Bir Bankanın Birleşme Öncesindeki Suçlardan Birleşme Sonrasındaki Sorumluluğu [Hindistan Deneyimi]*

Bu ayın (2023) başlarında, Yüksek Mahkeme (Supreme Court), Religare Finvest Limited – Delhi NCT Eyaleti (2023INSC819) davasında[1], bir birleşmede devralan bankanın (transferee bank), iki kuruluşun birleşme öncesinde devreden bankanın (transferor bank) yetkilileri tarafından işlenen suçlar nedeniyle kurumsal cezai sorumluluk (corporate criminal liability) ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği sorusunu değerlendirdi. Mahkeme, davanın belirli olay ve koşullarını göz önünde bulundurarak buna olumsuz yanıt verdi.

1. Hadisenin Arka Planı ve Mahkeme Kararı

Religare Finvest Limited (RFL), toplam 791 milyar INR’nin (Hindistan rupisi) geri alınması için eski Laxmi Vilas Bank’a (LVB) karşı ticari dava açmıştı. Daha sonra Eylül 2018’de RFL, LVB’nin bazı yetkililerinin, RHC Holding Pvt. Ltd. ve Ranchem Pvt. Ltd. unvanlı iki şirketle, RFL tarafından LVB’ye sağlanan mevcut mevduatı kötüye kullanmak (misappropriate fixed deposits) için komplo kurduğunu iddia eden bir suç duyurusunda (criminal complaint) bulundu. LVB’nin bazı görevlilerine karşı suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, bankacılık şirketinin kendisi sanık olarak suçlanmadı. Kasım 2020’de, LVB’nin istikrarsız finansal durumu nedeniyle Hindistan Merkez Bankası (Reserve Bank of India-RBI), 1949 tarihli Bankacılık Düzenleme Yasası’nın (Banking Regulation Act) 45(2) no.lu maddesi uyarınca bankaya moratoryum uyguladı ve ardından aynı yasa kapsamında LVB’nin DBS Bank India Limited ile zorunlu bir birleşmesini gerçekleştirdi. Birleşme (amalgamation) kapsamında eski LVB’nin faaliyetleri DBS tarafından devralındı ve ardından LVB’nin tüzel kişiliği sona erdi.

Daha sonra Şubat 2021’de, LVB’nin yanı sıra RHC Holding ve Ranchem’in eski yetkilileri ile birlikte DBS’nin cezai işlemlere dâhil edildiği yönünde ek bir suçlama dosyası sunuldu. Bundan mağdur olan DBS, kendisine yönelik ek suçlama belgesinin iptali amacıyla Delhi Yüksek Mahkemesi’ne bir dilekçe sundu. Delhi Yüksek Mahkemesi bu talebi yerine getirmeyi reddettiği için DBS, Yüksek Mahkeme’ye itirazda bulundu.

Yüksek Mahkeme birleşme planının hükümlerini inceledi. Madde 3(3), LVB’ye karşı devam eden herhangi bir davanın “yürürlükte kalmayacağını, durdurulmayacağını veya herhangi bir şekilde zarar verici bir şekilde etkilenmeyeceğini, ancak (…) DBS tarafından veya ona karşı kovuşturulacağını ve uygulanacağını” öngörmektedir. Bununla birlikte, daha da önemlisi, anılan madde, birleşmenin belirlenen tarihinden önce LVB’nin bir görevlisi veya çalışanına karşı başlatılan herhangi bir cezai takibatın, sanki LVB feshedilmemiş gibi, bu kişiye karşı kanun çerçevesinde yürütüleceğini açıklığa kavuşturan bir hüküm içeriyordu.

Yüksek Mahkeme, plandaki yukarıda bahsedilen maddenin, esas olarak LVB’nin (finansal istikrarsızlığının bir sonucu olarak) aidatlarının geri alınmasını ve alacaklıların haklarının korunmasını amaçlayan birleşme planı bağlamında yorumlanması gerektiğine hükmetti. Bu nedenle, “hükümde (proviso) direktörlerden ve diğer kişilerden açıkça bahsedilmesinin, kovuşturmaların veya diğer cezai işlemlerin ancak bu ölçüde devam edebileceği anlamına geldiği dikkate alınırsa, olağan manada, cezai sorumluluk ne DBS’ye ne de onun birleşmeden sonra getirilen ve atamaları RBI tarafından onaylanan yöneticilerine atfedilemez.”

