‘İslami Finans’ İzlenecek Bir Şey midir?*

Merhum hocam (iktisadi doktrinler tarihi) Prof. Dr. Sabri Orman anısına…

1. Giriş

İslami finans[1], şu anda toplam küresel varlıkların [431 trilyon Amerika Birleşik Devletleri (ABD) doları[2]] %1’inden (4 trilyon dolar[3]) daha azını oluşturan ve dünya nüfusunun yaklaşık %25’ini temsil eden yalnızca belirli bir dini gruba hizmet ediyormuş gibi görünen küçük bir sektördür.

Ancak, yatırımcıların, hükümetlerin ve şirketlerin Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (Environmental, Social and Governance; ESG) ilkelerine odaklandığı bir dünyada, daha yakından incelendiğinde, İslami finansın bu tür etik ve sürdürülebilir uygulamaları birleştirmek için tamamlayıcı bir yaklaşım sunduğu ortaya çıkıyor. Bu ilişki; İslami finansın, finansal faaliyetlerin eşitlik, sosyal adalet ve çevresel sürdürülebilirlik gibi değerler ile uyumlu olmasını gerektiren Şeriat tarafından nasıl yönetildiğinden kaynaklanmaktadır.

Bu makale, İslami finansın tarih boyunca gelişimini ve hem Orta Doğu ve Asya gibi temel pazarlarda hem de İngiltere, Kanada ve Avustralya gibi çekirdek olmayan piyasalarda hızlı büyümesini incelemektedir. Ardından da, İslami finans ve ESG ilkeleri arasındaki örtüşen bağlantıdan yararlanma potansiyeline girmeden önce bu büyümenin temel itici güçleri inceleniyor.

2. İslami Finans

2.1. İslami finans nedir?

İslami finans, paranın kendisinin içsel bir değer taşımadığı inancına odaklanır; sadece değer taşıyan ürün ve hizmetleri değiş tokuş etmenin bir yoludur. Bu nedenle, paranın kendisinden faiz (riba) yoluyla gelir elde etmek haramdır. Ayrıca risk paylaşımı, alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkiyi dengelemeyi amaçlayan Şeriata uygun yatırımın merkezinde yer alır. Şirketlere ve hükümetlere borç veren yatırımcılar ve finansal kuruluşlar, sabit bir faiz ödemesi yerine, kar ve zararlarına (mudaraba) ortak olurlar. Bu nedenle, sabit getirili menkul kıymetler yoluyla borç finansmanı, riba içerdiğinden yasaktır (haram).

İslami finans, alternatif bir teminatı, yani sukuk olarak da bilinen Şeriata uygun bir tahvili şart koşar. Tahvilden farklı olarak sukuk, varlık mülkiyetini içerir ve değerlemesi faiz oranından ziyade sukuku destekleyen varlığa bağlıdır. Her iki durumda da, yatırımcı bir ödeme akışına sahip olur, ancak sukuk sahibi, varlığın ürettiği karın bir yüzdesini alır ve ihraççı, vadesi geldiğinde sukuku nominal değerinden geri satın alır.

Şeriata uygun sermaye finansmanına da izin verilir. Söz konusu işletme, kumar, silah ve pornografi üretimi dahil olmak üzere haram faaliyetlerde bulunmamalıdır.

Diğer varlıklar arasında İslami Bankacılık (ki, en büyük varlık sınıfıdır), İslami Fonlar (yönetim altındaki varlıklar on yılda %300 artmıştır), tekafül (üyelerin kayıp ve hasara karşı birbirlerini garanti altına almak için bir havuz sistemine para katkıda bulundukları Şeriat uyumlu sigorta) ve vakıf (sabit bir varlığın -bina, arazi, nakit- bağışlanması ve bu da karşılığında yerel topluluk için getiri veya fayda sağlar) yer alır.

2.2. İslami finanstaki büyüme

Tarihsel olarak, İslami finans Orta Doğu’nun petrol ihraç eden ülkelerinde yoğunlaşmış ve yabancı yatırımcıların ilgisini çekmek için mücadele etmiştir. Varlıkların coğrafi dağılımı da son on yılda pek değişmemiştir. 2012’de varlıkların %66’sı Körfez İşbirliği Konseyi’nde (Gulf Cooperation Council; GCC) bulunuyordu ve bu durum 2021’de de devam etmiştir. Ayrıca toplam varlıkların %80’i sadece beş ülkeye aitti: İran, Suudi Arabistan, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar.

