Çin-Türkiye Ekonomik Ekseninde Finansal Diplomasinin Hukuki İzlekleri Üzerine

Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye ilişkilerinin son on yıldaki gelişimi, küresel entegrasyon stratejisinin giderek hukuki bir zemine oturduğunu göstermektedir. Başlangıçta daha çok stratejik ve sembolik düzeyde ifade bulan bu yönelim, 2016 yılında Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative – BRI) çerçevesinde Türkiye’nin “Orta Koridor”daki rolünün uluslararası platformlarda öne çıkarılmasıyla belirginleşmiş; dokuz yıl sonra ise somut hukuki düzenlemelerle kurumsallaşma aşamasına ulaşmıştır.

Türkiye’nin dış ekonomik politikasında 2025 yılının son ayları, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde hukuki düzenlemeler üzerinden yeni bir kurumsal çerçevenin oluştuğu dönem olarak dikkat çekmiştir. 22 Aralık 2025 tarihinde TBMM tarafından onaylanan Hong Kong Özel İdari Bölgesi ile Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma (YKTKA), 26 Aralık’ta yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve 2 Ocak 2026’da uygulamaya giren tek taraflı vize muafiyeti, ayrı ayrı değerlendirildiğinde teknik nitelikli düzenlemeler olarak görülebilir. Ancak birlikte ele alındığında, Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin hukuki altyapısında bütüncül bir yeniden yapılanma eğilimini ortaya koymaktadır.

Bu düzenlemeler, 2024 yılı Dış Ticaret İstatistikleri’nde kaydedilen; 44,9 milyar dolarlık ithalat ve 3,4 milyar dolarlık ihracat rakamlarıyla ortaya çıkan Türkiye-Çin ticaretindeki asimetrik yapıya yönelik hukuki bir karşılık niteliği taşımaktadır. Hukuki çerçevenin gelişimi, yalnızca ticaret açığının daraltılmasına yönelik bir girişim olarak değil; sermaye hareketlerinin, finansal araçların ve yatırım güvencelerinin eşgüdümlü biçimde düzenlenmesi yoluyla yeni bir ekonomik diplomasi modelinin inşasına yönelik stratejik bir çerçeve olarak okunabilir.

Hong Kong YKTKA: Çin’in Özel İdari Bölgesi Üzerinden Hukuki ve Kurumsal Entegrasyon

1 Haziran 2023’te Ankara’da ve 31 Ekim 2023’te Hong Kong’da imzalanan Hong Kong Özel İdari Bölgesi ile Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma, 22 Aralık 2025’te TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.[1]

Hong Kong, 1997’den bu yana Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası olmakla birlikte, “Bir Ülke, İki Sistem” (One Country, Two Systems) anayasal formülü çerçevesinde sui generis bir hukuki statüye sahip. Bu statü, Hong Kong’a anakaradan bağımsız bir common law hukuk sistemi, özerk bir yargı düzeni, ayrı bir vergi rejimi ve en önemlisi uluslararası tahkim mekanizmalarına tam uyum sağlayan bir hukuki altyapı sunuyor. Türkiye’nin doğrudan Çin anakarası yerine Hong Kong Özel İdari Bölgesi ile YKTKA imzalaması, birkaç stratejik avantaj taşımaktadır:

Common Law Geleneğinin Güvencesi: Hong Kong hukuk sistemi, 1997 öncesi İngiliz sömürge mirası olarak Anglo-Sakson common law geleneğine dayanıyor. Türk yatırımcılar açısından, anakaradaki Çin hukuk sisteminin civil law ile sosyalist hukuk anlayışının sentezinden oluşan karma yapısına kıyasla, Hong Kong hukuku daha tanıdık ve öngörülebilir bir çerçeve sunmaktadır. Hong Kong Uluslararası Tahkim Merkezi (HKIAC), Asya-Pasifik bölgesinde Singapur Uluslararası Tahkim Merkezi (SIAC) ile birlikte en prestijli tahkim kurumlarından biri olarak, Londra (LCIA), Paris (ICC) ve Stockholm (SCC) ile eşdeğer uluslararası standartlara sahip bir konumda yer almaktadır.

