Gelişmekte Olan Ekonomiler İçin Bir Başka Potansiyel Ekonomik Şok

Tarifeler, Trump Yönetimi göreve geldiği andan itibaren neredeyse son birkaç aydır manşetlerde yer alıyor. Bu haberle birlikte, tarifelerin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve küresel ekonomi üzerindeki etkisi ve ABD ile Çin, Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği gibi önemli ticaret ortakları arasındaki ilişkiler hakkında önemli yorumlar gelmiştir. Çok fazla tartışılmayan şey ise, yeni tarifelerin ve ilgili ticaret gerginliklerinin gelişmekte olan piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler [economies of emerging markets and developing economies] üzerindeki etkisi ve özellikle bu gelişmelerden kaynaklanan ekonomik sonuçların bu ülkeler arasında artan ülke borç sıkıntısı [sovereign debt distress] potansiyeli yaratma derecesidir.

Yeni bir makalede tartışıldığı gibi, Trump yönetiminin kendi kendine dayattığı 90 günlük “duraklama” [pause] sona erdikten sonra da Trump yönetimi tarafından uygulanan son tarifeler yüksek seviyelerde kalırsa, bu etki ve sıkıntı büyük olabilir. Gerçekten de, son tarife ve ticaret gelişmeleri, Uluslararası Para Fonu’nun [International Monetary Fund-IMF] Nisan ayı sonlarında yayınladığı güncellenmiş “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunda da yansıtıldığı gibi, küresel ekonominin ekonomik büyüme beklentilerini önemli ölçüde azalttığı gibi, bu gelişmeler aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyüme projeksiyonlarının da azalmasına yol açmıştır. IMF, Ocak ayında küresel ekonomi için 2025 yılında yüzde 3,3, gelişmekte olan ülkelerdeki büyümeyi ise yüzde 4,2 olarak tahmin ediyordu. Nisan ayı sonlarında, Trump yönetiminin planladığı tarifelerin duyurulmasının ardından, bu büyüme projeksiyonları küresel ekonomi için yüzde 2,8, gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme ise yüzde 3,7 olarak aşağı yönlü revize edilmiştir.

ABD ile Çin, Kanada, Meksika, Avrupa Birliği ve diğer birçok ülke arasındaki tarifeler ve ilgili ticaret gerginlikleri sonucunda gelişmekte olan piyasalar ve gelişmekte olan ekonomilerin olumsuz ekonomik etkilere maruz kalması ölçüsünde, gelişmekte olan piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler artan bir şekilde artan ülke borç sıkıntısı, yani ödenmemiş ülke borçlarını ödemede daha büyük zorluklar yaşayabilirler. Son beş yılda, bu ülkeler önce Covid-19 salgını ve ardından Ukrayna savaşı sonucu ortaya çıkan büyük ekonomik şoklarla karşı karşıya kaldılar ve bu durum, bu gelişmelerin etkisini azaltmak için mali ve diğer önlemleri benimsediklerinde devlet maliyelerini ciddi şekilde zorladı.

Dolayısıyla, gelişmekte olan piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler tarifeler ve ticaret gerginliklerinden kaynaklanan ekonomileri için yeni bir belirsizlik dönemine girerken, bunu kamu borcu ve ödenmemiş ülke borçları için borç servis maliyetleri ile yapıyorlar ki, bu maliyetler Covid öncesi döneme göre çok daha yüksektir. Daha da önemlisi, bu, ekonomilerini bu ticaret gelişmelerinin olumsuz ekonomik sonuçlarından korumaya çalışırken manevra alanlarını sınırlayabilir, yani bu sorunları ele almak için Covid-19 salgınının başlangıcından önce sahip olduklarından çok daha sınırlı mali alana sahipler.

Tarifeler ve ticaret savaşlarının gelişmekte olan ekonomilerin ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerine zarar vermesinin birkaç yolu vardır. Bunlardan birincisi, Trump yönetiminin başlangıçta 02 Nisan’daki (2025) Kurtuluş Günü’nde birçok ülke için duyurduğu çok yüksek karşılıklı tarifelerle, ABD’ye ihracata büyük ölçüde bağımlı olan gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler ihracat gelirlerinde önemli bir düşüş görebilir ve bu da ekonomilerin daralmasına, daha yüksek işsizliğe ve daha düşük vergi gelirlerine yol açabilir. Diğer olumsuz etkiler arasında ulusal para birimlerinin değer kaybetmesi (veya hatta devalüasyonu), daha yüksek enflasyon seviyeleri ve döviz gelirlerinin azalmasıyla birlikte döviz cinsinden borçları ödeme yeteneğinin azalması yer alabilir.

İkinci olarak, küresel ticaretin büyük bir yüzdesi küresel tedarik zincirleri aracılığıyla yürütüldüğünden, ekonomileri bu tedarik zincirlerine bağlı olan ülkeler, nihai ürünler ABD’de aşırı yüksek tarifelerle karşı karşıya kalırsa, ürettikleri ara ürünlere olan talebin daha az olduğunu görebilirler. Üçüncüsü, tarifeler ve ticaret gerginlikleri küresel ekonomik yavaşlamaya yol açtığı ölçüde, tarımsal ürünler ve mineraller/doğal kaynaklar gibi emtia ihracatına olan talep azalabilir ve bu da bu tür emtialar için daha düşük fiyatlara yol açabilir. Bu, bu ekonomiler doğrudan veya dolaylı olarak küresel tedarik zincirleri aracılığıyla ABD’ye ihracat yapıyorsa, emtia ihraç eden ülkelerin ekonomilerine (bunlardan birçoğu gelişmekte olan piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler arasında yer alır) zarar verebilir.

Mezkûr makalede bu konular ele alınıyor ve daha geniş bir tarihsel bağlam içinde konumlandırılıyor. Makalede, 2020’de Covid-19 salgınının patlak vermesi ve Ukrayna savaşı gibi, Trump tarifelerinin şiddetinin son on yıllarda benzeri görülmemiş olduğu belirtiliyor. Esasen, Trump tarifeleri için sözde ortalama etkili tarife oranı, ilk olarak Nisan başında önerildiği şekliyle, ‘Büyük Buhran’ın [Great Depression] süresine ve şiddetine katkıda bulunan 1930 yılındaki kötü şöhretli Smoot-Hawley tarifeleri için karşılık gelen orandan daha yüksektir. Aslında, Fitch Ratings’e göre, yeni tarifeler 1900’lerin başından bu yana en yüksek ortalama etkili tarife oranlarını temsil etmektedir.

Söz konusu makalede belirtildiği gibi, gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik gerileme ve ilgili ülke borç sıkıntısının şiddetini ve bunlara verilecek politika yanıtını etkileyebilecek iki joker mevcuttur. Birincisi, 2008-2009 dönemi finans krizinde dünya çapındaki ekonomiler tökezlerken küresel büyümeyi destekleyen Çin’in, yakın zamanda içinde bulunduğu göreceli ekonomik durgunluktan çıkıp çıkmayacağıdır. İkincisi ise Trump yönetiminin daha önce duyurulan bir incelemeye istinaden ABD hükümetinin Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’ndaki katılımını azaltıp azaltmayacağı veya tamamen ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır. Bu iki uluslararası finansman kuruluşu, geleneksel olarak gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik krizlere yanıt vermede kritik bir rol oynamıştır, ancak ABD finans desteğini azaltırsa veya tamamen ortadan kaldırırsa bunu yapma kabiliyetleri zarar görebilir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.