‘İklim Konulu Kamuyu Aydınlatma’: Neredeyiz ve Nereye Gidilmeli?*

1. Avrupa Birliği, iklim konulu kamuyu aydınlatmanın uluslararası ortamını nasıl şekillendiriyor?

Hukuk profesörü António Garcia Rolo’nun Avrupa Birliği’ndeki (AB) ESG[1] mevzuatına ilişkin bağlamsal analizinde belirttiği gibi, 2000’li yılların başlarında yasa koyucular ESG ile ilgili kamuyu aydınlatmanın gönüllü niteliğini yeniden düşünmeye ve çarkı zorunlu bir uyum çerçevesine doğru yönlendirmeye başladılar. İlk büyük gelişme, Avrupa Parlamentosu’nun finansal olmayan bilgilerin kamuya açıklanmasını zorunlu kıldığı 2014 tarihli Finansal Olmayan Raporlama Direktifi (Non-Financial Reporting Directive; NFRD[2]) oldu. Finansal Olmayan Raporlama Direktifi uyarınca, 500’den fazla çalışanı olan kamu yararını ilgilendiren büyük kuruluşların [KAYİK (public-interest companies)]; (1) çevresel sorunlar; (2) sosyal sorunlar ve çalışanlara yönelik muamele; (3) insan haklarına saygı; (4) yolsuzlukla mücadele ve rüşvet ile (5) şirket yönetim kurullarındaki çeşitlilik ile ilgili bilgileri yayınlaması gerekmektedir.

Avrupa Parlamentosu’nun Finansal Olmayan Raporlama Direktifini tanıtmasından bir yıl sonra, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (Sustainable Development Goals) yayınladı. Aynı yıl Paris Anlaşması imzalandı. İlk belge, yoksulluğu sona erdirmenin iklim değişikliğiyle mücadele ile okyanusları ve ormanları korumaya çalışmakla el ele gittiğini kabul eden küresel bir eylem çağrısıdır. Paris Anlaşması ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (United Nations Climate Change Conference) COP21’de (Conference of the Parties-Tarafların Konferansı) 196 tarafça kabul edilen, iklim değişikliği konusunda bağlayıcı bir uluslararası anlaşmadır. Anlaşmanın, küresel ısınmayı bu yüzyılın sonuna kadar 1,5°C ile sınırlandırma çabalarını sürdürme yönünde kapsamlı bir hedefi vardır. Her iki belge de sürdürülebilirliğe ve iklim ile ilgili hedeflere ulaşmak için alınması gereken önlemlere ilişkin hem siyasi hem de kamusal söylemlere yeni bir ivme kazandırmıştır.

Avrupa Komisyonu, 2019 ve 2020 yıllarında Sürdürülebilir Finans ile ilgili Kamuyu Aydınlatma Yönetmeliği (Sustainable Finance Disclosures Regulation-SFDR[3]) ile Sınıflandırma Yönetmeliği’ni (Taxonomy Regulation-TR[4]) uygulamaya koydu. Sürdürülebilir Finans ile ilgili Kamuyu Aydınlatma Yönetmeliği, sürdürülebilir yatırım ürünleri ile ilgili şeffaflığı artırmayı, yeşil aklamayı önlemeyi ve varlık yöneticileri, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri tarafından yapılan sürdürülebilirlik iddialarına ilişkin yatırımcı konforunu artırmayı amaçlıyor. Bunu, hem kuruluş hem de ürün düzeyinde çok çeşitli ESG ölçümlerini kapsayan kapsamlı sürdürülebilirlik kamuyu aydınlatma yükümlülükleri uygulayarak yapmayı amaçlamaktadır. Sınıflandırma Yönetmeliği ise, işletmelere ve yatırımcılara bu iki mevzuatın nasıl okunacağı ve bunlara nasıl uyulacağı konusunda kavramsal bir çerçeve sağlayarak hem Sürdürülebilir Finans ile ilgili Kamuyu Aydınlatma Yönetmeliğini hem de Finansal Olmayan Raporlama Direktifini tamamlamaktadır. Bank of New York Mellon’un 2022 tarihli raporunun yazarlarına göre, Sınıflandırma/Taksonomi Yönetmeliği, çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edilebilecek ekonomik faaliyetlerin nasıl tanımlanacağı konusunda AB genelinde ortak bir dil ve ortak bir çerçeveyi teşvik etmektedir.

