Avrupa Merkez Bankası’nın Hem Yurtiçi Hem De Yurtdışındaki Mevduatı Sigortalayan Likidite Hatları*

Giriş

2008’deki küresel finans krizi (global financial crisis) ve Mart 2020’deki piyasa çalkantısı sırasında, yabancı merkez bankalarına, özellikle de New York Federal Rezerv Bankası’na (NY Fed) yönelik likidite olanakları, küresel finans piyasalarını istikrara kavuşturmak için gerekli görüldü (Bahaj/Reis, 2022[1]). Böylece, dünyanın dört bir yanındaki merkez bankalarının, finans sektörlerinin yaşadığı fonlama sıkıntılarını hafifletmek için ekonomilerine ihtiyaç duyulan dövizi dağıtmalarına olanak sağladılar. Diğerlerinin yanı sıra, bu krizler sırasında Avrupa’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dolarına olan talebin olağanüstü yüksek olması nedeniyle Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank-ECB), bu küresel planın ana yararlanıcılarından biri olmuştur. Dahası, diğer Batılı merkez bankaları arasında NY Fed’in acil durum dolarlarına ayrıcalıklı erişime sahipti. Bunun aksine, diğer para otoritelerine bu acil durum dolarlarına yalnızca FIMA (Foreign and International Monetary Authorities-Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri) repo olanağı aracılığıyla erişim izni verildi (Murau ve diğerleri, 2022[2]). Merkez bankalarının diğer merkez bankalarına likidite hatlarını uygulamak için kullandıkları iki finansal araç arasında ayrım yapmak gerekir. Ya para takası üzerinde anlaşırlar ya da geri alım sözleşmesi (repo) yaparlar. Her iki sözleşmeye dayalı anlaşma da etkili bir şekilde teminat altına alınan kredilerdir, ancak borçlanma koşulları bir para takası anlaşması kapsamında önemli ölçüde daha iyidir.

Avrupa Merkez Bankası, aynı zamanda, başta Avro Bölgesi civarındaki merkez bankaları olmak üzere diğer merkez bankalarına avro likiditesi sağlayan bir hatlar ağı oluşturmuştur (Albrizio ve diğerleri, 2023[3]). Avrupa Merkez Bankası, 2020 yılındaki piyasa çalkantısının ardından, merkez bankalarına yönelik olanaklarını hızla genişletmiş ve artık geniş bir yelpazedeki karşı tarafların bunlar aracılığıyla avroya erişmesine izin vermiştir. Bununla birlikte, Amerikan emsali gibi Avrupa Merkez Bankası da sadece bazı yabancı merkez bankalarına Swap hatları aracılığıyla avroya imtiyazlı erişim sağlamaktadır. Diğerleri sadece repo imkânları aracılığıyla avroya erişebiliyor. Avro Bölgesinin çevresi çoğunlukla Avro Bölgesi dışındaki Avrupa Birliği (AB) Üyesi Devletleri içerdiğinden, (sanki) odada bir fil bulunmaktadır: Avrupa Merkez Bankası, bazı AB Üyesi Devletlerin merkez bankalarına diğerlerinden daha iyi borçlanma koşulları sağlamaktadır (Spielberger, 2023). Sveriges Riksbank (İsveç merkez bankası), Danmarks Nationalbank (Danimarka merkez bankası) ve Narodowy Bank Polski (Polonya merkez bankası) için takas hatları kurarken, Magyar Nemzeti Bank (Macaristan merkez bankası) ve Banca Naţională a României (Romanya merkez bankası) yalnızca repo hattı aracılığıyla avro borç alabilmektedir[4].

Kısacası, Avrupa Merkez Bankası ve diğer yetki alanlarındaki emsalleri, son 15 yılda küreselleşmiş finansal sistem için gerekli olan bir likidite hatları ağını aktif olarak kurdular. Bunları uygulamak için iki farklı finansal araç kullanarak, bazı merkez bankalarına diğerlerine göre ayrıcalık tanıyorlar; bu da Avrupa Merkez Bankası’nın Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Devletlere karşı duruşuyla ilgili soruları gündeme getirmektedir.

