[‘Bankacılık Krizleri’ Ekseninde] Rotanın Belirlenmesi: Sorunsuz Bir Seyir İçin ‘İhtiyati Düzenleme ve Denetim’ [Basel Bankacılık Denetleme Komitesi Başkanı ve İsveç Merkez Bankası Guvernörü Erik Thedéen’in Uluslararası Finans Enstitüsü Yıllık Üye Toplantısı’nda Yaptığı 23 Ekim 2024 Tarihli Açılış Konuşması]

Giriş

İyi günler ve bugün bu konferansta konuşmam için beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

Bu yılın Mayıs ayında Guvernörler ve Denetleme Başkanları Grubu (Group of Governors and Heads of Supervision) tarafından atanmamın ardından bugün Basel Komitesi Başkanı olarak konuşmak benim için bir ayrıcalıktır. Bu, Komitenin 50 yılı boyunca daha önce yalnızca 11 kişinin sahip olduğu bir pozisyondur. İsveç Kraliyet Donanması’nda Yedek Subay olarak, bu onuru deneyimli kaptanlar tarafından iyi dümenlenen bir geminin dümenini devralmaya benzetiyorum.

Bildiğiniz gibi, Nout Wellink, Stefan Ingves ve daha yakın zamanda Pablo Hernández de Cos liderliğindeki Basel Komitesi’nin Büyük Finans Krizinden (Great Financial Crisis) bu yana yaptığı çalışmalar, uluslararası alanda faaliyet gösteren bankalar için düzenleyici ortamı kökten yeniden şekillendirmiştir. Basel Çerçevesi, uluslararası toplumun Büyük Finans Krizine verdiği yanıtın temel taşıdır. 2011 yılından bu yana, bankaların “Ortak Sermaye Seviye 1” (Common Equity Tier-CET1) risk bazlı sermaye oranı yüzde 70’in üzerinde artarak şu anda yaklaşık yüzde 13,8 seviyesindedir. Küresel bankacılık sistemi kaldıracı bu dönemde neredeyse yarı yarıya azalmış ve ortalama Seviye 1 kaldıraç oranı yüzde 6’nın biraz üzerinde olmuştur. Ve bankaların yüksek kaliteli likit varlıkları iki katından fazla artarak 12,5 trilyon avronun üzerine çıkmış, buna karşılık gelen Likidite Kapsama Oranı ise yüzde 135’in üzerinde olmuştur.

Basel III reformları elle tutulur faydalar getirmiştir. Yelkencilikte ne kadar yetenekli olursanız olun havayı kontrol edemezsiniz. Ancak teknenizi güvenlik protokolleri ve sağlam ekipmanlarla hazırlayabilirsiniz. Komite, küresel bankacılık sisteminin beklenmedik durumlara hazırlıklı olmasını sağlamaya yardımcı olmaktadır. Artık Basel III reformlarının net bir şekilde pozitif bir makroekonomik etkiye sahip olduğunu öne süren kapsamlı bir deneye dayalı literatür vardır. Reformlar, hem banka hem de sistem genelinde banka dayanıklılığını açıkça güçlendirtir ve bu da gelecekteki bankacılık krizlerinin olasılığını ve etkisini azaltmaya yardımcı olacaktır. Aynı zamanda, özellikle güçlü sermayeye sahip bankalar, hane halklarından ve işletmelerden gelen kredi talebini karşılamaya devam etmiştir.