Daha yenisi ise 05 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe giren Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifidir (Corporate Sustainability Reporting Directive-CSRD[5]). Bu, AB’de kote edilenler gibi belirli Avrupalı ve Avrupalı olmayan şirketler için geçerlidir. Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi, bildirim koşullarına ilişkin mevcut kuralları modernize edip güçlendirmekte ve iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve kurumsal faaliyetlerin insanlar ve çevre üzerindeki etkilerinden kaynaklanan riskler ve fırsatlar hakkındaki bilgilerin kamuya açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Ticaret şirketi avukatları Matthew Triggs, Sarah Mishkin ve Thibault Meynier’e göre Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi, açık ve güçlü bir şekilde yeşil ekonomiyi güçlendirmeyi amaçladığı için AB’nin kurumsal sürdürülebilirliğe yönelik iddialı odağının temel direğidir.

Birlikte ele alındığında, 2014 yılından bu yana AB mevzuat paketi, AB’nin, Avrupa Birliği’nde faaliyet gösteren şirketlerin yanı sıra orada yatırımcısı bulunan veya bir AB kuruluşunun tedarik zincirinin bir parçası olan birçok şirkete zorunlu ve önemli kamuyu aydınlatma yükümlülükleri getiren düzenlemeler yoluyla sürdürülebilirliği geliştirme konusundaki kararlılığını doğrulamaktadır. Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi kapsamında, kapsam dâhilindeki şirketlerin net ESG hedefleri belirlemesi ve bu hedeflere ilişkin ilerlemelerinin yanı sıra geçiş planlarını da yıllık olarak yayınlaması gerekmektedir. Sonuç olarak, sürdürülebilirliğe odaklanmak artık isteğe bağlı veya gönüllü değil, zorunludur ve şirketin uzun vadeli vizyonuna, stratejisine ve politikalarına dâhil edilmelidir. Bu eğilim devam edecek olsa da Mark Babington gibi bazı ESG uzmanları buna karşı uyarıda bulunuyor. ESG entegrasyonu ile ilgili olarak 21 Kasım 2023 tarihinde düzenlenecek olan bir konferansta, yönetim kurullarının bildirim yükümlülüklerini anlamak ve kamuyu aydınlatmayı en temel ve önemli bilgilere göre ayrıştırmak için ekstra çalışma yapması gerektiği savunulmaktadır. Ayrıca zorunlu raporlamanın özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için gerçek maliyetleri olduğu konusunda da ısrar edilmektedir.

2. Amerika Birleşik Devletleri (ABD): İklim değişikliklerinin kamuya açıklanmasından kim korkuyor?

ESG düzenlemeleri söz konusu olduğunda ABD’nin Avrupa’ya kıyasla geride kaldığı konusunda bir fikir birliği vardır. Avukatlar Carolyn Houston, Emily B. Holland ve Leah Malone’ye göre, federal kurumlar bu alanda kurallar önermek konusunda yavaş davrandılar ki, bu da bazı eyaletlerin eyalet kurallarını yürürlüğe koyarak daha proaktif olmasına yol açtı. Örneğin, New York ve California’daki yasa koyucular, Ocak 2023’te 897 sayılı Kanun, Şubat 2023’te 4123 sayılı Kanun ve Mayıs 2023’te 253 sayılı Kanun gibi şirketlerin ticari faaliyetleri yoluyla ürettikleri emisyonları düzenli olarak takip etmesini ve kamuya açıklamasını gerektiren yasa tasarılarını sundular. California’nın 253 sayılı Kurumsal İklim Veri Sorumluluk Yasa tasarısı (Bill 253, Climate Corporate Data Accountability Act), California’da iş yapan ve yıllık geliri 1 milyar ABD doları veya daha fazla olan hem halka açık hem de halka kapalı tüm şirketleri hedefliyor. Bu şirketlerin, Kapsam 1, 2 ve 3 karbon emisyonlarını, hâlihazırda üçüncü taraf bir denetçi tarafından onaylanmamışsa kamuyu aydınlatmayı inceleyecek olan bir emisyon kayıt kuruluşuna kamuya açık olarak raporlamaları gerekecektir.