Bununla birlikte, hem çekirdek hem de çekirdek olmayan ülkelerdeki son büyüme, İslami finansın küresel piyasalarda daha güçlü bir konum elde etmeye hazır olabileceğini göstermektedir. Bu büyüme birkaç faktöre bağlanabilir. Bunları ele almadan önce, İslami finans varlıklarının son zamanlarda nasıl performans gösterdiğini inceleyeceğim ve geleceğe yönelik projeksiyonları değerlendireceğim.

İslami finans, mevcut makroekonomik ters rüzgarlar karşısında inanılmaz bir direnç gösterdi ve şu anda 2026 yılına kadar yılda ortalama %8 büyüyerek piyasadaki en hızlı büyüyen sektörlerden biri haline gelmesi beklenmektedir[4]:

Örneğin, İslami Borçlanma Temelli Sermaye Piyasaları (Islamic Debt Capital Markets), 2021 yılında %9 büyüyerek tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 202,1 milyar dolara ulaşan sukuk ihracı ile büyük bir güç göstermeye devam ediyor ve bunun rekor 5,3 milyar doları ESG sukuk’tan oluşuyor. Şu anda sektörün %2’sini oluşturan tekafülün 2026’ya kadar yılda ortalama %10 büyümesi bekleniyor. Bankacılıkla ilgili olarak, İslami finans kurumları tarafından bildirilen toplam küresel net gelir 2020 ile 2021 yılları arasında üçe katlanmış ve 2022 yılında, Suudi Al Rajhi (%16), Qatar Islamic Bank (%13) ve Abu Dhabi Islamic Bank (%55) gibi bankaların net karlarında büyük artışlar görülmüştür.

2.3. Büyümenin arkasındaki faktörler

2.3.1. Çekirdek pazar

İslami finansın çekirdek pazarındaki (core market) büyümenin arkasındaki önemli itici güç, İslami fintech’e yapılan yatırımın artması ve daha dijitalleştirilmiş bir bankacılık sistemine geçiş olmuştur. Bunun nedeni ise, öncelikle pandemi ve mevcut bankacılık sistemindeki verimsizlikleri vurgulama yöntemidir.

Rakamlar, İslami fintech’e yatırımdaki bu dürtüyü yansıtmaktadır. Örneğin, Suudi Arabistan’ın fintech bölümü 2021 ile 2022 yılları arasında %79, kişisel finans ve hazine yönetimi %175 ve finansal piyasalar %129 büyümüştür. Genel olarak, İslami Fintech’in pazar büyüklüğü 2022’de 79 milyar dolara ulaşmış olup; yıllık ortalama %18 büyüyerek 2026’da 179 milyar dolara ulaşması beklenmektedir.

Bununla birlikte, İslami finansın artan gücünün en çarpıcı göstergesi, Şeriata uygun bankalar ile geleneksel muadilleri arasındaki son birleşme eğilimidir. Kasım 2021, Al Khalij Commercial Bank ile İslami banka Masraf Al Rayan arasında Katar’ın Şeriata tamamen uygun ikinci en büyük borç verenini oluşturmak için 2,2 milyar dolarlık birleşmenin kapanışına tanık olmuştur. Türünün ikincisi olan bu anlaşma, Şeriat uyumlu bankaların bölgedeki geleneksel emsallerinden daha güçlü olduğunu ve bu gücün yalnızca büyümeye devam edeceğini gösteriyor.

Önemli ölçüde Müslüman nüfusa sahip, geleneksel olarak düşük gelirli ülkelerde, özellikle de büyük oranda banka hesabı olmayan bireylerde, önemli bir büyüme görülmüştür. Örneğin, Uganda’da Finance Trust Bank, bu ülkenin kredilerden faiz almayan ve Helal olarak adlandırılan Şeriata uygun ilk çek hesabını açmıştır. Buradaki mantık iki yönlüdür: Uganda’nın (Müslüman) nüfusunun %14’ü için izin verilen bir bankacılık seçeneği sağlamak ve krediye erişebilmeleri için tüm düşük gelirli bireyler için bir bankacılık seçeneği sağlamak. İkinci sebep, İslami finansın borçluları daha az riske maruz bırakarak sürdürülebilirliği teşvik etmek için nasıl kullanılabileceğini göstermektedir ki; bu, bu makalenin son bölümünde daha ayrıntılı olarak tartışılacaktır.