Basel III’ün etkileri kadar önemli olan bir diğer konu da reformların sonuçlandırıldığı süreçtir. Komite, Basel III’ü geliştirirken kapsamlı bir şekilde istişare etmiş olup; boşlukta veya belirsiz bir şekilde çalışmıyoruz. Toplamda neredeyse üç yıllık bir istişare dönemini kapsayan en az 10 istişare belgesi yayınlanmıştır. Çok çeşitli dış paydaşlarla kapsamlı bir şekilde etkileşim kurulmuştur. Her istişareye, altı ayda bir yapılan kamuya açık bir Basel III izleme çalışmasıyla desteklenen titiz bir niceliksel etki çalışması eşlik etmiştir. Bu nedenle, yakın zamanda yapılan bir akademik çalışmanın, Komitenin istişare yaklaşımının politika yapıcı organlar arasında “en prosedürel olarak karmaşık” süreçlerden biri olduğu sonucuna varması güven verici ve yerindedir. Dahası, üye yargı bölgeleri bu standartları aktarmak için kendi titiz yerel kural koyma süreçlerini üstlenmişlerdir.

Ancak Büyük Finans Krizi ile ortaya çıkarılan bankacılık sistemi hatalarını düzeltme çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Olağanüstü Basel III standartlarını eksiksiz ve tutarlı bir şekilde ve mümkün olan en kısa sürede uygulamanın finansal istikrar faydalarını kilitlememiz gerekmektedir. Guvernörler ve Denetleme Başkanları Grubu’nun böyle bir sonuca ulaşmak için yakın zamanda oybirliğiyle yeniden teyit etmesinden teselli buluyorum. Komite, Basel III’ün eksiksiz ve tutarlı bir şekilde uygulanmasını aktif olarak izliyor ve değerlendiriyor ve bunu yapmaya devam edecektir.

Komite Başkanı olarak ilk konuşmam olduğu için, Komitenin çalışmalarına nasıl baktığımı yönlendirmek amacıyla güveneceğim bazı üst düzey ilkeleri ana hatlarıyla açıklayacağım. Ayrıca bazı güncel konular hakkında birkaç kişisel düşüncemi de sunacağım. Tutkulu bir denizci olarak, denizcilik dilini kullanmaya devam ettiğim için şimdiden özür dilemeliyim!

İlke 1: İleriye doğru yelken aç ama her zaman geriye bak

Başlangıç noktam, tarihin derslerini görmezden gelemeyeceğimiz veya unutamayacağımızdır. Bu sefer de farklı değildir. 1970 yılından bu yana en az 150 sistemsel bankacılık krizi yaşanmıştır. Geçtiğimiz yıl, toplam varlıkları bir trilyon Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dolarını aşan beş bankanın sıkıntısı da dâhil olmak üzere, küresel finans krizinden bu yana sistem genelindeki en önemli bankacılık stresini gördük. Her bankacılık krizinin kendine özgü özellikleri olsa da, tarih boyunca ortak nokta, bir sonraki krizin ne zaman veya nereden çıkacağını tahmin edemememizdir. Bu nedenle, küresel bankacılık sisteminin bir dizi olası şoka dayanabilmesi için sağlam ve müstahkem bir dayanıklılık sağlamamız gerekmektedir.

Bankacılık krizleri ekonomilerimiz ve toplumsal refahımız üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Benim memleketim İsveç’te, 1990’lardaki bankacılık krizi ve küresel finans krizi sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 25’in üzerinde çıktı kayıplarına neden olmuştur. Bunlar sadece rakamlar değil, iş kayıpları ve kaybedilen büyüme potansiyeli de dâhil olmak üzere vatandaşların katlandığı ekonomik zorlukları yansıtmaktadır. Bankaları düzenlerken ve denetlerken bu çarpıcı gerçeği her zaman hatırlamalıyız.

Ve yine de, bankacılık krizlerinin acı verici etkilerine rağmen, tarih bu tür olaylardan alınan derslerin genellikle bir “düzenleyici döngü”nün (regulatory cycle) parçası olarak unutulduğunu göstermektedir. Anılar zamanla silinmekte ve bu seferin gerçekten farklı olduğu görüşü yerleşmektedir. Döngü değiştikçe, bankalardaki politika yapıcılar, denetçiler ve risk yöneticileri bazen rehavete kapılmakta ve düzenleyici güvenceleri zayıflatma baskılarına boyun eğmektedirler. Böyle bir yolculuk asla iyi bitmiyor: fırtınalı suların bankaların stres noktalarını ve çatlaklarını ortaya çıkarması sadece bir zaman meselesi.