Bağımsız bir merkez bankası olarak Avrupa Merkez Bankası, politika tercihlerini yasal yetkisiyle gerekçelendirmelidir. Avrupa Merkez Bankası da bir AB Kurumu olduğundan, Antlaşmalarda yer alan yetki devri ilkesi gereği de bunu yapması gerekmektedir. Ancak Antlaşmalar avronun dış ilişkileri alanında bu gelişmeyi öngörmüyordu. Bu konuda net bir rehberlik sağlayamamakta ve yeni bir yoruma yer bırakmaktadırlar. Benim okumama göre Avrupa Merkez Bankası, diğer merkez bankalarıyla bu tür düzenlemelere girmek ve bunları uygulamak için gerekli yasal yetkilere sahiptir. Üstelik Avrupa Merkez Bankası, Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Devletlerin merkez bankalarıyla iş ilişkilerine girdiğinde eşit muamele ilkesine bağlı değildir. Başka bir deyişle, küresel finansal istikrarı korumak için üçüncü ülke merkez bankalarıyla likidite hatları oluşturmaya yasal olarak izin verilmekte ve Avrupa Merkez Bankası, diğer parasal yetki alanlarına (Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Devletler dâhil) hangi şartlarda kendi para birimine erişim izni vereceğini özgürce seçebilmektedir.

Argümanımı iki adımda geliştiriyorum: İlk olarak, küresel finansal sistemi istikrara kavuşturmak için likidite hatlarının nasıl ve neden gerekli olduğunu açıklayacağım. İkinci olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın bu tür planları düzenleme ve uygulama konusundaki yasal yetkilerini analiz ediyorum ve Avrupa Merkez Bankası’nın diğer AB Üyesi Devletlerin merkez bankalarıyla iş yaparken eşit muamele ilkesine uyması gerekip gerekmediğini değerlendiriyorum.

1. Likidite hatları küresel finansal istikrara nasıl katkıda bulunur?

Sermaye hareketliliğini sağlayan yetki alanlarında, finansal aktörler yabancı hesap birimleri üzerinden işlem yapabilirler. Bu işlemler offshore mevduat olarak adlandırılan kaynaklar ile finanse edilmekte ve kolaylaştırılmaktadır. Bunlar yabancı para cinsinden banka mevduatıdır; örneğin Avrupa’daki bir Avrupa bankasında tutulan ABD doları mevduatı. Bu offshore mevduatını özel kılan şey, ne dar anlamda, ne de kardeşlik/dostluk anlamında bir devlet sigortasının olmamasıdır. Bunun aksine, kara parçasındaki mevduat (yerel para birimindeki mevduat) bir mevduat sigortası planı kapsamına girmektedir. Dahası, yerel merkez bankasının, tüm müşterilerin mevduatını bir kerede çekmesi durumunda (bankaya hücum senaryosu olarak da adlandırılan) teorik olarak bankaya ihtiyaç duyulan kadar likidite sağlama temel gücü tarafından etkili bir şekilde sigortalanmıştır. Başka bir deyişle, halkın banka hesabında para bulundurması, yastık altında banknot bulundurması kadar güvenlidir. Ancak burada bir uyarı mevcuttur: Mevduatın yerel para birimi cinsinden olması gerekir.

Mevduat sigortası planının diğer yetki alanlarına genişletilmesi pek mümkün olmadığından, offshore mevduatın güvenliğini garanti altına almanın tek seçeneği, merkez bankası yetkilerini etkili bir şekilde diğer yetki alanlarına genişletmektir. Mart 2020 ya da 2008 Küresel Finans Krizi gibi yabancı hesap birimleri cinsinden mevduat akışının olduğu bir senaryoda, döviz talebi hızla artmakta, bu da bankaların offshore mevduatını fonladığı döviz piyasalarında borçlanma koşullarının artmasına neden olmaktadır.

