Finansal Yenilikler Nasıl ve Neden (Yanlış) Anlaşılır?

Finansal yenilik (financial innovation), günümüzün finans ve onun düzenlemelerine ilişkin söylemin olduğu her yerde bulunan bir kavramdır. Müstakil firmalar ‘yenilikçi’ (innovative) finansal ürünlerini durmaksızın pazarlamakta, politika yapıcılar finansal yeniliği ‘kolaylaştırma’ (facilitating) konusundaki kararlılıklarını ilan etmekte, akademisyenler de bu terimi çeşitli düzenleyici gelişmelerin lehine veya aleyhine tartışırken değerli bir entelektüel silah olarak kullanmaktadırlar. Ancak ‘finansal yeniliğin’ tam olarak ne olduğu, farklı bağlamlarda aynı anlama gelip gelmediği ya da bu kadar anlaşılması zor bir ifadenin finans ile ilgili her konuda kamusal tartışmada neden bu kadar çok güce sahip olduğu konusunda hâlâ net bir fikrimiz yoktur. Finansal inovasyonun ne olduğunu anlamadan onu nasıl yönetebiliriz?

Yakında yayınlanacak olan ‘Finansal Yenilik: Tartışmalardaki Üç Yanılgı’ (Financial Innovation: Three Fallacies in the Debate) başlıklı bir makalede, finansal yeniliği sistemik bir olgu olarak anlamlandırma konusundaki ısrarlı kolektif yetersizliğimize kafa yorulmakta ve konu açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu müzakere sürecinde bir başlangıç noktası olarak, finansal inovasyonun dinamikleri ve etkileri hakkında süregelen kamusal tartışmayı sessizce karıştıran ve yanlış yönlendiren, temel olarak yanlış olan üç varsayım (ya da yanılgı) tanımlanmaktadır.

İlk yanılgı (fallacy), çağdaş finans hukuku ve onun düzenlemelerinin çoğunda, finansal işlemlerin (ve dolayısıyla finansal yeniliklerin) karşı tarafların finansal piyasa dışı bazı üretken amaçlar için sermaye toplamaya giriştiği birincil piyasalarda gerçekleştiğine dair örtülü bir varsayılan hipotezdir. Bu bağlamsal çerçevelemenin önemini abartmak, özellikle de finansal sistem meşruiyetini, gerçek (veya finansal olmayan) ekonominin ihtiyaçlarına hizmet etmedeki vazgeçilmez rolünün kolektif olarak tanınmasından aldığı için, zordur. Finansal işlemler ile ilgili pek çok ders kitabı açıklamasının, ana karşı taraf olarak en az bir finansal olmayan aktörü içeren örnekleri kullanması tesadüf değildir: banka kredisi alan veya menkul kıymet ihraç eden alet-edavat üreten bir şirket, vadeli işlem piyasalarında kendilerine özgü fiziksel emtia risklerini koruyan bir çiftçi veya havayolu şirketi veya satın alma ve para transferleri yapan kapı komşuları Alice ve Bob. Bu genelleştirilmiş birincil piyasa mantığını tekrar tekrar ve göze çarpmadan vurgulamak, reel ekonomiye ve tamamen onun sıradan sakinlerine bağlı olup, etkileşimde olan ve sadakatle destekleyen finansal piyasanın zihinsel yapısının oluşturulmasına yardımcı olur. Ekonomik büyümenin temel bir kolaylaştırıcısı, toplumsal açıdan yararlı olduğu varsayılan bir mekanizma olarak sürekli yenilenen finansal piyasanın ana anlatısını oluşturur.

Ancak varsayılan bu bağlamsal hipotez giderek gerçeklikten uzaklaşmaktadır. Günümüzde finansal alacakların büyük bir kısmı birincil piyasalarda değil, temelde farklı dinamikler sergileyen ikincil piyasalarda el değiştirmektedir. Modern finansal piyasaların davranışını yönlendiren şey, yatırımcılar, arbitrajcılar, aracı kuruluşlar, satımcılar, portföy yöneticileri ve diğer finansal oyuncular arasında finansal araçların daha büyük ve daha verimli alım satımına yönelik arayıştır. Söz konusu makalede, çok özel örnekler kullanılarak, standart anlatımın aksine, ikincil piyasa işlemlerinin genellikle birincil finansal alacak ihraçlarının şartlarını ve hacimlerini belirlediği gösterilmektedir. Bu aynı zamanda günümüzün ikincil piyasalarının neden hem amansız ‘işlem yenilikleri’nin hem de kronik aşırı sistemik risk üretiminin (relentless transactional innovation and chronic over-generation of systemic risk) ana alanları olarak hareket ettiğini de açıklamaktadır.

