Finans Krizinin Küresel Etkileri

Giriş

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) konut balonunun 2007 yılında patlaması, kısa sürede küresel bir finans krizine dönüşen bir zincirleme reaksiyonu tetiklemiştir (Financial Crisis Inquiry Commission [Finans Krizi Soruşturma Komisyonu], 2011). Başlangıçta ABD’deki düşük faizli (eşik altı) ipotek kredilerinde [subprime mortgages] yoğunlaşan sorunlar, sınır ötesi yatırımlar, karmaşık türev ürünler ve zorlanan bankalararası krediler aracılığıyla hızla birçok bölgeye yayılmıştır. Kredi piyasaları toparlandıkça, dünya genelindeki bankalar toksik varlıklara bulaştıklarını veya ani finansman sıkıntısıyla karşı karşıya kaldıklarını fark etmişlerdir. Bu olayların bir araya gelmesi, küresel finansın ne kadar derinden iç içe geçtiğini ortaya koymuş ve yerel etik hataların dünya çapında yankı uyandırabileceğinin altını çizmiştir.

Bu makalede, Avrupa, Asya ve Güney Amerika gibi çeşitli bölgelerin, krizin açık merkez üssü olan eşik altı krizinin ardından gelen güven çöküşüne nasıl tepki verdiği incelenmektedir. Her kıta, bankacılık yapıları, ihracat profilleri ve düzenleyici rejimleri nedeniyle kendine özgü zorluklarla karşı karşıya kalsa da, ortak temalar ortaya çıkmıştır: Aşırı kaldıraç kullanımının tuzakları, toptan finansmanın kırılganlığı ve şeffaf olmayan ipotek teminatlı menkul kıymetlere aşırı bağımlılık. Makalede, bu dinamikler incelenerek, krizin daha geniş kapsamlı derslerine, daha güçlü bir uluslararası koordinasyon ve “batmak için çok büyük” olan kurumların [too big to fail institutions] doğasında var olan ahlaki tehlikeye karşı sürekli teyakkuz ihtiyacı da dâhil olmak üzere, ışık tutulmaktadır (Uluslararası Para Fonu [International Monetary Fund-IMF], 2009).

  1. Avrupa: Bulaşma ve Yapılan Hızlı Müdahaleler [contagion and swift interventions]

1.1. Birleşik Krallık’taki bankacılık kargaşası [banking turmoil]

Avrupa’daki ilk kayıplardan biri, kısa vadeli toptan fonlamaya [wholesale funding] bağımlı bir Birleşik Krallık bankası olan Northern Rock idi[1]. 2007 yılının sonlarında küresel likidite kuruyunca, Northern Rock borçlarını ödeyemez hale gelmiş ve bu da kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir banka hücumuna/akınına yol açmıştır. Birleşik Krallık hükümeti, paniğin daha geniş finans sektörüne yayılmasını önlemek umuduyla, 2008 yılı başlarında kurumu millileştirmeye karar vermiştir.

Kısa süre sonra, Royal Bank of Scotland (RBS) ve Lloyds gibi daha büyük oyuncular sermaye enjeksiyonlarına ihtiyaç duymaya başlamıştır[2]. Her ikisinin de yüksek riskli ipotek teminatlı varlıklara ve kaldıraçlı şirket satın alımlarına önemli ölçüde maruz kaldığı biliniyordu. Parlamentoda ahlaki tehlike ve “batmak için çok büyük” tartışmaları alevlenirken, eleştirmenler kurtarma paketlerinin gelecekte pervasızlığı teşvik edeceği konusunda uyarıda bulunmuştur. Ancak yetkililer, bu bankaların çökmesine izin vermenin reel ekonomiyi mahvedeceğini, toplu işten çıkarmalara ve daha fazla kredi daralmasına yol açacağını savunmuştur.