Bu, benim planladığım bir yol değildir. Gerçek şu ki, kaldıraç ve vade dönüşümü üzerine kurulu bir bankacılık sistemi kaçınılmaz olarak sıkıntı dönemleriyle karşı karşıya kalacaktır. Kötü davranış, yönetim hataları ve tedbirsiz risk yönetimi uygulamaları krizlerin olasılığını ve etkisini daha da artırır.

Açık olmak gerekirse, dayanıklılığın ilk ve en önemli kaynağı bankaların kendi risk yönetimi uygulamaları ve yönetim düzenlemelerinden gelir. Bankaların yönetim kurulları ve idaresi, riskleri yönetme ve denetlemede ilk başvuru noktası olmalıdır ki; bu işlevleri denetçilere devredemezler. Ancak tarih, bazı bankaların yönetim kurullarının ve üst düzey yönetiminin zaman zaman en temel sorumluluklarında başarısız olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bankacıların, politika yapıcıların ve denetçilerin geçmişten alınan dersleri unutmamaları ve orta vadeli bir bakış açısı benimsemeleri kritik öneme sahiptir. Örneğin, birkaç bölgedeki bankalar tarafından sentetik risk transferlerinin (synthetic risk transfers) kullanımındaki son büyümeyi düşünün. Bu tür işlemler, bazı maruz kalmalarla ilişkili riskleri kredi koruması veya sigortası sağlayan üçüncü bir tarafa -genellikle banka dışı bir finansal aracı kuruluş (non-bank financial intermediary)- “aktararak” bankaların sermaye gereksinimlerini azaltmayı amaçlamaktadır. Basel Çerçevesi, bu tür işlemlerin belirli ölçütlerin karşılanması koşuluyla gerçekleştirilmesine izin verir ve bunlar bazı durumlarda etkili bir risk yönetimi tekniği olabilir. Ancak, kişisel olarak, küresel finans krizinden daha büyük resmi ve dersleri gözden kaçırmamamız gerektiğine inanıyorum. Özellikle kendimize şu soruyu sormalıyız: Daha yakından dikkat edilmesi gereken sistem genelinde riskler var mıdır? Örneğin, sentetik risk transferlerinin banka dışı bir finansal aracı kuruluş yatırımcıları sırayla diğer bankalardan borç alıyorsa riskler nelerdir? Bu ve diğer piyasalarda bankalar ve banka dışı finansal aracı kuruluşlar arasındaki bağlantılar ve risklerin potansiyel taşması hakkında yeterli şeffaflık var mıdır? Bu soruları yanıtlamaya yardımcı olmak için doğal bir başlangıç noktası, küresel finans krizinden alınan dersleri kendimize hatırlatmaktır.

Tıpkı bir denizcinin sorunsuz bir yolculuk sağlamak için sabit rüzgârlara, güçlü yelkenlere ve stresli zamanlarda güvenlik ekipmanına gereksinim duyması gibi, bir bankanın da istikrarı sağlamak için güçlü ihtiyati düzenleme ve denetime ihtiyacı vardır. Ve yönetim kurulu ile üst düzey yönetim, deneyimli bir kaptanın liderliğini ve yeterliliğini sergilemelidir. Ayrıca, Komitenin uyanık kalması ve küresel bankacılık sisteminin finansal fırtınalara sürüklenme riskini azaltmaya yardımcı olmak için riskleri ve zayıflıkları değerlendirmede ileriye dönük bir yaklaşım izlemesi kritik öneme sahiptir.