Pakistan da geçtiğimiz günlerde 2027 yılına kadar faizsiz İslami bankacılık sistemine geçeceğini açıklamıştır. Tanzanya’da sukuk ilk kez 2021 yılında ihraç edilmiş ve %36 oranında fazla talep görmüştür. Bu, yatırımcı ilgisini (eğer bu kelimeyi kullanabilirsem) artırmış ve daha fazla bankanın sukuk ihraç etmeyi seçmesiyle sonuçlanmıştır. Örneğin, ticari bir banka olan KCB Bank Tanzania, 4,4 milyon dolarlık bir sukuk arzı yapmıştır. Son olarak, 170 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısının banka hesabı olmadığı bir ülke olan Bangladeş’de, İslami bankacılıkta %25’lik bir büyüme beklenmektedir.

2.3.2. Çekirdek olmayan Pazar (non-core market)

Ancak en ilginç olanı, gayrimüslim ülkelerde İslami finansın büyümesidir. Büyüyen Müslüman nüfuslarının paralarını yatırmalarını ve ipotek ve kredi almalarını sağlamak isteyen bu ülkeler, şeriata uygun finansman ve bankacılık seçeneklerini entegre etmeye başladılar.

Örneğin Avustralya, Kısa bir süre önce, Temmuz 2022’de faaliyete geçen ilk İslami banka olan Islamic Bank Australia’ya lisans vermiştir. Benzer şekilde, Kanada’da, Kanada Helal Finans Kurumu, Müslüman Kanadalıların ev sahipliğini finanse etmesine izin veren şeriata uygun bir yatırım aracı oluşturmuştur.

Çekirdek olmayan piyasadaki en büyük oyuncu ise 7,5 milyar dolarlık İslami finans varlığına sahip olan İngiltere’dir. Bu, toplam Avrupa pazarının %85’ini ve ABD’nin 636 milyon dolardan çok daha fazlasını oluşturmaktadır -bu, yine de küresel İslami finans varlıklarının yalnızca %0,1’ini oluşturur. Ayrıca Birleşik Krallık, dünya genelinde belirlenen 375 firmadan 27’sine ev sahipliği yaparak Endonezya’nın ardından en büyük ikinci İslami FinTech üreticisi olmuştur. Son olarak, iki ülke Birleşik Krallık’ta sukuk ihraç etmiştir: 2014’te 250 milyon sterlinlik bir ihraç ve 2021’de 500 milyon sterlinlik bir ihraç ve Londra Menkul Kıymetler Borsası’nda 68 sukuk ihracı yoluyla 50 milyar dolardan fazla para toplanmıştır.

2.4. Daha fazla büyüme potansiyeli: ESG ve Orta Doğu’nun artan cazibesi

İslami finansın büyümesi küresel olarak ümit vericidir, ancak daha hızlı genişleme potansiyeli hala mevcuttur. Bu da, şeriata uygunluk ve ESG arasındaki bağlantıdan yararlanarak, dünyanın daha fazla Müslüman nüfusuna ulaşmak için İslami fintech’e yatırım yaparak ve bir yatırım merkezi olarak Orta Doğu’nun cazibesini artırarak yapılabilir.

2.4.1. İslami finans ve ESG

Daha önce bu Blog’da tartışıldığı[5] gibi, ESG konuları her iki şirketin uzun vadeli büyüme planlarında ve yatırımcıların karar alma süreçlerinde giderek daha merkezi hale gelmiştir. Bunu akılda tutarak, İslami finansın sürdürülebilirliğe geçişi kolaylaştırmak ve desteklemek için bir fırsat sunduğunu savunuyorum. Etik yatırım ve sorumlu finans ilkeleri, hem işletmeler hem de yatırımcılar için ticari ve ahlaki hususları uyumlu hale getirmek ve daha sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak için değerli bir alternatif sunar.

Bunun nedeni, İslami finansın ‘değer yaratmayı ve zararı önlemeyi teşvik eden Şeriat veya Maksat Şeriat’ın[6] amaçlanan sonuçlarına dayanmasıdır’ (founded on the intended outcomes of Shariah or Maqasid Shariah, which promotes value creation and the prevention of harm). Şirketleri ve yatırımcıları, silahlara yatırımı veya çevreye zarar veren ticari girişimleri yasaklamak gibi çevre, ekonomi ve toplum üzerinde olumlu bir etki yaratmaya teşvik ediyor.