Bu tür düzenlemelere destek olsa da onlara karşı artan bir tepki de bulunmaktadır. ESG karşıtları ise, ESG’nin siyaseti ekonominin önüne koyduğunu iddia ediyor. Örneğin, 04 Ağustos 2022 tarihinde 19 eyalet savcısı tarafından BlackRock CEO’suna gönderilen bir mektupta “eyaletlerimiz, emeklilerimizin emekliliklerinin BlackRock’un iklim gündemi uğruna feda edilmesine dayanamayacaktır” denilmektedir. Bazı Cumhuriyetçi eyaletler ESG’nin kamuya ifşa edilmesine ve yatırım yapılmasına karşı yasa çıkaracak kadar ileri gitmişlerdir. Örneğin Florida’da Mayıs 2023 tarihli bir yasa, devlet fonu yöneticilerinin ve danışmanlarının yatırım kararlarını ESG faktörlerine dayandırmasını yasaklamaktadır. ESG, Cumhuriyetçi senatörlerin Kasım 2022’de 51 hukuk firmasına ABD Kongresi’nin “ESG adına işlenen kurumsallaşmış rekabet ihlallerini incelemek için gözetim yetkilerini giderek daha fazla kullanacağı” yönünde uyarıda bulunan mektuplar göndermesiyle Kongre’de de heyecan yaratıyor.

Hem tepki hem de California ve New York’ta yukarıda bahsedilen ESG yanlısı mevzuat, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (Securities and Exchange Commission-SEC) 2023 yılında beklenen iklim ile ilgili kamuyu aydınlatma kurallarının açıklanmasından önce geldi. SEC’in Mart 2022’de yayınlanan tasarıları[6], şirketlerin; (1) iklim ile ilgili risklerin kurumsal yönetişimi ve idaresi; (2) belirlenen risklerin iş üzerindeki mevcut veya gelecekteki önemli etkisi; (3) tespit edilen risklerin kurumsal stratejiyi, iş modelini ve görünümü nasıl etkilediği veya etkilemesinin muhtemel olduğu ve (4) bunların ve geçiş faaliyetlerinin konsolide finansal tablolar üzerindeki etkisi hakkında zorunlu olarak rapor verme yükümlülüklerini özetledi. Teklif aynı zamanda Kapsam 1 ve 2’de ve emisyonların önemli olması veya şirketin Kapsam 3’ü içeren bir emisyon hedefi belirlemesi durumunda Kapsam 3’te doğrudan sera gazı emisyonlarına ilişkin ilave zorunlu raporlamayı da içermektedir. Buna ek olarak, SEC, Mayıs 2022’de, fon adları ve danışmanlar ve yatırım sağlayıcılar tarafından yapılan açıklamalarla ilgili bir dizi yeşil aklama karşıtı kural da önerdi.

Avukatlar Laura McIntosh ve David Katz’ın da belirttiği gibi, tasarı kurallar bildirim/raporlama yapan şirketler için Avrupa’daki düzenlemelerin getirdiği yükümlülüklerden daha az külfetli olsa da, bunların ABD’deki ESG konulu kamuyu aydınlatma düzenlemelerinde yalnızca yeni bir dönemin başlangıcını temsil etmesi mümkündür. İşletme profesörleri Mark Egan ve Malcolm Baker tarafından Aralık 2022’de yapılan araştırma[7], ABD’deki siyasi tepkiye rağmen yatırımcıların ESG’ye olan ilgisinin artmaya devam ettiğini gösterdi. AB’nin etkisiyle yatırımcıların ESG’ye yönelik coşkusu büyük olasılıkla SEC’i daha fazla zorunlu kamuyu aydınlatma tasarısı hazırlamaya yöneltecektir.