Komitenin çalışmaları ayrıca titiz deneye dayalı analizlerle desteklenmeye devam etmeli ve bazı dış paydaşların kısa vadeli veya belirli çıkarlarına yenik düşmemelidir. Ve Guvernörler ve Denetleme Başkanları Grubu, Basel III politika gündemine 2020 yılında net olarak son vermeyi kabul etmiş ve Basel III’te yapılacak herhangi bir olası ayarlamanın “sınırlı nitelikte olacağını ve Komitenin değerlendirme çalışmalarıyla tutarlı olacağını” belirtmiştir. Bu nedenle Komite, likidite riski ve bankacılık kayıtlarındaki faiz oranı riski gibi Basel Çerçevesinin belirli özelliklerinin 2023 yılı bankacılık kargaşası sırasında amaçlandığı gibi performans gösterip göstermediğini değerlendirmek için deneysel kanıtlara dayalı analitik çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, yakın zamanda G20’ye likidite riski alanında kaydettiğimiz ilerlemeyi özetleyen bir ilerleme raporu sunduk. Bu iyi bir başlangıçtır, ancak hâlâ yapılması gereken daha çok iş bulunmaktadır. Finansın dijitalleşmesi ve sosyal medyanın rolü gibi finansal sistemi etkileyen yapısal değişimler, politika yapıcıların ve denetleyici otoritelerin herhangi bir ilave düzenleyici ve denetleyici önlemin gerekip gerekmediği konusunda uyanık ve açık fikirli olmalarını gerektirmektedir.

İlke 2: Herkes güvertede

İkinci yol gösterici ilkem, çok çeşitli paydaşlarla küresel ve şeffaf bir etkileşimin gerekliliğidir.

Finansal istikrar, sınır ötesi iş birliği gerektiren küresel bir kamu yararıdır. Açık bir küresel finansal sistem, küresel ihtiyati standartlar gerektirir. Bu konuda başarısızlık, düzenleyici parçalanmaya, düzenleyici arbitraja ve bankaların dayanıklılığının azalmasına yol açan potansiyel bir “dibe doğru yarış”a neden olabilir.

Bu nedenle, Komite üyelerinin sınır ötesi finansal istikrar zorluklarını ele alma ve küresel bankacılık sisteminin dayanıklılığını artırma konusunda işbirliği yapma ve birlikte çalışma konusundaki güçlü geçmiş performanslarını geliştirmek için çabalayacağım. Konkordato (concordat), Basel I, II ve III ve Basel Temel Prensipleri de dâhil olmak üzere Komite’nin tarihi boyunca küresel işbirliğinin faydalarına tanık olduk (ve elbette daha yakın zamanda Kovid-19 dönemi ve geçen yılki bankacılık kargaşası sırasında). Ve büyük jeopolitik belirsizliklerle karşı karşıya olan ve çok taraflılığın değerlerinin bazen sorgulandığı bir dünyada, Komite’nin tüm paydaşlara sınır ötesi işbirliğinin gerekliliğini hatırlatması daha da kritik önem taşımaktadır.

İşbirliğine duyulan ihtiyaç yalnızca Komite üyeleri arasında değildir. Küresel finans sistemini etkileyen gelişmelerin giderek daha fazla sektörler arası ve kesişen doğası göz önüne alındığında (finansın devam eden dijitalleşmesi, banka dışı bir finansal aracı kuruluşlarının artan rolü, bankalar, merkezi muhataplar ve banka dışı bir finansal aracı kuruluşlar arasındaki artan bağlantı düğümleri veya iklimle ilgili finansal riskler gibi) Komite’nin giderek daha fazla çeşitli otoritelerle bağlantı kurması gerekecektir. Buna, Basel Komitesi üyeliğinin dışındaki merkez bankaları ve gözetim otoriteleri ile devam eden işbirliğinin yanı sıra davranış, çözüm, mevduat sigortası, ödeme sistemleri, menkul kıymetler ve diğer banka dışı finansal aracı kuruluşları denetlemekten sorumlu finans sektörü otoriteleri de dâhildir. Aslında, belirli konular için finans sektörü alanının ötesine geçip muhasebe, rekabet, veri gizliliği ve güvenliğinden sorumlu otoriteler ile bağlantı kurma ihtiyacı da olabilir -sadece birkaçını saymak gerekirse.