ESG ile İslami finans arasında, yani “yeşil temalı” veya “sürdürülebilir” sukuk (green-themed or sustainable sukuk) ihracı yoluyla bir ön bağlantı zaten ortaya çıkmış ve bunlar, 2021 yılında 15 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüne ulaşmıştır. Belirli örnekler arasında, Abu Dabi merkezli Etihad Havayolları’nın, havayolunun karbon emisyonlarını azaltmasına yardımcı olmak için tasarlanan ilk geçiş sukuk ihracının yanı sıra, Dubai İslam Bankası’nın 2,3 kat fazla talep gören 750 milyon dolarlık sürdürülebilir sukuk ihracı yer alır.

Bununla birlikte, ESG ile İslami finans arasındaki bağlantının emekleme döneminde olduğu akılda tutulmalıdır. White&Case’deki ortaklar yakın zamanda, şimdiye kadarki hikayenin, ikisi arasında resmi bir ilişki olmadan, ESG’nin ‘sürdürüldüğü/mündemiç olduğu’ (bolted on) İslami finans olduğunu gözlemlediler. İslami finansın çekirdek piyasa ekonomilerinin birçoğunun fosil yakıtlara dayanması, bağlantının neden tam olarak kurulmadığını açıklayabilir. Ancak bu ülkeler petrol ve gazdan uzaklaşmaya başladıkça, ESG ilkeleri ile sukuk ve vakıf gibi menkul kıymetlerin arkasındaki değerler arasındaki uyumdan yararlanmak ve İslami finansın Asya ve Afrika’daki enerji geçişini finanse etmede çok önemli bir rol oynamasını sağlamak için gerçek bir potansiyel vardır.

İslami finans ve enerji geçişi arasındaki bu bağlantı, Mısır’da düzenlenen COP (Conference of the Parties to the United Nations Framework Convention on Climate Change; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Taraflar Konferansı) 27 ve BAE’de yapılacak olan COP 28 gibi son olaylarla güçlendirilmiştir. COP 27’nin ardından, Afrika ve Asya’daki banka hesabı olmayan büyük nüfusu İslami sermaye piyasalarına bağlamanın ve onlara zekat (zorunlu sadaka toplama), bağış (sadaka), faizsiz krediler (karz) ve bağışlar (vakıf) gibi İslami sosyal finans ürünlerine erişim sağlamanın faydaları hakkında tartışmalar söz konusudur.

Bu, hem iklim acil durumunu hem de enerji geçişini ele almak için kullanılabilecek artan gelirle sonuçlanacaktır. Örneğin UNDP (United Nations Development Programme; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi gündemi için tek başına zekatın yılda 200 milyar ila 1 trilyon dolar sağlayabileceğini tahmin etmektedir. Ayrıca, Afrika ve Asya’da daha sağlam bir finansal ekosistem oluşturmak, İslami finans kurumlarının daha yüksek mevduat seviyelerinden yararlanarak sürdürülebilirlik projelerine yatırım yapmalarını sağlayacaktır. Örneğin, Mısır’da nakit akışının yaklaşık %50’si bankacılık dışında bulunuyor ve bu da finansal kurumların sermayeye erişimini azaltıyor. Örneğin, daha büyük bir yatırım havuzu, yeşil sukuk ihracının 2010’da 5 milyar dolar iken 2020 yılında 270 milyar doların üzerine çıkan yeşil tahvillere benzer bir oranda büyümesine izin verebilir. Yeşil sukuklardan elde edilen gelirler, Asya ve Afrika’daki yeşil projeleri ve sürdürülebilirlik girişimlerini finanse etmek için kullanılacaktır.

2.4.2. Orta Doğu

Suudi Arabistan ve BAE gibi ekonomileri çeşitlendirmeye yönelik ön hamleler uluslararası yatırımcıların ilgisini çekti. Bu, halka arz piyasasında gözlemlenebilir. 2022’de Orta Doğu yıllık temelde %209 değer artışı görürken, küresel halka arz değerleri %57 düşmüştür. Özel sermaye alanında Orta Doğu ülke varlık fonlarının (sovereign wealth funds; SWFs) artan öneminden daha fazla kanıt geliyor. 2021 ile 2022 yılları arasında alternatiflere ortalama tahsisleri iki katına çıkmıştır. Sonuç olarak, artan faiz oranları ortamında anlaşmaları finanse etmek amacıyla banka borcuna başvurma ihtiyaçlarını azaltmak için, artan sayıda özel sermaye şirketi, ülke varlık fonları ile yalnızca pasif sınırlı ortaklıklar olarak değil, aynı zamanda ortak yatırımcılar olarak da bağlantı kurmaya çalışmaktadır.

Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu (Public Investment Fund; PIF) buna iyi bir örnek teşkil eder. Yönetim altındaki toplam varlıkları 2016 yılında 150 milyar dolardan 2023 yılında 600 milyar doların üzerine çıkmıştır ve 2025’e kadar 1 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. PIF’in kısa süre önce KKR’de ve GIP’in Vodafone firmasına ait Vantage Towers’ı 15 milyar dolara satın almasında ortak yatırımcı olduğu ve BlackRock’un Orta Doğu’daki altyapı stratejisinde önemli bir yatırımcı olduğu bildirilmiştir. Suudi Arabistan’dan bahsetmişken, bu ülke, uluslararası ticarette ve Afrika, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlamada önemli bir oyuncu olarak kendini yeniden kurma nihai hedefiyle, daha çeşitli ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak için ülkenin yatırım gücünü artırmayı amaçlayan kapsamlı bir plan olan ‘Suudi Vizyonu 2030’u başlatmıştır. Ortadoğu’nun küresel piyasalardaki bu artan varlığı, finansal sistemi için önemli bir büyüme potansiyelini beraberinde getirmektedir.

O halde Orta Doğu’ya yönelik yatırımcı ilgisi, yalnızca portföyleri çeşitlendirme arzusundan değil, aynı zamanda gelişmekte olan piyasalarda daha fazla getiri elde etme fırsatlarından da kaynaklanmaktadır. Bu, “Yükselen Pazarların On Yılı Başladı” (The Decade of Emerging Markets has Begun[7]) iddiasında bulunan Morgan Stanley tarafından yinelenen bir fikirdir. Bu nedenle Şeriata uygun yatırım fırsatları sunmak, şirketlere açıkça fayda sağlayacak ve şirketlerin, artık birçoğu bankalara ve yatırım platformlarına erişimi olan küresel nüfusun çok daha büyük bir kısmına erişmelerini sağlayacaktır.

3. Sonuç

İslami finansın büyük bir potansiyeli bulunmaktadır. İslami fintech ve özellikle Orta Doğu ekonomilerinin devam eden çeşitlendirmesi sayesinde, yatırımcılara portföylerini genişletme ve daha fazla getiri elde etme ve işletmelerin geniş bir Müslüman nüfusa erişme fırsatı sunmaktadır.

Bununla birlikte, önemli düzenleyici zorlukların olduğu belirtilmelidir. Düzenleyicilerin öncelikle işletmenin önemli ESG politikalarına sahip olduğundan emin olması, ardından hem işletmenin hem de sunulan dayanak varlığın Şeriata uygunluğunu sağlaması gereken bir tür ‘evrak üstünde ölüm’ ortaya çıkıyor. Sürdürülebilirlik bağlantılı menkul kıymetleştirme alanındaki risk, bu ikili uyumluluğa dahil olan zaman ve parayı değerli kılmak için henüz yeterli varlığın bulunmamasıdır. Bu tür bir verimsizlik, işletmeleri İslami finansal yapılardan uzaklaştırabilir.

İslami finans ile ESG arasındaki bağlantının faydalarını tam olarak gerçekleştirmek için, düzenleyici kurumlar hem ESG hem de Şeriat ile uyumlu verimli bir çerçeve oluşturmalı ve İslami finansa dahil olmak için teşvikler geliştirmelidir. Örneğin ülkeler, sürdürülebilir sukuk ihraçları için vergi indirimleri sunma konusunda Malezya’yı takip edebilirler. Ayrıca işletmeler, küresel nüfusun giderek artan sayıda bankaya yatırılan daha geniş bir kesimine ulaşmak için Şeriata uygun yatırım fırsatları sunmanın cazibesini takdir etmelidir.

Bu engellerin üstesinden gelinebilirse, İslami finans piyasanın ağır sıkleti olma potansiyeline sahip ve önümüzdeki yıllarda gerçekten izlenecek bir finans olacaktır.

[1] Bu konuda ayrıca bkz. Yavuz Akbulak ve Erkan Özgüç (2004) “Alternatif Finansman Yöntemi Olarak İslami Finansal Araçlar ve Türkiye’de Uygulanabilirliği Üzerine Düşünceler’’, Aktive Finans Dergisi, Kasım-Aralık.

