Ceza Sorumluluğu

Giriş

Ceza sorumluluğu (Criminal liability), suç işleyen bir fiil işlediğinin anlaşılması halinde, bireyleri eylemlerinden veya ihmallerinden sorumlu tutan hukuki bir kavramdır. Cezai sorumluluk, bir sözleşmenin ihlaline veya haksız fiile (breach of a contract or tort) dayanan hukuki sorumluluktan farklıdır. Bir kişinin cezai açıdan sorumlu sayılabilmesi için kasıtlı veya ihmalkâr bir şekilde hareket etmesi ve dolayısıyla hem bir fiilin hem de iradenin [both an actus reus and mens rea] bulunması gerekir.

Cezai sorumluluk, geniş kapsamlı hukuki sonuçları olabilecek karmaşık bir kavramdır. Bu makalede cezai sorumluluk kavramı, onun çeşitli biçimleri ve bundan kaynaklanabilecek hukuki sonuçlar ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

1. Ceza Hukukunun Genel İlkeleri

Hukuki düstur olan “suç (işleme) iradesi olmadığı sürece bir eylem kişiyi suçlu yapmaz” [actus non facit reum, nisi mens sit rea], cezai sorumluluğun temel taşıdır ve suçun yalnızca bir eyleme dayalı olarak tespit edilemeyeceğini, buna “irade” [mens rea] olarak bilinen suçluluk halinin de eşlik etmesi gerektiğini vurgular.

1.1. Suç fiili/eylemi

Actus reus, cezai sorumlulukta temel bir kavramdır ve genellikle “suç içeren eylem” (guilty act) olarak anılır. Bu Latince terim, ceza gerektiren bir suçun dışsal veya nesnel bileşenini kapsar. Esas olarak, yasada tanımlandığı şekliyle, suçun fiziksel yönlerini oluşturan eylem veya ihmal ile ilgilidir.

1.2. İrade

Buna karşılık, cezai sorumluluğun bir başka temel ilkesi olan mens rea, “suçlu irade (veya kasıt)” (guilty act) anlamına gelir. Bu Latince ifade, bir bireyin suç teşkil eden bir davranışta bulunma niyetinin zihinsel unsurunu ifade eder. Suç davranışını değerlendirirken zihinsel durum çok önemli bir bileşendir.

Bu nedenle mens rea, suçun işlenmesinin ardındaki itici güç görevi görmektedir. Bireyin bilişsel durumunu ve eylemlerinin yanlış doğası hakkındaki farkındalığını yansıtır.

2. Kanıt Yükü

Yasal işlemlerde ispat yükü, mahkemede bir olguyu ortaya koymak için gereken standardı belirler. Ceza davalarında, savcılık suçu makul şüphenin ötesinde kanıtlamak zorundadır; hukuk davalarında ise delillerin üstünlüğüyle kanıt talep edilir.

Bu yük iki yönden teşekkül eder: Kanıt sunma gibi yapıt/eser yükü (burden of production) ve gerçekleri bulan kişiyi ikna etme gibi ikna etme yükü. Açık ve ikna edici deliller, olası neden, makul şüphe ve daha fazlası gibi her biri belirli hukuki bağlamlara göre uyarlanmış çeşitli standartlar mevcuttur.

Bu standartlar, ispat yükünü davanın niteliğine ve yargı yetkisine uygun hale getirerek hukuki sonuçlarda adaleti ve doğruluğu sağlar.

2.1. Muafiyet

Cezai sorumluluk hukuku, bir kişinin suç teşkil eden bir eylemde bulunmasına rağmen bundan sorumlu tutulmaması gereken durumları kabul eder. Bu, zihinsel yetersizlik (mental incapacity) nedeniyle cezai suç için gereken kusurluluğu taşımayan kişileri de kapsamaktadır.

Belirli cezai sorumluluklardan muaf tutulan bir diğer grup ise reşit olmayanlardır (minors). Bunun altında yatan mantık, bu kişilerin kendilerini suçtan sorumlu tutmanın adil olması için gerekli kastı (intent) oluşturamamalarıdır. Esas itibarıyla eylemlerinden sorumludurlar ancak gerekli niyet standardını sağlayamamaları nedeniyle hukuki olarak sorumlu değildirler.

2.2. Korunmalar

2.2.1. Güç kullanma (force): Bireyler kendilerini ani fiziksel yaralanmalardan korumak için güç, hatta ölümcül güç kullanabilirler, ancak kullanılan güç miktarı karşılaştıkları tehditlerle orantılı olmalıdır. Makul bir savunma, kullanılan gücün makul olması durumunda geçerli olurken, kusurlu bir savunma, kişinin ölümcül bir tehdit karşısında mantıksız bir inanca sahip olduğunu göstererek niyeti boşa çıkarabilir.

