‘Makro-Sınai Politikalar’ Minvalinde (Küçük İşletmelerin Teşviki Bakımından) ‘Kamu Alım Sistemi’ Etkili Bir Politika Aracı mıdır?

Hükümetler modern ekonomilerde merkezi roller oynamaktadır: vergileri belirlemek, sübvansiyon sağlamak ve eğitim, sağlık ve güvenlik gibi yüksek sosyal değeri olan hizmetler üretmek. İşte hükümetler, bu üretim sürecinde, kamu ihaleleri yoluyla satın aldıkları özel sektör firmalarının ürettikleri ara malı ve hizmetleri kullanmaktadır. Bu alımlar oldukça büyük, gayrisafi yurtiçi hâsılanın (GSYH) %10 (yüzde 10) ila %20’si arasında değişmektedir. Büyüklüğü ve takdir yetkisinin yüksek olması nedeniyle, hükümetler sıklıkla kendi tedarik sistemlerini, kaynakları belirli firmalara tahsis etmeye yönelik etkili bir sanayi politikası aracı olarak algılamaktadır.

1. Satın almalarda dünya çapında ‘küçük (işletmelerden) satın al’ politikaları yaygındır

Pek çok hükümetin, küçük işletmelerin (small businesses) satın alma sistemlerine katılımını teşvik eden politikaları vardır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) “bir kenara ayırma” önlemleri (set-aside measures[1]) “federal sözleşmelerin adil bir kısmının küçük işletmelere verilmesini sağlar” (bu konuda yakın tarihli bir ABD Kongresi Araştırma Servisi raporuna[2] bakılabilir) ki; Hindistan[3] ve Brezilya’da[4] da benzer politikalar mevcuttur. Küçük işletmeleri desteklemenin mantığı, bu işletmelerin kısıtlanabileceği varsayımıyla ilgilidir. Devlete satış yapmak, bu kısıtlamaların üstesinden gelmelerine ve dolayısıyla performanslarını artırmalarına yardımcı olma potansiyeline sahiptir.

2. Peki, bu politikalar makroekonomiyi etkileyecek kadar güçlü müdür?

Ancak bu politikaların etkinliği veya ne ölçüde istenmeyen sonuçlara yol açabileceği ve bu nedenle makroekonomi üzerindeki net etkileri hakkında çok az şey bilinmektedir. Yakın zamanda Julian di Giovanni, Priit Jeenas, Enrique Moral-Benito ve Josep Pijoan-Mas ile birlikte yapılan bir çalışmada[5], küçük firmaların satın alma süreçlerine katılımını teşvik etmenin makroekonomik etkisi ölçülmüştür. Anılan çalışmada özellikle şu soruluyor: Hükümetler toplam harcamayı sabit tutarken küçük firmalara daha fazla satın alma tahsis ederse, toplam çıktı düzeyi, toplam faktör verimliliği ve kamu mallarının sağlanması (bundan) nasıl etkilenir?

3. Belirli bir kanalın izole edilmesi: devlete satış yapmak firmaların krediye erişimini artırabilir

Bahsi geçen çalışmada, küçük firmalardan satın almanın makroekonomiyi olumlu yönde etkileyebileceği belirli bir kanala odaklanılıyor: küçük firmaların finansal açıdan kısıtlı olduğu bir bağlamda, devlet tedarikçisi olmak onların borçlanma kapasitelerini artırmalarına[6] ve ekonomik performanslarını iyileştirmelerine yardımcı olabilir. Bu analiz ile üç ana sonuç ortaya konulmuştur:

  • Bu politikalar küçük firmaların büyümesine ve finansal kısıtlamaların üstesinden gelmesine yardımcı olur. Tedarik sözleşmelerinin yüksek rehin verilebilirliği, firmaların borçlanma kapasitesini arttırır, bu da daha fazla kâr, daha yüksek sermaye birikimi ve hatta gelecekte daha fazla borçlanma kapasitesi anlamına gelir. Bu nedenle, küçük firmaların alımlara katılımının teşvik edilmesi, literatürde vurgulanan kendi kendini finanse etme kanalını (self-financing channel[7]) güçlendirerek ülkelerin GSYH’sini artırma potansiyeline sahiptir.
  • Bu politikalar, nispeten büyük firmaların (satın alma sözleşmesi almalarının beklenen olasılığı azalan firmalar) sermaye birikimi teşviklerindeki değişime bağlı olarak istenmeyen bir sonuç doğurmaktadır. Bir satın alma sözleşmesi alma olasılığının daha düşük olduğu bir ekonomide, büyük firmalar “ihtiyati sermaye” (precautionary capital[8]) biriktirme teşviklerini, yani bir satın alma sözleşmesi almaları halinde “teslimata hazır olmalarına” (be ready to deliver) olanak tanıyan sermayeyi kaybederler. Bu nedenle, küçük firmaların alımlara katılımının teşvik edilmesi, büyük firmaların büyüme teşviklerini ortadan kaldırarak ülkelerin GSYH’sini de azaltabilir.
  • Bu politikalar, hükümetlerin kamu malları üretmedeki verimliliği ile ilgili başka bir istenmeyen sonuç doğurur: Hükümetler, küçük firmalardan oluşan havuzdan nispeten daha fazla satın alarak, aynı zamanda temelde daha az üretken olan firmalardan da satın alır ve dolayısıyla daha yüksek fiyatlar talep eder. Sabit bir hükümet harcaması altında, bu olgu kaçınılmaz olarak hükümet tarafından ödenen daha yüksek fiyat endeksine ve daha düşük kamu malları sunumuna dönüşmektedir.