Küresel Finans Hub’ı Konumu: Hong Kong, Londra ve New York ile birlikte dünyanın üç büyük finansal merkezinden biri. Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası (HKEX), piyasa kapitalizasyonu açısından dünya sıralamasında ilk beş borsa arasında yer alıyor. Türk şirketleri için, Hong Kong’da kurulan yatırım yapıları (holding, SPV – Special Purpose Vehicle), Asya-Pasifik bölgesindeki kurumsal yatırımcılardan, yatırım fonlarından ve özel sermaye şirketlerinden finansman temin etmeyi kolaylaştırıyor.

Rekabetçi Vergi Rejimi: 24 Eylül 2024 tarihinde Hong Kong’da, Türkiye Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar ile Hong Kong Mali Hizmetler ve Hazine Bakanı Christopher Hui tarafından imzalanan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması, Hong Kong’un iki kademeli kurumlar vergisi rejimiyle (ilk 2 milyon HKD için %8,25; bu tutarın üzerindeki kazançlar için %16,5) birlikte değerlendirildiğinde, Türk yatırımcılar açısından kayda değer bir vergi planlaması imkânı ortaya koymaktadır. Hong Kong’un temettü ve sermaye kazançları üzerinden genel uygulama ile vergi uygulamaması ise, özellikle holding ve yatırım yapılarının kurulması bakımından bölgenin çekiciliğini artıran bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

YKTKA, yatırımların korunması, yatırımcıların adil ve eşit muamele görmesi, yatırımların hukuki güvence altına alınması ile kamulaştırma, tazminat, transferler ve uyuşmazlık çözümüne ilişkin esasları düzenlemektedir. Uyuşmazlık çözümü bakımından YKTKA, hem Bireysel yatırımcı-devlet (Madde 14) hem Akit Taraflar arası (Madde 15) usuller öngörmektedir.

Adil ve Eşit Muamele Standardı (Fair and Equitable Treatment – FET), YKTKA’ların normatif çekirdeğini oluşturan ve yorum bakımından en belirsiz hükümlerden biridir.Yatırımcı-devlet tahkimlerinde (Investor-State Dispute Settlement – ISDS) en sık ileri sürülen ihlal gerekçesi olarak öne çıkan bu standart, tahkim heyetlerinin geniş yorum yetkisi nedeniyle ev sahibi devletin düzenleyici özerkliğini sınırlama potansiyeli taşımaktadır.[2] Uluslararası teamül hukukunda FET’in içeriği tam olarak kristalize olmamış olup, tahkim pratiği bu standardı “yatırımcının meşru beklentilerinin korunması”, “şeffaflık ve öngörülebilirlik”, “yargı sistemine erişim” ve “keyfilik yasağı” gibi alt ilkeler aracılığıyla somutlaştırmaktadır.[3] Türkiye açısından bakıldığında, Hong Kong’lu yatırımcılara tanınan bu koruma, çevre düzenlemeleri, vergi reformları, sektörel teşviklerin geri alınması veya kamu sağlığı tedbirleri gibi kamu politikası önlemlerini tahkim riskine maruz bırakabilir. Örneğin, otomotiv şirketi BYD’nin Türkiye’de yatırım yapmasının ardından elektrikli araçlara yönelik vergi teşviklerinin makroekonomik gerekçelerle değiştirilmesi, yatırımcı tarafından “meşru beklentilerin ihlali” iddiasıyla tahkime taşınabilir. Bu tür ihtimaller, düzenleyici çevrime (regulatory chill) yol açarak kamu yararına yönelik politika değişikliklerinin ertelenmesine neden olabilir.

