‘Finansal Kurumlarda Risk Azaltma ya da Riskten Arındırma’ Üzerine*

Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936): “Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünya’da eşi?”

Risk profili oluşturma ve durum tespiti (risk profiling, due diligence), finansal kuruluşların ikincil zarara neden olan stratejilerden kaçınmasına yardımcı olabilir.

Finansal kurumlar, kara para aklamanın önlenmesi (anti-money laundering; AML) stratejilerinin bir parçası olarak risk azaltma/riskten arındırma (de-risking) uygulamasını giderek daha fazla benimsemektedirler. Bu yaklaşım, yüksek riskli kabul edilen kuruluşlar ile iş ilişkilerinin ve hizmetlerin azaltılmasını veya kesilmesini içerir. Riskten arındırma teoride sağlam bir strateji gibi görünse de, bunun bu finansal sistemlerin hizmet vermeyi amaçladığı müşteriler üzerindeki etkisini incelemek çok önemlidir.

Riskten arındırma aslında finansal kurumların kullandığı bir riskten kaçınma taktiğidir. Bu kurumlar, kara para aklama veya terörün finansmanı açısından yüksek riskli kabul edilen sektörler veya bölgelerle iş ilişkilerini sonlandırarak veya sınırlandırarak, kara para aklamanın önlenmesi düzenlemelerine uyulmamasından kaynaklanan potansiyel hukuki ve finansal riskleri en aza indirmeye çalışırlar. Bu risk, ağır para cezalarına, itibar kaybına ve operasyonel maliyetlere neden olabilir.

Riskten arındırma, finansal kurumlar için iki ucu keskin bir kılıç sunar. Bir yandan risk profillerini azaltır ve potansiyel olarak onları maliyetli düzenleyici cezalardan korur. Diğer yandan ise, özellikle algılanan risklerin belirli coğrafi bölgeler veya sektörlerle ilişkilendirilmesi iş ve müşteri ilişkilerinin kaybına yol açabilmektedir.

Riski azaltmak ihtiyatlı bir risk yönetimi yaklaşımı gibi görünse de, istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Masum müşteriler, özellikle de hassas gruplara ait olanlar veya yüksek riskli bölgelerde ikamet edenler, kendilerini finansal açıdan dışlanmış bulabilirler. Bireyler ve işletmeler temel finansal hizmetlere erişimde zorluk yaşarken, bu dışlanmanın önemli sosyoekonomik etkileri de olabilir.

Karayip ülkelerinin durumunu düşünelim. 2010’ların sonlarında Karayip bankaları, büyük Kuzey Amerika ve Avrupa bankalarının bağlarını sınırlandırması veya kesmesiyle önemli ölçüde risk azaltımı yaşadılar. Bu eylem, Karayipler’in yasa dışı ticaret yollarına yakınlığıyla bağlantılı olarak algılanan yüksek risk durumu ve Batı’da uyumu daha maliyetli hale getiren katı Kara Para Aklamanın Önlenmesi/Terörün Finansmanıyla Mücadele (anti-money laundering/combating the financing of terrorism; AML/CFT) düzenlemeleri nedeniyle gerçekleştirilmiştir.

Sonuç olarak, ticarete bağımlı bölge, ticaretin finansmanındaki zorlukların ekonomik büyümeyi durdurmasıyla birlikte aksaklıklarla karşı karşıya kalmıştır. Dahası, Karayipler’e yapılan önemli (nakit para) havale akışları daha pahalı ve daha az verimli hale gelmiş ve bu da ona bağımlı olan birçok kişiyi etkilemiştir.

İncelenmeye değer başka bir örnek de para hizmeti işletmeleridir (money service businesses-MSB). Bu işletmeler, para transferleri, çek bozdurma, döviz bozdurma ve ödeme işlemleri de dâhil olmak üzere finansal hizmetler sağlamakta ve genellikle banka hesabı olmayan insan nüfusuna hizmet vermektedir. Kara para aklama ve terörün finansmanı faaliyetlerine karşı savunmasız olmaları nedeniyle, kara para aklamanın önlenmesi açısından yüksek riskli müşteriler olarak değerlendirilmektedirler.