Dolayısıyla merkez bankaları, bu fonlama piyasalarında likiditeyi tüketen bir sarmaldan ve bunun reel ekonomiye olumsuz yansımalarından kaçınmak için diğer yetki alanlarındaki emsalleriyle işbirliği yaparlar. Likidite hatları aracılığıyla, talebin merkez bankalarının herhangi bir kısıtlama olmadan sağlayamayacağı yabancı para birimleri üzerinden talep edilmesi nedeniyle prensipte son çare olarak borç verenin bulunmadığı bir senaryoda, finansal sistemlerine gerekli likiditeyi enjekte etme konusunda birbirlerine yetki verirler. Basitçe ifade etmek gerekirse, offshore mevduata yönelik bir akış sırasında yerel merkez bankasının likidite hattı, finansal sistem için başka bir yetki alanında bulunan gerçek son kredi merciine giden bir köprü görevi görür. Bu nedenle likidite hatları, küreselleşmiş finansal sistemin güvenlik ağının temel taşlarından biridir. Ancak hukuki temelleri hâlâ belirsizliğini korumaktadır.

2. Hukuki analiz

Hukuki analizin başlangıç noktası, Avrupa Merkez Bankası ile ilgili yabancı merkez bankası arasında, birbirlerine kendi para birimlerine erişim hakkı tanıyan anlaşmadır. Kendi tüzel kişiliğine sahip olması şartıyla [Treaty on the Functioning of the European Union-TFEU (Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma), madde 282(3)], Avrupa Merkez Bankası bu anlaşmanın yasal karşı tarafı olabilir. Uluslararası hukuk açısından bu anlaşma bir centilmenlik anlaşması olarak görülür çünkü para otoritelerinin hiçbiri ona yasal olarak bağlı kalmak istemezler. Bunun yerine anlaşma, rolleri önemli ölçüde güvenilirliklerine bağlı olan ilgili merkez bankacılarının ahlaki bütünlüğüyle desteklenir. Ancak bu konuyla ilgili başka soruları Uluslararası Hukuk uzmanlarına bırakacağım ve Avrupa Merkez Bankası’nın likidite hattı düzenlemelerine girme ve uygulama konusundaki yasal yetkilerine odaklanacağım.

3. Yetki dâhilinde mi?

Avrupa Merkez Bankası’nın bu anlaşmalara girmesine ilişkin yasal yetki, Avrupa Merkez Bankası’nın “merkez bankalarıyla ilişkiler kurmasına” (establish relationships with central banks) izin veren ESCB (European System of Central Banks-Avrupa Merkez Bankaları Sistemi) Tüzüğü’nün 23. maddesinde[5] bulunabilir. Ancak kanun, Avrupa Merkez Bankası’nın bu iş ilişkilerini hangi amaçla kurabileceği konusunda sessiz kalmaktadır.

Tarihsel olarak, ESCB Tüzüğü’nün taslağını hazırlayan Guvernörler Komitesi, ESCB Tüzüğü’nün 23. maddesinde yer alan araçları ‘ESCB (European System of Central Banks-Avrupa Merkez Bankaları Sistemi) Tüzüğü’nün 3.1. no.lu maddesinin ikinci ve üçüncü paragraflarında belirtilen görevlere’ hasretmiştir. Başka bir deyişle, Avrupa Merkez Bankası, “TFEU’nun 219. maddesi hükümlerine uygun olarak döviz işlemleri yürütmek” [ikinci paragraf (to conduct foreign exchange operations consistent with the provisions of Article 219 TFEU)] ve “AB Üyesi Devletlerin resmi döviz rezervlerini tutmak ve yönetmek” [üçüncü paragraf (to hold and manage the official foreign reserves of the Member States)] için merkez bankaları ile ilişkiler kurabilir. Bu muğlak ifadelerin arkasında, Maastricht Antlaşması’nı hazırlayanların, EMU’nun (Economic and Monetary Union-Ekonomik ve Parasal Birlik) dış ilişkiler alanındaki ilgili yetkileri daha politik olan Ekonomik ve Mali İşler Konseyi’ne (Economic and Financial Affairs Council-Ecofin) dikkatli bir şekilde devretme yaklaşımı yatmaktadır. Herrmann’ın da bir zamanlar işaret ettiği[6] gibi, (bu Konsey) “[Birlik’i] diğer uluslararası tüzel kişiler karşısında bağlayabilecek temel kararları […]” {fundamental decisions […] with regard to which it can bind [the Union] vis à vis other international legal persons} alan Konsey’dir. Örneğin, Konsey, avro için bir döviz kuru sistemine ilişkin resmi anlaşmalar akdedebilir [TFEU, madde 219(1)] veya Avro Bölgesini üçüncü Devletler ile diğer parasal veya döviz rejimi anlaşmaları yoluyla bağlayabilir [TFEU, madde 219(3)]. Bugüne kadar Konsey yasal yetkilerini neredeyse hiç kullanmamıştır. San Marino Cumhuriyeti, Vatikan Şehir Devleti, Andorra Prensliği ve Monako Prensliği ile Avro’nun kendi topraklarında yasal bir ödeme aracı olarak kullanılmasına ilişkin resmi anlaşmalar yapmak için yalnızca TFEU’nun 219(3) no.lu maddesindeki yasal dayanağı kullanmıştır.