Modern YKTKA’lar yalnızca doğrudan kamulaştırmayı değil, aynı zamanda “dolaylı kamulaştırma” veya “kamu gücünün kullanımıyla eşdeğer etkili tedbirler” kavramını da kapsamaktadır. Dolaylı kamulaştırma, devletin mülkiyeti resmen devralmaksızın düzenleyici işlemleriyle yatırımın ekonomik değerini önemli ölçüde azaltması veya kullanım imkânını ortadan kaldırması durumlarını ifade eder. Bu kavramın sınırlarının belirsizliği, düzenleyici yetkinin meşru kullanımı ile kamulaştırma arasındaki ayrımı bulanıklaştırmaktadır. Uluslararası tahkim pratiğinde “sole effect doktrini” ile “police powers doktrini” arasında belirgin bir gerilim bulunmaktadır.[4] Sole effect yaklaşımında, devletin amacı ne olursa olsun tedbirin yatırımın değerini ciddi ölçüde azaltması dolaylı kamulaştırma olarak kabul edilebilirken; police powers yaklaşımında kamu sağlığı, çevre koruması veya güvenlik gibi meşru kamu yararı amaçlarıyla alınan tedbirler tazminatsız kamulaştırma olarak değerlendirilmez.[5] Hong Kong YKTKA’sının dolaylı kamulaştırmaya ilişkin hükümlerinin hangi yaklaşımı benimsediği, tahkim heyetlerinin yorumuna bırakılmıştır.

YKTKA’larda en az tartışılan ancak ekonomik kriz dönemlerinde en kritik hale gelen hükümlerden biri, yatırımcıların kazançlarını, temettülerini ve sermayelerini serbestçe transfer edebilme hakkıdır. Bu hüküm, sermaye hesabı liberalizasyonunun hukuki güvencesini ifade etmektedir. Türkiye’nin 2018 Ağustos krizi ve 2023 döviz kuru dalgalanmaları sırasında sermaye çıkışlarını kontrol altına almak amacıyla zorunlu döviz satışı, swap limitleri ve yurt dışı ödeme kısıtlamaları gibi tedbirler gündeme gelmiş veya sınırlı ölçüde uygulanmıştır. Hong Kong YKTKA’sının transfer serbestisine ilişkin hükümleri, bu tür tedbirlerin anlaşma ihlali olarak değerlendirilmesi riskini doğurmaktadır. Çoğu YKTKA’da ödemeler dengesi krizleri veya ciddi finansal istikrarsızlık durumlarında geçici sermaye kontrollerine izin veren istisna hükümleri yer almakla birlikte, bu istisnalar dar yorumlanma eğilimindedir. Ayrıca krizin “ciddiyeti”, tedbirlerin “geçiciliği” ve “orantılılığı” gibi kriterler yüksek derecede sübjektif değerlendirmelere tabidir ve tahkim heyetleri tarafından ex post olarak incelenmektedir.

Tahkim Mekanizması: ICSID’siz Uluslararası Yatırım Tahkimi

YKTKA’ların işlevselliğini belirleyen en kritik unsur, yatırımcı-devlet uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin öngörülen tahkim mekanizmasıdır.

Türkiye, 1989 yılında ICSID (Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Merkezi) Konvansiyonu’nu onaylayarak uluslararası yatırım tahkimi sistemine dahil olmuştur. ICSID sistemi, yatırımcılara devletlere karşı doğrudan tahkim başlatma hakkı tanıyan sui generis bir mekanizma niteliğindedir. Konvansiyon’un 54. maddesi, tahkim kararlarının akit devletlerde “kendi mahkemelerinin nihai kararı gibi” doğrudan icra edilebileceğini hüküm altına alır. Bu özellik, ICSID’yi New York Konvansiyonu’na tabi ad hoc tahkimden ayıran temel farklardan biridir; zira New York Konvansiyonu çerçevesinde yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi için ayrı bir dava açılması gerekirken, ICSID kararları teorik olarak doğrudan icra edilebilir.

Bu deneyim ışığında, Hong Kong YKTKA’sında öngörülecek tahkim mekanizması kritik önem taşımaktadır. Türkiye’nin günümüzde tercih ettiği model, genellikle UNCITRAL Tahkim Kuralları çerçevesinde ad hoc tahkim veya Hong Kong Uluslararası Tahkim Merkezi (HKIAC) gibi kurumsal tahkim merkezlerinin kullanılmasıdır.

