Kapitalizm Eğilme Noktasındayken Şunu Sormanın Sırasıdır: Şirketlerin Amacı Nedir?*

Anafartalar Zaferinin 108 inci yıldönümü şerefine ve zaferin kumandanı eşsiz

Devlet adamı Mustafa Kemal’e sonsuz minnetle…

1. Giriş

Dört yıl önce Business Roundtable (BRT; iş insanları yuvarlak masası), bir şirketin amacına ilişkin dönüm noktası niteliğindeki açıklamasını yayınladı. O zamandan beri Dünya bir salgın, yaygın bir sivil huzursuzluk ve küresel bir yaşam maliyeti krizi gördü.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir şirketin serbest girişim sistemindeki amacına ilişkin yaygın görüş, büyük ölçüde iktisatçı Milton Friedman tarafından çerçevelenmiş olup, kamuya veya topluma karşı sorumluluğunun, hissedarlarının çıkarlarını adil oyun sınırları içinde karşılamaya hizmet ettiğidir. Zamanla, Friedman’ın bu görüşünü eleştirenler, ortaya çıkardığı kısa vadelilik ve işlevsizlik ve daha da önemlisi, yenilik, stratejik yenilenme, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik, iç siyasi baskılar ve değişen jeopolitik gerçekler gibi 21. yüzyılın zorluklarını ele almada algılanan etkisizliği konusundaki endişelerini dile getirdiler.

Dört yıl önce, önde gelen Amerikan şirketlerinin CEO’larından oluşturduğu bir dernek olan Business Roundtable, “Bir Şirketin Amacına Dair Bildiri (Statement on the Purpose of a Corporation)” yayınlamıştır. Serbest piyasa sistemini “iyi iş, herkes için güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi, yenilikçilik, sağlıklı bir çevre ve ekonomik fırsat yaratmanın en iyi yolu” (the best means of generating good jobs, a strong and sustainable economy, innovation, a healthy environment and economic opportunity for all) olarak nitelendiren açıklamada, bunu imzalayan 181 CEO’nun, şirketlerinin müşterilerden, çalışanlardan, tedarikçilerden, topluluklardan ve hissedarlardan oluşan tüm ilgili paydaşlarına değer sağlama konusunda “temel bir taahhüdü” paylaştıkları kaydedilmiştir.

2. Odakta belirgin bir değişiklik

BRT’nin beyanı, Friedman doktrinini benimseyen önceki beyanından bir sapmadır. Ancak Amerika’nın önde gelen şirketlerinden bazılarının bu görünüşte özgecil hamlesi beklenmedik bir şey değildir. Aşağıda, şirketin amacını genişletmenin mantıklı olmasının yedi nedeni bulunmaktadır:

