Fransa Merkez Bankası Başkanı François Villeroy de Galhau’nun “Enflasyon Hastalığına Yönelik Para ve Maliye Politikası Karışımı” Başlıklı Konuşması*

 

Bayanlar ve Baylar,

Geleneksel Eylül Eurofi toplantısının bu son gününde burada olmak büyük bir mutluluk ve bu etkinliği bu kez kutsal şehir Santiago de Compostela’da organize ettikleri için Didier Cahen ve David Wright’a en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Eurofi’nin favori konularından biri olan bankacılık düzenlemeleri ve Basel 3 hakkında iyi haberlerle başlayayım. BIS Başkanı ve GHOS’un (Group of Central Bank Governors and Heads of Supervision-Merkez Bankası Başkanları ve Denetim Başkanları Grubu) eski başkanı olarak söylüyorum: Pazartesi günü Basel’de önemli bir GHOS toplantısı yaptık ve Basel 3’ün uygulanmasında bu yıl kaydedilen kararlı ilerlemeyi oybirliğiyle memnuniyetle karşıladık. 2025 yılına kadar Avrupa ve evet Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de dâhil olmak üzere tüm yetki alanlarının bunu standartlara geniş ölçüde uyum sağlayacak şekilde uygulaması gerekirdi. Atlantik’in her iki yakasındaki bankacılık sektörünün, diğer tarafın aşırı avantajlara sahip olduğunu düşünme eğiliminde olduğunu biliyorum. Bu kesinlikle doğru değil ve sloganımız artık açık: Şimdi bu sayfayı kapatalım ve ne eksik ne fazla Avrupa uzlaşmasını uygulayalım. Ne bazı bankaların hâlâ hayal edebileceğinden daha az, ne de bazı düzenleme teorisyenlerinin hayal edebileceğinden daha fazlası. Şimdi bankacılıktaki çalkantıdan öğrenilen önceliğe dönmeliyiz: “daha fazla düzenlemeye odaklanmak yerine, denetim etkinliğinin güçlendirilmesi.” [i] Şimdi ana ekonomik hastalığımız olan enflasyonla mücadeleye yönelik politika karışımı olan temama döneyim.

Santiago henüz enflasyon için bir mucize yaratmadı ama aslında bazı cesaret verici haberler de var: Manşet enflasyon 2023’ün başından bu yana zirve noktasını geçti ve görünen o ki çekirdek enflasyon da aynısını yapıyor. Gerçekten de ikincisi Avro Bölgesi’nde Ağustos ayında %5,3’e düşerek gerilemeye başladı (Temmuz ayında %5,5 ve Mart ayında %5,7’den düşüş). Açıkçası, bu enflasyon oranları hala çok yüksek: Enflasyonu 2025 yılına kadar %2 hedefimize geri getirmeliyiz ve getireceğiz. Bu sabah, son Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank-ECB) tahminlerimizle tamamen tutarlı olan bu açık taahhüdümü yineliyorum. Para politikası ilk savunma hattı ve bu hastalığın ana ilacıdır. Dünkü Yönetim Kurulu ve parasal karar hakkında yorum yapmayacağım. Ancak enflasyona karşı kolektif mücadelemiz daha uygun bir politika karışımını gerektirmektedir:

Yüksek enflasyonun yanı sıra, kamu borçları da esas olarak benzeri görülmemiş şok dalgaları ve aynı zamanda birçok ülkenin eski borçları nedeniyle tarihi seviyelere ulaştı. Artık bu şoklar hafiflediğine göre, hükümetlerin enflasyonist baskıları daha da artıracak aşırı genişletici bir duruştan kaçınması gerekiyor. Bu nedenle daha koordineli ve yeniden düzenlenmiş bir mali ve parasal duruşa ihtiyacımız var.

Maliye ve para politikalarının daha iyi uyumlaştırılması, politika karışımının daha verimli olmasını sağlayacaktır: herkes bu noktada hemfikirdir. Sorun, Avrupa Dönemi içerisinde Avrupa Komisyonu tarafından denetlenen finansal otoriteler ile her ikisi de bağımsız ve belirli yetkilere sahip olan Avrupa Merkez Bankası arasında daha iyi bir koordinasyonun nasıl sağlanacağıdır. Peki, iki bağımsız ve güçlü fikirli kişiliği koordine etmek her zaman zordur, hatta iki bağımsız kurum söz konusu olduğunda bu daha da zordur. Bana göre birlikte yolculuk yapmak zorunda olan gezginler olarak görülebilirler. Birbirlerini mutlaka seçmediler, ancak birlikte yaşamanın basit kurallarına uyabilirler. [i] Hedef, yani orta vadede %2’lik enflasyon hedefinin ilgili “çapaları” ve orta vadeli borç azaltma yolu üzerinde mutabakata varmak, [ii] Karşılıklı güveni geliştirmek ve farklılıkları ele almak için sürekli bir diyalog sağlamak.

Üstelik enflasyon ve faiz oranları ne kadar yüksek olursa kamu borcunun yönetilmesi de o kadar zorlaşıyor. Dikkatler giderek kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine odaklanıyor ve haklı olarak da öyle. Bu bağlamda, mali konsolidasyon ihtiyacını vurgulayan, Avro bölgesi mali duruşuna ilişkin Temmuz Avro Grubu beyanı memnuniyetle karşılanmaktadır. Bu aynı zamanda, sürekli artan hükümet harcamaları (2022’de gayrisafi yurtiçi hâsılanın %58’i, avro bölgesinde ise ortalama %51) ve kamu borcu (%112’ye karşı %94) konusunda karamsar bir teslimiyete sürüklenmekten kaçınması gereken Fransa için de geçerlidir. Üstelik ülkem geçmişte bütçe hedeflerine ilişkin taahhütlerini yerine getiremedi. Bir sonraki çok yıllık kamu maliyesi programlama tasarısının ve 2024 yılı bütçesinin artan bağlılık ve güvenilirlik göstereceğini kuvvetle umuyorum.

