‘Çok Taraflı Ekonomik Sistem’in Geleceği ve ‘Birleşik Krallık Ödeme Altyapısı’na Dair Bazı Haberler [İngiltere Merkez Bankası Guvernörü Andrew Bailey’nin 15 Temmuz 2025 tarihinde Londra’da düzenlenen Finansal ve Profesyonel Hizmetler Yemeği’nde yaptığı konuşma]

Sayın Belediye Başkanım, bizi ikinci kez belediye başkanlığınıza davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

Zamanımı iki konuya ayıracağım. Muhtemelen iyi konuşma yapma kuralını çiğniyorum çünkü ikisi arasındaki bağlantı zayıf ki, bağlantıyı abartmayacağım. İkisi de güncel ve son derece alakalı, gerekçem budur. İlki genel resim, yani dünyanın ekonomik durumu ve çok taraflı kurumları [multilateral institutions] yeniden odaklama ve yeniden canlandırma ihtiyacıdır. İkincisi ise Birleşik Krallık’taki ödemeler ile ilgilidir.

Küresel ekonominin durumu ve gümrük vergisi duyurularının etkisinin gündemde ve önemli olduğunu söylemek yetersiz kalır. Tanık olduğumuz ve tanık olmaya devam ettiğimiz değişimler, ülkeler arasındaki ticaret sisteminde nesiller boyu sürecek bir değişime işaret ediyor. Savaş sonrası dönemdeki en ani ve köklü değişimler olsalar da, bunlar kesinlikle ilk değişimler değildir. Son olaylar, küresel ticaret sistemi de dâhil olmak üzere ülkeler arasındaki çok taraflı ilişkiler sistemindeki kırılma noktalarını ve kalıcı küresel dengesizlikler olarak görülen durumlarla başa çıkmada algılanan başarısızlığı gözler önüne sermiştir.

Çok taraflı sistem [multilateral system] derken neyi kastediyorum? İki alandan gelen ekonomik değerlendirme ve yönetişim. İlki, çok taraflı kurumlar -Uluslararası Para Fonu/IMF, Dünya Bankası, OECD ve Dünya Ticaret Örgütü-[1] ve kişisel çıkarımı da göz önünde bulundurarak, başkanlığını yaptığım Finansal İstikrar Kurulu [Financial Stability Board]. İkinci alan ise, bu kurumları güçlendiren çok ülkeli karar alma organlarıdır. Burada önemli olan, ticaret de dâhil olmak üzere birçok önemli alanda koordinasyon ve mutabakat oluşturmanın kaynağı olan G20 ve G7’dir.

Çok taraflı alana [multilateral sphere] bakıp neden önemli olduğunu sormak moda olmuştur. Basitçe söylemek gerekirse, işbirliği yoluyla ekonomik büyüme ve istikrarın sağlanmasıyla ilgilidir. Bu hedefler çok önemlidir; ticaret ve sermaye akışları yoluyla açıklığın faydalarını kolaylaştırırlar. Çok taraflı sistem amaçlandığı gibi çalışırsa, kazananın her şeyi aldığı bir süreç olması gerekmez; pastayı bölmek yerine genişletmemize yardımcı olur. Ancak çok taraflı sistem gözle görülür derecede adaletsiz sonuçlar da üretemez. Bunlar sürdürülebilir olmaz.

Bahsettiğim gibi, sisteme yöneltilen mevcut suçlama, ülkeler arasında kalıcı dengesizliklerin oluşmasına izin verdiği yönündedir. Dahası, bu dengesizlikler, suçlamayı yapanlar tarafından sürdürülemez olarak değerlendirilmektedir. Anlayacağınız gibi, neyin kalıcı neyin sürdürülemez olduğu konusunda çok fazla yargı mevcuttur ve bu noktalardaki görüşler oldukça farklıdır. Cevap, herhangi bir eski dengesizliğin sorunlu olduğu değildir.