Bu amaçla, Komitenin akademisyenler, sivil toplum, yasa koyucular, piyasa katılımcıları ve genel halk dâhil olmak üzere çok çeşitli paydaşların görüşlerini almaya devam etmesi kritik öneme sahiptir. Komitenin çalışmalarının belirli unsurları hakkında farklı görüşlerimiz olsa bile, bu etkileşimler şüphesiz farklı bakış açıları getirerek Komitenin çıktılarını geliştirir.

İlke 3: Başlığınızı sabit tutun

Üçüncü ilkem, Komitenin sis ve fırtına koşullarını delen bir deniz feneri gibi hareket etmesinin önemidir.

Banka düzenlemesi ve finansal gözetim, bankaların tüm ekonomiyi tehlikeye atabilecek riskli sulara sürüklenmesini önlemeye yardımcı olan bir çapadır. Dayanıklı ve sağlıklı bir bankacılık sistemi, finansal döngü boyunca temel finansal hizmetlerin sağlam bir şekilde sağlanması yoluyla haneleri ve işletmeleri en iyi şekilde destekleyebilen bir sistemdir.

Size kendi ülkemden bir örnek vereyim. Pandemiden önce, ilk Basel III standartları İsveç’te tamamen uygulanıyordu. Bu reformlar İsveç bankalarının şoklara karşı dayanıklılığını önemli ölçüde artırmıştır. Ayrıca, İsveç yetkilileri Basel III karşı döngüsel tamponunu etkinleştirmiş ve İsveç bankalarının dayanıklılığını daha da artırmak amacıyla bunu yüzde 2,5 olarak belirlemiştir. Bunu yapmak, Kovid-19 krizine yanıt olarak bu tamponu serbest bırakmamızı sağlamış ve bu da İsveç bankalarının şokları absorbe etmesine ve pandemi boyunca kredibilitesi olan hanelere ve şirketlere kredi vermesine yardımcı olmuştur. Bu tamponun serbest bırakılabilirliği, bankalar tarafından gerçekten kullanılabilir hale getirecek şekilde çekilmesini kolaylaştırmıştır.

Bazıları için düzenlemelerin sulandırılması ve denetimin daha az müdahaleci olması gerektiğini, belirli sektörlere kredi vermeyi teşvik etmek veya ekonomik büyümeyi “açmak” için savunmak cazip gelebilir. Ancak, ekonomik politika yapımının diğer alanlarında olduğu gibi, algılanan kısa vadeli kazançlar genellikle uzun vadeli sıkıntılarla fazlasıyla telafi edilir. Sermayeden birkaç baz puan kesmek yeni bir kredi dalgasının kilidini açmayacaktır, ancak dayanıklılığınızı zayıflatacaktır. Daha genel olarak, iyi sermayelendirilmiş olmak bankalar ve hissedarları için rekabet avantajıdır, çünkü finansal döngü boyunca büyümeye ve kârlı projelere yatırım yapmaya devam edebilmelerini sağlar. Bu nedenle Komitenin çalışmaları yetkisi etrafında yoğunlaşmaya devam etmelidir.

Açık olmak gerekirse, bu tamamen bankacılık ve finansal istikrar için temel olan istikrarlı ve sağlıklı kazançlarla uyumludur. Dolayısıyla, düzenli olarak veri topladığımız bankaların örneğinin (çoğu bugün burada temsil edilmektedir) zamanla hem yeni düzenleyici koşulları karşılayabilmiş, hem sağlıklı kârlar elde edebilmiş hem de önemli temettüler ödemiş olması güven vericidir. Örneğin, 2011’de bankalar Basel III’ten yaklaşık 485 milyar avroluk bir “Ortak Sermaye Seviye 1” (CET1) sermaye açığıyla karşı karşıya kalmışlardır. O zamandan beri kârları 4 trilyon avroyu aşmış ve bankalar 1,3 trilyon avrodan fazla adi hisse senedi temettüsü ödemiş, aynı zamanda yeni koşulları karşılamak için sermaye ve likidite tamponları oluşturmuşlardır.

