‘Kurumsal (Yasal) Uyum’: Siyasi Aynadan Bir Bakış*

Önemli bir yasanın yıldönümünü kutlayan bir Sempozyumun faydalarından biri, bizi yasanın ilk yürürlüğe girmesinden bu yana olup bitenleri değerlendirmeye zorlamasıdır. 2002 tarihli ‘Sarbanes-Oxley Yasası’nı (Sarbanes-Oxley Act-SOX) düşünelim. Son yirmi yılda çok şey değişti; uzaktan çalışma her yerde yaygınlaştı, yapay zekâ piyasayı sollamaya hazırlanıyor gibi görünüyor ve Amerika Birleşik Devletleri eskisinden daha belirgin bir şekilde kutuplaştı.

Bu değişimin ortasında, yeni ve büyük bir sektörün, kurumsal uyumun büyümesine tanık olduk. “Kurumsal Uyum’un Aşil Topuğu” (Corporate Compliance’s Achilles Heel) başlıklı yeni makalemin açılışında gözlemlediğim gibi, “Dünya’ya ilk kez 2002 yılında ayak basan ve yirmi yıl sonra geri dönen bir uzay ziyaretçisi için, kurumsal uyumun aradan geçen yirmi yıl içindeki evriminin öyküsü, büyük ölçüde bir başarı öyküsüdür.” Ancak önemli tehlike işaretlerini göz ardı edersek başarı başarısızlığa dönüşebilir. Bu amaçla, uyumun gelecekteki başarısını tehdit eden ve bizi en başta Sarbanes-Oxley’i doğuran yanlış davranış türleri ile karşı karşıya bırakan daha geniş sosyo-politik gelişmeleri dikkate almalıyız.

Bugün İtibarıyla Uyum

Topluca ‘uyum’ (compliance) olarak adlandırdığımız faaliyetler, ‘halka açık herhangi bir şirketin temel, öne çıkan işlevinin’ (essential, prominent function of any publicly held company) bir parçası haline gelmiştir. Uyum, kökenini Sarbanes-Oxley’den önceki yasa ve uygulamalara borçlu olsa da, aynı zamanda SOX’un unsurlarından da büyük ölçüde yararlanmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin iç denetime, üst düzey yöneticilerin sertifikalarına ve posta ve elektronik dolandırıcılık gibi suçlara yönelik yasal azami cezaların artırılmasına güçlü vurgusu, şirket içi güvenliğin kurumsal bir koşul olduğu yönündeki her türlü şüpheyi ortadan kaldırmıştır. Uyum federal savcılar dâhil herkesin aklına geldi; avukatlar, muhasebeciler ve eski icra memurları, mesleki eğitim ve bilimsel tartışmaların ilgisini çeken, gelişen bir endüstriyi dolduruyordu. Ancak aynı dönemde çok farklı bir değişim yaşandı.

Kutuplaşma Yükselişte

Çok sayıda araştırma, Amerika Birleşik Devletleri’nin yalnızca birkaç on yıl içinde yaş, sınıf, etnik köken ve eğitim de dâhil olmak üzere birçok boyutta oldukça kutuplaştığını ortaya koyuyor. Belirli siyasi meseleler ve parti gündemleri hakkındaki görüş farklılıklarını yansıtan ideolojik kutuplaşma, yerini ‘partizanların belirli politikalar üzerindeki anlaşmazlığın ötesine geçip bunun yerine siyasi bağlılığı sosyal kimlik ile ilişkilendirdiği olgu’ (the phenomenon by which partisans move beyond disagreement on specific policies and instead associate political affiliation with social identity) olarak tanımlanan ‘etkileyici/duygusal kutuplaşmaya’ (affective polarization) bıraktı. Duygusal olarak kutuplaşmış bir dünya (affectively polarized world), gerçeklerin ve görüşlerin kişinin grup üyeliğine göre filtrelendiği bir dünyadır. Grup dışı üyeler düşmanlıkla karşılanır; grup içi üyeler defalarca şüpheden faydalanır.

Karşıt ve düşman sosyal kimlikler kurumsal uyumu tehdit ediyor. Sonuçta uyum doğası gereği ilişkiseldir; çalışanların ve yöneticilerin birbirlerine güvenmelerini ve isteyerek bilgi paylaşmalarını gerektirir. Kutuplaşma, sahadaki gerçekleri çarpıtarak bu faaliyetleri baltalar. Böyle bir dünyada sorun artık yapısal bir ambar (structural silo) değil (sorumluluğun çok fazla gruba devredildiği), bunun yerine bireylerin kasıtlı olarak bilgiyi kendilerine sakladığı psikolojik (psychological) sorundur.