Orijinal kurumsal göreve göre Avrupa Merkez Bankası’nın rolü daha pasif olmalıdır. ESCB Tüzüğü’nün 23. maddesinin özgün bir okuması sıkı bir şekilde takip edilirse, Avrupa Merkez Bankası’nın likidite hatlarının meşru bir amaç için kurulmadığı sonucuna varılabilir, çünkü ne Konsey tarafından izlenen bir döviz kuru politikasını ne de Birliğin üçüncü devletlerle para veya döviz rejimi konularını ilgilendiren resmi bir anlaşmasını uygulamamaktadır. Ayrıca, AB Üyesi Devletlerin resmi yabancı rezervlerini tutma ve yönetme şeklindeki nispeten sınırlı görevinin bir uygulaması değildir.

Ancak, iyi nedenlerden ötürü, AB Hukukunda özgünlük yoktur. Bu nedenle, ESCB Tüzüğünü hazırlayanların fikirleri kesinlikle bağlayıcı değildir. Bu durum, ESCB Tüzüğü’nün 23. maddesinin yeni bir yorumuna yer bırakmaktadır. Bununla birlikte, ESCB Tüzüğü ve Maastricht Antlaşması ile ilgili hazırlık çalışmaları, özellikle yasama sonucunun, konuyla ilgili bir müzakereci olan André Szász’ın daha sonra ‘Avrupa Para Birliğine Giden Yol’ (Road to European Monetary Union; sayfa 153) çalışmasında itiraf ettiği gibi ilk bakışta göründüğünden daha belirsiz olduğu arka planına rağmen, bu uygulama için değerli bilgiler sağlayabilir. ESCB Tüzüğü’ndeki belirsizliğin stratejik kullanımı, daha sonra sunacağım delilde çok önemli bir rol oynayacaktır.

Benim okumama göre, sayılan görevlere (ESCB Tüzüğü, madde 3) atfedilmesi ve ESCB Tüzüğü’nün 2. maddesinde belirtilen hedeflere elverişlilik, ESCB Tüzüğü’nün 23. maddesine dayalı olarak merkez bankaları ile iş ilişkileri kurulmasını meşrulaştırabilir. Bu şekilde, ESCB Tüzüğü’nün 18. maddesi uyarınca Avrupa Merkez Bankası’nın ‘dâhili bankacılık yetkileri’ yansıtılarak, genel paralellik doktrini takip edilerek ESCB Tüzüğü’nün tutarlılığı korunmaktadır. Madde 18 uyarınca, açık piyasa ve kredi işlemleri yalnızca “ESCB’nin amaçlarına ulaşmak ve görevlerini yerine getirmek amacıyla” {[i]n order to achieve the objectives of the ESCB and to carry out its tasks} garanti edilmektedir. Ayrıca, bu paralellik, Avro Bölgesindeki finansal sisteme yabancı likidite sağlanmasının ek olarak ESCB Tüzüğü’nün 18. maddesine dayandırılması gerekebileceğinden, likidite hatlarının oluşturulması ve uygulanmasının aynı yasal koşulları takip etmesini garanti etmektedir.

