Finansal Krizler Neden Tekrarlar?

Finansal krizler [financial crises] neden her yeni türde kısa vadeli borçlanmanın yaygınlaşmasıyla tekrarlanır? 18. ve 19. yüzyıllarda, söz konusu kısa vadeli borç, bir değişim aracı olarak dolaşan “kâğıt paralar” [banknotes] idi. Daha sonra 20. yüzyılda hesap temelli “vadesiz mevduat” [1][demand deposits] için bankalara hücum geldi. Bu yüzyılda ise, “para piyasası fonları” ve “repo işlemleri”nde [(ve hâlâ vadesiz mevduatta) money market funds and repos] hücumlara tanık olduk. Ve son yarım on yılda da, “sabit para” [stablecoin] olarak bilinen dolaşımdaki dijital kısa vadeli borçlarda tekrarlanan hücumlar gördük.

Bu soru “Finansal Krizler Neden Tekrarlar” [Why Financial Crises Recur] başlıklı yeni bir makalede araştırılmıştır. Elbette, bu soruyu soran ilk kişiler anılan makalenin yazarları değildir. 19. yüzyılın sonlarında, William Graham Sumner, finansal krizler hakkındaki literatürde “(eğer gerçekten öğrenilirlerse) elli yıl boyunca aynı çıkarımlar, dersler ve uyarılar tekrarlandı; ancak para biriminin tüm doktrinlerinin görünüşe göre her on veya on beş yılda bir yeniden öğrenilmesi gerekir” diye yakınmıştı. Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca, önde gelen hukuk bilginleri, hatalı bir yasama sürecine ve parçalı bir düzenleyici sürece dayanan açıklamalar sunmuşlardır[2]. Makale yazarları ise bu açıklamalara katılmıyor, ancak yazarlar son birkaç yılda yaşananlar göz önüne alındığında -sabit para birimi ihraççılarına, kripto bankalarına ve Silikon Vadisi Bankası’na yapılan saldırıların[3] ardından- para yaratma ve banka saldırılarının temelleri konusunda hâlâ önemli bir anlayış eksikliği olduğuna inanıyor.

Söz konusu makalede, yüksek bir düzeyde, nesilden nesile yasa koyucuların finansal düzenlemeleri oluştururken iki (kabul edilebilir sezgisel) hata yapma eğiliminde olduğu savunulmaktadır. İlk hata, şeffaflığın önemini aşırı vurgulamak ve opaklığın rolünü yeterince takdir etmemektir. Burada, opaklık, varlıkları değerlendirmenin zorluğuna atıfta bulunur ve bu da yükümlülüklerin kolayca değerlendirilemeyeceği anlamına gelir.

Kısa vadeli borcu para olarak etkili kılmak için fiyatının dalgalanmaması gerekir; yani kısa vadeli borcun fiyatı değişmemelidir. Bir dolarlık bir banknotun fiyatı her zaman bir dolarda kalmalıdır; banka hesabından yapılan çekişler her zaman bire bir olmalıdır. Peki, bu nasıl mümkün olabilir? Arz ve talebin basit bir şekilde anlaşılmasına dayanarak, bir mal veya hizmetin fiyatının yeni bilgilere yanıt olarak hareket ettiğini biliyoruz. Örneğin, piyasa kuraklıktan kaynaklanan bir mango kıtlığı olduğunu öğrendiğinde mangonun fiyatı yükselir. Ya da piyasa katılımcıları yeni altın madenlerinin keşfedildiğini öğrendiğinde altının fiyatı düşer. Öyleyse, değeri teoride borcu destekleyen varlıkların değeriyle birlikte dalgalanması gereken bir ürün olan çalıştırılabilir kısa vadeli borcun sabit bir fiyattan işlem görmesi nasıl mümkün olabilir?

Bunun cevabı, hiç kimsenin paranın desteği (yani bankaların varlıkları) hakkında bilgi üretme konusunda bir teşvike sahip olmaması gerektiğidir ve herkes kimsenin bu bilgiyi üretme konusunda bir teşvike sahip olmadığını bilmek zorundadır. Eğer durum buysa, o zaman paranın “bilgiye duyarsız”[4] [information insensitive] olduğu söylenir. Ve bilgiye duyarsızlığa ulaşmak, piyasa ekonomisinde genel olarak kabul görmeyen bir opaklık düzeyi gerektirir. Açık olmak gerekirse, makalede, opaklığın tek başına kısa vadeli borcu istikrarlı hale getirmek için yeterli olduğu savunulmuyor. Opaklık, güvenilir bir gözetim rejimiyle eşleştirilmelidir ve eşleştirilmiştir. (Bununla ilgili ayrıntılı bir tartışma, banka incelemelerinin kökenleri, takas odalarının rolü ve banka inceleme ayrıcalığı üzerine analizlerle birlikte anılan makalede sunuluyor.) Ancak opaklık tekrar tekrar yeterince takdir edilmemiş ve yeterince kullanılmamıştır.