Yürümekte olan Avrupa Birliği (AB) mali yönetişim reformu, kamu borç yönetimi için sağlam bir çerçevenin yeniden oluşturulması açısından önemli bir fırsattır. Nisan 2023’te Avrupa Komisyonu mevzuat önerilerini yayınladı. [iii] Ne kadar erken bir anlaşmaya varılırsa (umarım 2023 sonuna kadar) borç dinamiklerinin kontrolünü yeniden ele geçirmek için bu araçlardan o kadar hızlı yararlanabiliriz. Avrupa Komisyonu’nun teklifinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu baştan söyleyeyim.

Bununla birlikte, “mali kurallar üçlüsü (fiscal rules trilemma)” [iv], mevcut kurallara göre faydalarını analiz etmek için yararlı bir matris sağlar. Bu üçleme, aşağıdaki üç hedefi aynı anda yerine getirmenin imkânsız olduğunu belirtir: (a) basitlik (simplicity), aynı zamanda politik anlaşılırlık ve sahiplenme olarak da anlaşılabilir; (b) esneklik (flexibility), yani belirli ekonomik durumlara veya öngörülemeyen gelişmelere uyum sağlama yeteneği ve (c) uygulama (enforcement) yani kuralın ne ölçüde bağlayıcı olduğu. Uygulamada, mevcut İstikrar ve Büyüme Paktı (Stability and Growth Pact), “herkese uyan tek çözüm ilkesini” (one size fits all principle) telafi edemeyecek kadar çok sayıda ve çok karmaşık esneklik hükümleri ve kaçış maddeleri içerirken, bunun uygulanabilirliğini artırma çabalarının etkisiz olduğu ortaya çıkmıştır. Mali çerçeveyi daha etkili ve işlevsel hale getirmek için reformun bu üç özellik (basitlik, esneklik ve uygulama) arasında daha iyi bir denge kurması gerekiyor.

Basitlik açısından, yeni çerçevenin tek bir operasyonel gösterge, yani net faiz dışı kamu harcama toplamı etrafında oluşturulmuş olması, yapısal açıklarla karşılaştırıldığında büyük bir gelişmedir. Prensip olarak bu yeni göstergenin hükümetler tarafından ölçülmesi ve denetlenmesi daha kolay olmalı ve tamamen onların kontrolüne girmelidir. Ayrıca yeni kuralların politik olarak anlaşılır ve kabul edilebilir olmasına yardımcı olacak kamusal tartışmalarda bir iletişim aracı olarak kullanılması da daha kolaydır.

Esneklik konusunda teklif, gereken çabaların ülkeye özgü koşullara daha iyi uyarlanması yönünde uzun bir yol kat ediyor. Harcama yolu, borç sürdürülebilirliği analizine dayanan ve Komisyon ile Üye Devletler arasında kapsamlı bir tartışmanın ardından pragmatik bir süreçte tanımlanacak. Her ülke, yapısal reformlar ve kamu yatırım programlarını içeren ulusal bir orta vadeli plan taahhüt edecektir. Bu süreç, Üye Devletlerarasındaki borç heterojenliğinin tek bir borç azaltma kuralı dikte edemeyecek kadar yüksek olduğunu (2022’de Almanya’da gayrisafi yurtiçi hâsılanın %66’sına karşılık İtalya’da %144) kabul ederken, ulusal makamlarla güçlendirilmiş diyaloğun siyasi sahiplenmeyi ve çerçeveye uyumu geliştirmesi beklenmektedir.

Ama bu beni uygulamaya getiriyor. Yine de ulusal planların siyasi müzakerelere dönüşmemesini ve yeterince iddialı olmayan mali ayarlamalarla sonuçlanmamasını sağlamaya çalışmalıyız. Ulusal döngüleri yeterince yönlendirmek için kurumsal süreçlerin bilgeliğine veya aydınlanmış ekonomik tartışmalara %100 inanmadığımı itiraf etmeliyim. Mali disiplinin sağlanması için bunların ortak kurallar ve çıpalarla tamamlanması gerekiyor. Başka bir deyişle, meşhur kurallar/takdir yetkisi tartışmasında, gerçekten de daha fazla takdir yetkisine ihtiyacımız var ama çok fazla değil ve daha az mekanik veya belirsiz kurallara ihtiyacımız var ama yine de kurallara ihtiyacımız var. Düzenleme gerçekten de kamu maliyesinde yıllık asgari düzenlemeye yönelik bağlayıcı eşikler sağlamalıdır. Şunu da eklemeliyim ki, ulusal mali disiplin konusunda ne kadar etkin ilerleme kaydedersek, çok ihtiyacımız olan ortak mali kapasiteyi de o kadar kolay tasavvur edebiliriz. Mario Draghi yakın zamanda bunu etkili bir şekilde savundu [v] ve bunun onun Avrupa’da rekabetçiliğe ilişkin yeni misyonunun bir parçası olmasını diliyorum.

Sonuç olarak, Isaac Newton’un belirttiği fizikten temel bir prensibi ödünç almama izin verin: “İki kuvvet birleştiğinde verimlilikleri iki katına çıkar.” Artık para ve maliye politikamızın iki gücünü, Avro Bölgesi ekonomimizin daha verimli hale getirilmesi ve vatandaşlarımızın yararına olacak şekilde birleştirmenin zamanı geldi. İlginiz için teşekkür ederiz.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.