

Amerikan inovasyon modeli uzun zamandır dünyanın gıpta ettiği bir modeldir. Silikon Vadisi’ndeki garaj tamircilerinden prestijli üniversitelerin araştırma laboratuvarlarına kadar, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) endüstrileri yeniden şekillendiren ve hayatları dönüştüren çığır açan teknolojiler üretmiştir. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri kişi başına üretilen patent sayısında ve bu patentlerin önemi konusunda dünyada lider konumdadır.
Yüksek gelir statüsüne ulaşmayı hedefleyen orta gelirli ülkeler genellikle Amerikan modelinden ilham alırlar. Son Dünya Kalkınma Raporu’nda (World Development Report[1]), Amerikan inovasyon modelinden orta gelirli ülkeler için faydalı olabilecek üç ders vurgulanmaktadır.
Öncelikle büyük düşünmek gerekir: Günümüzde inovasyon, garaj tamircileri tarafından değil, büyük ve yerleşik firmalar tarafından domine edilmektedir.
Geleneksel Amerikan inovasyon anlatısı, Joseph Schumpeter tarafından savunulan “yaratıcı yıkım” (creative destruction) fikirlerini içeriyordu. Bu modelde, yeni katılımcılar, küçük firmalar ve bireysel mucitler teknolojik ilerlemeyi yönlendirmede etkili olmaktadır. Garajda devrim niteliğinde bir fikirle uğraşan yalnız girişimcinin ikonik görüntüsünü düşünün. Ancak bu model giderek daha da eski hale gelmektedir. Yeni bir gerçekliğe işaret ediyoruz: Ölçekleri, kaynakları ve yeteneğe erişimleriyle yerleşik firmalar artık inovasyonda baskın güçtür.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki inovasyon manzarası, bireysel mucitlerin egemen olduğu bir manzaradan, büyük şirketlerin patent başvurularının çoğunluğunu oluşturduğu bir manzaraya dönüşmüştür. Bu değişim, bireysel girişimcilerin genellikle sahip olmadığı önemli yatırım ve uzmanlık gerektiren modern teknolojilerin artan karmaşıklığını yansıtmaktadır.
Bu değişim avantajları ve dezavantajlarıyla birlikte gelir. Büyük firmalar kaynaklarını araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmak için kullanabilir ki, bu da daha hızlı inovasyona ve yeni teknolojilerin daha geniş çapta benimsenmesine yol açar. Ayrıca en iyi yetenekleri çekebilir ve elde tutabilirler ve bu da organizasyonları içinde bir inovasyon kültürü oluşturur. Ancak bu değişim aynı zamanda pazar gücünün yoğunlaşmasına ve rekabetin engellenmesine de yol açabilir. Büyük firmaların hâkimiyeti yeni oyuncular için giriş engelleri yaratabilir, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasını engelleyebilir ve potansiyel olarak genel inovasyonu yavaşlatabilir.
İkincisi, nerede bulunursa bulunsun yeteneklileri çekmek ve beslemektir.
Amerika Birleşik Devletleri, işgücündeki herkes için becerileri geliştirme ve ödüllendirme konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. 1960 ila 2010 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen büyümenin üçte birinden fazlası, eğitim ve işgücü piyasasındaki ırk ve cinsiyet ayrımcılığının azalmasına atfedilmektedir. Dahası, 1880 ila 1940 yılları arasında göçmen mucitlerin yoğun olduğu Amerika Birleşik Devletleri’ndeki teknoloji sektörleri 2000 yılına kadar hızlanan bir büyüme yaşamıştır.
Günümüzde orta gelirli ülkelerin temel becerilere erişimi genişletmeleri gerekmektedir. Liselerden daha fazla öğrenci mezun etmeleri ve yetenek havuzunu genişletip derinleştirmeleri; ayrıca kadınların ve daha az ayrıcalıklı ailelerden gelen insanların yeteneklerini ödüllendirme konusunda daha iyi bir iş çıkarmaları gerekir.
