ESG’yi Ölçmenin Daha İyi Bir Yolu Var*

1. Giriş

Uyum liderleri, yalnızca girdileri veya çıktıları değil, sonuçları ölçerek “yeşil aklama” iddialarına karşı koyabilirler.

ESG yatırımının dünya için kötü olduğu iddiaları abartılı olsa da ilgili endişeler öyle değildir. Örneğin, Phillip Morris ve Chevron gibi şirketler nasıl oluyor da bu kadar yüksek ESG puanları alıyor? Veya Vanguard’ın ESG ABD Hisse Senedi borsa yatırım fonlarının S&P 500 ile 9974 ilişkili olduğunu mu? Açıkçası ESG yolunu kaybetmiştir.

Bu, büyük ölçüde, çoğu ESG (environmental, social, and governance; çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim) derecelendirmesinin gerçek etkilerinden ziyade “bir şirketin ekonomik değerinin ESG faktörleri nedeniyle risk altında olduğu dereceyi” (degree to which a company’s economic value is at risk due to ESG factors) hesaplamasından kaynaklanmaktadır. Dahası, E, S ve G puanları genellikle standartlaştırılmamış bir şekilde bir bileşikte toplandığından, birçok kişinin büyük zarar verdiğine inandığı kuruluşlar yine de yüksek puan alabilir. Bu nedenle Phillip Morris’in “dumansız bir gelecek” (smoke-free future) taahhüdü onu Dow Jones Sürdürülebilirlik Endekslerine alabilir veya küresel meşrubat üreticilerinin ESG fonlarındaki en büyük holdingler arasında olmasının nedeni budur.

Çözüm, en azından görünüşte basittir: karbon nötr taahhüdü veya etkili kurumsal yönetişim gibi yalnızca ESG girdilerini veya çıktılarını değil, somut sonuçları da ölçmek. Doğru yapılırsa, bu yatırımcılar (yatırım yaptıkları etkiyi kim yaratacak), yöneticiler (artan tepkileri daha iyi yönetebilen), uyum liderleri [SEC’in (United States Securities and Exchange Commission) iklim açıklama kuralı gibi yeni raporlama standartlarını kimlerin karşılaması gerekecek?] ve en önemlisi toplumun büyük bir kısmı için bir kazanç olmalıdır.

2. ESG raporlaması finansal raporlamayla uyumlu hale getirilmelidir

Harvard Business School’un Etki Ağırlıklı Hesaplar (Impact-Weighted Accounts; IWA) web sitesinde, “Yatırımcılar bugünkü yatırım kararlarına mevcut ESG ölçümlerini dâhil ettikleri ölçüde, etkiye değil, girdilere veya çıktılara dayalı olarak yatırım yapıyorlar ve benzer girdilerin fonlar arasında eşit etkiler ürettiği varsayımını zorluyorlar” diye yazıyor. IWA projesi, bir şirketin finansal, sosyal ve çevresel performansını yansıtan mali hesapların oluşturulmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Süreçlerini çoğu yöneticinin aşina olduğu bir örnekle açıklıyorlar: çalışan eğitimi. Bazıları, eğitime ne kadar harcadıklarını (finansal olarak ölçülen bir girdi) veya eğitim saatlerinin sayısını (finansal olarak ölçülen bir girdi) veya çalışan katılımındaki artışı (finansal olarak ölçülen bir sonuç) ölçebilirken, buradaki tatlı nokta, en azından IWA’ya göre, eğitimin (karşılık gelen girdilerle bağlantılı, finansal olarak ölçülen bir sonuç) ardından çalışan maaşlarındaki artıştır.

Bunu kolayca ESG girişimlerine çevirebiliriz. Örneğin, yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik çabaları ölçmek yerine (örneğin, karbon nötr bir taahhüt veya böyle bir girişim için harcanan X dolar), kuruluşlar bu girdilerin bir sonucu olarak somut sonucu ölçmelidir (örneğin, hedeflenen alanlardaki kirlilikte azalma) topluluklar, parasal olarak). Diğer ESG/etki yatırımı sonuçları arasında, yetersiz hizmet alan nüfus için yaratılan işler veya inşa edilen konut birimlerinin sayısı, temiz suya erişimdeki artışlar veya kamu hizmetleri maliyetlerindeki düşüşler sayılabilir.

