Ceza Bölgeleri ve Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları*

Sürdürülebilirlik standartları (sustainability standards), şirketlerin karmaşık sürdürülebilirlik ortamında yön bulmalarına yardımcı olacak önemli araçlar olarak giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu standartlar, şirketlerin sosyal ve çevresel zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olur ve paydaşlara doğru şeyi yaptıklarına dair güvenilir sinyaller vererek piyasanın bu şirketleri ödüllendirmesi için potansiyel fırsatlar yaratır.

Peki, şirketler birden fazla standardı benimsediğinde gerçekte ne olur? Şirketlerin sürdürülebilirliği ve piyasa performansı iyileşmeye devam ediyor mu? Şart değildir. Nicole Darnall, Kostas Iatridis, Effie Kesidou ve Annie Snelson-Powell tarafından yapılan bir araştırmada, birden fazla sürdürülebilirlik standardı benimsemenin “fazlasıyla iyi bir şey” (too-much-of-a-good-thing) haline geldiği gösterilmektedir.

1. Sürdürülebilirlik standartları her zaman karşılığını vermez

Söz konusu çalışmada, sürdürülebilirlik standartlarının sürekli benimsenmesinin her zaman firma performansında sürekli iyileşmeye yol açtığı varsayımına meydan okunuyor. Araştırmanın temelindeki dayanak, sürdürülebilirlik standartlarının, firmaların sürdürülebilirliğe olan bağlılıklarını iletmelerine ve sürdürülebilirlik faaliyetlerini piyasa katılımcılarına sergilemelerine olanak tanıyan güçlü sinyaller olarak hizmet etmesidir. Ancak, makalede, firmaların sürdürülebilirlik fayda ve maliyetine ilişkin piyasa sinyallerinin doğası gereği kesin olmadığı ileri sürülmektedir.

On yıl boyunca halka açık bin 600 şirket incelendikten sonra, piyasanın birden fazla sürdürülebilirlik standardını benimseyen ve sürdürülebilirlik performanslarını artıran şirketleri ödüllendirdiği gösteriliyor. Ancak iki sürdürülebilirlik standardının benimsenmesinden sonra, şirketlerin performansı artsa bile bu ödüller düşüyor. Piyasalardaki düşüşler yanlış bilgilendirmeden kaynaklanmaktadır. Yatırımcılar, sürdürülebilirlik standartlarını uygulayan ve sürdüren şirketlerin maliyetlerini abartma eğilimindeyken, aynı zamanda şirketlerin standartların benimsenmesinden elde edeceği faydaları da hafife alıyor. Yatırımcılar, şirketlerin kaynaklarını çok zayıf bir şekilde dağıttıklarından endişe ediyor. Sonuç olarak, sürdürülebilirlik standartlarının sürekli benimsenmesi bir noktadan sonra ödül yerine finansal cezalarla karşılanmaktadır.

2. Sürdürülebilirlik standartları her zaman sürdürülebilirlik sonuçlarını iyileştirmez

Mezkûr araştırmada ayrıca belli bir noktadan sonra üçten fazla sürdürülebilirlik standardının benimsenmesinin şirketlerin sürdürülebilirlik performansında bozulmaya yol açtığı ortaya konulmuştur. Makale yazarları, bunun, ilave sürdürülebilirlik standartlarının yönetsel yükleri, gecikmeleri ve eğitim, sertifikasyon ve denetimler ile ilgili maliyetleri de artırmasından kaynaklandığına inanmaktadırlar. Ayrıca değerli kaynakları sürdürülebilirlik uygulamalarının etkili bir şekilde uygulanmasından uzaklaştırır ve böylece şirketin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma becerisini engeller.

3. Ceza bölgesi

“Ceza bölgesi” (penalty zone), piyasaların yanlış bilgilendirilmesi nedeniyle ortaya çıkar ki; burası, sürdürülebilirlik performansı iyileşmeye devam etse bile firmanın piyasa değerinin düştüğü yerdir. Bu bölgede, sürdürülebilirlik standartlarını sürekli olarak benimseyen şirketler, daha fazla sürdürülebilirlik iyileştirmesi yapılması potansiyeline rağmen yatırımcılardan cezalarla karşı karşıya kalır. Bu, getirilerin azaldığı bir noktaya gelindiğini ve standartların sürekli olarak benimsenmesinin önce finansal performans, ardından sürdürülebilirlik performansı açısından verimsiz hale geldiğini gösterir.

