenin daha zor olacağını düşünüyorum. %2’ye doğru gidiyoruz. Bu çok açıktır. Ancak bunu çok yakından takip etmeliyiz çünkü son kilometre kolay olmayacaktır.

Peki, enflasyonun düşürülmesinde ulaşılması en zor yol son kilometre mi olacak?

Öncelikle enflasyonun düşürülmesini destekleyen faktörlere bakalım. Baz etkilerin etkisi vardır. Arz tarafındaki darboğazlar ortadan kalkmaya başladı. Ve para politikası ve ekonomide bariz bir yavaşlama var. Yılın ikinci yarısında Avro Bölgesi ekonomisinde durgunluk yaşanacaktır.

Şimdi enflasyonun düşmesine engel olan faktörlere dönelim. Petrol fiyatlarında yükseliş var. Ücretler ortalama %5 civarında artıyor. Açık bir yavaşlama görmeye başlamamıza rağmen hizmetlere olan talep yüksek. Ve avro değer kaybetti.

Yani tüm bunları değerlendirdiğimizde öngörülerimiz önümüzdeki aylarda enflasyondaki yavaşlamanın devam edeceğine işaret ediyor. Ancak bunu çok yakından takip etmemiz gerekiyor. Çünkü enflasyondaki düşüş sürecini baltalayabilecek unsurlar güçlüdür.

Hükümetler büyük açık vermeye devam ederek enflasyonu daha mı kötüleştiriyor?

Maliye politikası açısından birinci faktör, son iki yıldır verilen desteklerin geri çekilmesi ve bunun 2023 yılı sonundan önce tamamlanması gerekiyor. Ama sadece bu değil. Bazen gözden kaçan mali duruş da vardır. Benim izlenimim, Avrupa Birliği mali kuralları olmadan geçen dört yılın ardından hükümetlerin maliye politikası konusunda biraz da olsa “ne gerekiyorsa” yaklaşımına alışmış olabileceği yönündedir. Ama bunun değişmesi gerekiyor. Para politikasının sıkılaştırılması ve aynı zamanda genişletici bir maliye politikasının uygulanması çok kötü bir politika karışımı olacaktır. Daha somut olmak gerekirse, mali açığın 2022 seviyesinin üzerine çıkması zararlı olacaktır.

Avrupa Merkez Bankası’nın bankacılık sistemindeki fazla likidite tutarını azaltması gerekiyor mu?

Biz bunu yapıyoruz. Para politikasının normalleşme sürecinde bu da son derece normaldir. Doğru tempo, doğru yol budur. TLTRO 2,1 trilyon avroya ulaştı ve şu anda 500 milyar avronun biraz altındayız. Ve gelecek yıl sıfıra yakın olacaktır.

Pandemi Acil Satın Alma Programındaki (PEPP) yeniden yatırımları durdurmaya ne dersiniz?

Yönetim Konseyindeki bazı meslektaşlarım, PEPP’te (Pandemic Emergency Purchase Programme-Pandemi acil satın alma programı) niceliksel sıkılaştırma sürecinin başlatılması gerektiği konusunda oldukça açık sözlü davrandılar. Ancak Konseyin resmi yapısında henüz tartışmayı başlatmadık. Er ya da geç gelecektir.

İki yıldır kullanmamış olmanıza rağmen, finansal piyasaların parçalanmasına karşı ilk savunma hattı olarak PEPP yeniden yatırımlarının esnekliğine hâlâ ihtiyacınız var mı?

Eğer orduya sorarsanız size ekstra savunma hatlarının her zaman iyi olduğunu söyleyeceklerdir. Evet, parçalanmayı gidermek için PEPP’nin geri ödenmesinde esneklikten yararlanabiliriz. Yayılmalar sessiz olduğundan iki yıldır kullanılmıyor. PEPP’nin büyüklüğü 2 trilyon avrodan azdır. Bu nedenle, tam bir kaçış yapılsa bile likidite çekilmesi çok büyük olmayacaktır. Piyasalarda dalgalanma zamanlarında ilk savunma hattıdır ancak şu anda durum böyle değil. Bu yüzden onu analiz etmemiz gerekecektir.

Bankacılık sistemi nasıl? Takipteki kredilerde artış bekliyor musunuz?

Faiz oranlarındaki artışın ardından net faiz marjlarının genişlemesi nedeniyle Avrupa bankalarının özsermaye getirisi belirgin bir şekilde iyileşti ve şu anda %10’un üzerindedir. İki yıl önce bu oran %4 civarındaydı. Ancak bankaların değerlemeleri paralel bir hareket göstermedi. Neden? Bunun temel sebebinin Avrupa bankalarının özsermaye maliyetinin oldukça artması ve %15’e yaklaşması olduğunu düşünüyorum. Faiz oranları arttığında özsermaye maliyeti de artıyor. Piyasalar aynı zamanda ekonomik yavaşlamayı da hesaba katarak kârlılıktaki iyileşmenin zaman içinde sürdürülebilir olmayacağını fiyatlıyor. Ve takipteki kredi seviyelerinin artması durumunda bankaların karşılıklarını artırmak zorunda kalacağını fiyatlıyorlar.

Bu, gelecekte kârlılığın düşeceği anlamına geliyor. Şu anki rakamlar bir tür yanılsamadır. İlerleyen süreçte varlıkların kalitesinin kötüleştiğini ve takipteki kredilerde artış olduğunu görmeye başlıyoruz. Üstelik banka kârlarına uygulanan vergiler de bazı belirsizlikler yaratmıştır.

Ülkeler banka vergilerini uygulamaya koymamalı mı?

Tüm banka vergileri aynı değildir. Bunu İtalya örneğinde gördünüz. Son teklif ilkinden çok daha mantıklıdır. Amacımız çok açık: Bu vergiler krediye zarar vermemeli ve Avrupa bankalarının kapitalizasyonunda herhangi bir sınırlama yaratmamalıdır. Bu durum, bankaların temettü ödemeleri ve hisse geri alımlarında, hatta bankacıların ücretlendirmelerinde ihtiyatlı davranması açısından da geçerlidir.

Yönetim Konseyinin bazı üyeleri, faiz ödemediğiniz bankalar için asgari zorunlu karşılık miktarının artırılmasını istiyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim düşüncem, para politikasını ulusal merkez bankalarının kâr ve zararına göre değil, fiyat istikrarına dayalı olarak yürütmemiz gerektiği yönündedir. Fiyat istikrarına ulaşmak için likiditeyi azaltmak zorundasınız. Likiditenin azalması, artan faiz oranları nedeniyle ticari bankaların şu anda elde ettiği bu beklenmedik karların azalmasına yol açacaktır.

Emlak sektöründe sıkıntı işaretleri var mı?

Ticari emlakte, özellikle bazı İskandinav ülkelerinde fiyatlarda çok önemli bir düşüş yaşandı. Ana sorunlar İsveç, Finlandiya ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıktı. Ama oldukça yaygındır. Konut amaçlı gayrimenkuller daha dayanıklıdır. Ancak örneğin Almanya örneğinde, ev fiyatlarının neredeyse %10 oranında düştüğünü gösteren son veriler pek de sürpriz olmadı. Bu, düzeltilecek bazı aşırı değerleme bölgelerinin olduğunun açık bir göstergesidir. Artık endişemiz, gayrimenkule büyük yatırım yapan banka dışı kuruluşlar, emlak ve yatırım fonlarıdır. Her ne kadar konut mülkiyetine de dikkat etmemiz gerekse de ticari mülkiyetin finansal istikrar açısından temel kaygı kaynağımız olduğunu söyleyebilirim.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.