Kapitalizm ve Krizler [Kitap Tanıtımı]

‘Düzenleme’ (regulation) kötü bir üne kavuşuyor. Trump yönetimi altında Amerika Birleşik Devletleri’nde zayıflatılacak[1], zayıflayan Avrupa ekonomilerini canlandırmak için Avrupa Birliği’nde kısıtlanacak[2] ve Birleşik Krallık’taki özelleştirilmiş kamu hizmetlerindeki başarısızlıklardan[3] sorumlu tutuluyor. Politika formülasyonunun merkezinde olması gereken bir araç, dünya çapında toplumsal bölünme ve siyasi kutuplaşmanın kaynağı haline gelmiştir.

Bu neden oluyor? En son “Kapitalizm ve Krizler: Bunları Nasıl Düzeltebiliriz”[4] (Capitalism and Crises: How to Fix Them) başlıklı kitabım bunu açıklıyor ve sorunun merkezinde kapitalizmi harekete geçiren yakıtın, yani kârın olduğu savunuluyor. Kâr, firmalara güç ve teşvik sağlayan kaynakların membaıdır. Kâr olmadan kapitalizmde sermaye yoktur. Birçok durumda kâr, bireyler, toplumlar ve doğa olarak bizim için faydaları teşvik eder. Ancak bazı durumlarda bunu yapmaz; kirlilik, küresel ısınma, biyolojik çeşitliliğin kaybı, eşitsizlik ve toplumsal dışlanma şeklinde fayda değil zarar yaratır.

Bunlar geleneksel olarak ekonomide “piyasa başarısızlıkları” (market failures) nedeniyle ortaya çıkan “olumsuz dışsallıklar” (negative externalities) olarak sınıflandırılır; eksik piyasalar, asimetrik bilgi, kusurlu rekabet ve işlem maliyetleri. Bu başarısızlıklara bir çözüm, firmaların zarara yol açan faaliyetlerde bulunmasını önlemek için yapılan düzenlemelerdir. Netice olarak, son birkaç yılda ekonomik faaliyetin hemen hemen tüm yönlerini bir şekilde düzenleyen çok sayıda yeni kural görülmüştür. Bu, giderek artan bir endişe kaynağı olmuş ve giderek daha fazla incelemeye tabi tutulmuştur.

Ortaya çıkan sorun, hem düzenlemenin zararları önlemedeki etkisizliği hem de düzenlemenin çıktı, büyüme, yatırım ve rekabet üzerindeki zararlı etkileridir. Bunlardan ilki, soldaki siyasilerin daha güçlü yaptırımlarla daha fazla düzenleme talebini teşvik ederken, ikincisi sağdaki siyasilerin düzenlemenin kaldırılması çağrılarını yaratır. Sonuç, toplumsal kırılma ve ideolojik uzlaşmazlıktır.

Son birkaç on yılda ön plana çıkan bireysel, sosyal ve çevresel sorunların sadece negatif dışsallıklar olmadığını, firmaların dışında ve ötesinde olduğunu takdir etmek önemlidir. Bunlar, firmaları güçlendiren yakıtın, yani kârlarının çok içsel ve esas (internal and intrinsic) bir parçasıdır. Sorun dışsallıklara atfedildiği sürece, sorunu yanlış teşhis etmeye ve çözümü yanlış belirlemeye devam edeceğiz.

İşletmeler düzenlemenin uygulanmasına karşı lobi faaliyetlerinde bulunur ve bunun etkisini önlemeye ve en aza indirmeye çalışır. Firmaların uluslararası hareketliliği ve ülkeler arasında düzenlemeleri uyumlu hale getirmedeki başarısızlıklar, devletlerin bu tür davranışları sınırlama yeteneğini daraltır ve hızlanan teknolojik gelişmeler düzenleyici otoriteleri geride bırakarak dünün sorunlarını bugünün araçlarıyla ele alır. Düzenlemenin doğası, piyasa başarısızlıklarını etkili bir şekilde düzeltmek için yeniden düzenlenmelidir.

Gerekli olan şey, şirketlerin yatırımcıları için kâr elde etme çıkarlarını, etkiledikleri bireylerin, toplumların ve çevrenin çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek için düzenleme yapılmasıdır. Şu anda düzenleme, şirketlerin kullandığı girdilere veya ürettikleri çıktılara odaklanmaktadır. Örneğin, kamu hizmetlerinin müşterilerine uygulayabileceği fiyatların düzenlenmesi, emek, malzeme ve sermaye girdilerine ve tahmini işletme ve sermaye maliyetlerine dayanmaktadır. Düzenleyici standartlar, şirketin çıktılarının kalitesi, ürünleri ve bu çıktıların değerlendirilmesi gereken ölçütler -güvenlik, güvenilirlik, risk ve etkinlik- ile ilgili olarak belirtilir.