  • Kısa vadecilikle ilgili endişeler (concerns over short-termism): Ortaya çıkardığı aktivist saldırıları ve bunun ücretler, araştırma ve geliştirme, yenilikçilik, diğer uzun vadeli sürdürülebilir yatırımlar ve genel olarak ekonomi üzerindeki etkileri arasında, sonuçlara kısa vadeli odaklanma konusundaki ihtiyatlılık çoktur.
  • Sürdürülebilirlik bildirimine artan vurgu (increased emphasis on sustainability reporting): Son yıllarda, sürdürülebilir, sorumlu ve etki yaratan varlıklarda trilyonlarca (ABD) doları denetleyen kurumsal yatırımcılar ve varlık yöneticileri, Amerika’nın CEO’larına ve yönetim kurullarına odak noktalarını kârlılığın ötesine genişletme ihtiyacını iletmiştir. Sürdürülebilir performansa daha güçlü bir şekilde odaklanma talepleri ile birlikte, gelişmiş kamuyu aydınlatmaya (improved disclosures) yönelik ihtiyaç da ortaya çıkıyor. Bu, sektör ile ilgili ESG sorunlarına vurgu yapan birçok bildirim çerçevesinin ortaya çıkmasına neden oldu.
  • İşyeri dinamiklerinde olağanüstü değişimler (extraordinary shifts in workplace dynamics): İstihbaratın otomatikleştirilmesi, vasıflı işçilerin artan gücü ve daralan işgücü piyasalarının ortasında becerileri ihtiyaçlarla eşleştirmedeki zorluklar, daha esnek, çeşitli ve kapsayıcı işgücü modellerine olan ihtiyacı yaratmıştır. Bu faktörler, aynı zamanda, mevcut işler yerinden edildiğinden ve hızla değişen bir işyerinde yeni işler yaratıldığından, milyonlarca insanı yeniden vasıflandırma ve vasıflandırma ihtiyacını yönlendiriyor veya yönlendirmeye devam edecektir.
  • Tedarik zinciri uyumu ihtiyacı (need for supply chain alignment): Tüketiciler ve düzenleyiciler, bir şirketin tedarik zincirindeki kusurları ve suiistimalleri, şirketin itibarı ve marka imajının bir yansıması olarak görüyor ve bu durum, tedarikçilerin şirketin marka vaatlerine göre değer sunmasını zorunlu kılmanın güçlü bir şekilde vurgulanmasına yol açıyor. Küreselleşme güçleri tarafından kurulan küresel bağlar çözülürken; dost-kıyılara geçiş, yakın-destek ve yeniden kıyılara geçiş (friend-shoring, near-shoring and reshoring) tedarik zincirlerini etkiliyor.
  • Müthiş siyasi tıkanıklık (formidable political gridlock): Mevcut ve öngörülebilir siyasi gerçekler, kamu sektörünün 21. yüzyılın zorluklarını ele almada etkili bir şekilde liderlik edip edemeyeceği konusunda ciddi şüpheler uyandırıyor.
  • Hükümet aktivizminin yükselişi (rise of government activism): Daha fazla Amerikalı, özellikle daha genç olanlar, kapitalizmi günümüzün çevresel ve sosyal zorluklarını ele almakta başarısız olarak gördükçe, Devlet müdahalesinin savunucuları önemli ve hatta vergi mükellefleri tarafından finanse edilen radikal alternatifler öneriyor.
  • Uluslararası ilişkilerde belirsizlik (uncertainty in international affairs): Şirketler belirli pazarlarda, ülkelerde ve bölgelerde iş yapmayla ilgili eski varsayımları yeniden gözden geçirdikçe ve yeni gerçekliklerin ortaya çıktığını fark ettikçe, jeopolitik sorunlar üst yönetim ve yönetim kurulundaki stratejik hesaplara girmeye zorluyor.

BRT bildirisi, kurumsal kararların yalnızca hissedarlar için daha yüksek kâr elde etme temelinde alınmaması gerektiğini ileri sürerek, önemli politika çıkarımları sunmaktadır. Örtülü olarak, üstün finansal sonuçlar elde etmenin artık kurumsal başarının tek ölçütü olmadığını öne sürmektedir.

3. Ama bu konuda muhalefet var

ESG’ye (environmental, social, and governance; çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim) yönelik büyüyen, yoğun muhalefetin bir sözü var, çünkü ESG bildirimi genellikle paydaş raporlamasının vekili olarak görülüyor. ESG’yi eleştirenler tarafından ileri sürülen argümanlar, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (U.S. Securities and Exchange Commission-SEC) iklim değişikliği açıklamaları önermede yasal yetkisini aştığı endişesinden, varlık ve emeklilik yöneticilerinin, yatırımları taramak ve sermaye akışlarını yeniden yönlendirmek için ESG’yi kullanarak güven yükümlülüklerini ihlal ettiği endişesine kadar uzanıyor.

Bazıları, ESG derecelendirmelerinin tutarsız bir şekilde değerlendirildiğini iddia ediyor. Diğerleri, ESG raporlamasının kendisinin tutarsız olduğunu iddia ediyor. Hatta Friedman’ın başından beri haklı olduğu görüşü bile var. Bu argümanlar, özellikle ABD’de ESG raporlamasını siyasallaştırmış ve kavramın kullanışlılığını baltalamıştır.

ESG konusunda süregelen tartışmanın neresinde yer alırsa alınsın, şirketin başarısı ile içinde faaliyet gösterdiği ve hizmet verdiği toplulukların başarısının ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu temel gerçeği vardır. BRT bildirisi, “Amerikalılar, her insanın sıkı çalışma ve yaratıcılık yoluyla başarılı olmasına ve anlamlı ve onurlu bir yaşam sürmesine izin veren bir ekonomiyi hak ediyor” gözlemiyle bu gerçeğe işaret ediyor.