Dengesizlikler sistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Kısa vadede ulusal verimlilik ve gelirdeki farklılıkları yansıtırlar. Uzun vadede ise ülkelerin farklı ekonomik kalkınma aşamalarında olduklarını, bazılarının gelişmeye ayak uydururken bazılarının ise daha sonraki gelişme seviyelerine kıyasla nispeten yavaşladığını gösterirler. Ancak, kalıcı dengesizlikler kaynakların yanlış tahsis edilmesiyle ilişkilidir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilecek tepkileri tetikleyebilir. Zamanla dengesizlikler finansal strese de yol açabilir.

Küresel ekonomik sistem verimli bir şekilde çalışıyorsa, zamanla bu dengesizliklerin, ilgili ülkelerin uzun vadeli temellerinin gerektirdiği seviyelere kendiliğinden düzelmesini beklemeliyiz. Peki, bu temeller nelerdir diye sorabilirsiniz. Bunlardan en önemlisi, dünyanın bir kısmında ortalama olarak yaşlanan ve yaşlanmaya devam edecek nüfusun olması, bir kısmında ise olmamasıdır. Bu durum dengesizlikleri etkileyecektir. Yaşlanma, tasarruf davranış modelini değiştirme eğilimindedir ve dış cari hesaplar, bir ekonomideki tasarruf eksi yatırıma eşittir.

Sürekli aşırı dengesizliklerden bahsettiğimizde, kendi kendini düzeltmenin zamanında, düzenli ve simetrik bir şekilde gerçekleşmediğine dair kanıt arıyoruz. Öyleyse neden ve bundan ne gibi sonuçlar çıkarıyoruz? Argümanımın temel bir kısmı, analiz ve sonuç çıkarma sürecinin bu kısmının çok taraflı düzeyde yapılması gerektiğidir. Eğer bu yalnızca ulusal düzeyde yapılırsa, daha az başarılı politikalar üreteceğiz.

Bunu iki güncel ve bence bariz örnekle açıklayayım: Çin ve ABD. İkisi birlikte, dünyadaki cari işlemler dengesizliğinin neredeyse yüzde 40’ını oluşturuyor ki, bu yüzden bakılacak en iyi yer burasıdır. Çin ile başlayacağım.

IMF verilerine göre, Çin’in cari işlemler fazlası şu anda gayrisafi yurtiçi hâsılasının (GSYH) yüzde 2,3’ü ve küresel GSYH’nin yüzde 0,4’üdür. Bu fazlanın esas olarak Çin’deki iç tüketimin zayıflığını yansıttığı, bunun da yatırım ve ihracat odaklı büyüme stratejisini ve yurt içindeki zayıf sosyal güvenlik ağlarını yansıttığı görülmektedir. Normalde, hanelerin birikmiş ihtiyati tasarrufları arttıkça ve üretken yatırım fırsatları azaldıkça, ulusal tasarruf oranı düşerdi. Ancak, Çin’deki gelirler arttıkça, tasarrufa yönelik yerel teşvikler güçlü kaldığı için kendi kendini düzeltme mekanizması zayıflamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) dönelim. ABD’nin cari açığı şu anda GSYH’nin yüzde 3,9’u ve küresel GSYH’nin yüzde 1’idir. Makroekonomik düzeyde, güçlü özel tüketim ve büyük bir mali açığı yansıtıyor gibi görünmektedir. ABD’de öz düzeltme mekanizması neden işlemedi? Bence ikisi de önemli olan iki neden vardır. Bunlardan birincisi, ilk bakışta bir başarı öyküsü gibi görünen şey, yani ABD’nin son zamanlarda özellikle teknoloji sektörünün başarısını yansıtan daha güçlü bir üretkenlik ve ekonomik büyümeye sahip olması ve böylece kilit büyüme sektörlerinde sınai liderliğini korumasıdır. Bunun sonucu olarak, yurt içi zenginlik artmış ve yabancı sermaye ABD’ye akmış, bu da ABD’nin daha büyük bir dış açık vermesine olanak tanımış ve böylece yurt içi talep üzerindeki aşağı yönlü baskıyı azaltmıştır.