Ancak, düzenlemenin odak noktası yalnızca girdiler ve çıktılar değil, aynı zamanda şirket faaliyetlerinin sonuçları ve etkileri -süreçleri ve prosedürleri ile girdileri ve çıktıları- olmalıdır[5]. Şirket, yarattığı değişiklikler (sonuçlar) ve bunların insan ve doğal dünya refahı ve gelişimi üzerindeki etkisi (etkiler) yoluyla etrafındaki dünyayı etkiler.

Kapitalizm ve Krizler kitabından alıntı yapmak gerekirse (s.148-149): “Bir araba örneğini ele alalım. Bir araba şirketi, yolcuların hız ve konforla hareket etmesini sağlayan araçlar üretir. Ancak aynı zamanda gürültü ve çevreye zarar veren emisyonlar da yaratırlar. Girdiler (inputs), çıktılar olan arabaların üretiminde kullanılan kaynaklardır (malzemeler, emek, sermaye). Sonuçlar (outcomes), yolcular için hız ve seyahat konforu, yayalar ve sakinler için gürültü ve kirliliktir. Etkiler (impacts) ise, yolcular için hareketlilik ve keyif sorunlarına olumlu çözümler ve yayalar ve sakinler için olumsuz çevresel zararlardır.

Bu nedenle bir firmanın performansını değerlendirmenin iki yönü vardır. Birincisi, bir şirketin yaptıklarından ve ürettiklerinden kaynaklanan değişiklikleri belirlemektir ki, bu durumda sadece arabalarının ulaşım faydaları ve kirlilik zararları değil, aynı zamanda üretiminin maddi kaynakları çıkardığı ülkeler ve araba ürettiği topluluklar üzerindeki etkisidir.

İkinci unsur ise, bu değişikliklerin etkilenen tarafların refahı üzerindeki etkilerini belirlemektir: müşteriler, yolcular ve çalışanlar için yararlı, yayalar, sakinler ve arabaların üretildiği ve maddi kaynaklarının kaynaklandığı yerel ve yabancı topluluklar için zararlı. Birincisi, firmanın üretim faaliyetlerinin ve ürünlerinin dâhili kurumsal yönetişimiyle, ikincisi ise harici yönetişimi ve diğer taraflarla etkileşimi ile ilgilidir.”

Düzenleme yoluyla “harici kurumsal yönetişim”in rolü, yayalar ve sakinler için olumsuz çevresel zararları ve arabaların üretildiği ve kaynakların çıkarıldığı topluluklar için çevresel ve sosyal zararları ele almaktır. Düzenlemenin yapması gereken şey, firmaların kâr elde etme teşviklerini, zararların önlenmesiyle uyumlu hale getirmeye çalışmaktır; yalnızca araba üretimini kısıtlayarak veya üretim maliyetlerini artırarak değil, aynı zamanda kirliliğin ve sosyal zararların önlenmesini teşvik ederek.

Bu, şirketlerin yarattığı sonuçları ölçerek ve “zarar vermeden kâr elde etmelerini” (profit without harm) bekleyerek, yani diğer taraflara zarar vermeden yapılır. Ölçütler, şirketlerin girdilerini ve çıktılarını ölçerken geleneksel olarak kullandıkları temel performans göstergelerinden (key performance indicators) farklı değildir ve diğer taraflar üzerindeki etkilerini de içerecek şekilde genişletilmiştir. Bu ölçütleri parasal terimlere dönüştürmeye gerek yoktur; faaliyetlerinin başkaları üzerindeki etkilerini yansıtan birimlerle ölçülürler, örneğin gürültü desibelleri veya partikül yoğunluğu.

Örneğin su ve demiryolları gibi doğal tekel olan kamu hizmetleri söz konusu olduğunda, düzenleyici otoriteler yalnızca zararları önlemekle kalmayıp aynı zamanda şirketlerin sağladıkları mal ve hizmetler için talep edebilecekleri fiyatları da belirlemelidir. Kullanılan sermayenin bedeli ve izin verilen getiri oranları, şirketlerin müşterileri, toplulukları ve çevre üzerindeki olumlu sonuçları ve etkileriyle ve zararların önlenmesiyle ilişkili olmalıdır. Örneğin, şu anda Birleşik Krallık’taki su şirketlerinin ham lağımı nehirlere, göllere ve deniz kıyılarına boşaltması konusunda önemli bir endişe bulunmaktadır. Performansları, arıtılmamış lağımın derhal ortadan kaldırılması ve müşterilere gerekli standartlarda su teslimi açısından ölçülmelidir.

