Bankaların Olumsuz Rüzgârlara Dayanmasına Yardımcı Olacak Öncelikler

Bankacılık sektörüne yönelik bakış açımızı ve bankalara yönelik yıllık değerlendirmemiz olan Denetleyici İnceleme ve Değerlendirme Sürecinin (Supervisory Review and Evaluation Process-SREP) bulgularını temel alarak belirlediğimiz 2024-2026 dönemi için denetim önceliklerimizi kısa süre önce yayınladık. Bu yazıda, denetlenen bankaların karşı karşıya olduğu mevcut ve ortaya çıkan riskleri açıkça yansıttıkları için bu önceliklerin önemini vurgulamak istiyoruz. Risk değerlendirmemizden bu öncelikleri belirledikten sonra, belirlenen riskleri kontrol altına almak ve yönetmek için gerekli önlemlerin alındığından emin olmalıyız. Her yıl orta vadeli önceliklerimizi net bir şekilde ortaya koyarak, yalnızca kendi denetçilerimize stratejik yönlendirme sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bankalara da neye odaklanacağımız ve onlardan ne yapmalarını beklediğimiz konusunda netlik sağlıyoruz.

Son değerlendirmelerimizde, bankacılık sektörünün son birkaç yılda birçok krize karşı gösterdiği dayanıklılığı memnuniyetle karşıladık. Bu esneklik, rahat likidite tamponları, düşük takipteki kredi seviyeleri (non-performing loans; NPLs) ve artan kârlılık ile desteklendi. Aynı zamanda, geçmiş yıllardaki olumsuz rüzgârlar henüz dinmediği için bankalara ihtiyatlı olmalarını tavsiye ettik: ekonomik görünüm hâlâ zayıf, jeopolitik gerilimler hâlâ yüksek ve finansal istikrar kırılgan olmaya devam ediyor.

Aktif kalitesinin şu ana kadar güçlü kalmasına ve toplam takipteki alacaklar oranının rekor düşük seviyelerde olmasına rağmen, zayıf büyüme, sürdürülebilir enflasyon ve yüksek borçlanma maliyetleri nedeniyle bankaların aktif kalitesinde bir miktar bozulma bekliyoruz. Bu durum hane halkı ve firmalar üzerinde baskı yaratıyor ve stresin bazı erken belirtileri şimdiden görülmeye başlandı. Kredilerin temerrüde düşme ihtimalinin göstergesi olan erken borçlar, salgın öncesi seviyelerin altında kalsa da geçtiğimiz yıl önemli ölçüde arttı. Özellikle tüketici kredisi bölütünde/segmentinde, hanehalkının borç ödeme kapasitesi üzerinde artan bir baskı görüyoruz. Konut kredileri yavaşlarken, konut fiyatları düşmeye başlamıştır. Artan borçlanma maliyetleri, kurumsal sektörün yeniden finansman kapasitesi üzerinde baskı yaratıyor ve sektörün yapısal değişimler, ekonomik belirsizlik ve yüksek faiz oranları nedeniyle daha da güçlenen bir gerileme döneminde kalması göz önüne alındığında bankaların ticari gayrimenkul riskleri özellikle hassas durumdadır.

Bankacılık sektörü 2023 yılında gücünü korudu

Denetime tabi bankalar, 2023 yılının ilk üççeyreğinde sağlam sermaye oranları, rahat likidite tamponları, düşük takipteki alacak seviyeleri ve artan kârlılık sergilemeye devam etmiştir. Bu sağlam temeller, onların zayıf ekonomik görünümden ve artan jeopolitik gerilimlerden kaynaklanan olumsuz rüzgârlara dayanmalarına olanak sağladı. Toplam Ana Sermaye Sıra 1 (Common Equity Tier-CET1) oranı, 2023’ün üçüncü çeyreğinde, esas olarak mutlak sermaye seviyesindeki artışın etkisiyle rekor yüksek seviyesine yakın bir seviyede %15,6 olarak gerçekleşirken, risk ağırlıklı varlıklar genel olarak sabit kaldı.