HKIAC tahkim merkezinin tercih edilmesi, ICSID’ye kıyasla Türkiye açısından bazı prosedürel avantajlar sunmaktadır:

  1. Tenfiz Prosedürü: HKIAC kararlarının icrası için New York Konvansiyonu prosedürü gereklidir. Bu durum, ICSID’nin otomatik tanıma ve icra mekanizmasından farklı olarak, ulusal mahkemelerde tenfiz davası açılmasını ve mahkemelerin kamu düzeni veya tahkim anlaşmasının geçersizliği gibi sebeplerle tanımayı reddetme imkânını içerir.
  2. İptal Mekanizması: ICSID sisteminde kararlar yalnızca sınırlı bir “iptal” (annulment) mekanizmasına tabi iken, ad hoc veya HKIAC tahkiminde kararların tahkim yerinin ulusal mahkemelerinde iptal davasına konu edilmesi mümkündür. Bu durum, devlete ek bir hukuki savunma imkânı sağlar.
  3. Şeffaflık ve Prosedürel Kontrol: UNCITRAL kuralları çerçevesinde taraflar, hakem seçimi, tahkim yeri ve uygulanacak hukuk gibi prosedürel unsurlarda daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması

24 Eylül 2024 tarihinde Hong Kong’da Türkiye Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar ile Hong Kong Mali Hizmetler ve Hazine Bakanı Christopher Hui tarafından imzalanan anlaşma, Türkiye’nin taraf olduğu 102. çifte vergilendirme anlaşmasıdır.[6]  Ancak sayısal bir istatistik olmanın ötesinde, bu anlaşma Hong Kong’un vergi sistemi bağlamında Türkiye açısından yeni fırsatlar ve aynı zamanda belirli riskler doğurmaktadır.

Anlaşma, kâr payı, faiz ve gayrimaddi hak bedelleri üzerinden gelirin elde edildiği ülkenin vergilendirme yetkisini belirli oranlarla sınırlandırmaktadır. Bu düzenleme, özellikle Hong Kong’da kurulan holding şirketleri aracılığıyla Türkiye’den kar transferi yapan şirketler için vergi yükünün azaltılması anlamına gelmektedir.

Çinli teknoloji şirketlerinin (örneğin BYD) Türkiye’de üretim faaliyetleri gerçekleştirmesi halinde, ana merkeze yapılacak royalty ödemelerinin vergilendirilmesi kritik bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Hong Kong üzerinden yapılandırılacak bu ödemeler, anlaşma sayesinde optimize edilebilmektedir. Bununla birlikte, bu durum Türkiye açısından vergi tabanının aşınması (base erosion) riskini artırırken, Hong Kong’un çok uluslu şirketler için bir vergi planlama merkezi olarak önemini arttırmaktadır.

Anlaşmada yer alan bilgi değişimi hükmü, iki ülkenin vergi kayıp ve kaçağıyla daha etkin mücadele etmesini amaçlamaktadır. Bu düzenleme, OECD’nin BEPS (Base Erosion and Profit Shifting) Eylem Planı çerçevesinde geliştirilen otomatik bilgi değişimi standartlarıyla uyumludur. Bununla birlikte, Hong Kong’un banka gizliliği geleneği ve offshore finans merkezi statüsü, hükmün pratikteki etkinliği konusunda belirsizlikler yaratmaktadır.

Türkiye’nin CRS (Common Reporting Standard – Ortak Raporlama Standardı) kapsamında Hong Kong ile otomatik bilgi değişimi yapması, Türk mükelleflerin Hong Kong’daki banka hesaplarının Türk vergi idaresine bildirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu durum, offshore hesap kullanan Türk mükellefler açısından önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.