Merkez bankaları arasındaki likidite sınırları küresel finansal istikrara katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle, bunlar Avrupa Merkez Bankası’nın ‘kredi kuruluşlarının ihtiyatlı denetimi ve finansal sistemin istikrarı ile ilgili olarak yetkili makamlar tarafından takip edilen politikaların düzgün bir şekilde yürütülmesine katkıda bulunma’ (contribute to the smooth conduct of policies pursued by the competent authorities relating to the prudential supervision of credit institutions and the stability of the financial system) görevine atfedilebilir. Benim okumamda, ESCB Tüzüğü’nün 3.3. no.lu maddesi iki ayrı görevi içermektedir. Paragraf, bir yandan yetkili makamlar tarafından kredi kuruluşlarının basiretli denetimiyle ilgili olarak izlenen politikaların düzgün bir şekilde yürütülmesine katkıda bulunma sorumluluğu, diğer yandan finansal sistemin istikrarına katkıda bulunma yeterliliği olarak okunmalıdır.

Bu okuma, Madde 3.3’teki bu biraz muğlak hükmün yasama geçmişini yansıtmaktadır. ESCB Tüzüğü ile ilgili hazırlık çalışmalarının[7] gösterdiği gibi, Tüzüğü hazırlayanlar arasında, finansal istikrar kavramına bir şekilde atıfta bulunulması gerektiği, ancak bireysel finansal kuruluşlar için ahlaki bir tehlike (moral hazard for individual financial institutions) yaratacak şekilde olmaması gerektiği konusunda bir fikir birliği vardı. Başka bir deyişle, solo finans kurumları için son çare olarak borç veren olma sorumluluğunun ortadan kaldırılması (clean-cut responsibility as a lender of last resort for individual financial institutions) gerekiyordu. Ancak, Tüzüğü hazırlayanların amacı, finansal piyasalarda stresin olduğu bir durumda Avrupa Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlamak değildi. Bu nedenle, Tüzüğü hazırlayanlar ilgili hükümlere yeterli belirsizliği dâhil etmeyi seçmişlerdir.

İstikamet, 13 Kasım 1990 tarihinde gerçekleştirilen Guvernörler Komitesi (Committee of Governors-CoG) toplantısında[8] belirlendi: İlk adımda, Guvernörler Komitesi, eski Tüzük Taslağında olduğu gibi iki ayrı paragrafta bırakmak yerine, denetim organlarının çalışmalarına katkıda bulunma sorumluluğunu, finansal sistemin istikrarına katkıda bulunma sorumluluğuyla tek bir hükümde birleştirmişti. İkinci adımda, Guvernörler, Avrupa Merkez Bankası’nın ‘bankacılık ve finansal sistemlerin istikrarını korumak amacıyla yetkisi dâhilinde gerekli politikaları belirlemesine ve önlemler almasına’ (determine policies and take measures within its competence necessary for the purpose of maintaining the stability of the banking and financial systems) olanak tanıyan bir hüküm taslağını kaldırdı. Ancak aynı zamanda, Avrupa Merkez Bankası’na finansal sistemin istikrarına katkıda bulunmak için gerekli bankacılık yetkilerini sağlayan ESCB Tüzüğü’nün 18. maddesinin lafzına da dokunulmadı. Yukarıda da belirtildiği gibi bu hüküm, finansal piyasalarda faaliyet gösterme yetkisini ESCB’nin görevlerine bağlamaktadır. Görevlere tarafsız bir şekilde atıfta bulunulması, daha önceki bir taslağın bankacılık yetkilerini “yalnızca ESCB’nin para politikasını uygulama amacı” (sole purpose of implementing the monetary policy of the ESCB) ile sınırlandırması nedeniyle kasıtlı olarak yapılmıştır. Guvernörler, finansal sistemin istikrarına katkıda bulunma görevi ile 18. madde arasındaki bağlantının, söz konusu hükmü tartışmadan önce kendilerine gösterilmesi nedeniyle bunun farkındaydı. Bu şekilde, Avrupa Merkez Bankası’nın bu özel amaç için finansal piyasalara müdahale etme yetkisi tehlikeye atılmadan, finansal sistemin korunmasına yönelik sorumluluklar, Avrupa Merkez Bankası Tüzüğü’nde yeterince sulandırılmıştır.