3. Kanada: Güçlü mevzuatın zamanı geldi

Kanada Menkul Kıymet Makamları (Canadian Securities Administrators-CSA), 19 Ocak 2022 tarihinde, bir ürünün veya bir faaliyetin çevresel açıdan ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin yanıltıcı bilgilerin iletilmesini tanımlamak için kullanılan yeşil aklama riskine yanıt olarak 81-334 sayılı ESG ile ilgili Yatırım Fonlarına ilişkin Kamuyu Aydınlatma (ESG-Related Investment Fund Disclosure) Personel Bildirimini yayınladı[8]. Kanada’da federal bir menkul kıymetler düzenleme kurumu bulunmadığı ve her eyalet ve bölgenin kendi menkul kıymet düzenleme makamı bulunduğu için, ESG hedeflerinin menkul kıymetler düzenlemesine dâhil edilmesi yerel makamlar arasında bir fikir birliği meselesidir. Kanada Menkul Kıymet Makamları, girişimlerin Kanada çapında koordine edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

81-334 sayılı söz konusu Bildirim, fonun adı, yatırım hedefi, yatırım stratejileri ve yatırımları seçerken ESG kriterlerinin nasıl uygulandığı hakkında ayrıntılı kamuyu aydınlatma sağlamalarını zorunlu kılarak, ESG sorunlarını büyük ölçüde veya ikincil olarak kullanan yatırım fonu yöneticilerini ve portföy yöneticilerini hedef almaktadır. Bu Bildirim, ESG stratejisi için gerekli olan kamuyu aydınlatma düzeyi ve yöntemlerine ilişkin düzenleyici beklentileri açıklığa kavuşturduğu için ileriye doğru atılmış büyük bir adımdır. Buna ilave olarak, Finansal sektörün istikrarını, güvenliğini ve sağlamlığını teşvik edecek şekilde federal olarak düzenlenen finansal kurumları denetleyen ve izleyen bir kurum olan Finansal Kurumlar Denetim Ofisi (Office of the Superintendent of Financial Institutions-OSFI), Mart 2023’te B-15 İklim Riski Yönetimi kılavuzunu tanıttı. Bu Kılavuz, federal olarak düzenlenen bankaların ve sigorta şirketlerinin, kurumsal yönetişim uygulamalarında ve GHD (greenhouse gases; sera gazı) emisyonlarına ilişkin finansal kamuyu aydınlatma açıklamalarında iklim değişikliğini hesaba katmalarını gerektirecektir. Yaklaşık 400 finans kurumu ve bin 200 emeklilik planının rehbere 2024 yılına kadar, daha küçük kurumların ise 2025 yılı sonuna kadar buna uyması gerekecektir. Rehberin finansal kurumlara yönelik raporlama yükümlülüklerine odaklanmasına rağmen etkilerinin geniş kapsamlı (wide-ranging) bekleniyor. Kanadalı bir avukat tarafından 27 Temmuz 2022 tarihinde yapılan röportajta, Ontario Menkul Kıymetler Komisyonu eski Başkan Yardımcısı Wendy Berman, bankalar ve sigortacılar tarafından yapılan bu tür açıklamaların “Kanadalı işletmelerin iklim ile ilgili riskleri ve maruz kalmaları nasıl yönettikleri ve rapor ettikleri üzerinde önemli bir etkisi olacağını” söyledi.