[2] Bkz. < https://www.forbes.com/sites/oliverwilliams1/2021/06/10/worlds-wealth-hits-half-a-quadrillion-dollars/?sh=6ab30e69309d >

[3] Bkz. < https://www.statista.com/statistics/1090815/worldwide-value-of-islamic-finance-assets/#:~:text=Total%20value%20of%20Islamic%20finance%20assets%20value%20worldwide%202012%2D2021&text=In%202021%2C%20the%20total%20assets,trillion%20U.S.%20dollars%20by%202026 >

[4] Bu konuda bkz. < https://www.refinitiv.com/content/dam/marketing/en_us/documents/gated/reports/ifdi-report-2022.pdf >

[5] Daniel Park, The Evolution of ESG: from Convention to Mandate, The Oxford Society for Commercial Law, October 31, 2022, < https://www.oscola.org/post/the-evolution-of-esg-from-convention-to-mandate-daniel-park >

[6] Büyük bir İslam Alimi olan Şeyh Muhammed El-Tahir İbn Aşur, İslam hukukunun Makasidini (maksadını/amacını/hedefini), İslami hükümlerin arkasındaki hedefler veya amaçlar olarak tanımladı. Makasid-i Şeriat ilminin müçtehitler için sadece Şeriat metinlerini anlamaları veya yorumlamaları açısından değil, aynı zamanda Müslümanların karşı karşıya olduğu çağdaş sorunlara çözüm bulmak için de önemli olduğunu açıkladı. Makasid Şeriat kavramı, Allah’ın iradesine uygun olarak insan menfaatine uygun meseleleri çözmede içtihat sürecine açık bir rehberlik ve çerçeve sağlar. Makasid Şeriat’ın geleneksel tasnifleri ‘yükümlülük derecelerine’ göre üçe ayrılır, bu üç kategori şunlardır:

1) Zorunluluklar (daruriyat ya da zaruriyet) insan için olmazsa olmaz unsurlardır. Bu unsurların yokluğu insan hayatına zarar verebilir ve zarar verebilir. Barınma, yiyecek, giyecek gibi ihtiyaçlara örnekler. Yükümlülükler ayrıca bilim adamları tarafından korumanın beş unsuruna göre sınıflandırılır. İslami hükümlerin amacı, esas olarak bu beş unsuru herhangi bir zarardan korumaktır. Bu korumalar şu şekilde bilinir:

  • İnanç veya dinin korunması (din)
  • Hayatın Korunması (nefs)
  • Soyun Korunması (nasl)
  • Aklın Korunması (akl)
  • Mülkün Korunması (mal)

Düşman saldırılarına karşı İslam’ı savunmak (iman), hastane inşa etmek (soy), eğitim sağlamak (Akıl) ve zekat (mal) yoluyla malın adil bir şekilde dağıtılması, yukarıdakilerin muhafazasına ilişkin amellerden bazılarına örnektir. Bunlar, göz ardı edilirse ahenk ve düzenin kurulamayacağı ve bu dünyada fesadın (kaos ve düzensizlik) hakim olacağı anlamında, dünya ve ahiret refahının tesisi için zorunlu ve temel olan hedeflerdir. ahirette apaçık bir kayıp olacaktır.

2) İhtiyaçlar (hacıyat), insan yaşamı için zaruriyattan/zorunluluktan daha az önemlidir. Bunlar insanın zorluklarla karşılaşmadan yaşayabilmesi için gerekli şartlardır. Ancak bu ihtiyaçlardan herhangi birinin eksikliği, özellikle bireysel olarak bir ölüm kalım meselesi değildir. İhtiyaçlara örnek olarak evlilik, iletişim araçları, sağlıklı beslenme ve ulaşım araçları verilebilir. İslam bu ihtiyaçları teşvik eder ve düzenler.

3) Lüks (tahsiniyat), insan yaşamına mükemmellik ve ek değerler kazandıran, tamamlayıcı ve arzu edilen unsurlardır. İslam, bizi bu amaçlara ulaşmaya ve daha iyi bir yaşama sahip olmaya teşvik eder. Bununla birlikte, İslam bize bu hedefleri doğru bir şekilde takip etmeyi öğretir. Lükslere örnek olarak markalı kıyafetler, lüks arabalar, bungalovlar vb. gösterilebilir.

[Bu konuda bkz. < https://www.kfh.com.my/malaysia/personal/about-us/islamic-banking-services/maqasid-shariah.html#luxuriestahsiniyat >]

[7] Bkz. < https://www.bloomberg.com/news/articles/2023-01-24/morgan-stanley-im-says-the-decade-of-emerging-markets-has-begun >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.