İngiliz Hukuku Kapsamında ‘Merkezi Olmayan Otonom Kuruluşlar’ (Decentralized Autonomous Organizations)*

İngiltere ve Galler Hukuk Komisyonu (Law Commission of England and Wales), dijital varlıkların kullanımını kolaylaştırmak amacıyla kapsamlı bir gündem başlattı. En son projelerinden biri, sürekli genişleyen Merkezi Olmayan Finans (Decentralised Finance; DeFi) evrenine hakim olan Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonlar (Decentralized Autonomous Organizations; DAOs) ile ilgilidir.

Blockchain teknolojisi, ‘akıllı sözleşme’ kuralını (smart contract code) yürüterek üçüncü taraflar ile etkileşime girebilen yazılım tabanlı kuruluşların oluşturulmasına olanak tanır. Bu Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonlar, sahibine geleneksel hisse senedi ve borçlanma araçlarından farklı olmayan belirli kontrol ve/veya nakit akışı hakları veren token’ler verebilir. Bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun arkasındaki kurucular, örneğin bir (İsviçre) vakıf veya bir şirket gibi geleneksel bir ticari kuruluş türünü tercih edebilir. Bununla birlikte, sıklıkla, bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu, herhangi bir resmi kuruluş belgesi yerinde olmadan operasyonlara başlayabilir. İşte burada, Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun -veya daha doğrusu: beşeri katılımcılar- belirli bir geleneksel işletme organizasyonu türü olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği sorusu ortaya çıkıyor. Çoğu yargı alanında, ana seçenek kolektif şirket/genel ortaklık olacaktır.

Bu soru, hem düzenleyici hem de ticaret hukuku amaçlarıyla son derece ilgilidir. Birincisine gelince, Merkezi Olmayan Finans’ta merkezi olmayan yönetişim mekanizmalarına yönelik çaba göz önüne alındığında, düzenleyici erişim noktası olarak işlev görebilecek herhangi bir “varlık” (entity) belirlemek zor olabilir. Aşırı bir senaryoda, bir Merkezi Olmayan Finans uygulaması tamamen etkileşimli akıllı sözleşmeler ve (ticarete konu olan) yönetişim token’lerini oylayan takma adlı kullanıcı tabanı tarafından kontrol edilebilir. İnsan müdahalelerinin merkezileştirilmesi yine de gerekli olacak ve ilgili katılımcıların -belirli bir yasal sistem altında oluşturulmuş- ortaklık olarak sınıflandırılması bu açıdan yasal kesinliği artıracaktır.

Ticaret hukuku açısından, İngiliz şirketler yasasının bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu için geçerli olup olmadığı, merkezi olmayan bir yönetişim yapısına geçtikten sonraki gibi bir ortamda geçerli olabilir, yönetişim token’i sahipleri, Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun akıllı sözleşme kuralının hatalı bir yükseltmesi için oy kullanır ve bu, daha sonra kullanıcı hak talebinde bulunan kişinin kaybına neden olur. Davalı, önemli miktarda yönetişim token’ine sahip olan ancak hatalı yükseltmenin uygulanmasına ne oy vermiş ne de dahil olmuş bir çekirdek kurucu-geliştiricidir. Cepleri derin olan ve İngiltere’de ikamet eden bu kişiler, bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu ortağı olarak kişisel sorumluluklarına dayanarak İngiliz mahkemelerinde dava ediliyor.

Bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun bir ortaklık olarak veya başka bir şekilde sınıflandırılması için, kilit insan bileşenleri arasında ayrım yapmak ve böylece sınırlarını da çizmek gerekir. Bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun, merkezi olmayan bir uygulama (decentralized application; DApp) fikri olan bir grup geliştiriciden çıkması muhtemeldir. Bu grup, akıllı sözleşme kuralını geliştirecek ve ilgili blockchain platformunda başlatacaktır. Daha sonra, kullanıcılar akıllı bir sözleşme ile kripto varlıklarını yatırarak, bir krediyi veya bir likidite havuzunda veya para piyasasında bir payı temsil eden token’ler elde edebilirler. Bir önyükleme tekniği olarak, kullanıcılar, altta yatan akıllı sözleşme kuralının belirli parametreleri üzerinde oy kullanmalarına izin veren yönetişim token’leri ile ödüllendirilebilir. İlk başta muhtemelen bu üç seçim bölgesi arasında önemli bir örtüşme olacaktır: geliştiriciler muhtemelen ilk kullanıcılar ve yönetişim token’i sahipleri olacaktır; ancak başarılı olursa, kullanıcı tabanı ve yönetişim token’i sahibi tabanı zaman içinde genişleyebilir ve bir dereceye kadar ayrılabilir.