2.2.2. Gereklilik (necessity): Bu savunma, bir kişinin acil bir durumda daha fazla ciddi zararı önlemek amacıyla yasa dışı hareket etmesi durumunda ileri sürülebilir. Tehdit var, alternatif yoksa yaptıklarının vereceği zarar olması gerekenden fazla olmamalı ve tehlikeli durumun yaratılmasından da sorumlu tutulmamalıdır.

2.2.3. Delilik hali (insanity): Sanığın delilik nedeniyle suçlu olup olmadığını belirlemek için farklı testler kullanılır. Bunlar arasında M’Naghten yasası (doğruyu yanlışı ayırt edememe), karşı konulamaz duygusal deneyler (akıl hastalığı nedeniyle kontrol kaybı), Durham yasası (demans nedeniyle suçluluk) ve Model Ceza Yasası (ehliyetsizlik ve cezai davranış) yer almaktadır.

2.2.4. Sarhoşluk hali (intoxication): Alkol, sanığın eylemlerinin niteliğini veya eylemlerinin uygunsuz olup olmadığını duymasının sonuçlarını kavramasını engellemesine neden olabilir. Ancak bu savunmanın kullanımı sınırlıdır ve genellikle konvansiyonel suçlara uygulanmaz.

2.2.5. Rıza (consent), özellikle fiziksel temas sporlarında, fiziksel yaralanma durumlarında bir savunma olabilir. Genellikle ciddi bedensel yaralanma olduğunda geçerli değildir; mağdurun rıza gösterdiği faaliyetin niteliği göz önüne alındığında, yaralanmanın makul bir şekilde öngörülmesi gerekir ve zarar gören taraf da kendisini rızadan korumak için iletişimden yararlanabilir.

2.2.6. Zorlama/Cebir (coercion), başka bir kişinin tehditle veya fiziksel güç kullanarak sanığa suç işlemesi için baskı yapması durumunda ortaya çıkabilir. Sanığın ciddi bedensel zarara ilişkin inandırıcı bir tehditle karşı karşıya olması, tehdidin gerçekleştirileceğine inanması, başka bir başvuru yolunun bulunmaması veya başka bir başvuru yolunun cinayet vakasında genellikle konuyla ilgisi olmaması gerekir.

3. Yargı Yetkisi

Ceza sorumluluğu yargı yetkisine ve işlenen suçun türüne göre değişmektedir. Örneğin, bazı devletler belirli eylemleri ağır suç olarak kabul ederken, diğer devletler bunları bu şekilde tanımayabilir. Bu nedenle ceza hukuku söz konusu olduğunda yetki alanındaki farklılıkları anlamak önemlidir.

Buna ek olarak, farklı suç türleri denetimli serbestlik veya kamu hizmeti ile sonuçlanabilecek kabahatlerden, bazı yargı bölgelerinde hapis cezasına ve hatta ölüm cezasına yol açabilecek ağır suçlara kadar farklı ceza düzeylerine sahiptir.

4. Cezai Sorumluluk Türleri

Bir suçla suçlananlar, her biri kendi sonuçlarını taşıdığından, kendi davalarına uygulanabilecek çeşitli cezai sorumluluk türlerinin farkında olmalıdır.

4.1. Kusursuz sorumluluk [strict liability]

İlk tür, herhangi bir ayıplı davranışı kanıtlamaya gerek kalmadan bir kişinin bir suç işlemekten sorumlu tutulabileceği kesin sorumluluktur. Küçüklere (minors) alkol satışını düzenleyen yasalar buna bir örnektir. Örneğin, satıcı müşterinin yaşının farkında olmasa bile yine de yasal işlemle karşı karşıya kalabilir.

4.2. İhmal [negligence]

İhmal, kasıt gerektirmeyen ancak sanığın eylemlerinin yasa dışı olduğunun veya başkaları için risk oluşturduğunun farkında olup olmadığına odaklanan başka bir biçimdir. Örneğin, tehlikeli maddelerin güvenliğinin sağlanamaması, bazı durumlarda, arkasında kötü bir niyet olmasa bile cezai yaptırımlara yol açabilir.