Böyle bir ceza bölgesinin belirlenmesi, sürdürülebilirlik standartlarının benimsenmesinde “fazlasıyla iyi bir şey” olgusunun ve standartların benimsenmesinde doğru dengeyi ve stratejik yaklaşımı bulmanın öneminin altını çizer. Sürdürülebilirlik standartlarının erken benimsenmesi ve entegrasyonu olumlu sonuçlar doğurabilir ve sürdürülebilirlik performansını artırabilirken, ilave standartların artık orantılı fayda sağlayamayacağı ve finansal performansı potansiyel olarak engelleyebileceği bir nokta vardır.

4. Paydaşlar için çıkarımlar

Araştırma bulgularının şirketler, yatırımcılar ve politika yapıcılar için önemli çıkarımları bulunmaktadır. Buna göre, şirketlerin benimsedikleri ilave her sürdürülebilirlik standardı ile ilgili fayda ve dezavantajları dikkatle değerlendirmeleri ve yatırımcıların potansiyel tepkilerini dikkate almaları gerekir. Standartların benimsenmesi yoluyla uygunluğun gösterilmesi ile olası cezalardan kaçınmak arasında bir denge kurmak, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve finansal başarı açısından hayati önem taşır.

Yatırımcılar için sürdürülebilirliğe daha bütünsel ve uzun vadeli bir bakış açısı esastır. Yalnızca kısa vadeli kaygılarla hareket etmek yerine, sürdürülebilir standartların benimsenmesinin daha geniş etkilerini ve faydalarını dikkate almak, sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu, daha bilinçli yatırım kararlarına yol açabilir. Yatırımcıların olumlu çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim performansıyla bağlantılı getiriler aradığı ‘ESG[1] yatırımına’ yönelik mevcut değişimler göz önüne alındığında, bu çıkarımlar özellikle dikkat çekicidir.

Politika yapıcılar, şirketleri optimum sayıda sürdürülebilirlik standardı benimsemeye teşvik eden ve destekleyen politikalar oluşturarak da bu bulgulardan yararlanabilirler. Bu, erken benimsemenin yararları konusunda rehberlik sağlamayı, sürdürülebilirlik performansı için ölçütler belirlemeyi ve ceza bölgelerinin varlığını kabul ederken sürekli iyileştirmeyi teşvik eden bir ortamı özendirmeyi de içerir.

5. Toplum ve çevre için çıkarımlar

Son olarak, bu araştırmanın, özellikle toplumsal eşitsizliğin arttığı ve iklim krizinin etkilerinin arttığı bu dönemde, hem toplum hem de çevre için kayda değer sonuçları mevcuttur. Söz konusu çalışmada, firmaların finansal motivasyonlarının (isteklendirmelerinin), sürdürülebilirlik performansını optimize edecek düzeyde standartları benimsemekten geri durmalarına, bunun yerine daha az standartla temkinli yatırımlar yapmayı tercih etmelerine yol açtığı keşfedilmiştir. Bu davranış, hızla artan çevresel ve sosyal zorluklara karşı daha iddialı kurumsal tepkileri engelleyen bir frenleme etkisi yaratır.

Araştırmanın, sürdürülebilirlik standartlarının sürekli benimsenmesi, finansal performans ve sürdürülebilirlik sonuçları arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutacağı umulmakta olup; çalışmayla ceza bölgeleri açığa çıkarılarak ve standartların sürekli benimsenmesiyle ilişkili azalan getiriler vurgulanarak, standartların benimsenmesi ve uygulanması konusunda daha incelikli bir anlayışa katkıda bulunulmuştur. Bu anlayış, sürdürülebilirlik beklentilerinin geliştiği bir çağda karar alma süreçlerini bilgilendirebilir, stratejik planlamaya rehberlik edebilir ve daha etkili ve sürdürülebilir iş uygulamalarını teşvik edebilir.

[1] ESG: [environmental, social, and governance; çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim]

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.