Para Swap Anlaşması: Dedolarizasyonun Hukuki Altyapısı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile Çin Halk Cumhuriyeti Merkez Bankası arasında yenilenen para swap anlaşması, 189 milyar Türk lirası veya 35 milyar Çin yuanı (CNY) tutarında yerel para takasına imkân tanımaktadır.[7] Üç yıllık geçerlilik süresine sahip bu anlaşmanın hukuki mahiyeti, klasik sözleşme hukuku çerçevesinde değil, merkez bankaları arası özel bir hukuk rejimi bağlamında değerlendirilmelidir.

Merkez bankaları arasında gerçekleştirilen para swap anlaşmaları, tarafların kendi ulusal para birimlerini belirli koşullar altında geçici olarak değiş tokuş etmelerine imkân tanıyan düzenlemelerdir. Bu tür anlaşmalar, klasik anlamda bir ‘finansman aracı’ olarak değil, taraflar arasında karşılıklı güvene dayalı bir ‘likidite hattı’ tesis eden kurumsal mekanizmalar olarak değerlendirilmektedir.

Swap anlaşmaları, belirlenen süre sonunda tarafların ana paraları birbirlerine iade etmesini öngörmektedir. Ancak taraflardan birinin temerrüde düşmesi halinde ortaya çıkabilecek riskler, hukuki açıdan önemlidir. Örneğin TCMB’nin yuan rezervlerini TL karşılığında almasının ardından, Çin Merkez Bankası’nın elindeki TL rezervlerinin değer kaybetmesi durumunda karşı taraf zarara uğrayabilir. Bu risk, swap anlaşmalarında teminat düzenlemeleri (collateral arrangements) ihtiyacını gündeme getirmektedir. Bununla birlikte, merkez bankaları arası swaplarda teminat talebi nadiren görülmekte, zira bu anlaşmalar genellikle sovereign garantiye dayanmaktadır.

Swap anlaşmalarının ticari yansımaları, Türk şirketlerinin Çin’den gerçekleştirdikleri ithalatı doğrudan yuan cinsinden ödeyebilmesine ve belirli vadeli işlemlerden yararlanabilmesine imkân tanımaktadır. Bu düzenleme, ithalatçıların döviz kuru riskini azaltma potansiyeli taşımakla birlikte, yuan–TL paritesindeki dalgalanmalar öngörülemeyen mali yükümlülükler doğurabilmektedir.

Türk bankalarının yuan üzerinden vadeli işlem ve opsiyon gibi finansal araçları sunabilmesi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından gerekli düzenleyici altyapının oluşturulmasına bağlıdır. Yuan’ın Türk bankacılık sisteminde “konvertibl döviz” olarak kabul edilmesi, kambiyo mevzuatında yapısal değişiklikleri zorunlu kılmaktadır. Mevcut durumda yuan, Türkiye’de serbestçe işlem görebilen bir para birimi olarak kabul edilmemekte, yalnızca merkez bankası aracılığıyla kullanılabilmektedir.

Swap anlaşmaları, Türkiye’nin dış ticaretinde dolar bağımlılığını azaltmaya yönelik stratejik çerçevenin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Çin’den yapılan yüksek hacimli ithalatın yuan ile ödenmesi, Türkiye’nin döviz rezervleri üzerindeki baskıyı hafifletme potansiyeli taşırken, aynı zamanda Türkiye’yi yuan’ın değer dalgalanmalarına karşı daha kırılgan hale getirmektedir.

Vize Muafiyeti: İnsan Hareketliliğinin Ekonomik Boyutu

2 Ocak 2026 itibarıyla Çin vatandaşlarının Türkiye’de her 180 günlük dönemde 90 gün süreyle vize muafiyetiyle kalabilmesi, Türkiye-Çin ilişkilerinde ekonomik iş birliğini desteklemeye yönelik stratejik düzenlemelerin son görünümüdür.[8] Vize muafiyetinin tek taraflı olması (Türk vatandaşlarının Çin’e girişte hâlâ vize almak zorunda olması) karşılıklılık ilkesine aykırı görünmekle birlikte, ekonomik diplomasi bağlamında rasyonel bir tercih olarak değerlendirilebilir.

