

Bazı çevrelerde, blok zinciri teknolojisi (blockchain technology) bir tür Kutsal Kâse (Holy Grail) olarak görülmektedir. Geleneksel hukuk sisteminden tamamen kopuk ve ona alternatif bir ortam hakkındaki romantik vizyonların dışında, merkezi olmayan bir muhasebe defteri, yabancılarla işlem yapmanın maliyetini düşürmek ve daha sorunsuz ve verimli bir küresel ekonominin yolunu açmak için büyük bir vaat taşımaktadır. Temel Coase teoremine[1] dayanarak, merkezi olmayan bir karar alma mekanizması olarak blok zincirinin merkezi düzenlemeden daha iyi performans göstermesi ve potansiyel olarak önemli verimlilik iyileştirmelerine yol açması beklenmektedir. Buna ek olarak, mülkiyet hakları tahsisini geliştirme ve işlem maliyetlerini en aza indirme kapasitesine sahiptir.
Ancak yeni bir makalede, blok zinciri teknolojisine ilişkin bu coşkulu beklentilerin çoğunun abartılı olabileceği gösterilmiştir. Makalede, blok zincirinin, âdemi merkezi kullanıcıların etkili bir şekilde yönetemeyeceği çeşitli yeni dışsallıklar getirdiği ve bu yenilikçi ekosistem içinde tam özerklik ve öz düzenleme kavramına meydan okuduğu gösterilmektedir. Blok zinciri, teknolojisinin âdemi merkezi özelliğine ve verimlilik hedeflerine rağmen, dışsallıkları doğal olarak ortadan kaldırmaz, ancak bunları yeni yollarla yeniden dağıtır ve tüm katılımcılar tarafından dikkatlice yönetilmesi gereken, birbirine bağlı riskler ve faydalardan oluşan karmaşık bir ağ oluşturur.
Bunun kritik bir örneği, enerji yoğun madencilik süreciyle bağlantılı çevresel dışsallıktır (environmental externality linked to the energy-intensive mining process) ve sürdürülebilirlik ve blok zincirinin enerji tüketiminin gezegenimiz üzerindeki uzun vadeli etkisi hakkında önemli sorular ortaya çıkarmaktadır. Dahası, özellikle düzenleyici belirsizliklerin ve güvenlik endişelerinin büyük olduğu kripto para birimi ekonomisinde belirgin olan, blok zinciri işlemlerine katılım ile ilişkili operasyonel ve yasal risklerden kaynaklanan acil dışsallıklar vardır ve sistemin istikrarını ve bütünlüğünü sağlamak için sağlam yönetim mekanizmalarına ve yasal kurallara olan ihtiyacı vurgular. Dahası, blok zinciri yönetişimi (blockchain governance) ile ilgili zorluklar bu sorunları daha da kötüleştirebilir. Genel olarak konuşulacak olursa, blok zinciri sözleşmelerinin eksik doğası, verimli işlemleri kolaylaştırma ve dışsallıkları ele alma konusunda hukukun vazgeçilmez rolünün altını çizer.
İleriye dönük olarak, düzenleyici müdahaleler, blok zinciri teknolojisinin dinamik ve gelişen doğasını ve geliştirilmesi ve uygulanmasında yer alan çeşitli paydaşları kabul ederek, inovasyonu beslemek ve olumsuz etkilere karşı koruma sağlamak arasında hassas bir denge sağlamalıdır. Anılan makalede, politika yapıcıların bu karmaşık manzarada gezinmesine rehberlik etmek için bir dizi düzenleyici ilke önerilmekte ve blok zinciri etkileşimlerinin benzersiz özelliklerini dikkate alan özel yaklaşımların önemi vurgulanmaktadır.
Mezkûr çalışmada, ayrıca, düzenleyici çerçevenin teknolojik gelişmelerle uyumlu olmasını sağlamak, ortak endişeleri ele almaya ve blok zinciri yönetişiminde en iyi uygulamaları teşvik etmeye yardımcı olabilecek bir işbirliği ve bilgi paylaşımı kültürü geliştirmek için paydaşlar arasında devam eden diyalog ve iş birliğinin önemi vurgulanmaktadır. Blok zinciri ekonominin çeşitli sektörlerini etkilemeye devam ederken, düzenleyici çabaların ortaya çıkan zorluklara ve fırsatlara uyarlanabilir ve duyarlı olması hayati önem taşımaktadır.
Temel olarak, yasalar, blok zinciri teknolojisinin tüm potansiyelini açığa çıkarırken toplumsal maliyetlerini azaltmada eksik parça olarak hizmet eder. Politika yapıcılar, düzenlemeye yönelik pragmatik ve ayrıntılı bir yaklaşımı benimseyerek, blok zinciri ekosisteminde inovasyona, verimliliğe ve toplumsal refaha elverişli bir ortam yaratabilirler.
[1] Çevirenin Notu: Ronald Coase tarafından 1960 yılında geliştirilen ve “Coase teoremi” olarak bilinen teoreme göre, dışsal ekonomilerde mülkiyet hakları tesis edilirse mübadele maliyetinin sıfır olması koşuluyla taraflardan biri diğerinin zararını karşılayarak toplumsal optimuma ulaşılır ve ekonomik etkinlik sağlanır. Yani bu teoreme göre dışsallıkların tarafların karşılıklı anlaşması veya olumsuz dışsallık yayan tarafın zarara uğrayan tarafa tazminat ödemesi yoluyla çözülebileceği ileri sürülmektedir. Dışsallıkların çözümünde piyasa çözümü olarak da bilinen Coase teoreminde Pigou vergisinde olduğu gibi devlet müdahalesine gerek yoktur. Taraflar karşılıklı anlaşma yaparak dışsallık sonucu oluşan zararı karşılıklı anlaşmayla devlet müdahalesi olmadan çözebilmektedir.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