Asıl sorumluluk (eğer kanıtlanırsa) yalnızca eski LVB yetkililerine ait olduğundan, Mahkeme LVB’nin DBS ile birleştirilmesinden etkilenmediğini ileri sürmüştür. Buna göre, DBS’nin herhangi bir müdahalesi tespit edilmemiş olduğundan, DBS herhangi bir sorumluluktan muaftır. Mahkemenin yorumu aynı zamanda büyük ölçüde DBS’nin LVB’nin finansal açıdan sürdürülemez hale gelen işlerini etkili bir şekilde kurtardığı birleşme bağlamından da etkilenmiş görünüyor. Kararda ayrıca, “halkın bankacılık sektörüne olan güveninin tehlikede olduğu” ve “DBS’nin LVB yetkililerinin eylemlerinden dolayı kovuşturulmasına izin verilmesinin (…) adaletin gülünçlüğüyle sonuçlanacağı” belirtilmiştir. Bu anlamda, halef bir bankaya sorumluluk yüklemek, beyaz şövalyeleri (DBS gibi) batan bankaları kurtarmaktan caydıracaktır. Bu nedenle Yüksek Mahkeme, DBS aleyhindeki ceza davasını bozmuştur.

2. Analiz ve Sonuç

Yüksek Mahkeme’nin bu davada vardığı sonuç anlaşılır olmakla birlikte, davanın belirli olguları ve koşullarıyla sınırlı olduğundan, kararın emsal değeri tartışmalı olarak sınırlıdır. Birincisi, bu, birleşmesi tipik olarak 2013 tarihli Şirketler Yasası’na (Companies Act) tabi olan diğer şirket türlerinden ziyade, Bankacılık Düzenleme Kanunu kapsamında iki bankanın birleşmesini içeriyordu. Şirketler Yasası’nın 242(3-c) no.lu maddesi uyarınca, “devir tarihinde herhangi bir devreden şirket tarafından veya aleyhine devam eden herhangi bir yasal işlemin devralan şirket tarafından veya aleyhine devam ettirilmesi”, Ulusal Şirketler Hukuku Mahkemesi’nin (National Company Law Tribunal) emriyle belirlenecektir. Bununla birlikte, Bankacılık Düzenleme Kanunu’nun 245(5-e) no.lu maddesi uyarınca, RBI tarafından hazırlanan birleşme planı, devralan bankaya karşı devam eden davaların şekli ve kapsamını sağlayabilir. Bu ayrım biraz önemsizdir, çünkü bankacılık dışı şirketler söz konusu olduğunda bile taraflar, mahkeme tarafından onaylanması halinde devralan şirkete karşı devam eden işlemlerin niteliğini belirleyecek olan yasal işlemlerle ilgilenme şartlarını plan belgesine etkili bir şekilde dâhil edebilirler.

İkincisi, LVB-DBS işleminin rızaya dayalı bir birleşmeden ziyade zorunlu bir birleşme olması oldukça önemli görünüyor. Bunun, Yüksek Mahkeme’nin, Bankacılık Düzenleme Kanunu’ndaki ilgili hükümler ışığında programdaki maddeleri nasıl yorumladığı üzerinde önemli bir etkisi vardı. LVB mevduat sahiplerinin kurtarılması ve Hindistan bankacılık sektörünün güvenilirliğinin korunmasında yer alan kamu yararı unsuru, kurtarıcı devralan kuruluşa yeni yükümlülükler getirilmesine engel teşkil etmektedir. Belki de benzer bir analiz, ister iki banka kuruluşu ister başka şirket olsun, tipik rızaya dayalı birleşme durumunda muhtemelen uygulanamaz.

Üçüncüsü, sorumluluğun zamanlaması büyük önem taşımaktadır. Mevcut davada, birleşmenin yürürlüğe girdiği 27 Kasım 2020 tarihinde[2] LVB’ye karşı RFL tarafından başlatılan herhangi bir ceza davası henüz derdest değildi. Yargılamalar yalnızca LVB’nin çalışanlarına karşıydı. Bu nedenle, (daha önce tartışılan) 3(3) no.lu maddenin ana ucu bile, devralan bankaya, yani DBS’ye karşı yalnızca belirlenen tarihte derdest olan işlemlerin devam edeceğini belirtir. Mevcut davada, DBS aleyhine ilave davalar ancak birleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlatıldığı ve bu tarihten önce LVB aleyhine devam eden bir dava bulunmadığı için, Mahkeme’nin vardığı sonuç biraz daha açıktır. Birleşme sırasında gerçekten de ceza davası devam ediyor olsaydı, sonuç bu kadar net olmayabilirdi.

Son olarak, mevcut dava, devralan şirkete sorumluluk yükleme yükünün haklı olarak yüksek olduğu bir ceza yargılamasını içermektedir. Ancak söz konusu yargılamanın hukuki sorumluluğa yol açması durumunda senaryo tamamen benzer olmayabilir.

[1] < https://main.sci.gov.in/supremecourt/2023/16998/16998_2023_8_1501_46789_Judgement_11-Sep-2023.pdf >

[2] < https://www.dbs.com/newsroom/Amalgamation_of_Lakshmi_Vilas_Bank_with_DBS_Bank_India_Limited#:~:text=The%20scheme%20of%20amalgamation%20is,effect%20on%2027%20November%202020. >

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.