Daha genel olarak, Komite küresel ve koordineli bir yanıt gerektiren ihtiyati alanlara odaklanmayı sürdürecektir. Çıktıları, yargı bölgeleri arasında ortak bir finansal istikrar temel çizgisi sağlamak için küresel asgari standartlar biçimini almaya devam edecektir. Yargı bölgeleri, bankacılık sistemlerinin boyutu ve yapısı ve ilişkili riskler ilave önlemleri gerektiriyorsa, elbette bu temel çizginin ötesine geçmekte özgürdür. Bu tür önlemler yalnızca küresel finansal istikrarı güçlendirir. Aynı derecede önemli olarak, denetim deneyimlerini paylaşarak ve gerektiğinde dünya çapındaki denetçilere yardımcı olmak için ek rehberlik geliştirerek güçlü denetimi teşvik etmeye devam edeceğiz.

Bu bağlamda, hepimizin küresel standartlara sahip olmanın kolektif çıkarımıza olduğuna katılacağımızdan eminim. Basel III hakkında farklı görüşlerimiz olabilir, ancak küresel olarak tutarlı bir eşit rekabet ortamının, farklı düzenlemelerden oluşan bir karmaşadan daha iyi olduğu konusunda hepimiz hemfikir olabiliriz. Bazıları için ne kadar kusurlu görünürse görünsün, küresel bir uzlaşma, herkesin kendi çıkarı için çalıştığı bir çerçeveden daha iyidir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren bankalar, işlerini bu çerçeve etrafında yönetebilecekleri ortak bir asgari düzenleyici temel çizgiye sahip olurlar. Denetçiler, bankalarının yargı bölgelerindeki göreceli dayanıklılığını daha iyi değerlendirebilirler. Düzenleyici tahkim kapsamı azalır. Eşit rekabet alanları artar. Şimdi bunu, bankaların ortak bir asgari temel çizgisi olmadan sınırlar arasında tamamen farklı kurallara uymak zorunda kalacağı parçalanmış bir banka düzenleyici dünyasıyla karşılaştırın. Böyle bir senaryo, yargı bölgeleri arasında dibe doğru bir yarışa da yol açabilir ve küresel finansal istikrarı ve bankaların kendi sürdürülebilirliğini tehdit edecek zayıf bir düzenleyici çerçeveyle sonuçlanabilir. Böyle bir durumda hepimiz daha kötü durumda olurduk. Dolayısıyla böyle bir senaryonun yaşanmasını önlemek ve Basel III’ün ortak ve tutarlı bir şekilde uygulanmasını teşvik etmek sizin yararınıza olacaktır.

Son olarak, banka düzenlemesi ve denetiminin temellerini aklımızda tutmalıyız. Bankacılık sistemini etkileyen “en yeni” eğilimlere odaklanmak cazip gelse de, kredi riski ve likidite riski gibi daha geleneksel riskleri gözden kaçırmamalıyız. İlki ile ilgili olarak, son birkaç yıldır tekrarlanan ters rüzgârlara rağmen, haneler ve kurumsal temerrütler için korkulan finansal sorunlar dalgası henüz ortaya çıkmamıştır. Yine de, bazı paydaşların en kötüsünün geride kaldığını ve denizlerin sakin olduğunu varsayarak kayıtsız görünmelerinden kişisel olarak endişeleniyorum. Sakin bir denizin akıllı bir denizci yaratmadığı evrensel bir gerçektir.