Kasıt, birisinin kasten ve bilerek yasayı kötü niyetle ihlal ettiğinin veya başkalarının güvenliğini ve refahını göz ardı ettiğinin kanıtını gerektirir. Bu, birisinin eylemleriyle zarar verme niyetinde olduğuna dair açık delillerin bulunduğu kundakçılık veya cinayeti içerebilir.

6. Dolaylı Cezai Sorumluluk [vicarious criminal responsibility]

Son olarak, dolaylı cezai sorumluluk, belirli yargı bölgelerinde bir kişinin diğerinin eylemlerinden sorumlu tutulması durumunda ortaya çıkar; genellikle bir işveren, çalışanlarını iş görevlerini yerine getirirken kanunları çiğnemekten koruma görevini yerine getirmediğinde ortaya çıkar. Ebeveyn sorumluluğu, yargı yetkisine ve her davada yer alan koşullara bağlı olarak dolaylı cezai sorumluluk olarak da nitelendirilebilir.

Cezai sorumlulukların bu farklı biçimleri hakkında kişinin kendini eğitmesi, bireylerin yasa kapsamındaki hakları konusunda daha fazla bilgi sahibi olmalarına ve gerektiğinde yetkililer tarafından belirlenen sınırlara saygı göstererek toplum içinde daha iyi kararlar almalarına yardımcı olabilir.

6. Cezai Sorumluluk ve Akıl/Ruh Sağlığı [criminal liability and mental health]

Cezai sorumluluk söz konusu olduğunda ruh sağlığı davaların sonucunu büyük ölçüde etkiler. Delilik ilkesi genellikle ceza davalarında bir savunma olarak kullanılır ki; bu, bir kişinin akıl hastalığı veya iş göremezlik nedeniyle eylemlerinin haksızlığını anlayamaması durumunda cezai olarak sorumlu tutulamayacağı fikridir. Bunu kanıtlamak zor olabilir ve mahkemede uzman psikiyatrik ifade gerektirebilir.

Ruh sağlığı sorunları da bazı yargı bölgelerinde cezaların ağırlığını artırabilir. Örneğin, teşhis edilmemiş bir akıl hastalığı olan bir kişi, hapsedildiği süre boyunca durumu için tedavi alamayabilir, bu da daha fazla komplikasyona ve hem kendisi hem de başkaları için potansiyel zarara yol açabilir. Bazı durumlarda, bir kişinin akıl sağlığı durumu, bu tür koşulları olmayanlara göre daha uzun cezalara bile yol açabilir.

Buna yanıt olarak birçok ülke, suç işleyen, akıl sağlığı sorunları olan kişiler için alternatif cezalandırma programları uygulamaya başlamışlardır. Bu programlar, bireylere hapsedilme yerine gerekli tedaviyi ve kaynakları sağlayarak, hapis cezası ile ilişkili potansiyel olarak zararlı uzun vadeli sonuçlardan kaçınarak kendi ayakları üzerinde durmalarına yardımcı olur. Bu tür programlar aynı zamanda ruhsal hastalıklardan mustarip olan kişilere ihtiyaç duydukları desteği sağlayarak tekrar suç işleme oranlarının azaltılmasına da yardımcı olabilir, böylece gelecekte yeniden suç işleme olasılıkları azalır.

7. Cezai Sorumluluğun Hukuki Sonuçları

Cezai sorumluluğun hukuki sonuçları ağır ve geniş kapsamlı olabilir. Suçun türüne ve ciddiyetine bağlı olarak cezalar para cezasından hapis cezasına kadar değişebilir.

Daha ciddi suçlar içeren davalarda ömür boyu hapis ve hatta ölüm cezası (life imprisonment or even the death penalty) gibi daha ağır cezalar verilebilir.

Hapis cezasının yanı sıra, bir suçtan hüküm giymiş bir kişi, ehliyetinin iptal edilmesi veya işini kaybetme (revocation of license or loss of job) gibi mesleki sonuçlarla da karşı karşıya kalabilir (face professional consequences).

Bir suçtan hüküm giymiş kişiler, yasa dışı yollardan elde edilen mülk veya varlıkları kaybetmek (forfeit property or assets) zorunda kalabilir. Buna, suç faaliyetlerinden elde edilen para ve suçun işlenmesinde kullanılan diğer maddi öğeler de dâhildir.

Ayrıca, bir suçtan dolayı mahkûmiyet (conviction for a crime), kalıcı bir sabıka kaydının (permanent criminal record) oluşmasına neden olabilir ve bu da gelecekteki istihdam fırsatlarını ve belirli devlet yardımlarından yararlanma hakkını olumsuz yönde etkileyebilir.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.