1.2. İzlanda’nın tam manasıyla çöküşü [full-blown collapse]

İzlanda, coğrafi olarak uzak olmasına rağmen, küreselleşmiş finansın tüm bir ekonomiyi nasıl altüst edebileceğinin en çarpıcı örneklerinden birini sunmuştur. Üç ana bankası -Glitnir, Kaupthing ve Landsbanki- iç pazarın çok ötesine yayılmış ve kısa vadeli dış borçlanmaya büyük ölçüde bel bağlamıştı[3]. Bankalararası kredilendirme dondurulduğunda, üçü de 2008 yılı sonbaharında art arda iflas etmiştir. İzlanda hükümeti, bankacılık sistemini neredeyse bir gecede millileştirerek eşi benzeri görülmemiş bir adım atmış, ancak İzlanda kronu düşüş kaydetmiş, enflasyon fırlamış ve işsizlik artmıştır. IMF, krizin istikrara kavuşmasına yardımcı olan acil kredilerle devreye girmiş, ancak ülke yıllarca süren sancılı bir yeniden yapılandırma ve sermaye kontrolleriyle karşı karşıya kalmıştır.

1.3. Kıta Avrupası’nın sağladığı kurtarma paketleri [bailouts]

Kıta Avrupası genelindeki büyük kurumlar, ABD’nin eşik altı menkul kıymetleriyle derin bir bağlantı içinde olduklarını ortaya koymuştur. Alman kredi kuruluşu Hypo Real Estate, federal hükümet tarafından desteklenen yaklaşık 100 milyar avro değerinde bir kurtarma paketi talep etmiştir (Avrupa Komisyonu, 2009). İrlanda’da da eş zamanlı bir konut balonunun patlaması, İrlanda bankalarına olağanüstü devlet garantileri uygulanmasına yol açarak ülkenin ulusal borcunu yukarı çekmiştir. Fransa, Belçika ve Lüksemburg ise, ipotek ürünlerine ve yerel yönetim (belediye) kredilerine [municipal lending] yoğun bir şekilde maruz kalan bir banka olan Dexia’yı kurtarmak için işbirliği yapmıştır.

Avrupa Merkez Bankası (ECB), agresif faiz indirimleri, ABD Merkez Bankası ile döviz takası anlaşmaları ve zor durumdaki bankalara likidite sağlamak için uzun vadeli yeniden finansman operasyonlarıyla yanıt vermiştir (ECB, 2009). Bu önlemler, tam ölçekli bir çöküşü hafifletirken, kriz öncesi denetimin aşırı hoşgörülü olup olmadığı ve kurumların şeffaf olmayan riskler biriktirmesine izin verip vermediği konusunda da sorular gündeme getirmiştir.

  1. Asya: Farklı Yollar ve Politika Tepkileri

2.1. Çin’in güvenlik duvarı ve sağladığı teşvikler [firewall and stimulus]

Çin, başlangıçta büyük döviz rezervleri ve sıkı bir şekilde denetlenen bankacılık sektörü sayesinde krize pek çok kişinin tahmin ettiğinden daha iyi dayanmıştır (IMF, 2009). Ancak, Batılı tüketicilerin Çin ihracatına olan talebindeki ani düşüş, büyüme için ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Buna karşılık Pekin, 2008-2009 yıllarında altyapı, gayrimenkul ve yerel yönetim projelerini hedefleyen ve yaklaşık dört trilyon yuan tutarında olduğu tahmin edilen büyük bir teşvik paketi açıklamıştır[4].

Bu teşvik ciddi bir düşüşü önlese de, artan borç ve kredinin banka dışı kanallar aracılığıyla ve gevşek bir denetimle verildiği “gölge bankacılık” [shadow banking] kavramının ortaya çıkmasıyla ilgili endişeleri körüklemiştir. Dönemin ekonomistleri, dikkatli bir şekilde yönetilmediği takdirde, bu borçların gelecekte bir yük haline gelebileceği ve potansiyel olarak ABD’deki ipotek balonunu anımsatan daha küçük “artçı şoklar” [aftershocks] yaratabileceği konusunda uyarmışlardı.