Ayrıca, yüksek faiz oranlarının olumlu marj etkileri 2023 yılının üçüncü çeyreğinde bankaların kârlılığını artırmaya devam etmiş ve özsermaye kârlılığı (return on equity-ROE) %10 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Bankaların güçlü konumu, Mart 2023’te meydana gelen finansal piyasa çalkantısının etkilerini başarılı bir şekilde atlatmalarını sağladı. ABD orta ölçekli bankaları güçlü bir riskten kaçınma hissiyatıyla karşı karşıya kalırken, Avrupa bankacılık sektörüne bulaşma doğası gereği nispeten sınırlı ve geçici kaldı. Bu aynı zamanda fiyat-defter oranı dinamiklerine de yansıdı ve Avro Bölgesi ile ABD bankaları arasındaki hala önemli olan değerleme farkının daralmasıyla sonuçlandı.

Kredi, varlık ve borç risklerinin yönetilmesi

Denetlenen bankaların toplam takipteki krediler oranının 2023 yılının üçüncü çeyreğinde %1,85 seviyesinde kalmasıyla (merkez bankalarındaki nakit bakiyeleri hariç %2,27) varlık kalitesi şu ana kadar güçlü kalsa da, bankaların aktif kalitesinde temel olarak şunlara bağlı olarak bir miktar bozulma bekliyoruz ki; daha zayıf bir büyüme ortamı, hâlâ yüksek enflasyon ve yüksek borçlanma maliyetleri, tüm bunlar hane halkı ve firmalar üzerinde baskı oluşturuyor. Bunun bazı erken işaretleri gerçekten de görülebilir. Ticari gayrimenkul sektörü gibi bazı sektörler, makroekonomik dinamiklere ve yapısal değişimlere karşı özellikle savunmasız olmaya devam ediyor.

Faiz oranı döngüsündeki dönüşler, banka dışı finansal kuruluşlara (non-bank financial institutions; NBFIs) birinci sınıf aracılık hizmetleri sunan bankalar için, özellikle de sonuncusu yüksek kaldıraçlıysa, bir zorluk teşkil edebilir. Bankalar için potansiyel bir karşı taraf kredi riski kaynağı olmasının yanı sıra, bu banka dışı finansal kuruluşlar aynı zamanda olumsuz piyasa hareketlerini artırarak dolaylı riskler de oluşturabilir. Finansman koşullarının daha da sıkılaşması ve bu kurumların aniden pozisyonlarını gevşetmek zorunda kalması durumunda bu durum özellikle doğru olacaktır.

Birlikte ele alındığında bu gelişmeler, bankaların kredi riski yönetimi çerçevelerindeki yapısal eksikliklerin ele alınmasının neden gelecekte denetimin temel odak noktası olmaya devam edeceğini açıklamaktadır. Hedeflenen incelemelerimiz, Müşterek Denetleme Ekipleri (Joint Supervisory Teams) tarafından gerçekleştirilen derinlemesine incelemelerimiz ve yerinde denetimlerimiz geçen yıldan bu yana büyük ölçüde devam edecektir. Konut ve ticari gayrimenkuller ile küçük ve orta ölçekli işletmeler gibi makroekonomik faktörlere daha duyarlı portföylere odaklanmak için bazı ayarlamalar yapacağız. Bankaların provizyon uygulamalarını Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) 9 çerçevesinde incelemeye devam edeceğiz. Ayrıca, geçen yılki hedeflenen yatay inceleme ve yerinde incelemelerden elde edilen bulguların iyileştirilmesini hızlandırarak ve bankaların denetimsel beklentilerimizi nasıl karşıladığını izleyerek, karşı taraf kredi riski yönetimi konusunda bankalarla olan ilişkimizi güçlendirmeyi planlıyoruz.

