

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), dünyada hem federal hem de eyalet hükümetlerinin banka imtiyazları, düzenlemeleri ve denetimi konusunda bağımsız ama yine de birbiriyle örtüşen yetkilere sahip olduğu tek ülkedir. Bu eşsiz ‘ikili’ bankacılık sisteminin kökleri, ABD Anayasası’na kadar uzanabilir: bankaların finansal sistemin zirvesine çıkıp baskın para kaynağı haline gelmesinden neredeyse bir yüzyıl önce yazılmıştır. “Maryland v. McCulloch” davasındaki[1] dönüm noktası niteliğindeki Yüksek Mahkeme kararıyla başlayan bu sistem, yetki alanı ihtilafının da kaynağı olmuştur. Ancak zaman içinde güçlü bir federal gözetim ve banka mevduat sahiplerini koruyan, istikrarı bozan kaçışları önleyen ve parasal istikrarı destekleyen bir finansal güvenlik ağı da üretmiştir.
Bu sistem artık stres altındadır. Bu stresin kaynağı, hem geleneksel banka düzenlemelerinin hem de finansal güvenlik ağının sınırlarının dışında para ve ödeme sağlayan, neredeyse tamamı eyalet düzeyinde lisanslanan ve denetlenen, teknoloji odaklı yeni nesil finansal kurumlardır. Bu kurumlar ‘PayPal’, ‘Venmo’ ve ‘Cash App’ gibi popüler ödeme platformlarını içermektedir. Ayrıca hızla genişleyen ve gelişen “fintech” (finansal teknoloji) ve kripto (para/varlık) ekosistemleri içerisinde çok sayıda kurum ve platform da yer almaktadır.
“Para ve Federalizm” başlıklı yeni bir makalede, bu yeni parasal kurumların yükselişi anlatılmakta, onları yöneten eyalet düzeyindeki düzenleyici çerçeveler ve bunların bir gün parasal istikrara yönelik oluşturabileceği tehditler tanımlanmaktadır. Söz konusu makalede, aynı zamanda, bu yeni kurumların düzenlenmesinde federal üstünlüğe ilişkin yasal ve politik durumlar da incelenmekte ve iki potansiyel model geliştirilmekte olup; bunlardan biri tam federal önalıma dayalıdır, diğeri ise ABD para sistemine olan güveni ve kamuoyunun güvenini artırma yönündeki dar ama kritik hedefi yansıtacak şekilde daha uygun hale getirilmiştir.
Bu makalenin başlangıç noktası, eyalet düzeyindeki lisanslama, düzenleme ve denetim sorumluluğunun, parasal istikrar ve finansal güvenlik ağının idaresine ilişkin federal sorumluluktan ayrılmasının yarattığı temel gerilimdir. Eyaletler uzun süredir düzenleyici ve parasal yeniliklerin laboratuvarları olsa da, bu yenilikleri güvenli hale getirmek ve parasal istikrara tehdit oluşturmamalarını sağlamak için gerekli yasal ve kurumsal mekanizmayı nihai olarak kontrol eden federal hükümettir. Bu gerilim, para ile federalizm arasındaki karmaşık ve gelişen ilişki bağlamında üç temel soruyu ön plana çıkarmaktadır.
İlk soru, Anayasa’nın ABD Kongresi’ne bu yeni tür parasal kurumları belirleme ve düzenleme yetkisi verip vermediğidir. Bu soru ilk bakışta göründüğünden daha karmaşıktır. Uzun süredir tek tür finansal kurumların hâkimiyetinde olan para sisteminin kendine özgü yan ürünlerinden biri, Kongre’nin parayı düzenleme yetkisi etrafındaki anayasal tartışmaların neredeyse tamamen bankaların dar ve çatlak prizmasından yansıtılmış olmasıdır. Ve mahkemelerin isteksizce bu tartışmalara ağırlık verdiği yerlerde bile, genellikle gerekçelerini parasal tasarımın düzenleyici boyutlarının aksine finansal boyutlarına dayandırmışlardır. Çoğu durumda, daha pragmatik bir yaklaşım uğruna derinlemesine önemli, tarihsel veya ekonomik analizlerden de kaçınmışlardır. Sonuç olarak, “Maryland v. McCulloch” davası ve onun devamı, bu çok önemli soruyu yanıtlamada yalnızca sınırlı bir rehberlik sunmaktadır.
İkinci soru, federal müdahale için güçlü politika temellerinin olup olmadığıdır. Buradaki cevap açık ve yankılanan bir evettir. Cesur çabalarına rağmen eyaletler, bu yeni parasal kurumların müşterileri için güçlü ve tutarlı yasal korumalar sağlamada hep birlikte başarısız olmuştur. Eyaletler ve çerçeveler arasındaki yasal korumalardaki önemli farklılıklar, artan parasal heterojenliğin sorumlusudur. Bu heterojenlik önemli bilgi maliyetlerine yol açmaktadır: Müşterileri ya maliyetli durum tespiti yapmaya ya da parasal açıdan bir sıçrama yapmaya zorlamaktadır. Kurumsal veya daha geniş sistemik istikrarsızlık dönemlerinde, bu bilgi maliyetleri, müşterilerin rasyonel olarak önce geri çekilmeye ve sonra soru sormaya karar vermesi nedeniyle istikrarsızlaştırıcı işlemler için bir katalizör haline gelebilir. Belirli koşullar altında, bu kaçışlar potansiyel olarak tüm para sisteminin istikrarını tehdit eden daha geniş paniğe dönüşebilir. Bu yıkıcı dinamiklerin önlenmesi, güçlü ve tamamen uyumlu yasal korumaları, federal iflas yasasının uygulanmamasını ve başarısız kurumların müşterilerine hızla ve tam olarak geri ödeme yapılmasını sağlayan özel bir çözüm çerçevesi gerektirmektedir. Federal hükümet -ve yalnızca federal hükümet- parasal istikrarın bu temel bileşenlerini sağlayabilir.