2.2. Japonya’nın yenilenen deflasyonist mücadelesi [renewed deflationary struggle]

Japonya, 1990’lardan beri düşük büyüme ve dönemsel deflasyonla boğuşuyordu. 2007-2008 küresel ekonomik krizi, özellikle otomobil ve elektronik ürünler olmak üzere Japon ihracatına olan talebin düşmesiyle bu koşulları daha da kötüleştirmiştir (Bank of Japan, 2010). Şirketler üretimi ve yatırımı azaltarak deflasyonist baskıları artırmıştır. Japonya’nın bankacılık sektörü, diğer yerlerde görülen doğrudan düşük faizli kredi risklerinden kaçınmış olsa da, ekonomi yeni bir durgunluk dönemine girmiştir.

Japonya Merkez Bankası, Devlet tahvilleri ve diğer varlıklar satın alarak kredilendirmeyi teşvik etmeyi amaçlayan nicel genişleme programını güçlendirmiştir. Bununla birlikte, gözlemciler, para politikasının tek başına küresel tüketici talebindeki düşüşü tam olarak telafi edemeyeceğini belirtmiştir. Japon politika yapıcılar ayrıca, küresel kurumlar için yen fonlama piyasalarını istikrara kavuşturmaya yardımcı olan döviz takas hatları oluşturarak yabancı merkez bankalarıyla işbirliği yapmıştır.

2.3. Güney Kore ve Güneydoğu Asya

İhracatı elektronikten otomobile kadar uzanan Güney Kore’de, riskten kaçınma eğilimi arttıkça yabancı kredi kuruluşlarının sermayeleri hızla geri çekilmiştir[5]. Hükümet, bankaların döviz yükümlülüklerine teminat sağlamış ve ABD Merkez Bankası’na döviz takası hatları sağlamıştır. Büyüme önemli ölçüde yavaşlasa da, bu müdahaleler daha geniş çaplı bir çöküşün önlenmesine yardımcı olmuştur.

Güneydoğu Asya’nın diğer bölgelerinde ise, Singapur ve Malezya gibi ülkeler, 1990’ların sonlarındaki Asya krizinin ardından finansal sistemlerini yeniden yapılandırmışlardı. Daha yüksek rezervler ve daha sıkı banka denetimiyle daha dirençli olduklarını kanıtlamışlardır. Yine de, ihracat odaklı sektörler azalan küresel talepten olumsuz etkilenmiş ve bu durum, hükümetleri teşvik paketleri ve kritik sektörlere yönelik hedefli destekler uygulamaya zorlamıştır.

2.4. Hindistan’ın muhafazakâr bankacılık politikaları [conservative banking policies]

Hindistan’ın devlet etkisindeki bankacılık sektörü, tarihsel olarak daha sıkı kredi kuralları ve karmaşık türevlere daha düşük maruz kalma uygulamıştır. Sonuç olarak, bankaları, yüksek riskli kredilerle bağlantılı kayıpların büyük kısmından büyük ölçüde kaçınmıştır[6]. Bununla birlikte, Batılı finans müşterileri dış kaynak kullanımını azalttıkça, kriz Hindistan’a yabancı sermaye çıkışları ve Bilgi Teknolojisi hizmetlerine olan talebin azalması yoluyla yansımıştır.

Hindistan Hükümeti ve Hindistan Merkez Bankası, temel faiz oranlarını düşürerek ve likidite sağlayarak genişletici bir para politikası uygulamıştır. Hindistan ekonomisi yavaşlarken, diğer yerlerde görülen ciddi bankacılık iflaslarından kaçınmıştır. Bu nispeten sınırlı etki, muhafazakâr sigortacılık standartlarının ve sermaye kontrollerinin, küresel bir krizde bile dış şoklara karşı nasıl tampon görevi görebileceğini göstermiştir.