Kutuplaşmanın Pratik Sonuçları

Yukarıdaki anlatım, işyeri ve yaptırımlarla ilgili çeşitli eğilimleri anlamamıza yardımcı olur. Örneğin yapay zekâ (artificial intelligence-AI), kısmen ‘özel sektörün önemli bir özelliği’ (a major feature of the private sector) haline gelmesi nedeniyle pek çok kişinin aklındadır. Yapay zekâ ve otomasyon (kuşkusuz aynı şey değil) karmaşık bir fayda ve dezavantaj paketi sunmaktadır. Makineler hayatımızı pek çok açıdan kolaylaştırıyor, bilgi birikimimizi ve verimliliğimizi artırıyor. Ancak makineler aynı zamanda bir tehdittir. İşi/İşleri değiştirirler; kurumsal hatalara ilişkin sorumluluğu aşındırır ve firma için çalışan ve onunla temasa geçen herkes için duygudaşlık (empati) azaltılmalıdır. Sıradan, kutuplaşmamış bir dünyada, bu maliyetler ve faydalar arasında bir denge belirleriz. Ancak kutuplaşma, bu dengeyi kesin bir şekilde makineler yönüne kaydırır. Makineler politika ya da sosyal konular hakkında kavga etmez. Bu nedenle, makinelere aşırı bağımlılık şirkete zarar verse veya ironik olarak daha büyük kutuplaşmayı körüklese bile firmalar makineleri seçecektir.

Uzaktan çalışma da benzer bir ikilem yaratır. Firmanın belirli bir konum dışında işçi çalıştırmasını ve işe gidiş-geliş maliyetlerini azaltmasını sağlar. Ancak aynı zamanda üretkenlik, şirket sadakati ve ekip morali açısından kayıplar da tehdit eder. Apolitik bir dünyada firmalar bu maliyet ve faydaları tartacak ve çalışma düzenlemeleri menüsünden mantıklı bir seçim yapacaktır. Kutuplaşmış dünyada sarkaç uzaktan çalışma yönünde daha güçlü sallanmaktadır. Bu uzaklık, uyum personelini, yasa dışı planların hızlı bir şekilde tespit edilmesini sağlayan tesadüfi karşılaşmalardan mahrum bırakır.

Üçüncü ilgi eğilimi en az gelişmiş olanıdır, ancak yine de mevcuttur: kurumsal uyum uygulamalarının merkezileştirilmesi ve federal olmayan hale getirilmesi. Sarbanes-Oxley 2002 yılında yasalaştığında, ‘uyum’u öncelikli olarak federal bir yükümlülük olarak kavramsallaştırmak mantıklıydı. Bugün, kurumsal uyum görevlimizin çok daha geniş bir ağ oluşturmasını ve eyalet, yerel ve yabancı icra makamlarıyla müzakere etmeye hazır olmasını bekliyoruz. Bir dereceye kadar bu olumlu bir hikâye. Eyalet başsavcıları ve eyalet şirketler hukuku, federal savcıların bıraktığı boşlukları tartışmalı bir şekilde doldurabilir. Ancak merkezi olmayan bir uygulama çerçevesinin bu boşlukları ne kadar iyi doldurabileceği henüz net değildir. Aşil Topuğu makalesinin bitiminde: “Kurumsal suiistimallerin kapsamı ve karmaşıklığı, uzun süredir güçlü, federal olarak koordine edilen yaptırım müdahalesine güvenmemizin nedeni olmuştur. Eğer federal hükümetin uygulama aygıtı meşruiyetini ve kurumsal davranışları etkileme kabiliyetini kaybedecek kadar ‘siyasileşmişse’, eyalet ya da yerel kurumların federal hükümetin boşluğunu doldurmak için gerekli bant genişliğini geliştirip geliştiremeyecekleri açık değildir.”[1]

Bu makale, kutuplaşmanın kurumsal suçlar ve yaptırımları üzerindeki etkisini inceleyen çok bölümlü bir projenin ilkidir. Bu ilk bölümün amacı, uyum konusunda tamamen yapısal bir yaklaşımın eksikliklerini göstermektir. Ancak kurumsal yanlışlara yanıt verirken bunu, ilişkilerimizi ve kurumlarımızı şekillendiren sosyal ve politik faktörlerin aynı zamanda uyumu da şekillendirdiğini bilerek yapmalıyız. Bu bilgiyi nasıl kullandığımız gelecekteki çalışmalarda ele alınabilir.

[1] Metnin İngilizcesi şu şekildedir: [The very scope and complexity of corporate wrongdoing has long served as our reason for relying on a strong, federally coordinated enforcement response. If the federal government’s enforcement apparatus has become so ‘politicized’ that it loses its legitimacy and ability to influence corporate behavior, it is far from clear that either state or local institutions will develop the necessary bandwidth to pick up the federal government’s slack.]

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.