İkinci neden ise, ABD dışındaki insanların yükümlülüklerini üstlenmeye, yani varlıklarını satın almaya istekli olmalarıdır. Otomatik düzeltme unsuru, ulusal gelir beklentileriyle tutarlı olarak bu yükümlülükleri üstlenme isteğinin sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu sınırlar, dünyanın önde gelen rezerv para birimi söz konusu olduğunda genellikle daha yüksektir, yani daha az kısıtlayıcı olmaktadır ve gördüğümüz de budur. Bu akşam rezerv para birimi statüsünden bahsetmeyeceğim, bunun ekonomik açıdan faydaları gösterdiğini vurgulamak dışındadır. Valery Giscard d’Estaing’in meşhur “aşırı imtiyaz” [exorbitant privilege] olarak tanımladığı şey budur.

Dolayısıyla, dış dengesizliklerdeki öz-düzeltme mekanizmalarının özellikle güçlü bir şekilde çalışmamasının geçerli nedenleri olabilir. Nitekim günümüzdeki dengesizliklerin tarihsel standartlara göre çok büyük olmadığını da belirtmek isterim.

Çok taraflı süreçlerde bazı değişiklikler önermeden önce, az önce söylediklerimden bazı önemli noktaları ortaya çıkarmak istiyorum.

Öncelikle, dengesizliklerin altında yatan temel etkenler iç makroekonomik politikalardır. Ticaret politikaları ve sanayi politikaları makroekonomik tabloyu güçlendirebilir veya zaman zaman bozabilir, bu yüzden de son derece önemlidirler. Ancak bunların bu makroekonomik tablo bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum ve Bretton Woods’ta kararlaştırılan IMF Tüzüğünü de tam olarak bu şekilde yorumluyorum.

İkinci olarak, bundan şu sonuç çıkıyor ki -ve bunu yapıcı meydan okuma ve angajman ruhuyla, yani çok taraflılığın [multilateralism] en iyi anlamıyla söylüyorum- ABD’nin iç dengesizliğini nasıl sürdürülebilir, dış dengesizliğini nasıl sürdürülebilir görmediğini ve gümrük vergilerinin yürürlüğe girmesiyle dış dengede oluşan bir ayarlamaya nasıl yanıt vereceğini açıklaması gerekir. Çin’in de sürekli zayıf olan iç tüketimiyle nasıl başa çıkacağını açıklaması gerekir.

Üçüncüsü, uyum süreci [adjustment process] zorludur. Bazen gerçekleşmesi gerekti, ancak bunlar kolay olmamıştır. Peki, neden böyle? Açık veren ülkeler, cari işlem bakiyelerindeki fazlalıkları düzeltmek için tarihsel olarak cari işlem fazlası veren ülkelere göre çok daha fazla baskıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum genellikle finansal piyasa baskısı şeklinde ortaya çıkar. Bu finansal piyasa baskı noktası, öne sürdüğüm rezerv para birimi argümanına rağmen, sürdürülebilirliğin sınırlarını kestirmenin çok zor olması nedeniyle önemlidir. Bu yıl piyasalarda bozulmalar gördük. Finansal istikrar risklerine karşı son derece tetikte olmalıyız; sizi temin ederim ki bu konuyu yakından takip ediyoruz.

Fazla veren ülkeler aynı finansman baskısıyla karşı karşıya değildir. Gördüğümüz gibi, uyum sağlama baskısı, gümrük vergileri ve ticaret engelleri tehditleriyle daha da artabilir. Ancak gümrük vergilerini artırmak, dünya ekonomisinin parçalanması ve dolayısıyla faaliyetlerin azalması riskini yaratır. Ticaretin, uzmanlaşmayı, bilgi ve teknoloji paylaşımını ve üretkenlik artışını sağlayarak faaliyetleri genişlettiği anlayışı için Adam Smith ve çağdaşlarına dönebiliriz. Bu nedenle, tehlikeli seviyelerde ticaret kısıtlamaları devreye girmeden ve makroekonomik oynaklık ve finansal istikrarsızlıkla birlikte zorlu bir uyum ihtimaliyle karşı karşıya kalmadan önce aşırı dengesizliklerle mücadele etme konusunda küresel olarak ortak bir çıkar bulunmaktadır.