Kanada Menkul Kıymet Makamları tarafından 18 Ekim 2021 tarihinde önerilen 51-107 sayılı İklimle İlgili Konuların Kamuya Açıklanması düzenlemesi de aynı derecede önemlidir. Önerilen düzenleme, iklimle ilgili kamuyu aydınlatmayı zorunlu kıldığından Kanada’da iklim değişiklikleri ile ilgili en önemli yükümlülükleri şu dört temel unsur etrafında vaat ediyor: (1) kurumsal yönetişim, (2) strateji, (3) risk yönetimi ile (4) ölçümler ve hedefler. Halen bir öneri olmasına rağmen, yürürlüğe girecek mi? Düzenleme, raporlama yapan ihraççıların çoğu için geçerli olacaktır. Ancak ve belirtildiği gibi, ESG uzmanları Laura Roberts ve Conor Chell’e göre, Kapsam 1, 2 ve 3 sera gazı emisyonlarının raporlanması “uy ya da açıkla” esasına (comply or explain basis) göre yapılacağından, Kanada Menkul Kıymet Makamları tarafından bu düzenleme kapsamında önerilen yükümlülüklerin tümü zorunlu değildir. Bu, Kanada’nın ESG konulu tasarısını şu anda ABD’de bekleyen zorunlu kamuyu aydınlatma tasarısından daha az katı hale getirmektedir.

4. Zorunlu uyuma doğru

Sarah Barker, Cynthia Williams ve Alex Cooper gibi bilim insanları, ESG sorunlarının tüm piyasa oyuncuları tarafından ciddi şekilde dikkate alınması gerektiğini savunuyor. Onlara göre ESG sorunları ve hissedarlık birbirini dışlayan şeyler değildir. Bunun yerine ESG, risk yönetimi ve dolayısıyla zarar önleme yoluyla kârı maksimize eder. Bir işletmenin çevre üzerindeki etkilerini kamuya açıklamanın, gelecekte şirket için finansal tehdit oluşturabilecek iklim ile ilgili risklerin farkında olmak anlamına geldiğini açıklıyorlar. Buna göre kamuyu aydınlatma, önleyici ve çevre dostu politika ve hedeflerin uygulanmasına yönelik bir teşviktir. Kanada ve İngiltere Merkez Bankalarının eski yöneticisi Mark Carney Şubat 2023’te şunları söyledi: Montrealli bir izleyici kitlesi, şirketlerin ve hükümetlerin, değişen iklimin gelirleri, kârları ve ekonomiyi nasıl etkileyeceği konusunda şeffaf olmanın faydalarını “hafiflettiğini” (undervalued) söyledi. Hatta ABD halkla ilişkiler ve pazarlama danışmanlığı şirketi Edelman’ın 2021’de gerçekleştirdiği anketlere göre, ESG entegrasyonuna öncelik veren şirketlerin, bunu yapmayanlara göre uzun vadeli getiriler açısından daha iyi fırsatlar sunduğuna büyük ölçüde inanılmaktadır.

Bu tür bulgular, şirketlere raporlamadan vazgeçme olanağı tanımayan zorunlu uyum lehine bir durum teşkil etmektedir. Tanım gereği zorunlu uyum, şirketlerin iklim değişikliğini bir seçenek veya olasılık olarak değil, bir gerçeklik olarak değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu, özellikle dünya çapındaki çoğu şirketin, uyumun yalnızca gönüllülük esasına dayalı olması durumunda raporlamadan vazgeçme eğiliminde olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Kamuyu aydınlatmanın zorunlu olduğu durumlarda, şirket yöneticileri bir düzenlemenin yararları ve etkinliği hakkında ne düşünürse düşünsün, söz konusu talimatlara uymak zorundadırlar.

Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (International Sustainability Standards Board-ISSB), 26 Haziran 2023 tarihinde, topluca “Standartlar” olarak anılan, uzun zamandır beklenen Sürdürülebilirliğe İlişkin Uluslararası Nihai Standartlarını (International Final Standards on Sustainability; “IFRS S1”[9]) ve iklim ile ilgili finansal kamuyu aydınlatmayı (climate-related financial disclosures; “IFRS S2”[10]) yayınladı. IFRS S1, finansal bilgilerle ilgili sürdürülebilirlik sorunlarının kamuya açıklanmasına ilişkin koşulları ve bu sorunların ışığında bir şirketin karşılaştığı riskleri ve fırsatları özetlemektedir. IFRS S2 ise, şirketlerin özellikle iklimle ilgili riskler ve fırsatlara ilişkin bilgileri kamuya açıklamasını zorunlu kılmaktadır. Zorunlu Standartlar, mevcut belirsiz, eksik veya tutarsız veriler ve ölçümler yerine kapsamlı, karşılaştırılabilir ve tutarlı raporlama için küresel bir çerçeve sağlamayı amaçlamaktadır.