Bu nedenle, mevcut eylemleri meşrulaştırmanın ilk şartı (yani ESCB Tüzüğü’nün 23. maddesi tarafından sağlanan yetkilerin kullanımının Avrupa Merkez Bankası’nın sıralanmış bir görevine atfedilmesi) karşılanmıştır. Yabancı merkez bankaları ile olan likidite hatlarının, ESCB Tüzüğü’nün 2. maddesinde belirtilen hedeflere ilave olarak katkıda bulunmasına ilişkin ikinci koşul ile ilgili olarak, belirtilen bir görevin uygulanmasının tek başına bu hedeflere hizmet etmesi yeterli olmamalı; bunun yerine, finansal istikrar uygulamasının bu hedeflere nasıl katkıda bulunacağına ilişkin kesin bir gerekçeye ihtiyaç duyulmalıdır. Bu şekilde, finansal istikrar ile fiyat istikrarı arasındaki olası ödünleşmeleri ele alabilir ki; bu, ikincisini korumak Avrupa Merkez Bankası’nın öncelikli hedefi olduğundan gereklidir. Finansal istikrar genellikle enflasyon hedeflemesi rejimi aracılığıyla fiyat istikrarını korumanın bir önkoşulu olarak görülüyor ki; bu koşul çoğu durumda kolayca karşılanmalıdır (aynı yönde Gauweiler, paragraf 50). Ayrıca, likidite hatlarına uygulandığında, Avrupa Merkez Bankası’nın bunları oluşturarak ve uygulayarak temel ekonomi politikası kararlarından birini, yani yabancı para cinsinden kredilerin sağlanmasını içeren serbest sermaye hareketliliğini (TFEU, madde 63) sağlamayı desteklediği düşünülebilir [bkz. Ek I, Konsey Direktifi 88/361/EEC[9]].

4. Bazı AB üyesi devletler diğerlerinden daha mı eşittir?

Artık ESCB Tüzüğü ve Antlaşmaların Avrupa Merkez Bankası’nın eylemleri için gerekli yasal temelleri sağladığı kesinleştiğinde, Avrupa Merkez Bankası’nın yetkilerinin kullanımını düzenleyen kurallara uyup uymadığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Yukarıda da bahsedildiği gibi Avrupa Merkez Bankası, İsveç, Danimarka ve Polonya merkez bankalarına, Macaristan ve Romanya merkez bankalarından daha iyi borçlanma koşulları sağlamaktadır. Spielberger, Avrupa Merkez Bankası’nın bu eşitsiz muameleye ilişkin henüz resmi bir gerekçe sunmadığına dikkat çekmiştir[10]. Eğer Avrupa Merkez Bankası, Avro Bölgesi dışındaki AB üyesi devletlerin merkez bankalarına eşit davranmak zorunda kalsaydı, bu durum yasal açıdan sorunlu olurdu.

TFEU, Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Devletler ile para birimi avro olan AB Üyesi Devletlerarasındaki ilişkiye ilişkin ayrı bir bölüm içermektedir. Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Devletlerin merkez bankaları, açıkça Avrupa Merkez Bankası’nın üçüncü karar alma organı olup; birçok birincil yasa hükmü bunlardan ‘Avrupa Merkez Bankası Genel Konseyi’ olarak söz etmektedir. Ancak, Avrupa Merkez Bankası ile ‘Genel Konsey’ üyeleri arasındaki iş ilişkilerini düzenleyen bir hüküm eksiktir. TFEU’nun 141(2) no.lu maddesi, Avrupa Merkez Bankası’nın aralarındaki işbirliğini güçlendirmesini açıkça zorunlu kılmakta, ancak bu işbirliğini yöneten ilkeler konusunda sessiz kalmaktadır. Kısacası, Avrupa Merkez Bankası’nın iş ilişkilerinde onlara eşit davranma konusunda birincil hukukta açık bir yükümlülüğü yoktur.