Çok taraflı sistem tam da bu noktada devreye giriyor. IMF, küresel dengesizlikleri doğrudan ele alacak politika araçlarına sahip olmasa da, gözetimi aracılığıyla küresel olarak faydalı bir uyumun kolaylaştırılmasında hayati bir role sahiptir. IMF, solo ülkelerin ve bir bütün olarak dünyanın ekonomik ve finansal sistemleri üzerinde titiz ve bağımsız bir denetim kurmada merkezi bir rol oynar; sorunların geleceğe yönelik olarak nerede biriktiği konusunda zamanında uyarılar sağlar ve üyelerine riskleri nasıl azaltacakları konusunda sağlam tavsiyelerde bulunur. IMF değerlendirmeleri, hem fazla hem de açık veren ülkeler için ele alınmamış aşırı dengesizliklerin tehlikelerini güçlü bir şekilde vurgulayabilir ve kademeli ve simetrik uyum için küresel olarak arzu edilen yolların faydalarını gösteren senaryolar sunabilir. Üyelerinin desteğiyle Dünya Ticaret Örgütü, piyasa dışı politikalar da dâhil olmak üzere, kurallara dayalı bir ticaret sistemine olan güveni yeniden inşa ederek ve özellikle bunların aşırı dengesizlikleri daha da kötüleştirebileceği durumlarda, dengesizlikler etrafındaki gerilimleri azaltmaya yardımcı olabilir. Başka bir deyişle, Dünya Ticaret Örgütü, üyeleri arasında küresel yol kuralları ve bunlara nasıl uyulacağı konusunda bir anlaşmaya varılmasına yardımcı olabilir.

Bilinçli olarak mütevazı ve dolayısıyla reform için bir başlangıç noktası olan dört öneri sunacağım. Daha iddialı reformlar da olabilir, ancak kanaatimce temelleri onararak başlamalıyız. Dört önerim şunlar:

  • IMF, aşırı dengesizliklerin etkilerine ilişkin değerlendirmesini güçlendirmeli, taşmalara daha fazla odaklanmalı ve ticaret analizlerini daha derinlemesine yapmalıdır.
  • Bu değerlendirmeden çıkan IMF tavsiyelerinin daha belirgin ve daha “etkili” olması gerekir; örneğin, IV. Madde raporlarında dengesizliklere daha fazla vurgu yapılması gibi.
  • IMF, makroekonomik uzmanlığını, ticaret tartışmalarının en zorlu yönlerine ilişkin Dünya Ticaret Örgütü’nün içgörüleriyle birleştirerek Dünya Ticaret Örgütü ile işbirliği yapmalı, küresel ticaret sistemine ilişkin daha ayrıntılı değerlendirmeler sunmalı ve sanayi politikalarına ilişkin mesajlarının etkisini artırmalıdır.
  • IMF, aşırı dengesizliklerle ilişkili riskleri azaltan, karşılıklı olarak kabul edilmiş bir dizi politika etrafında üyelerin koordinasyonunu sağlamak için toplantı yetkisini yaratıcı bir şekilde kullanmalıdır. 2006 tarihli Çok Taraflı İstişare çalışmasından alınan dersler ve gelecekte nelerin daha iyi sonuç verebileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır.

Buradaki zorlukları küçümsemiyorum. Bakan Bessent’e, temelleri doğru belirlemenin önemli olduğu ve odaklanmamız gereken noktanın bu olduğu konusunda katılıyorum. Sanayi politikalarını ve sübvansiyonları makroekonomik bir çerçeveye oturtmak kolay değildir. Ancak bu soruyu sormak adil ve bence IMF bu soruyu yanıtlayabilir ve bunu yaparken, örneğin OECD’nin bu alanda yaptığı iyi çalışmalara katkıda bulunabilir.