Finansman koşullarının daha da sıkılaştırılması ihtimali, likidite ortamını önemli ölçüde değiştirebilir, bankaların fonlama maliyetlerini artırabilir ve dolayısıyla likidite risklerini yönetmeye ne kadar hazırlıklı olduklarını test edebilir. Toplamda bankalar, Avrupa Merkez Bankası’nın hedeflenen uzun vadeli yeniden finansman operasyonları (targeted longer-term refinancing operations; TLTROs) kapsamındaki fonların geri ödenmesi sonrasında rahat bir likidite ve fonlama pozisyonu sergilemiştir. 2023 yılının üçüncü çeyreğinde likidite karşılama oranı ve net istikrarlı fonlama oranları sırasıyla %159 ve %126 olarak gerçekleşmiştir. Gelecekte, bankaların kısa vadeli likidite şoklarına karşı dayanıklılığını ve likidite acil durum planlarının güvenilirliğini kontrol ederken, aynı zamanda bankaların fonlama planlarının fizibilite ve güvenilirliğini incelemeye devam edeceğiz.

ABD’de 2023 baharında Silikon Vadisi Bankası’nın başarısızlığıyla ortaya çıkan finansal piyasa çalkantısı, bankaların artan faiz oranlarının oluşturduğu riskleri doğru şekilde yönetmeleri gerektiğini hatırlattı. Bu sorunu 2021’de zaten tespit ettiğimizden, en savunmasız aracı kuruluşları erken bir aşamada tespit edebildik. Bankaların bankacılık hesaplarındaki faiz oranı riskine maruz kalmaları şu ana kadar nispeten sınırlı görünüyor. Yüksek faiz oranları karlılığı artırdı ve mevcut durumda faiz artışlarının özsermayenin ekonomik değeri üzerindeki etkisi oldukça sınırlıdır. İleriye baktığımızda, bankaların kredi spread’lerindeki değişikliklere karşı duyarlılığına dikkat edeceğiz çünkü bu spread’lere yönelik bazı riskler korunmamış olup, belirli durumlarda önemli kayıplara yol açabilir. Denetçilerimiz tarafından yapılan analiz, amortize edilmiş maliyet portföylerindeki gerçekleşmemiş zararların ABD’deki emsallerine göre çok daha küçük olduğunu göstermektedir.

Ancak aynı zamanda bankalar, faiz oranı döngüsünün değişmesiyle birlikte aktif ve pasif yönetimi çerçevelerindeki herhangi bir eksikliğin, “uzun süre düşük” dönem olarak bilinen faiz oranlarının tarihsel olarak düşük olduğu dönemdekilerden farklı bir şekilde ortaya çıkacağının farkında olmalıdır. Modellerinin müşteri davranışındaki değişiklikleri yansıtacak şekilde kalibre edilmesi de dâhil olmak üzere, bankaların aktif ve pasif yönetimi yönetişimi ve stratejisine ilişkin incelemelerimizi artırmamız gerekiyor.

Kurumsal yönetişim, veri raporlama, iklim ve dijitalleşme zorluklarının ele alınması

Bankacılık sektörüne yönelik makro-finansal gelişmelerden kaynaklanan yakın vadeli riskler sıklıkla ön plana çıkıyor. Ancak bankalar ve denetim otoriteleri, önceki denetim döngülerinde belirlenen daha yapısal eksiklikleri gidererek orta vadede bankaların dayanıklılığını artırma ihtiyacını gözden kaçırmamalıdır.