  1. Güney Amerika: Karışık Vaziyetler ve Yapısal Dersler [mixed fortunes and structural lessons]

3.1. Brezilya’nın iyi yönetilen dayanıklılığı [managed resilience]

Brezilya, krizden ihtiyatlı finansal denetim konusundaki itibarını büyük ölçüde koruyarak çıkmıştır. Merkez bankası, yerel kurumlar için daha sıkı sermaye yükümlülükleri belirleyerek, yabancı toksik varlıklara maruz kalmalarını sınırlamıştı (Banco Central do Brasil, 2010). Brezilyalı ihracatçılar, özellikle demir cevheri ve soya gibi emtialara yönelik küresel talepte bir düşüşle karşı karşıya kalsa da, iç tüketim güçlü kalmıştır. Hükümet, altyapı projelerini ve tüketici harcamalarını desteklemek için teşvik önlemleri uygulayarak sert bir daralmayı önlemiştir.

Bu nispeten sorunsuz deneyim, çeşitlendirilmiş ekonomilerin, daha yüksek banka sermaye tamponlarının ve muhafazakâr kredi politikalarının faydalarını vurgulamıştır. Krizi takip eden yıllarda Brezilya, siyasi çalkantılardan emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara bağlı durgunluklara kadar uzanan kendi döngüsel zorluklarıyla karşı karşıya kalmış, ancak ABD veya Avrupa’nın bazı bölgelerinde görülen finans sektörü çöküşlerini büyük ölçüde atlatmıştır.

3.2. Arjantin’in kalıcı zayıflıkları [persistent vulnerabilities]

Arjantin ekonomisi, yüksek enflasyon ve geçmişteki borç temerrütleriyle boğuşarak kriz dönemine girmiştir. Yüksek riskli varlıklara doğrudan maruz kalma sınırlı olsa da, küresel riskten kaçınma politikası uluslararası sermaye piyasalarına erişimini olumsuz etkilemiştir[7]. Arjantin pesosu değer kaybetmiş ve yatırımcı güveni düşmüş; bu da ülkenin devlet borçlarını ödeme kabiliyetine ilişkin endişeleri yeniden alevlendirmiştir.

Buna karşılık hükümet, sermaye kaçışını sınırlamak amacıyla döviz kontrollerini sıkılaştırmıştır. Bu durum, özellikle Arjantin’de faaliyet gösteren çokuluslu şirketler için iş ortamını daha belirsiz hale getirmiştir. Bu hadise, küresel kredi koşulları kötüleştiğinde, kısa vadeli dış finansmana bağımlılık gibi yapısal kırılganlıkların nasıl daha da artabileceğini ortaya koymuştur.

3.3. Diğer bölgesel aktörler

Şili, bakır gelirlerinden oluşturulan ve finansal bir tampon görevi gören egemen varlık fonları sayesinde orta düzeyde bir direnç göstermiştir[8]. Öte yandan Kolombiya, doğrudan yabancı yatırımlarda yavaşlama görmüş, ancak muhafazakâr bankacılık uygulamaları sayesinde büyük bir mali krizden kurtulmuştur. Güney Amerika genelinde, 1980’lerdeki “La Decada Perdida (Kayıp On Yıl-Lost Decade)” gibi önceki borç krizlerinden ders çıkaran ülkeler, daha disiplinli makroekonomik politikalar uygulamış ve bazı durumlarda, kendilerini düşük faizli kredi bulaşmasından koruyan sermaye tamponları oluşturmuştur.