Benzer şekilde, iç politikalardan kaynaklanan uluslararası taşmaların ve dışsallıkların niteliğini ve boyutunu yakalamak kolay değildir, ancak burada yapmaya çalışmamız gereken şeyin özünde bu yatmaktadır.

Bu yaklaşımın bir diğer önemli unsuru, dengesizliklerin küresel finansal istikrar üzerinde olumsuz etkileri olacak şekilde keskin bir şekilde çözülme potansiyelini ve sonuçlarını değerlendirmektir. Finansal İstikrar Kurulu’nda, IMF ile finansal gözetim ve özellikle geçen yıl Banka’da Sistem Genelinde Keşif Senaryosu ile yaptığımız gibi, sistem genelinde test ve izleme yaklaşımları geliştirme konusunda birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum.

Bunu başarmak için çok taraflı kurum ve süreçlerin etkili olması gerekir. Acımasızca gerçekleri dile getirmek popülerlik yarışmalarını kazandırmaz ve organ reddi riski taşır. Uluslararası kurumların, sürdürülemez durum ve uygulamaları dile getirmede kararlı ve tutarlı olmalarına izin vermeli ve onları teşvik etmeliyiz. Bu, kurumların itibarı ve meşruiyeti için kritik öneme sahiptir.

Bence tarih, Vestfalya Devletleri’nin[2] krizde olmadıkları sürece her zaman hoş karşılanmayacak güçlü çok taraflı kurumları ve tavsiyeleri doğal olarak benimsemediklerini gösteriyor. Açık bir dünya ekonomisinin ulusal çıkarlarla nasıl uzlaştırılacağı çok eski bir konudur. Sürecin kuralları kabul edilmelidir, ne kadar baskın olursa olsun, tek bir oyuncunun kuralları dayatması, sürdürülebilir istikrar için bir reçete değildir. Bence hepimizin karşı karşıya olduğu temel zorluğun dünya ekonomisindeki büyümeyi artırmak olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır: hizmet verdiğimiz insanların yaşam standartlarını her zaman destekleyecek pastayı büyütmek. İşte bu kadar basit.

Sayın Belediye Başkanı, bu akşamki konuşmamın ikinci kısmı kısadır. Konu Birleşik Krallık’taki ödemeler. Dijital teknolojinin potansiyelinden hem yurt içi hem de sınır ötesi perakende ödemeler için yararlanmak bakımından gerçek fırsatlar mevcuttur. Bu, işlem maliyetlerini düşürme, dolandırıcılığı azaltma ve ödemelerin işlevselliğini iyileştirme fırsatı sunuyor ki; bu sayede, geç ödemelerin yarattığı sıkıntıyı azaltmada gerçek bir fark yaratabilir. Eminim ki avantajlar konusunda daha fazla fikir ortaya çıkacaktır. Son birkaç ayda Bankamızda, bu ülkedeki toptan ve perakende ödemelerin çözümünü destekleyen yeni ‘gerçek zamanlı brüt uzlaşma’ [real time gross settlement] platformunu başarıyla hayata geçirdik. Bu değişiklik, ödemeler alanında büyük inovasyon fırsatları sunuyor. Meslektaşım Victoria Cleland’ı ve bu projede emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Yapılacak daha çok şey vardır. Bu nedenle, yetkililer ve sektörle işbirliği içinde, Birleşik Krallık’ın yeni nesil perakende ödeme altyapısını tasarlamak ve sunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu, hem eskiyen altyapıyı yenilemek hem de Birleşik Krallık’ta büyümeyi teşvik etmek için bir öncelik olmalıdır.