Gelişmiş beceriler edinmek genellikle maliyetli bir tekliftir. Gerekli yatırımı yapan kişiler bunu ödüllerin önemli olacağı beklentisiyle yaparlar. Gelişmekte olan ekonomilerde, bu ödüller kendi ülkelerinde bulunmayabilir. Orta gelirli ülkelerde, yüksek becerili işçilerin yüzde 10’u göç eder ve Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da yüksek seviyeli becerilere daha fazla talep vardır. Bu tür göçler, yüksek becerili göçmenler köken ülkeyle bağlantıda kaldığı sürece köken ülke için bir fırsat olarak hizmet edebilir. Orta gelirli ülkeler, diasporalarının bilgi ve deneyiminden yararlanabilirler.
Üçüncüsü ise, inovasyonun yaygınlaştırılması için bir pazar oluşturmaktır.
Yenilikler için ikincil pazar (patent yeniden satışı veya lisanslama gibi) yeniliğin kendisi kadar önemlidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu pazar büyük bir rol oynamış; 1870 ila 1910 yılları arasında mucitler, patent ile ilgili işlemlerin karmaşıklıklarını aşmak için ülke çapında 500’den fazla kayıtlı patent temsilcisinin hizmetlerini giderek daha fazla aramışlardır.
Küresel yenilikleri yaymak için bu tür pazarlar orta gelirli ülkelerde yeterince gelişmemiştir. Yeni Dünya Kalkınma Raporu’nda, Mısır Arap Cumhuriyeti, Hindistan ve Tunus gibi orta gelirli ülkelerdeki firmaların yüzde 10’undan azının lisanslı teknoloji kullandığı belgelenmektedir. Hırvatistan ve Türkiye gibi biraz daha zengin ekonomilerde bile firmaların yalnızca yüzde 20’si lisanslama yapmaktadır.
Yeniliği yaymak, rekabeti teşvik eden, fikri mülkiyeti koruyan ve yenilikçi girişimler için sermayeye erişimi açan kamu politikaları gerektirir. Bu, düzenlemeleri basitleştirmeyi, şeffaflık ve hesap verebilirlik kültürünü teşvik etmeyi ve tüm oyuncular için -hem yeni başlayanlar hem de mevcut olanlar- eşit bir oyun alanı sağlamayı içerir.
Günümüzün orta gelirli ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin orta gelirli bir ülke olduğu dönemdekinden çok daha zorlu güçlüklerle karşı karşıyadır: Yaşlanan nüfus, yüksek borç ve iklim değişikliği bunlardan bazılarıdır. Ancak ilerleme hâlâ kapasiteleri dâhilindedir. Atılacak önemli bir adım, ABD’nin derslerini dikkate almak ve bunları yerel koşullara uyarlamak olacaktır.
[1] 2024 yılı Dünya Kalkınma Raporu (World Development Report) için lütfen bkz. <https://www.worldbank.org/en/publication/wdr2024?_gl=1*1ma4i0n*_gcl_au*MTAxMzQ4MjE4MC4xNzI0MTI5ODMx > [Özü: 1950’lerden bu yana ekonomik analizdeki gelişme deneyimi ve ilerlemelerden yararlanan 2024 yılı Dünya Kalkınma Raporu’nda, gelişmekte olan ekonomilerin “orta gelir tuzağından” kaçınmak için neler yapabilecekleri belirlenmektedir. Düşük-orta gelirli ülkeler yatırım odaklı stratejilerin ötesine geçmeli; ayrıca yurtdışından modern teknolojileri ve başarılı iş uygulamalarını benimsemeli ve bunları ekonomilerine aşılamalıdır. Üst-orta gelirli ülkeler, teknolojinin küresel sınırlarını zorlayarak inovasyona geçişi hızlandırmalıdır. Bu, işletmeleri, emeği ve enerji kullanımını yöneten ekonomik yapıların daha fazla ekonomik özgürlük, sosyal hareketlilik ve siyasi rekabete olanak tanıyan şekillerde yeniden yapılandırılmasını gerektirir. (…)]
Çevirenin Gözlemi: ABD’de (Denver-Colorado) bulunduğumuz ‘Ağustos 1996-Temmuz 1998’ döneminde, insanların akşamları saat 10.00 dolayında uykuya çekildikleri; sabahları da ortalama 04.00 – 05.00 arasında uyandıkları gözlemlenmiştir.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