4. Bağlam önemlidir

Mezkûr çalışmadan elde edilen bulgular, küçük firmaların alımlara katılımını teşvik etmenin genel net etkisinin yukarıda belirtilen üç kanalın göreceli büyüklüğüne bağlı olduğunu göstermektedir. Özellikle bu analiz, satın almada küçük firmaları hedeflemenin, iki koşul mukabilinde bilhassa GSYH’yi artırıcı olacağını öne sürmektedir. Bunlardan birincisi, bu politikalar ancak finansal sürtüşmelerin (financial frictions[9]) yeterince şiddetli olması durumunda etkili olacaktır. Finansal sürtüşmelerin firma büyüklüğünü açıklayan ana faktör olmadığı bir ekonomide, küçük firmaları hedeflemek, kaynakları verimsiz oldukları için küçük firmalara doğru yeniden tahsis edecektir. İkincisi, finansal sürtüşmeler yeterince ciddiyse, küçük firmaları hedeflemek, eğer devlet sözleşmelerinin taahhüt edilebilirliği yüksekse, özellikle etkili olacaktır. Bu ise, borç verenlerin devlet sözleşmelerini firmaların borç alabilecekleri sağlam teminatlar olarak algıladıkları bir durumdur. Bu bakımdan, hükümetin itibarı (örneğin, düşük temerrüt oranları veya erken ödemeler) bu politikaların etkili kılınmasında hayati öneme sahiptir.

Bu nedenle söz konusu analiz, kaynakların firmalar arasında tahsisini etkileyen satın alma politikalarını tasarlarken ve uygularken dikkatli olunmasını gerektirmektedir. Ancak aynı zamanda hükümetlerin satın alma sistemlerinde makroekonomilerini olumlu yönde etkileyecek güçlü bir araca sahip olduklarını da göstermektedir.

5. Kamu alımlarının geleceği: verimliliğin ötesine geçilmesi

Daha yapılacak çok iş olmasına rağmen, mezkûr analizde devlet alımlarının etkinliğinin verimliliğin ötesine geçebileceği öne sürülmektedir. Örneğin, devlet alımları sosyoekonomik katılımı teşvik etmek için etkili bir araç olabilir. Mesela ABD bağlamında son kanıtlar[10], hizmet nedeniyle engelli gazilerin sahip olduğu işletmelere yönelik “bir kenara ayırma” politikalarının, hükümete önemli maliyetler yüklemeden hedef nüfus için sonuçları başarılı bir şekilde iyileştirdiğini göstermektedir. Son olarak, artan yeşil satın alma politikalarının küresel yeşil geçişi hızlandırmadaki potansiyel etkinliğini analiz etmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

[1] Çevirenin Notu: ABD’de federal hükümet mümkün olduğunca küçük işletmeler ile sözleşme yapmayı tercih etmektedir. Sözleşme yetkilileri, acentelerinin küçük işletme sözleşme hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için ayrılmış ve tek kaynak sözleşmelerini kullanabilirler. Nasıl bir sözleşme teklif edileceği büyük ölçüde iki faktöre bağlı olacaktır: (i) işi yapabilecek küçük işletmelerin sayısı ve türü ile (ii) sözleşmenin tutarının/değerinin ne kadar olduğu.

Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. ABD Küçük İşletmeler İdaresi (U.S. Small Business Administration), <https://www.sba.gov/partners/contracting-officials/small-business-procurement/set-aside-procurement>

[2] “An Overview of Small Business Contracting”, Congressional Research Service, Updated July 29, 2022, <https://sgp.fas.org/crs/misc/R45576.pdf>

[3] <https://msme.gov.in/public-procurement-policy>

[4] <https://www.oecd-ilibrary.org//sites/62f8acc7-en/index.html?itemId=/content/component/62f8acc7-en#section-d1e12337>

[5] <https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4248023>

[6] Çevirenin Notu: Buna finans yazınında ‘borçlanma takati/gücü’ ya da ‘kaldıraç etkisi’ de denilmektedir.