Standartların, gönüllü ve zorunlu raporlama rejimlerinden oluşan bir tür “karman çorman çorba”dan (alphabet soup), yalnızca bunları benimsemeyi seçecek ülkelerde bir ayrılığa işaret ettiği dikkat çekicidir. Söz konusu Standartlar, Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü (International Organization of Securities Commissions-IOSCO) ve Kanada’nın da üyesi olduğu G7 dâhil olmak üzere önemli desteklerden yararlansa da, Kanada’nın bunları bütünüyle benimseyip benimsemeyeceği ve zorunlu niteliklerinin korunup korunmayacağı açık değildir. Kanada Menkul Kıymet Makamları tarafından 05 Temmuz 2023 tarihinde yayınlanan bir açıklamada Kanada Kurumu, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nu Standartları geliştirdiği için övdü ve “Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu Standartlarını temel alan açıklama standartlarını benimsemek” için istişarelerde bulunma niyetini dile getirdi. Bu her ne kadar cesaret verici olsa da, Standartların Kanada’ya da aktarılıp aktarılmayacağı, yoksa yalnızca daha az katı ve belki de daha az güçlü Kanada standartları için bir ilham kaynağı olarak mı hizmet edeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.

5. Kamuyu aydınlatmanın ötesinde

Hükümetler zorunlu kamuyu aydınlatmaya yönelirken, bazı akademisyenler kamuyu aydınlatmanın kurumsal sorumluluğun tamamı ve sonu olmaması, bunun yerine yapısal kurumsal değişimi teşvik etmenin bir yolu ve aracı olması gerektiğinde ısrar ediyor. İş uzmanı ve köşe yazarı Harry G. Broadman, zorunlu ESG raporlaması ve kamuyu aydınlatmasının “işletme operasyonlarında sürdürülebilirliği hem benimsemenin hem de hayata geçirmenin alternatifi OLMADIĞINI” öne sürerek, kamuyu aydınlatmayı kurumsal davranışı dönüştürmede bir ara adım olarak görüyor. Hukuk uzmanı Iris Chiu’nun 15 Haziran 2020 tarihinde Cambridge Şirketler Hukuku El Kitabı’nda (Cambridge Handbook of Corporate law) yayınlanan bir bölümde[11] tartıştığı gibi raporlama yükümlülüklerinin getirilmesi, kurumsal hayata ve kurumsal yönetişime minimum müdahaleyi sağlayan bir mekanizmadır. Böyle bir mekanizma, kurumsal davranışların dışarıdan izlenmesine odaklanır ki; bunun yerine, bu tür davranışlara yönelik derin bir öz değerlendirme ve temel değişiklikler dayatır.

6. Sonuç

Kamuyu aydınlatma yükümlülüklerine ilave olarak sürdürülebilirlik ve ESG kurumsal karar alma düzeyinde bütünleştirmelidir. Bunu başarmak için akademisyenler ve analistler, yöneticilerin güvene dayalı görevlerinin ESG faktörlerini açıkça kapsayacak şekilde yeniden tanımlanması çağrısında bulunuyorlar. 2019 yılında Kanada Sürdürülebilir Finans Uzman Paneli, federal hükümeti vekâlet görevi kavramını finansal olmayan sorunları da içerecek şekilde açıklığa kavuşturmaya çağırdı. Panelin nihai raporunun[12] 6. Tavsiyesinde şöyle deniyor: “İklim değişikliği bağlamında temsil görevinin (fiduciary duty) kapsamı netleştirilmelidir.” Sürdürülebilir Finans Enstitüsü tarafından hazırlanan Eylül 2021 raporu, bu tavsiye üzerinde yalnızca orta düzeyde ilerleme kaydedildiğini belirtirken, paradoksal olarak bu, uzmanların kısa vadede uygulanması gerektiğini söylediği en sık alıntı yapılan ikinci tavsiyeydi.