Finansal inovasyona ilişkin mevcut söylemi şekillendiren ikinci yanılgı, finansal ürün veya hizmetlerin yenilik ve faydalı etkisinin, yalnızca olmasa da, öncelikle bireysel piyasa işlemleri bağlamında değerlendirilebileceği ve değerlendirilmesi gerektiği yönündeki söylenmemiş varsayımdır. Yeni bir finansal ürün veya hizmet, bireysel kredi verenler, borç alanlar, satımcılar, hedge edenler ve diğer işlem yapan karşı taraflar için maliyet tasarrufu veya diğer ölçülebilir verimlilikler yaratmayı vaat ediyorsa, bunun iyi niyetli bir finansal yenilik teşkil ettiği varsayılır. Söz konusu ürün veya hizmetin makro düzeydeki fayda ve maliyetlerinin genellikle bu mikro düzeydeki fayda ve maliyetlerden kaynaklandığı varsayılır.

Makalede de tartışıldığı gibi, finansal yeniliği mikro işlemsel bir olgu olarak ele almanın geniş kapsamlı kamu politikası ve düzenleyici etkileri vardır. Özel finans aktörlerinin bitmek bilmeyen daha fazla ve daha hızlı işlem arayışı etrafında görünmez bir çit oluşturarak, bu dar hedefe hizmet eden inovasyonun sosyal değerini sorgulamaya yönelik her türlü girişimi sessizce dağıtır. Belirli bir finansal teknolojinin toplumun refahına katkısı hakkında keskin sorular sormak yerine, politika analizi sıklıkla bireysel yeniliklerin teknik özelliklerine takılıp kalmaktadır. Aslında, mikro işlemsel verimliliği finansal yenilik kavramının merkezine yerleştirmek, bireysel yeniliklerin anlamlı düzenleyici incelemelerden korunmasına yardımcı olur.

Son olarak, makalede analiz edilen üçüncü yanılgı, finansal yeniliğin, özel piyasa teşviklerine yanıt olarak özel eylemin ‘doğal’ (natural) bir ürünü olduğu yönünde yaygın olarak paylaşılan bir varsayımdır. Piyasa rekabeti ve rekabete dayalı yenilik, insanlığın ilerlemesinin aynı parlak madalyonun iki yüzü olarak görülür. Bu görüşe göre hükümetler, özel kâr motivasyonu ve özel piyasa bilgisinden yoksun olduğu için finansal yeniliğin temsilcisi değildir. Dolayısıyla, onun ‘uygun’ rolü, özel finansal yenilikleri, kısıtlayıcı düzenlemelerle ‘boğmadan’ desteklemek ve nazikçe yönlendirmekle sınırlıdır. Bu hatalı varsayım, kamu kurumlarının yenilikçi finansal araçlarda piyasalara öncülük etme ve destekleme konusunda uzun süredir kritik işlevler yerine getirdiği gerçeğini göz ardı etmektedir. Hükümetler genellikle finansal piyasalarda tek başına özel girişim ile çözülemeyen önemli yapısal sorunlara yanıt olarak yenilik yaparlar. Bu durum genellikle, müstakil firmaların kolektif eylem sorunlarının üstesinden gelemediği veya aşırı derecede yüksek yatırım risklerine katlanamadığı durumlarda, özellikle de bu tür yatırımların yararlarının özel sektör tarafından kolayca elde edilemediği hallerde meydana gelir. Bu perspektiften bakıldığında, kamu aktörlerinin üstün risk taşıma kapasitesi, uzun yatırım süresi ufku ve doğal olarak makro düzeydeki bakış açısı, onları geniş çapta paylaşılan faydalarla dönüştürücü değişimin benzersiz etkili aktörleri haline getirir. Bu potansiyelin farkına varılmasındaki ısrarlı başarısızlık, bu tür dönüştürücü değişimin önündeki en önemli engellerden biridir.

Makalenin kapsayıcı noktası, finansal yeniliği bu çarpık bağlamsal temele referansla [tamamen özel, mikro işlemsel, birincil piyasa olgusu (private, micro-transactional, primary-market phenomenon) olarak] tanımlamanın ve değerlendirmenin, modern finans ve onun sunduğu zorluklar hakkında sistematik olarak yanıltıcı bir anlatıya yol açtığıdır. Bu da finansal düzenlemelerin ve finansal yenilik politikalarının etkinliği ve tutarlılığı açısından tehlikeli sonuçlar doğurur. Diğer şeylerin yanı sıra, belirlenen bu üç yanılgı, finans sektöründeki belirli sorunlara uygun olmayan yasal veya düzenleyici çözümlerle sonuçlanır ve sıklıkla sosyal açıdan optimal olmayan kuralsızlaştırıcı politikaları haklı çıkarmak için kullanılır. Sabit paralar, merkez bankası dijital para birimleri ve diğer finansal teknolojiler (stablecoins, central bank digital currencies, and other financial technologies) hakkındaki mevcut tartışmaların da gösterdiği gibi, bu sorgulanmayan varsayımlar, hızla değişen finans dünyasında yapısal değişimleri yönetmek ve kamuya yararlı yenilikleri beslemek için uygulanabilir seçenek yelpazesini önleyici olarak sınırlayabilir. Potansiyel olarak maliyetli hatalardan kaçınmak için, finansal inovasyon konusundaki kolektif düşüncemizdeki birçok gizli hatayla yüzleşmeli ve bunlar düzeltilmelidir.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.