Birkaç yıldır bankaların iç yönetişimdeki, özellikle de yönetim organlarının işleyişindeki zayıflıklarına dikkat çekiyoruz. Bankalar ayrıca risk verilerinin toplanması ve raporlama yetenekleriyle ilgili uzun süredir devam eden sorunları tam olarak ele almakta da başarısız oldu. Genel olarak yavaş ilerlemeleri göz önüne alındığında, bankalarımızın çoğu, diğer alanlarda risk profilleri iyileşse de, yıllık Denetleyici İnceleme ve Değerlendirme Süreçlerinde kurumsal yönetişim açısından düşük puan almaya devam etmiştir. Denetleyicilerimiz, net iyileştirme son tarihlerine sahip niteliksel önlemler yayınlamaktan, bu son tarihlere uyulmadığı takdirde sermaye eklentileri veya periyodik ceza ödemeleri uygulamaya kadar uzanan tüm araç setini uygulayacaklardır.

Bankaların iklim ve çevre (Climate and Environmental-C&E) risk yönetimi uygulamalarına ilişkin denetim beklentilerimize uyumunu teşvik etmek amacıyla 2024 yılı sonuna kadar yaptırım önlemleri uygulamaya başladık. Bazı bankalar, iklim ve çevre risklerinin banka faaliyetleri üzerindeki etkisinin önemlilik değerlendirmesine odaklanan Mart 2023 tarihli ilk ara son tarihimize uymadı. Bu tür bankalar için, belirli bir tarihe kadar şartlara uymamaları halinde periyodik ceza ödemeleri öngören bağlayıcı denetim kurulu kararları yayınladık.

Bankalara yönelik uygulama sürelerimizin geri kalanında da benzer bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Dijitalleşme eğilimleri, bankaların operasyonel dayanıklılık çerçevelerini de etkiliyor, çünkü bankalar bir avuç -bazı durumlarda büyük- üçüncü taraf hizmet sağlayıcılara daha bağımlı hale geliyor. Son aylarda bankalar tarafından bildirilen siber olayların sayısının artması, artan jeopolitik gerilimler göz önüne alındığında ek bir zorluk teşkil ediyor. Bu nedenle bankaların dış kaynak kullanımı düzenlemeleri ve siber güvenlik yönetimindeki eksiklikleri tespit etmeye ve değerlendirmeye devam edeceğiz ve 2024 yılında sistem çapında bir siber dayanıklılık stres testi gerçekleştireceğiz.

Daha etkin ve risk odaklı bir denetime doğru

Avrupa bankacılık denetimi daha olgun bir aşamaya girerken, risk temelli, çevik ve etkin denetim yaklaşımımızı giderek geliştiriyoruz. 2023’te açık bir risk tolerans çerçevesinin (risk tolerance framework-RTF) uygulamaya konması bu yönde atılmış önemli bir adımdı. Çerçeve, Yeknesak Denetim Mekanizması (Single Supervisory Mechanism-SSM) denetim önceliklerinde yer alan yukarıdan aşağıya rehberlik ile bunların her bir banka için ilgisine ilişkin aşağıdan yukarıya değerlendirmeleri birleştirerek, her bir risk konusu için kuruma özgü risk tolerans seviyelerini tanımlar. Denetleyicilerimize, faaliyetlerini bankaların bireysel durumuna göre ayarlama ve söz konusu bankanın temel önceliklerini ve zayıf noktalarını ele almaya daha fazla zaman ayırma yetkisi verir.

Her yıl önceliklerimizi ana hatlarıyla belirleyip belirterek, etkili ve tutarlı denetimi teşvik ediyor ve kaynaklarımızın verimli şekilde kullanılmasını teşvik ediyoruz. Aynı zamanda bankalara yönelik denetim beklentilerimizi açıklığa kavuşturuyor ve ulusal denetleyicilerin doğrudan denetledikleri bankalar için kendi önceliklerini belirlemelerine yardımcı oluyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Avrupa bankacılık sektörü genel olarak iyi durumdadır. Bankaların bizzat aldıkları önlemlerin yanı sıra, bankaların Avrupa ekonomisinin sağlıklı bir temel taşı olarak kalmasını sağlamaya yönelik denetleyici rehberlik ve tedbirlerle önceliklerimizi takip ederek sektörün dayanıklılığının daha da güçlendirilmesine yardımcı olabiliriz.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.