Avrupa’da, yöneticilerin görevleri ve sürdürülebilir kurumsal yönetişim üzerine 2020 yılında yapılan bir araştırma, politika müdahalesi olmadan, hissedarların önceliği şeklindeki sosyal normun tartışmasız kalacağını ve yöneticilerin, işletmeleri uzun vadede daha sürdürülebilir kılmak yerine hissedarlar için kısa vadeli kâr maksimizasyonuna odaklanmaya devam edeceğini ortaya koydu. Anılan çalışma, yöneticilerin görevleri ve şirketin çıkarlarının AB çapında yeniden formüle edilmesini sağlayan yeni bir direktifin getirilmesini tavsiye ediyor. Kanada’da, Kanada Ticaret Şirketleri Yasası’nın (Canada Business Corporations Act-CBCA[13]) 122(1.1) no.lu maddesi, şirketin çıkarlarına bakarken göz önünde bulundurulması gereken faktörler olarak çevreyi ve şirketin uzun vadeli çıkarlarını belirtirken, Kanada Ticaret Şirketleri Yasası kapsamında ESG faktörlerine ağırlık katan bir değişiklik faydalı olacaktır.

Çevre ve iklim ile ilgili kamuyu aydınlatma kalıcı olacaktır. Artık yasa koyucuların ve düzenleyicilerin dünya çapında, yasal çerçeveler içerisinde yer almasını sağlayarak hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Halen isteğe bağlı olmakla birlikte, sürdürülebilirlik konusunda öz değerlendirmeyi ve farkındalığı teşvik etmek için bazı kamuyu aydınlatma yükümlülükleri zorunlu hale gelmektedir. Bu farkındalığı daha yapısal eyleme dönüştürecek daha katı bir kilometre taşı, yöneticilerin görevlerinin, sorumlu ve sürdürülebilir davranmayı açıkça kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmasıyla başarılabilir.

[1] ESG: [environmental, social, and governance (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim)]

[2] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32014L0095 >

[3] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32019R2088 >

[4] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32020R0852&from=EN > [Çevirenin Notu: AB sürdürülebilir finansı teşvik etmek için Taksonomi Yönetmeliğini yürürlüğe koydu. Pazardaki şeffaflığı arttırmayı amaçlayan bu düzenleme hangi aktivitelerin net sıfır hedefine uyumlu ve Yeşil Mutabakat hedefleriyle paralel olduğunu belirlemeye yarayan bir sınıflandırma sistemi getiriyor. Daha farklı bir ifadeyle bu yönetmelik, neyin yasak veya neyin serbest olduğunu değil, hangi faaliyetlerin Yeşil Mutabakat ve net-sıfır hedefleriyle uyumlu ve dolayısıyla sürdürülebilir finans kapsamında teşvik edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yani bahse konu düzenleme, finans kuruluşlarını ve çok çeşitli finansal araçları kapsayan ve bu finansal hizmetler için hangi aktivitenin sürdürülebilir olduğunu tanımlamaya yarayan bir sınıflandırma aracı işlevi görmektedir.]

[5] < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32022L2464 >

[6] < https://www.sec.gov/files/rules/proposed/2022/ia-6034.pdf >

[7] < https://www.nber.org/papers/w30708 >

[8] < https://www.osc.ca/en/securities-law/instruments-rules-policies/8/81-334/csa-staff-notice-81-334-esg-related-investment-fund-disclosure >

[9] < https://www.ifrs.org/issued-standards/ifrs-sustainability-standards-navigator/ifrs-s1-general-requirements/ >

[10] < https://www.ifrs.org/issued-standards/ifrs-sustainability-standards-navigator/ifrs-s2-climate-related-disclosures/ >

[11] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3383521 >

[12] < https://publications.gc.ca/site/archivee-archived.html?url=https://publications.gc.ca/collections/collection_2019/eccc/En4-350-2-2019-eng.pdf >

[13] < https://laws-lois.justice.gc.ca/eng/acts/C-44/FullText.html >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.