Milletlerarası şirketler özel hukuku ve ‘kuruluş yasası’ ilkesi (private international law of corporations and the principle of lex incorporationis) doğrultusunda, bir kuruluşun ortaklık olup olmadığı, hangi hukuka tabi olarak teşkilatlandığı yasa ile belirlenir. Çoğu durumda, yazılı bir ortaklık sözleşmesi olmayacaktır. Burada, bir ortaklığın sözleşmeye dayalı olduğu dikkate alındığında, kuruluş sözleşmesini belirlemeye yönelik teamül hukuku ilkeleri (common law principles for determining the lex contractus) belirleyici olacaktır. Sözleşmesel bir şartın olmaması durumunda, sözleşmenin ‘en yakın ve en gerçek bağlantıya’ (closest and most real connection) sahip olduğu kural budur. Dağınık geliştiriciler, kullanıcılar, yönetişim token’i sahipleri ve doğrulayıcılardan oluşan merkezi olmayan bir ağ üzerinde çalışan bir akıllı sözleşmeler ağı için, ‘en yakın ve en gerçek bağlantıyı’ belirlemek ilgili tüm koşullar (özellikle ana geliştiricilerin/kullanıcı tabanının/yönetişim token’i sahibi tabanının ikametgahı ve/veya atıfta bulunulan finansal varlıkların herhangi bir yargısal bağlantısı) dikkate alındığında zor ve gerçeğe duyarlı bir mesele olacaktır.

İngiliz yasalarına göre, bir kuruluş yalnızca 1890 tarihli Ortaklıklar Yasası’nın (Partnership Act) madde 1(1) tanımında belirtilen koşulları karşılıyorsa ortaklık olacaktır: (i) kar amacıyla; (ii) ortaklaşa yürütülen bir işle ilgili olarak; (iii) iki veya daha fazla kişi arasındaki sözleşmeye dayalı bir ilişki [a contractual relationship between two or more persons; concerning a business carried on in common with a view of profit]. İçtihat hukukunda tanımlanan çok sayıda ‘normal ortaklık hadisesi’ (normal incidents of partnership), münhasıran madde 1(1)’de belirtilen koşullara atıfta bulunularak belirlenecek olan bir ortaklığın varlığı için ön koşul değildir.

Asgari olarak, taraflar arasında, bir ortaklık kurma niyetiyle, düşünceyle desteklenen bir fikir birliği, bir anlaşma olmalıdır. Bir ortaklık olarak nitelendirilebilmesi için, sözleşmeye dayalı ilişkinin, 2. madde uyarınca bir ‘iş’ ile ilgili olması gerekir. 1890 tarihli Ortaklıklar Yasası’nın 45’inci maddesi, ‘her ticareti, mesleği veya uzmanlığı’ (every trade, occupation, or profession) içerir. Daha da önemlisi, iş ortaklaşa yürütülmelidir, yani iki veya daha fazla kişi ortak çıkarları için tek bir işi birlikte yürütmelidir. Bu, katılımcıların ‘iş’ (business) ile ilgili olarak kendi aralarında bir takım karşılıklı hak ve yükümlülükleri açık veya zımni olarak kabul etmiş olmalarını gerektirir. Son olarak, ‘iş’ kar amacıyla yapılmalıdır. Ortaklık, ancak elde edilen kazancın katılımcıların ortak yararına gerçekleştirilmesi amaçlandığında var olur.

Bu değerlendirmelere dayanarak, kullanıcıların ve doğrulayıcıların (bu şekilde ve daha fazlası olmadan) bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu ortaklığında ortak olmayacakları oldukça açık görünüyor. Buna karşılık, Merkezi Olmayan Finans evreninin bir parçası olarak bir veya daha fazla finansal ürün sağlamayı amaçlayan “tipik” bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu için, geliştiriciler ve muhtemelen yönetişim token’i sahipleri, İngiltere’ye yeterli bir bağlantının kurulabilmesi koşuluyla, İngiliz yasalarına göre Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu ortakları olarak nitelendirilebilir. Yine de, geliştiricilerin Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu borçları için kişisel ve sınırsız sorumluluk riski düşük ve yönetişim belirteci sahipleri için daha da uzak görünüyor. Bir davacı için kanıta dayalı engeller, en azından davalının Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu borcunun ortaya çıktığı sırada bir ortak olduğunu kanıtlamak için oldukça önemli görünmektedir.

Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu katılımcılarının/ortaklarının bu parametreler altında bir ortaklık teşkil ettiği durumlarda, 1890 tarihli Ortaklıklar Yasası’nın varsayılan hükümleri nadiren uygun olacaktır. Açık bir anlaşmanın yokluğunda, 1890 tarihli Ortaklıklar Yasası’na aykırı davranarak daha uygun olan ‘aslında’ terimini kastetmek mümkün olabilir. Tipik bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu için, bir Merkezi Olmayan Otonom Organizasyonu’nun yönetişim düzenlemelerinin ticari bir anlam ifade etmesi için uygun olmayan temerrüt hükümlerini değiştiren alternatif düzenlemeler gerekli olacaktır. Nadiren bir ortaklık anlaşması olmasına rağmen, katılımcıların bu konudaki niyetini belirlemek için bir Beyaz Kitaba (White Paper) güvenilebilir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.