[7] “Benjamin Moll, Productivity Losses from Financial Frictions: Can Self-Financing Undo Capital Misallocation?, American Economic Review 2014, 104(10): 3186–3221, <http://dx.doi.org/10.1257/aer.104.10.3186>, <https://benjaminmoll.com/wp-content/uploads/2019/07/TFPFF.pdf>”

Çevirenin Notu: “Kendi kendini finanse etme kanalı” terimi, faaliyetlerinden her yıl elde edilen olumlu sonuçların şirket bünyesinde tutulması anlamına gelir. Bir şirketin, faaliyeti kârlıysa ve elde edilen kâr dağıtılmıyorsa, kendi kendini finanse ettiği söylenir. Hesap dönemi sonunda olumsuz bir sonuç (zarar), bu kendi kendini finanse etme kapasitesini azaltacaktır. Muhasebe açısından kendi kendini finanse etme, bilançonun yükümlülükler tarafında rezervlerde bulunan ve/veya ileriye taşınan sonuçlarda bulunan, dağıtılmayan vergi sonrası net sonuca (kâr) karşılık gelir. Dağıtılmamış kârların birikmesi şirket için bir özsermaye kaynağı yaratabilir. Bu kendi kendini finanse etme yöntemi, varlıkları finanse etmek için özsermayenin kullanılmasına da olanak tanır. Kendi kendini finanse etme kavramı bazen daha geniş anlamda, yani bir şirketin kendi sermayesi ve kârlılığı ile kendini finanse etme kapasitesi olarak da anlaşılmaktadır. Bu yorum daha sonra sermaye finansmanının tamamını veya bir kısmını içerir. Kendi kendini finanse etme bir şirket için özellikle stratejik bir finansman kaynağıdır, çünkü işletmelere şunları sağlar: özsermayeyi ve dolayısıyla firma değerini artırma; birikmiş tutarları entegre ederek potansiyel olarak sermayeyi artırabilme; finansal oranların çoğunu iyileştirme; serbestçe tahsis edilebilecek kaynaklara sahip olma; dış fonlara başvurmadan büyümeyi ve yatırımları finanse etme veya borçlarını ödeme; destekçilere (katkı sağlayıcılara) bağımlılığı azaltma; kredi elde etmek için gerekli olan kendi katkısının kaynağını sağlama; iş modelinin kârlılığını kanıtlama ve ortaklar ve üçüncü taraflar nezdinde güvenilirliği artırma. Bu minvalde değinilmesi gereken bir konu da finansal özerklik/bağımsızlık oranı (financial autonomy ratio) olup, bu oran bir şirketin sahip olduğu özsermaye ve borç arasında ayrım yapar ve şu formül kullanılarak hesaplanır: Finansal bağımsızlık oranı ya da finansal bağımsızlık = Özsermaye/Bilanço (Aktif/Varlık) Toplamı. Elde edilen sonuç daha sonra yüzdeye dönüştürülür. Örnek: Özsermaye 100.000 Türk lirası/Bilanço toplamı 500.000 Türk lirası = 0,2, yani finansal özerklik %20’dir.

[8] Çevirenin Notu: ‘İhtiyati sermaye’ tutarı, sermaye açığını kapatmak için gerekli olan miktarı ifade eder.

[9] Finansal sürtüşmeler, kurumsal firmaların arzu edilen tüm yatırımları dış kaynaklardan finanse etmesini engelleyen finansal kısıtlamalar anlamına gelir. Bu finansman yetersizliği, firmaların yeni özsermaye ve borçlanma araçları ihraç etmedeki yetersizlikleri veya isteksizlikleri, firmaların finansal aracılardan borç alamamaları, firmaların banka kredilerine daha fazla bağımlı olmaları, kredi kısıtlamalarının yaygın olması veya firma varlıklarının likidite azlığıdır. Bir firmanın finans politikasının temel amaçlarından biri finansal esnekliğini korumaktır. Etkin bir finans politikası sadece bugünün değil gelecekteki yatırımların da fonlanmasını sağlar. Finansal piyasalar sürtüşmelerden mustarip olduğunda ve finansman kısıtlamaları firmaları sermaye yetersizliği nedeniyle bazı kârlı yatırım fırsatlarını kaçırmaya zorladığında finansal esnekliğin değeri daha da artar. Firmaların sermaye yapısı kararlarına ilişkin önceki deneysel araştırmalar, finansal açıdan kısıtlı firmaların finansman maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde daha az fon almalarının beklendiğine dair kanıtlar da sağlamıştır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. <https://jfin-swufe.springeropen.com/articles/10.1186/s40854-018-0100-6>)

[10] “RodrigoCarril and AudreyGuo, The Impact of Preference Programsin Public Procurement: Evidence from Veteran Set-Asides, December 2023, <https://rcarril.github.io/website/VA_setasides.pdf>”

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.