En önemlisi, etkiyi geleneksel finansal ölçümlere çevirerek, karar vericiler ESG’yi ve etkiyi daha kolay değerlendirebilir, karşılaştırabilir ve gerekçelendirebilir. Böyle bir çerçeve, finansal olmayan ölçütlerin bazı öznelliklerini ortadan kaldırır ve etkiyi tanınabilir muhasebe ve finansal raporlara daha yakın hale getirir. Howard W. Buffett’in Getiri Etki Oranı (Impact Rate of Return) metodolojisi de bu yaklaşımı benimsemektedir.

Buffett, JTC’nin ESG danışmanlarının, fon yöneticilerinin ve yatırımcıların araştırıldığı 2023 yılı ESG ve Etki Yatırımı (Impact Investing) raporunda, “Deneyimlerime göre, etki hakkında sadece metriklerin ve ölçülerin ötesinde düşünmeye açık bir ihtiyaç vardı” demiştir. “Birlikte çalıştığım kuruluşlar ve topluluklar, tasarım ve tahsis kararlarının belirli bir program veya yatırımın potansiyel etki etkinliğini nasıl etkileyeceğini anlamanın yollarını arıyorlardı. Bu nedenle, bir finansal getiri oranını hesaplarken olduğu gibi, benzer şekilde titiz ve uygulanabilir bir şekilde, bir getiri etki oranını hesaplamanın bir yolunu bulmak bana pratik göründü.”

3. Zorluklar

Elbette, sonuçları bu şekilde ölçmeyi söylemek yapmaktan daha kolaydır. Örneğin, yukarıda zikredilen rapordan elde edilen bulgular birkaç unsuru göstermektedir:

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık’ta yanıt verenlerin yarısından azı etki yatırımı bildirimlerini “kolay” buluyor. En büyük zorluklar arasında tanımlanmış standartların eksikliği (%58), verilere erişim (%43) ve mevzuatta değişiklikler (%42) yer alıyor.

ESG ve etki yatırımı raporlaması/bildirimi için mevcut çerçeveler söz konusu olduğunda, yanıt verenler bir dizi farklı standart kullanıyor (veya kullanmayı planlıyor), bu da herhangi bir yaygın standardizasyonun olmadığını gösteriyor.

Çabalar genellikle kuruluşta (veya kuruluş dışında) bunlardan kimin sorumlu olduğu konusundaki kafa karışıklığı nedeniyle engellenir. Örneğin, bazı şirketlerin etki verilerinin toplanmasını yönetmek için doğal bir “ilgili kişi” (point person) olabilir. Ancak bunu yapmayanlar için, bu görevler genellikle ESG konusunda özel bir uzmanlığı veya deneyimi olmayan ve zaten başka bir şeyle uğraşan tam zamanlı bir işi olan birine verilir. O halde, raporlama çabalarından kimin sorumlu olduğu sorulduğunda yanıt verenlerin nispeten bölünmüş olması ve birçoğunun hem şirket içi hem de dış kaynaklı çözümler kullanması şaşırtıcı değildir.

4. Daha iyi bir yol

Sonuçları ölçmek (ve para kazanmak) basit bir iş değildir: Harvard Business School’un yalnızca 56 şirketin ticari etkilerinin bir yönünden para kazanmak için bazı süreçlerden geçtiğini ve orantısız bir sayının Avrupa’da bulunduğunu tespit etmesinin bir nedeni vardır.

Bununla birlikte, ister yasal uyumluluk veya veri toplama gibi belirli işlevleri dışarıdan temin etmek, ister yeni teknolojileri kullanmak veya etkiyi bu şekilde ölçmek için gereken metodolojileri anlamak ve işi yapmak için doğru kişileri görevlendirmek olsun, çözümler mevcuttur.

ESG ve etki yatırımı piyasası, önümüzdeki yıllarda hızlı bir şekilde büyümeye devam edecektir. Ancak ilave kazanç (ve sermaye) ile ilave ince eleyip sık dokuma [additional interest (and capital) comes additional scrutiny] şarttır. Bu ölçüm felsefesini benimsemek soruna yardımcı olabilir.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.