Bu paradigma kayması ortadan kalkmıyor. Bu konudaki bir makale resmi özetliyor:

“Şirketler … teknolojik bozulma, küreselleşme ve Çin’in yükselişi, kısa vadeli ticaretin hâkim olduğu ve üç aylık kârlara odaklanan sermaye piyasaları ve aktivist koruma fonlarının amansız saldırıları ve tehditleriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu baskılara yanıt olarak şirketler, çalışan ücretleri, müşteriler, tedarikçiler, uzun vadeli değer ve faaliyet gösterdikleri yerel ve ulusal topluluklar pahasına, öncelikle kısa vadede hissedar zenginliğini artırmaya odaklandılar. Horatio Alger rüyasının kaybıyla birlikte çalışan maaşları ve emeklilik yardımları pahasına hissedarların zenginliğine öncelik verilmesi, bugün kapitalizmi hem soldan hem de sağdan tehdit eden derinleşen eşitsizliğin ve popülizmin ortaya çıkmasına neden olmuştur.”

Dijital ekonomideki değişimin hızı ve çevre, toplum ve küresel pazarda olup bitenlerin bakış açısıyla, şirketin tek hedefi olan kâr sürdürülebilir değildir. Süreçleri, ürünleri ve hizmetleri yenilemek ve şirketi yeniden icat etmek yerine statükoyu benimsemek ve mevcut iş modelini kullanmak, uzun vadeli oyunda kaybeden bir eli oynamakla eşdeğer olan bir tür kısa vadeliciliktir.

Bu değişen gerçekler, liderleri 20. yüzyılın varsayımlarını yeniden gözden geçirmeye ve birden fazla paydaşın çıkarlarını daha kapsayıcı hedefler peşinde koşmaya zorlamaktadır. Ancak bunu yaparken, kibirli, istek uyandıran ifadelere yaslanmak yerine, somut sonuçların sorumluluğunu kabul etmelidirler. Bu amaçla, yeşil aklama bir sorun olmaya devam ediyor ve piyasanın oynama iznini sürdürmek için çok gerekli olan güveni baltalıyor. Abartılı, yanlış veya aldatıcı iddialar veya belirsiz, asılsız beyanlar yeterli olmayacaktır. Bir şirketin sürdürülebilirliği inandırıcı görülmezse anlatı piyasada yankı bulamaz. Sürdürülebilirlik bildirimleri artık bir pazarlama aracı değildir. Finansal raporlama kadar disiplinli olması gerekir. Ayrıca, sürdürülebilirlik girişimleri stratejinin uygulanmasında ve değer yaratılmasında fark yaratmalıdır. Sonuç olarak, birçok şirket için bu raporların titizliği, kalitesi ve tutarlılığında iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Kapitalizm, muazzam fırsatlar ve riskler ile dolu bir dijital ekonomide bir dönüm noktasındadır. BRT’nin işçilere ve topluluklara yatırım yapma, müşteri deneyimini geliştirme ve tedarikçilerin kalite ve bütünlüğünü koruma çağrısı, uzun vadede hissedar değeri yaratmanın sürdürülmesine yönelik kritik bir adımdır. Yönetim tarafından üstlenilen eylemler hissedarların uzun vadeli çıkarları doğrultusunda olduğu sürece yönetim kurulları tarafından desteklenebilecek dengeli bir bakış açısı sunar ki; bu bir 21. yüzyıl görüşüdür.

4. Şirketler bu konuda nerede duruyor?

Kurumsal amaç hakkındaki tartışma karmaşık ve nüanslıdır. Düşünceli, partizan olmayan bir kamu politikası diyaloğuna duyulan ihtiyacı gündeme getiriyor. Dengede asılı duran meşru endişeler bulunmaktadır. Evet, iklim değişikliği, sosyal sorunlar ve kurumsal yönetişim dinamiklerinin uzun vadeli etkileri vardır. Ancak bu arada ekonomiler işlemeye devam etmeli; çünkü emekliler çeklerini almayı bekliyor, yaşlılar sabit gelirler üzerindeki enflasyonist baskıları idare etmeli ve insanlar aşırı sıcak ve soğuk koşullarda güvenilir enerji kaynaklarına ihtiyaç duyuyor.