Faiz oranı yörüngeleri ve ekonomik görünüm hakkındaki belirsizliğin devam etmesiyle birlikte, gizli akıntılar ve görünmeyen resifler hâlâ bir zorluk oluşturabilir. Bankalar ve denetçiler bu tür risklere karşı uyanık kalmalıdır.

İlke 4: Sadeliğe doğru yelken açmak

Son prensibim, Komitenin risk duyarlılığını basitlik ve karşılaştırılabilirlik ile yeterince dengelemeye devam etmesini sağlamaktır. Finans ve bankacılık karmaşık faaliyetlerdir, bu nedenle düzenleyici çerçevede bu karmaşıklığı eşleştirmek için anlaşılabilir bir cazibe olabilir.

Ancak her zaman ateşe ateşle karşılık verilmez. Tedbirli düzenlemedeki aşırı karmaşıklık, bir bankanın yönetim kurulunun ve üst düzey yönetiminin bankalarının risk profilini tam olarak anlama yeteneğini zayıflatabilir. Ayrıca, denetçilerin bankaların dayanıklılığını etkili bir şekilde değerlendirme ve belirsiz arbitraj fırsatları yaratma yeteneğini de engelleyebilir. Karmaşık kurallar kavramsal olarak çekici gelse de, pratikte işlevsel hale getirilmesi zor olabilir.

Bankacılık belirsizlik kadar risk ile de ilgilidir. Böyle bir dünyada, daha basit yaklaşımlar bazen daha sağlam olabilir ve daha karmaşık olanlardan daha iyi performans gösterebilir. Bu nedenle, kişisel olarak politika yapım girişimlerinin risk duyarlılığı, basitlik ve karşılaştırılabilirlik arasında doğru dengeyi sağlamaya yeterli dikkatin gösterilmesini sağlaması gerektiğini düşünüyorum.

Sonuç

Sonuç olarak, Komite dünya çapında bankaların düzenlemesini, denetimini ve uygulamalarını güçlendirme görevi ile yönlendirilmeye devam edecektir. Yakın vadede, Basel III söz konusu olduğunda, Guvernörler ve Denetleme Başkanları Grubu üyelerinin tamamı çerçevenin tüm yönlerini eksiksiz, tutarlı bir şekilde ve mümkün olan en kısa sürede uygulama beklentilerini oybirliğiyle yeniden teyit etmişlerdir.

Daha genel olarak, görevimizi yerine getirmek için hepimizin şunları hatırlaması gerekir:

  • Bankaların yönetim kurulları ile üst düzey yöneticileri gemilerinin kaptanlarıdır. Riskleri denetleme ve yönetme konusunda hem birincil hem de nihai sorumluluğunuz vardır. Düzenleme ve gözetim, güvenlik önlemleri sağlayabilir ancak risklerinizi ihtiyatlı bir şekilde yönetme rolünüzün yerine geçemez ve geçmemelidir.
  • Küresel banka ihtiyati standartları kamusal bir maldır. Hepimiz, küresel standartlara sahip bir dünyada, otarşik bir dünyadan daha iyi durumdayız. Ulusal düzeyde sapmalar için lobi yapmak belki kısa vadeli (özel) kazançlar sağlayabilir ancak nihayetinde küresel finansal istikrarı tehdit edecektir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren bankalar olarak, böyle bir ortamda yelken açmak sizin çıkarınıza değildir.
  • Geleceğe etkili bir şekilde hazırlanmak için geçmiş bankacılık krizlerinden alınan dersleri unutamayız. Finansın dijitalleşmesi gibi derin yapısal dönüşümler geçiren bir finans sisteminde, Komite orta vadede Basel Çerçevesi’ne ek ayarlamaların gerekip gerekmediği konusunda açık fikirli olmalıdır. Ve küresel bir yanıt gerektiren küresel finansal istikrar sorunlarına odaklanacağız.

Basel Komitesi Başkanı olarak Komiteyi bu doğrultuda yönlendirmeye tamamen kararlıyım.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.