  1. Çıkarılan Dersler, Devam Eden Riskler ve Gelecekteki Durum

2007-2008 finans krizi, küresel ekonominin ancak en zayıf düzenleyici halkası kadar güçlü olduğunu sert bir şekilde hatırlatmıştır. Kusursuz sermaye akışlarının ve karmaşık finans mühendisliğinin hüküm sürdüğü bir çağda, büyük bir pazardaki kötü kararlar veya etik olmayan davranışlar, geniş kapsamlı domino etkilerine yol açabilir. Avrupa’daki sonuçlar, toksik menkul kıymetlerin ve yetersiz sermayeli bankaların [toxic securities and undercapitalized banks] nasıl hızlı devlet kurtarmalarını gerektirebileceğini göstermiştir. Asya’nın deneyimi, güçlü maliye ve para politikalarının bile ihracat odaklı ülkeleri küresel talep şoklarından ancak kısmen koruyabileceğini göstermiştir. Bu arada, Güney Amerika’nın tepkisi, sermaye tamponlarının ve temkinli kredilendirmenin değerini vurgulamış; ancak Arjantin gibi ülkelerdeki yapısal zayıflıklar bir engel teşkil etmeye devam etmiştir.

2008 yılından bu yana çok şey değişmiştir. Küresel likidite seviyeleri toparlanmış, birçok gelişmiş ekonomide işsizlik düşmüş ve daha yüksek banka sermayesi gibi bazı reformlar, tekrarlayan eşik altı bir krizi olasılığını muhtemelen azaltmıştır[9]. Ancak kırılganlıklar devam etmektedir. Yüksek devlet borç seviyeleri, gayrimenkul veya şirket borçlarındaki potansiyel varlık balonları ve finansal inovasyonun durmaksızın devam eden temposu, gizli riskler yaratmaya devam etmektedir. Gizlenen bir diğer potansiyel risk ise, Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın dört bir yanındaki diğer ülkelerdeki artan borç yüküdür. Dahası, fintech ve kripto para piyasaları, büyük ölçüde geleneksel düzenleyici çerçevelerin dışında kalan yeni ufuklar sunmaktadır. Kontrol altına alınmazsa, bunlar gelecekteki krizlerin üreme alanı haline gelebilir.

Dahası, krizin uzun vadeli sosyal ve politik sonuçları hâlâ ortadadır. Kurtarma paketlerine yönelik kamuoyu öfkesi birçok ülkede hoşnutsuzluğu körükleyerek seçimleri ve politika yapım süreçlerini etkilemiştir. Protestolar ve popülist hareketler ivme kazanmış ve finans sektörünün algılanan sorumsuzluğu ve hesap verebilirlik eksikliğine sıklıkla atıfta bulunulmuştur. Bazı hükümetler tüketici korumaları, denetim kurumları ve etik kurallar getirmiş olsa da, şu soru hâlâ ortada durmaktadır: Küresel finans kültürü, kısa vadeli kazanımlar yerine sistemik istikrarı ve adil sonuçları önceliklendirecek kadar değişti mi?

Dengeli bir çıkarım, düzenleyici yapılar iyileşmiş olsa da, küresel çapta yeni bir şokun önlenmesi için daha derin kültürel ve yönetişim dönüşümlerinin hayati önem taşıdığıdır. Karmaşık araçlarda şeffaflık, ortaya çıkan risklerin proaktif denetimi ve standartların titizlikle uygulanması, yeni bir yaygın çöküş olasılığını azaltabilir. Nihayetinde, sürdürülebilir siyasi irade, bilgili kamuoyu tartışması ve piyasa katılımcılarının sağlıklı ve istikrarlı bir finansal sistemi destekleyen temel etik değerleri koruma taahhüdü gerekebilir.

Krizin daha kalıcı bir dersi, sistemik dayanıklılığın yalnızca kurumsal reformlara değil, aynı zamanda kolektif sorumluluğa yönelik bireysel taahhütlere de bağlı olduğudur. Etik liderlik, şeffaf karar alma ve proaktif risk yönetimi, finansal bulaşmanın en kötü sonuçlarını hafifletmede hayati önem taşımıştır. Bu gönüllü taahhütler, bilhassa finans profesyonelleri ve yöneticileri tarafından benimsendiğinde, resmi mekanizmaların yetersiz kaldığı veya başarısız olduğu anlarda kritik bir bariyer görevi görebilir. Giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelen küresel ekonomide, böyle bir ahlaki sorumluluk tali değil, vazgeçilmezdir.