İkinci hata ise, bireysel finansal varlıkları güçlendirmenin sistem çapındaki riske karşı korunmak için yeterli olduğuna inanmaktır. Burada, yaklaşmakta olan sabit para mevzuatının kısa bir tartışması öğretici olacaktır. (Makalede, bu ikinci hata 1933’ten önceki bankalar için çifte sorumluluk rejimleri ve 1980’lerin sonlarında banka sermaye düzenlemesine geçiş bağlamında da tartışılıyor.)

Sabit paraları düzenlemeye yönelik ardışık girişimler, sabit paraların destekleyici varlıklarının kalitesini iyileştirme ihtiyacını doğru bir şekilde belirlemiştir. Bunu yapmak, sabit para ihraççılarının dayanıklılığını artıracaktır. Ancak bu girişimlerin altında, sistem genelindeki çalıştırmaların tamamen ortadan kaldırılacağına dair bir inanç yatmaktadır. Durum böyle değildir. Tek bir sabit para ihraççısının dayanıklılığını iyileştirmek, sistemsel riski iyileştirmek için yeterli değildir.

Her sabit para ihraççısının portföyünde yalnızca Hazine bonoları [ya da Devlet tahvilleri (Treasuries)] tuttuğunu varsayalım. İzole olarak bakıldığında, Hazine bonoları tutmak ihraççı için mükemmel bir seçimdir, ancak 2023 yılında Silikon Vadisi Bankası’nı [Silicon Valley Bank] vuran makroekonomik şok tekrarlanır. Faiz oranları yükselirse, o zaman Hazine bonolarının değeri (sabit paranın sabit değerini desteklemesi gereken varlıklar) düşecektir.

Bu durum tüm sabit para ihraççılarının başına gelirse, daha yüksek değere sahip yeni Hazine bonoları satın almaya çalışacaklardır. Tahvil fiyatları düştükçe, ihraççıların daha fazla Hazine tahvili satın alması gerekecektir. Faiz oranları yeterince yüksek ve Hazine tahvillerinin değeri yeterince düşük olduğunda, sabit para sahipleri ihraççılarının daha fazla Hazine tahvili satın almak için nakit paraya sahip olup olmadığına karar vermek zorunda kalacaklardır. Bu noktada, sabit para sahipleri ihraççılarının portföyünün geri kalanında ne olduğunu ve ihraççının herhangi bir riski karşılayıp karşılayamayacağını sorabilirler. “Soru Sorulmama” koşulu [5][No Questions Asked condition] ihlal edildiğinde, sabit para sahipleri hücuma başlayacaktır.

Yükselen faiz oranları, ortak bir faktörün tüm sabit para ihraççılarını etkileyebileceği tek senaryodur. Başkaları da mevcuttur. Belki de para piyasası fonları yanlış değerlendiriliyor ve sabit para sahipleri hangi ihraççıların en çok etkilendiğini bilmiyor. Ya da belki de güvenli varlıklarda bir kıtlık vardır ve diğer firmaların tam olarak aynı menkul kıymetlere talebi vardır. Kısacası, Amerika Birleşik Devletleri Sabit Paralar için Ulusal Yeniliği Yönlendirme ve Oluşturma Yasası[6] [Guiding and Establishing National Innovation for U.S. Stablecoins Act-GENIUS] gibi sabit paraları düzenleme girişimleri, kendine özgü riske karşı koruma sağlayabilir, ancak sistemik riski önleyemez. Makale yazarlarının daha önce yazdıkları[7] gibi, sabit paraların yarattığı sistemik riskle gerçek anlamda mücadele etmenin yolu, merkez bankası dijital para birimi [central bank digital currency] oluşturmaktır[8]; yani, merkez bankası tarafından ihraç edilen veya tamamen merkez bankası rezervleriyle desteklenen dijital para.

Özetle, en az iki yüz yıldır bankalara hücum ve finansal krizler yaşanmaktadır. Birçok kişiye krizlerin kaçınılmaz olduğu ve nedenleri kendine özgü olduğu için bu konuda hiçbir şey yapılamayacağı görünebilir. Makale yazarları bunun böyle olduğuna inanmıyor. Krizler doğru düzenleyici müdahalelerle önlenebilir. Ancak bunu yapmak iki cephede bir rota düzeltmesi gerektirir ki; bu rota düzeltmesi birçok kişiye mantık dışı gelebilir.

[1] Derleyenin Notu: “Vadesiz mevduat”, banka hesaplarındaki faiz getirmeyen para olup anında nakit paraya dönüştürülebilir. Vadesiz mevduat hesabının amacı nakit para kullanılmadan banka hesapları ve kişiler arasında ödeme akışı gerçekleştirmektir (…).

[2] < https://scholarship.law.cornell.edu/clr/vol97/iss5/2/ >.

[3]<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4951523>:<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4447703>;< https://www.briefingbook.info/p/anatomy-of-a-banking-crisis >.

[4] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3888752 >.

[5] Derleyenin Notu: “No Questions Asked” ibaresi, yetkili kişilerin bilgi veya açıklama sormadan yaptığı veya verdiği bir şeyi tanımlamak için kullanılır: Yani müşterinin tek yapması gereken, malları herhangi bir şubeye getirmesi ve anında, soru sorulmadan para iadesi veya değiştirme sağlanmasıdır (…)

[6] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=5197044 >.

[7] Bkz. dipnot “6”.

[8] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3937323 >.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.