Ancak belirtmek gerekir ki, özellikle vize muafiyeti ve yatırım teşvikleriyle Çin ürünlerinin Türkiye pazarına erişiminin kolaylaşması, 3,4 milyar dolarlık ihracata karşılık 44,9 milyar dolarlık ithalat dengesizliğini daha da artırabilir.

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) kapsamında Mod 4 (“hizmet sunucuların dolaşımı”) başlığı altında vize kolaylıkları, hizmet ticaretinin serbestleştirilmesinin araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’nin Çin vatandaşlarına tek taraflı vize muafiyeti tanıması, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları açısından En Çok Gözetilen Ulus (MFN) yükümlülüğünün ihlali olarak nitelendirilemez. Zira vize düzenlemeleri, hizmet ticaretinin doğrudan bir unsuru olarak kabul edilmediğinden, GATS’ın MFN yükümlülüğü kapsamı dışında kalmaktadır.

SONUÇ:

Bu üç anlaşmanın aynı dönemde yürürlüğe girmesi tesadüfi değil, bütüncül bir paket yaklaşımının sonucu olarak değerlendirilebilir. Hong Kong Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması (YKTKA), yatırımların uluslararası hukuk düzleminde güvence altına alınmasını sağlarken; Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması, sermaye akışlarının vergi verimliliğini artırarak kurumsal aktörlere öngörülebilirlik sunmaktadır. Buna paralel olarak para swap mekanizması, finansal akışların çeşitlenmesine ve likidite yönetiminin esnekleşmesine hizmet etmektedir.

Türkiye–Çin ekonomik ilişkilerinde 2025 yılının son günlerine değin gözlemlenen dönüşüm, küresel ekonomik ilişkilerdeki yönelimlerin Türkiye’ye yansıyan kurumsal izdüşümü olarak okunabilir. Hong Kong YKTKA, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması ve para swap mekanizması, birlikte ele alındığında yalnızca teknik düzenlemeler değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik-diplomatik mimarinin normatif sütunlarını temsil ettiği görülmektedir.

2016 Kuşak ve Yol Zirvesi’nden bu yana Türkiye’nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde izlenen yörünge, sembolik taahhütlerden kurumsal düzenlemelere doğru evrilmiştir.[9] Bu üçlü yapı, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci ve ABD ile ticari ilişkilerde gözlenen korumacı politikalar bağlamında, Asya eksenine yönelimin hukuki altyapısını şekillendirmektedir. Ancak bu yönelim, beraberinde yeni riskler ve hukuki belirsizlikler de doğurmaktadır. YKTKA’nın tahkim mekanizmaları, Türkiye’nin düzenleme süreçlerinde ihtiyatlı davranma (“regulatory chill”) baskısını artırabilir; çifte vergilendirme anlaşması vergi tabanında aşınmaya yol açabilir; swap anlaşmaları ise döviz kuru risklerini derinleştirebilir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bu stratejik yöneliminin başarısı, hukuki araçların ekonomik hedeflere hizmet etmesinden çok, bu araçların doğuracağı risklerin ne ölçüde etkin biçimde yönetilebileceğine bağlıdır.

Uluslararası ekonomi hukukunda her fırsat aynı zamanda bir yükümlülük; her güvence ise aynı zamanda bir kısıt anlamına gelmektedir.

KAYNAKÇA

Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Kanun No. 7570. Kabul tarihi: 22 Aralık 2025.

United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD). Fair and Equitable Treatment: A Sequel. UNCTAD Series on Issues in International Investment Agreements II. New York and Geneva: UNCTAD, 2011

Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). Fair and Equitable Treatment Standard in International Investment Law. OECD Working Papers on International Investment, No. 2004/03. Paris: OECD Publishing, 2004.

Mostafa, B. “The Sole Effects Doctrine, Police Powers and Indirect Expropriation under International Law.” Australian International Law Journal 15 (2008): 267–291.

Titi, C. “Police Powers Doctrine and International Investment Law.” In General Principles of Law and International Investment Arbitration, 323–359. Leiden: Brill Nijhoff, 2018.