Sonuç

Birleşik Krallık’taki banka millileştirmelerinden [bank nationalizations] İzlanda finans sisteminin toptan çöküşüne, Çin’in devasa teşvik paketinden Arjantin’in devam eden borç sorunlarına kadar, 2007-2008 finans krizinin küresel etkisi, daha önce çok az kişinin tam olarak kavrayabildiği bağlantıları ortaya çıkarmıştır. Brezilya gibi bankacılık sektörlerini güçlendiren ülkeler, fırtınayı daha etkili bir şekilde atlatmış; İrlanda ve kıta Avrupası’nın bazı bölgeleri gibi diğerleri ise ipotekle ilgili varlıkların bilançolarına ne kadar derinlemesine nüfuz ettiğini keşfetmiştir. Çin’in rekor düzeyde teşvik paketi başlattığı ve Japonya’nın aşırı gevşek para politikasını güçlendirdiği Asya’nın çeşitli deneyimleri, hükümetlerin kullanabilecekleri çeşitli araçların yanı sıra, karmaşık bir küresel ekonomide parça parça yaklaşımların sınırlarını da ortaya koymaktadır.

Basel III, geliştirilmiş sınır ötesi koordinasyon ve Öz Kaynaklar ve Makul Yükümlülükler için Asgari Koşullar [Minimum Requirement for Own Funds and Eligible Liabilities] ile Finansal İstikrar Kurulu’nun Etkili Çözüm Rejimlerinin Temel Nitelikleri [Key Attributes of Effective Resolution Regimes] gibi yeni çözüm çerçeveleri de dâhil olmak üzere sonraki reformlar, bu felaketlerden ders çıkarmak için kolektif bir çaba olduğunu göstermektedir[10]. Ancak zorluklar sürmektedir. Gölge bankacılık sektörü birçok pazarda gelişmekte, yeni ürünler düzenleyici sınırları belirsizleştirmekte ve bazı kademeli kontrollere rağmen “batmak için çok büyük” olan kurumlar varlığını sürdürmektedir. Geriye dönüp bakıldığında, kriz silinmez bir ders bırakmıştır: Hiçbir ulus izole olarak var olmaz ve dünyanın bir köşesindeki yetersiz denetim veya sorumsuz risk alma hızla küresel çalkantıya dönüşebilir. Bu birbirine bağlı ortamda finansal istikrarı sürdürmek, sağlam güvenceler, işbirliğine dayalı politika yapımı ve kısa vadeli kâr kadar uzun vadeli kamu çıkarına da saygı duyan bir finansal kültür gerektirir.

[1] BBC News. (2007). Northern Rock Bank Run Sparks Concern.

[2] UK Parliament. (2009). Banking Crisis: Regulation and Supervision (House of Commons Treasury Committee Report).

[3] Danielsson, J., & Jónsson, Á. (2018). “Iceland’s Financial Crisis and the Failure of Prudential Regulation.” European Financial Management Journal, 24(4), 456–471.

[4] People’s Bank of China. (2009). China’s Monetary Policy in 2008–2009.

[5] Ministry of Strategy and Finance (South Korea). (2009). Policy Responses to Global Crisis.

[6] Reserve Bank of India. (2009). Report on Currency and Finance.

[7] IMF. (2010). World Economic Outlook: Rebalancing Growth.

[8] OECD. (2010). Economic Surveys: Chile 2010.

[9] Bank for International Settlements (BIS). (2009). 79th Annual Report.

[10] European Banking Authority. (2015). Guidelines on the Minimum Requirement for Own Funds and Eligible Liabilities. Financial Stability Board (FSB). (2011). Key Attributes of Effective Resolution Regimes for Financial Institutions.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.