Ancak TEU (Treaty on European Union-Avrupa Birliği Anlaşması) Madde 4(2), Birliğin, Üye Devletlerin Antlaşmalar önünde eşitliğine saygı duymasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, bu hükmün yalnızca birincil hukukun eşit uygulanmasını değil aynı zamanda Birlik kurumlarının tüm AB Üyesi Devletlere eşit davranma yükümlülüğünü de kapsadığı ileri sürülebilir. Her ne kadar hukukun eşit uygulanması ilkesinden genel bir eşit muamele yükümlülüğü türetilmesi yaygın olsa da, bu bağlamda Antlaşmaların ve ESCB Tüzüğü’nün sessizliğini zedelememeye dikkat edilmelidir. Benzer şekilde, Avrupa Adalet Divanı (European Court of Justice-ECJ), Gauweiler davasında[11] (paragraf 55), Avrupa Merkez Bankası’nın finansal piyasalarda faaliyet gösterdiğinde Avro Bölgesindeki tüm devletlere eşit davranma konusunda açık bir yükümlülüğünün olmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle, Anlaşmalar prensip olarak tahvillerin seçici satın alınmasını dışlamamaktadır. Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın, Avro Bölgesi dışındaki AB Üyesi Ülkelerin merkez bankalarıyla likidite hatları kurarken eşit muamele etmek zorunda olduğu söylenemez.

Sonuç

Özetle, dünya çapındaki merkez bankaları arasındaki ve Avrupa Merkez Bankası’nın önemli ölçüde katkıda bulunduğu likidite hatları ağı, offshore finansal sisteme faaliyet göstermesi için gereken likidite sigortasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, merkez bankaları birbirlerine kendi para birimlerine erişim izni vermek için iki farklı finansal araç kullandığından, sigorta şartları yargı yetkisinden yargı yetkisine farklılık göstermektedir. Hukuki olarak Avrupa Merkez Bankası, bu küresel plana katkıda bulunmak için gerekli yetkilere sahiptir, ancak Avrupa Merkez Bankası’nın finansal sistemi istikrara kavuşturma konusunda kesin bir sorumluluğu yoktur. Ayrıca, acil durum avrolarına diğer parasal yetki bölgelerine hangi şartlarda erişim izni vereceğini özgürce seçebilir. TFEU’nun 130. maddesinde yer alan kurumsal bağımsızlık ayrıca bu kararları siyasi süreçten koruduğu için girdi ve çıktı meşruiyeti arasında önemli bir boşluk bulunmaktadır. Başka bir deyişle, ne siyasi organlar ne de hukukun kendisi bu politika tercihlerine rehberlik edebilir.

[1] < https://academic.oup.com/restud/article/89/4/1654/6423219?login=false#366552014 >

[2] < https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/10245294221118661 >

[3] < https://www.imf.org/en/Publications/WP/Issues/2023/05/05/ECB-Euro-Liquidity-Lines-532613 >

[4] < https://www.ecb.europa.eu/mopo/implement/liquidity_lines/html/index.en.html >

[5] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:12016M/PRO/04#d1e533-230-1 >

[6] < https://kluwerlawonline.com/journalarticle/European+Foreign+Affairs+Review/7.1/403185 >

[7] < https://www.ecb.europa.eu/ecb/access_to_documents/document/cog_minute/shared/data/ecb.dr.cgm19900710CoG_247th_Minutes.en.pdf >

[8] < https://www.ecb.europa.eu/ecb/access_to_documents/document/cog_minute/shared/data/ecb.dr.cgm19901113CoG_249th_Minutes.en.pdf?2a4dce6fd7189bd429a726f2168e61fb >

[9] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX:31988L0361 >

[10] < https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/13501763.2022.2037688 >

[11] < https://curia.europa.eu/juris/document/document.jsf;jsessionid=A78018BBFF3098A0913A87C06696167E?text=&docid=165057&pageIndex=0&doclang=EN&mode=lst&dir=&occ=first&part=1&cid=2212213 >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.