Bu, her bir banka hesabımızı kapatan bir perakende dijital ödeme sistemi anlamına gelmektedir. Şu anda hem yurt içi hem de sınır ötesi ödemelerin geleceği konusunda küresel çapta yoğun bir tartışma vardır. Günümüzde ödemelerin çoğu, ticari banka parası dediğimiz banka hesaplarından yapılmaktadır. Bu düzenleme, ödemeleri doğrudan ekonomide kredi yaratılmasına bağlıyor.

Ödemeler alanında şu anda acil bir inovasyona ihtiyaç vardır, bu konuda bir fırsat ta vardır, bunda şüphe yoktur. Sabit kripto paraların [stablecoins] gelecekte bir rolü olabilir, ancak onları ticari banka parasının [commercial bank money] yerine geçecek bir araç olarak görmüyorum. Dahası, bizim görevimiz, para olduğunu iddia eden bu sabit kripto paraların güvenliğini sağlamak olacaktır. Belki de perakende merkez bankası dijital para biriminin [retail central bank digital currency] de bir rolü olabilir, ancak bir sonraki doğal adımın, dijital teknolojiyi perakende ödemelerine ve banka hesaplarına yerleştirmek yerine yeni bir para birimi yaratmak olduğuna ikna olmadım.

Bu, ileriye doğru atılmış önemli bir adım ve beni heyecanlandırmaktadır. Dünya lideri yeni Gerçek Zamanlı Brüt Uzlaşmamızı geliştirerek burada gerçek bir liderlik gösterme fırsatımız bulunmaktadır.

Sayın Belediye Başkanım, dünya sahnesinde bazı büyük zorluklarla karşı karşıyayız ve ödemeler konusunda da bir miktar iyimserlik ve heyecan mevcuttur.

Teşekkür ederim.

Bu konuşmanın hazırlanmasında yorumları ve yardımları için Sonya Branch, Sarah Breeden, Victoria Cleland, Mark Joy, Karen Jude, Jeremy Martin, Harsh Mehta, Tom Mutton, Rhys Phillips, James Talbot ve Matt Trott’a teşekkür etmek istiyorum.

[1] Anılan kuruluşların İngilizce karşılıkları şöyledir: “International Monetary Fund (IMF); World Bank (International Bank for Reconstruction and Development-IBRD); Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), and World Trade Organization (WTO)”.

[2] Çevirenin Notu: Uluslararası ilişkilerde kullanılan ve Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren 1648 tarihli ‘Vestfalya Antlaşmaları’ndan kaynaklandığı düşünülen terimdir. Genellikle, karşılıklı olarak tanınan topraklarında güç tekeline sahip egemen devlet varlıklarını içeren bir devletler sistemi veya uluslararası toplum anlamına gelir. Devletlerarasındaki ilişkiler, devlet başkanları ve hükümetler arasındaki resmi diplomatik bağlar aracılığıyla yürütülür ve uluslararası hukuk, bu egemen varlıklar tarafından yapılan (ve bozulan) antlaşmalardan oluşur. Bu terim, iç ve dış alanların ayrılmasını ima eder; böylece devletler, ister kendi çıkarları peşinde koşsunlar ister din, ideoloji veya diğer ulusüstü idealler olsun, daha yüksek bir egemenlik anlayışına başvursunlar, meşru bir şekilde birbirlerinin iç işlerine müdahale edemezler. Bu anlamda terim, ‘çağdaş’ devlet sistemini Kutsal Roma İmparatorluğu veya Osmanlı İmparatorluğu gibi önceki modellerden ayırır. [Bu kavram bağlamında şu kaynaklara bakılabilir.< https://www.oxfordreference.com/display/10.1093/oi/authority.20110803121924198>;< https://en.wikipedia.org/wiki/Westphalian_system>;<https://www.igi-global.com/dictionary/westphalian-state/80428#:~:text=It%20means%20modern%20state%20in,sovereignty%20is%20at%20the%20forefront.&text=The%20European%20Union%20(EU)%2C,of%20the%20international%20trade%20system. >; < https://unacademy.com/content/upsc/study-material/general-awareness/a-simple-note-on-westphalian-state-system/ >].

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.