Riskten arındırma uygulamaları uygulamaya konduğunda birçok banka, risk profillerinin çok yüksek olduğunu düşünerek para hizmeti işletmeleri ile bağlarını koparmıştır. Bankacılık ilişkilerindeki bu kayıp, işletmeler için operasyonel zorluklar yaratmış, hizmet sağlama yeteneklerini tehlikeye atmış ve zaten savunmasız olan tüketicilere daha yüksek ücretlerin yansıtılmasına yol açmıştır.

Etkiler para hizmeti işletmelerin de ötesine geçmiştir. Örneğin, memleketlerindeki ailelerini desteklemek için (nakit para) havale hizmetlerinden yararlanan göçmen işçiler, bu tür hayati ve uygun fiyatlı hizmetlere erişimde engellerle karşılaşmıştır.

Riskten arındırma çabası, finansal katılımı teşvik etmeyi amaçlayan çabalarla keskin bir tezat oluşturmaktadır. Risk azaltma, finansal hizmetlere erişimi sınırlayarak bireyleri resmi olmayan ve daha az düzenlemeye tabi finansal sistemlere doğru itebilir. Bu durum ise, finansal dışlanmayı daha da şiddetlendirmekte ve kara para aklamanın önlenmesi tedbirlerinin asıl amacı olan yasadışı finansal akışları engellemekle çelişmektedir.

Finansal kuruluşlar, geniş kapsamlı risk azaltma önlemlerine başvurmak yerine daha incelikli risk yönetimi stratejileri benimseyebilir. Müşteri risk profili oluşturma, gelişmiş durum tespiti ve gelişmiş kara para aklamanın önlenmesi teknolojisinin benimsenmesi, kapsamlı risk azaltma eylemleri olmadan riskleri yönetmenin yollarını sağlayabilir. Bu stratejiler elbette personel alımı ve teknolojik taleplerle ilgili maliyet etkileri gibi kendi zorluklarını da beraberinde getirmektedir.

Dünya çapındaki düzenleyici otoriteler, risk azaltmanın istenmeyen sonuçlarının giderek daha fazla farkına varmaktadır. Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force-FATF) gibi kuruluşlar, bankalara masum müşterilere zarar verebilecek toptan kesintiler yerine risk temelli bir yaklaşım benimsemelerini tavsiye eden kılavuzlar yayınladılar; ama gerçekten etkili olabilmesi için bu yönergelere somut eylemlerin eşlik etmesi gerekir.

Riskten arındırmanın geleceği muhtemelen teknolojik gelişmeler, mevzuat değişiklikleri ve gelişen endüstri uygulamaları dâhil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenecektir. Doğru dengeyi yakalamanın (finansal tabana yayılmadan gereğinden fazla taviz vermeden finansal sistemlerin bütünlüğünü korumanın) zorluğu, yalnızca finansal kurumların görevi değildir. Bu, tüm paydaşların işbirliğini, diyalogunu ve proaktif adımlarını gerektiren kolektif bir mücadeledir.

Tüketiciler, politika yapıcılar ve sektör profesyonelleri olarak sesimiz bu uygulamaların yönünü etkileyebilir. Yerel ve bölgesel finans kurumlar ile iletişim kurulmalıdır. Finansal politikalara ilişkin tartışmalara, forumlara ve kamuya açık istişarelere katılmak; bilgili olmak ve en önemlisi hem güvenli hem de kapsayıcı bir finansal ekosistemi savunmak gerekir. Her ses önemlidir ve hep birlikte, en çok ihtiyacı olan kişileri izole etmeden çıkarları koruyan bir finansal gelecek inşa edilebilir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.