Sonuçlara odaklanarak, düzenleme şirketlerin müşterileri, çalışanları ve toplulukları için olumlu faydalar sağlama ve olumsuz zararlardan kaçınma ve bunu yaparken yatırımcıları için yarattıkları finansal değer açısından performanslarını geleneksel olarak nasıl değerlendirdiklerinden farklı değildir. Bu, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (environmental, social and governance-ESG) faktörleri kavramını gereksiz kılar çünkü bunlar şirketlerin faaliyetlerinin sonuçlarını değerlendirirken kullandıkları birçok temel performans göstergesinden sadece birkaçıdır.

Bu, şirketler için finansal değer yaratmanın kaynağının, müşteriler ve diğer taraflar için zarar vermeden fayda sağlamak olduğunu açıkça ortaya koyar. Şirketler, başkaları için sorun yaratmaktan ziyade sorunları çözmekten kâr elde eder. Düzenleyici otoriteler, zararların önlenmesinin ve şirketlerin yatırımcıları için finansal getiri sağlama sürecinde kaçınması veya düzeltmesi gereken zararlı sonuçların belirlenmesi için ölçütler belirler.

Bu ayrıca zarar vermeden kâr elde etmede şirketlerin “dâhili” ve “harici” kurumsal yönetişiminin (internal as well as external governance) önemini vurgular. Bir şirketin yönetim kurulunun rolü, stratejisinin, değerlerinin ve kültürünün sorun yaratmadan kârlı sorun çözme ile uyumlu olmasını sağlamaktır. Düzenleyici otoriteler, sorumlu oldukları bankalar gibi kamu hizmetleri ve diğer lisanslı işletmelerde bunun denetimini yapmak isteyecektir. Özellikle, dâhili kurumsal yönetişim, şirketin sorun yaratmaktan ziyade çözmekten kâr elde etme amacının organizasyon genelinde tam olarak kabul edilmesini ve yönetim kurulundan atölyeye kadar herkesin şirketin sorun çözme amacını yerine getirmedeki rolünün güçlü bir şekilde anlaşılmasını sağlamalıdır.

En önemlisi, bu yaklaşım düzenlemenin yarattığı politik kutuplaşmayı ele alır ve çözer. Şirket çıkarlarını toplulukların ve çevrenin çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek için sağlam ve etkili düzenleme ile ekonomik faaliyet, büyüme, istihdam ve yatırımda iş dünyası, politikacılar ve toplumun çıkarları arasında bir çatışma yoktur. Sorun çözmeden finansal değer yaratmaya odaklanmak, devletlerin kamu yararları sağlama çıkarlarını iş dünyasının para kazanma çıkarlarıyla uyumlu hale getirdiği için daha fazla ekonomik faaliyeti teşvik eder.

Bu nedenle, bu, şu anda iki taraf arasında yüksek düzeyde güvensizlik ve çatışmanın olduğu özel ve kamu sektörleri arasında her ikisinin de yararına etkili ortaklıklar kurmanın bir yoludur. Şirketler, devletlerin kamu yararına ele almak istediği sorunları çözmekten kâr elde eder ve devletler de bunu kamu alımları (ihaleleri), yatırım, sübvansiyonlar, kamu imtiyazları ve lisanslar (public procurement, investment, subsidies, public charters and licences) aracılığıyla yapan şirketleri destekler. Zarar vermeden kâr elde etmeyi garantileyen sonuç odaklı düzenleme (outcome-based regulation), şirketlerin toplum ve doğal dünya ile müşterileri ve yatırımcıları için yarattıkları olumlu dışsallıklardan yararlanmalarını sağlar.

[1] <https://www.forbes.com/sites/susandudley/2024/11/12/what-to-expect-on-the-regulatory-front-in-a-second-trump-term/>.

[2] <https://euobserver.com/eu-political/ar3d655039>.

[3] <https://committees.parliament.uk/committee/517/industry-and-regulators-committee/news/194330/failures-of-regulators-water-companies-and-government-leaving-public-and-environment-in-the-mire/>.

[4] <https://academic.oup.com/book/55195?login=false>.

[5] <https://www.theregreview.org/2023/01/02/hodges-outcome-based-cooperative-regulation/>.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.