Politik rüzgârların estiği yöne göre sarkacı ileri geri sallamak geleceğe etkili bir geçiş sağlamaz. Konuşma, yakın vadede kitlelerin karşılayabileceği bir yaşam kalitesi görünümünü korurken, bu geçişi kucaklayan akıllı, stratejik bir diyalog olmalıdır. Politika yapıcıların bu şekilde düşünmesi gerekir. Bu cephede liderliğe ihtiyaç vardır.

Şirketlerin ve yönetim kurullarının, ESG sorunlarına uzun vadeli bir bakış açısıyla bakması ve kalıcı güce sahip kurumsal değere odaklanması da önemlidir. Harvard Hukuk Fakültesi’nin Kurumsal Yönetişim Forumu’nda şunu yazdı: “ESG iklim değişikliğinden insan sermayesine, çeşitliliğe ve yönetim kurulu, şirket yönetimi, hissedarlar ve diğer paydaşlar arasındaki ilişkilere kadar şirketlerin karşı karşıya kaldığı farklı risklerin yalnızca bir koleksiyonudur.” Şirketler hukuku, şirketlerin “yasal yollarla yasal iş yürüttüğünü” varsayar. Caremark doktrini, şirketlerin, yürürlükteki yasa ve düzenlemelere uygunluk ile ilgili olarak muhakemelerini, kararlarını ve eylemlerini bilgilendiren zamanında, güvenilir bilgiler aldıklarına dair şirket yönetimine ve yönetim kuruluna makul güvence sağlayan raporlama sistemleri tasarlamasını ve uygulamasını gerektirir. Lipton bu konuda, “Paydaş yönetişim modeli, Caremark ile yakından uyumludur” diyor.

Sürdürülebilirliğe ve paydaş yönetişimine odaklanmak, proaktif olmayı seçen şirketleri büyük olasılıkla ödüllendirecektir. Değerler üzerine kurulu esnek, etik ve güvene dayalı bir kültür, şirketleri geleceğe güvenle bakmaları için en iyi şekilde donatır. Yönetim kurulları ve CEO’ları, paydaş çıkarlarının uygun şekilde dengelenmesini rasyonelleştirirken, ESG ile ilgili riskleri göz önünde bulundurmalıdır. Hissedar çıkarları ile çalışanların çıkarları, içinde faaliyet gösterdikleri topluluklar ve diğer paydaşlar arasında denge kuran şirketlerin, yalnızca kârı maksimize etmeye odaklanan şirketlere göre, kaçınılmaz pazar değişikliklerine uyum sağlama esnekliğine sahip olma olasılığı daha yüksektir.

Büyük resim, alışılmışın dışında, cesur ve yıkıcı stratejik düşünceyle uğraşan CEO’lar ve yönetim kurulları, hizmet verdikleri şirketlerin uzun vadeli yaşayabilirliğini sağlamak için ESG risklerinin itimat sorumlulukları ile ilgili olduğunu kabul etmelidir. Buna göre, beklenen finansal sonuçlara ulaşmayı gözetlerken uygun sürdürülebilirlik hedeflerine uzun vadeli bir odaklanma ile kuruluş genelinde liderlere yapıcı bir şekilde meydan okumalıdırlar.

  1. Son düşünceler

Yüzyılın başından bu yana, yalnızca bir şirket -Microsoft- piyasa değerine göre en büyük 10 ABD şirketi listesinde istikrarlı bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Yeni girenler ve uzun süredir saygı duyulan markalar gelip giderken, Dünya temel şekillerde değişirken, kuruluşların başarılı olmak için üç şeyi çekmesi gerektiğini hatırlamak mantıklıdır: müşteriler, yetenek ve sermaye. Bugün, üçünden de gelen sinyaller, sürdürülebilir bir dünyaya katkıda bulunma konusunda lider olan şirketlerin tercih edildiğini ifade ediyor. Bu nedenle, BRT’nin mezkûr bildirisi, kurumsal bakış açısını genişletmek için bir eylem çağrısı olarak Amerikan şirketleri (ve ABD dışındaki şirketler için de) ile ilgilidir.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.