Üçüncü ve son soru ise Kongre’nin herhangi bir politika müdahalesini nasıl tasarlaması ve uygulaması gerektiğidir. Bu, mevcut federalist yapıya yeni bir düzenleyici çerçevenin nasıl yerleştirileceğine dair karmaşık ve çetrefilli soruları da içermektedir. Teorik olarak seçenekler, rakip federal ve eyalet çerçevelerinden özel federal imtiyaz, düzenleme ve denetime kadar uzanmaktadır. Bu arada, tek bir kapsayıcı çerçeve içerisinde federal ve eyalet sorumluluğunun paylaşılması olasılığı da vardır. Uygulamada hem Kongre hem de federal banka düzenleyici otoriteleri, federalizmin kayalık kıyılarında karaya oturan birçok öneriyi zaten öne sürmüşlerdir. Bu öneriler arasında Senatörler Cynthia Lummis ve Kirsten Gillibrand tarafından Haziran 2022’de sunulan Sorumlu Finansal Yenilik Yasası (Responsible Financial Innovation Act[2]) ile Temmuz 2023’te Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi’nde (the House Financial Services Committee) oylanan Ödemelerde Netlik Sabitcoin Yasası (Clarity for Payment Stablecoins Act[3]) da yer almaktadır. Bu yasa tasarıları değersiz olmasa da, her ikisi de yeni parasal kurumların ortaya çıkmasının yarattığı karmaşık zorlukların üstesinden başarıyla gelemezdi.
Bu makalede bu üç önemli soru araştırılmakta ve düzenleyici reform için iki plan sunulmaktadır. Bahisler son derece yüksektir. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, ABD finans sistemi ve ekonomisi, parasal istikrarsızlığın felç edici dönemleri nedeniyle rutin olarak bozulmuştur. Büyük Buhran’ın da temelinde parasal istikrarsızlık vardı: yaygın banka iflasları, para arzında geniş bir daralmaya yol açarak yatırımları azaltmış, istihdamı yok etmiş ve ekonomik büyümeyi bastırmıştır. Bankalar için modern finansal güvenlik ağı, bu tür parasal istikrarsızlıkların yanı sıra kaçınılmaz olarak ardından gelen ekonomik yıkımı önlemek için oluşturulmuştur. Ancak yeni parasal kurumların son zamanlarda ortaya çıkışı göz önüne alındığında, gelecekteki krizleri önlemek, para kaynaklarına, parasal istikrarsızlığın potansiyel vektörlerine ve bunların etkili bir şekilde nasıl düzenlenebileceğine yönelik yaklaşımımızı yeniden düşünmemizi gerektirmektedir.
[1] Çevirenin Notu: Dönüm noktası oluşturan Yüksek Mahkeme McCulloch – Maryland davasında, Baş Yargıç John Marshall, Federal gücün genişletilmesine ilişkin en önemli kararlarından birini verdi. Bu dava, Kongre’nin bir banka kiralama yetkisini içeriyordu ve bu durum, eyalet ile Federal Hükümet arasındaki güçler ayrılığı sorununu daha da geniş bir boyuta taşıdı. 1816 yılında Kongre, eyalet bankaları tarafından ihraç edilen düzenlemeye tabi olmayan para miktarının kontrol edilmesine yardımcı olmak için İkinci Ulusal Banka’yı kurdu. Birçok eyalet ulusal bankanın anayasaya uygunluğunu sorguladı ve Maryland, eyalet tarafından yetkilendirilmeyen tüm bankalara vergi uygulanmasını zorunlu kılarak bir emsal oluşturdu. 1818’de Maryland Eyaleti, Kongre tarafından yetkilendirilen İkinci Ulusal Banka’ya vergi uygulayan yasayı onayladı. ABD bankasının Baltimore şubesinde federal kasiyer olan James W. McCulloch, eyaletin dayattığı vergileri ödemeyi reddetti. Maryland, vergileri toplamak amacıyla McCulloch’a karşı dava açtı. Ancak Yüksek Mahkeme, Kongreye, Federal Hükümet’in çalışmalarının “uygulanması için gerekli ve uygun olan tüm yasaları yapma” yetkisini veren “esnek madde” uyarınca, bir bankanın kurulmasının Anayasa’nın zımni bir yetkisi olduğuna karar verdi. Bu dava Anayasa’ya meydan okuyan önemli bir konuyu ortaya koyuyordu: Federal Hükümet eyaletler üzerinde egemenlik yetkisine sahip midir? Duruşmalar iki soruyu gündeme getirdi: Anayasa Kongre’ye banka kurma yetkisi veriyor mu? Ve tek tek eyaletler bankayı yasaklayabilir veya vergilendirebilir mi? Mahkeme, Federal Hükümetin Federal banka kurma hak ve yetkisine sahip olduğuna, eyaletlerin Federal Hükümete vergi koyma yetkisinin bulunmadığına karar verdi. Marshall Federal Hükümet lehine karar verdi ve şu sonuca vardı: “Vergilendirme yetkisi, yok etme yetkisini de içerir.” […] Bu konuda lütfen bkz. <https://www.archives.gov/milestone-documents/mcculloch-v-maryland>
[2] <https://www.congress.gov/bill/117th-congress/senate-bill/4356/text>
[3] <https://www.congress.gov/bill/118th-congress/house-bill/4766/text>
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