The Government of the Hong Kong Special Administrative Region. “Hong Kong and Türkiye enter into tax pact.” Press release, 24 September 2024. https://www.info.gov.hk/gia/general/202409/24/P2024092400231.htm. Erişim: 19 Ocak 2026.

People’s Bank of China. “PBOC and CBRT Renew Bilateral Currency Swap Agreement and Sign MOU on Establishing RMB Clearing Arrangements in Turkey.” 13 June 2025. https://www.pbc.gov.cn/en/3688241/3688636/3688657/2025091217435437059/index.html. Erişim: 19 Ocak 2026.

T.C. Resmî Gazete. “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Umuma Mahsus Pasaport Hamili Vatandaşlarının Türkiye’ye Yapacakları Turistik Amaçlı Seyahatlerinde ve Transit Geçişlerinde Vize Muafiyeti Sağlanmasına İlişkin Karar,” Sayı 33051 (Mükerrer), 31 Aralık 2025.

Yılmaz, Bahri. The Belt and Road Initiative and the Impacts on Turkey as a Part of the Middle Corridor. SWP Working Paper No. 02, Research Division Asia, Stiftung Wissenschaft und Politik (German Institute for International and Security Affairs), May 2022. https://www.swp-berlin.org/publications/products/arbeitspapiere/WP02_22_FG7_Yilmaz_BRI_Turkey.pdf. Erişim: 19 Ocak 2026.

[1] Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Kanun No. 7570. Kabul tarihi: 22 Aralık 2025.

[2] United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD). Fair and Equitable Treatment: A Sequel. UNCTAD Series on Issues in International Investment Agreements II. New York and Geneva: UNCTAD, 2011

[3] Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD). Fair and Equitable Treatment Standard in International Investment Law. OECD Working Papers on International Investment, No. 2004/03. Paris: OECD Publishing, 2004.

[4] Mostafa, B. “The Sole Effects Doctrine, Police Powers and Indirect Expropriation under International Law.” Australian International Law Journal 15 (2008): 267–291.

[5] Titi, C. “Police Powers Doctrine and International Investment Law.” In General Principles of Law and International Investment Arbitration, 323–359. Leiden: Brill Nijhoff, 2018.

[6] The Government of the Hong Kong Special Administrative Region. “Hong Kong and Türkiye enter into tax pact.” Press release, 24 September 2024. https://www.info.gov.hk/gia/general/202409/24/P2024092400231.htm. Erişim: 19 Ocak 2026.

[7] People’s Bank of China. “PBOC and CBRT Renew Bilateral Currency Swap Agreement and Sign MOU on Establishing RMB Clearing Arrangements in Turkey.” 13 June 2025. https://www.pbc.gov.cn/en/3688241/3688636/3688657/2025091217435437059/index.html. Erişim: 19 Ocak 2026.

[8] T.C. Resmî Gazete. “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Umuma Mahsus Pasaport Hamili Vatandaşlarının Türkiye’ye Yapacakları Turistik Amaçlı Seyahatlerinde ve Transit Geçişlerinde Vize Muafiyeti Sağlanmasına İlişkin Karar,” Sayı 33051 (Mükerrer), 31 Aralık 2025.

[9] Yılmaz, Bahri. The Belt and Road Initiative and the Impacts on Turkey as a Part of the Middle Corridor. SWP Working Paper No. 02, Research Division Asia, Stiftung Wissenschaft und Politik (German Institute for International and Security Affairs), May 2022. https://www.swp-berlin.org/publications/products/arbeitspapiere/WP02_22_FG7_Yilmaz_BRI_Turkey.pdf. Erişim: 19 Ocak 2026.

Av. Güneş Sarıtaş
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olarak 2022 yılında İstanbul Barosu’na kaydoldu.
Ticaret, şirketler hukuku; veri koruma, idare hukuku, milletlerarası özel hukuk alanlarında avukat olarak çalışmakta olup çevre ve sürdürülebilirlik alanında akademik çalışmalarda bulunmaktadır.
İstanbul Barosu’nda Çevre ve Enerji Hukuku Komisyonları üyesidir.