‘Sabit Paralar İle Merkez Bankası Dijital Para Birimlerinin Birlikte Var Olması’ Üzerine

Para, kavramsal olarak belirsiz olsa da, modern ekonomide belirgin bir amaca hizmet eder. Mevcut finansal çerçevemiz, özel ve kamu sektörlerini iç içe geçirir ve ilki para biriminin çoğunu üretir. Merkez bankaları da dâhil olmak üzere devlet organları, yasal ödeme aracı çıkararak, düzenlemeleri denetleyerek, ödeme sistemlerini sürdürerek ve finansal güvenceler sunarak destekleyici bir rol oynar. Bu yapı içindeki bankalar ve diğer düzenlenmiş finansal kuruluşlar, kendilerine devlet desteğine erişim sağlayan katı yönergeler altında faaliyet göstererek özel para üretir.

Yaklaşan bir makalede, sabit paralar ile merkez bankası dijital para birimleri (stablecoins and central bank digital currencies) gibi finansal yenilikler çağına girerken özel ve kamu para sistemlerini dengelemenin önemi vurgulanmaktadır. Makalede, gerçek yeniliğin genellikle özel sektör girişimcilerinden ortaya çıktığı savunulmaktadır, çünkü hem geleneksel bankalar (özel paranın birincil yaratıcıları) hem de merkez bankaları (kamu parasının tek ihraççıları) önemli değişiklikleri yönlendirmek için gerekli motivasyon ve yeteneklerden yoksundur. Anılan makalede, özel ve kamu finansal sistemleri arasındaki gelişen dinamiklerden kaynaklanan riskleri azaltmak ve potansiyel olumsuz dışsallıkları ele almak için etkili güvenlik önlemlerine olan ihtiyaç vurgulanmaktadır.

Tarihsel olarak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kamu parasal egemenliğini sürdürme ve özel para ve finansal kurumların ihdasını ve yenilenmesini teşvik etme konusundaki benzersiz yaklaşımıyla öne çıkmaktadır. Bu sistemde, Federal Rezerv (Fed), hangi finansal kuruluşların en güvenilir para birimi biçimlerini ürettiğini belirlemede önemli bir rol oynar. Fed’in sorumlulukları, diğerlerinin yanı sıra, para politikasını yönetmeyi, açık piyasa işlemlerini yürütmeyi, banka rezerv gereksinimlerini belirlemeyi ve kredi verme uygulamalarını denetlemeyi kapsar. Bu çerçeve altında, ABD bankaları kredi vermeyi, ödemeleri ve mevduat almayı iş modellerine entegre eder. Fed’in ana hesaplarına, takas ve ödeme sistemlerine ve mevduat sigortası gibi finansal güvenlik ağlarına erişim dâhil olmak üzere önemli faydalar karşılığında sıkı düzenlemelere uyarlar. Ayrıca, sorunlu kuruluşlar için özel bir çözüm sürecinden yararlanırlar. Bu ayrıcalıklı çevrenin dışında faaliyet gösteren kuruluşlar bu avantajlardan yoksundur ve genellikle takas ve ödeme sistemlerine erişmek için bankalara güvenmek zorundadırlar.

Uzun süreli kamu-özel sektör ortaklığına rağmen, mevcut sistem arzulananın çok gerisinde kalmaktadır. Bankaların operasyonel kısıtlamaları vardır ve bu da ABD’de milyonlarca finansal olarak dışlanmış bireyi finansal sisteme uygun erişimden mahrum bırakmaktadır. Bu erişim eksikliği, nüfusun en savunmasız kesimleri arasında sosyal adalet, eşitlik ve ekonomik büyüme ve üretkenlik potansiyeli konusunda önemli endişeler yaratmaktadır.   Dahası, mevcut ödeme sistemleri önemli verimsizliklere sahiptir. ABD ödeme, takas ve ödeme altyapısı gerçek zamanlı işlemleri tam olarak desteklememekte, bu da ekonomik faaliyetlere engeller yaratmakta ve bu sorunlar reform ihtiyacını vurgulamaktadır.

Makalede mevcut finansal çerçevenin verimsizlikleri ele alınmakta ve özel ve kamusal girişimlerin ilerlemeyi engellemeden birbirlerini nasıl destekleyebileceği tartışılmaktadır. Makalede iki girişim değerlendirilmiştir: merkez bankası dijital para birimleri ve sabit paralar. Tanımlama amacıyla, merkez bankası dijital para birimleri evrensel olarak erişilebilir ve yasal ödeme statüsüne sahip olma potansiyeline haiz, kamuya açık olarak ihraç edilmiş dijital bir itibari paradır. Sabit para ise, itibari paralar veya emtialar gibi nispeten istikrarlı bir varlığa veya bir varlık havuzuna sabitlenerek istikrarlı bir değer koruyan özel olarak ihraç edilmiş bir kripto varlıktır. Anılan makalede, merkez bankası dijital para birimi ve sabit paraların nasıl bir arada var olabileceği sorulmaktadır.

Merkez bankası dijital para birimlerinin ve sabit paraların eş zamanlı varlığının çok kapsamlı sonuçları vardır. Sabit paralar, ödeme ve havale hizmetlerinde hızı artırmaları ve atomik yerleşime olanak sağlamaları, erişilebilirlik ve maliyet etkinliği sunmaları nedeniyle övülür. Ancak, yetkililerin finansal istikrar, tüketici koruması ve mevcut parasal çerçeveler üzerindeki potansiyel etkileri konusunda endişelerini dile getirmeleriyle düzenleyici engeller ile karşı karşıyadırlar.

Tersine, merkez bankası dijital para birimi girişimleri sıklıkla kamu sektörünün sabit paralara cevabı olarak görülmektedir. Çok sayıda ülke, sabit paraların merkez bankalarının para politikası kontrolünü ve egemenliğini tehdit ettiğini öne sürerek merkez bankası dijital para birimlerinin kritik bir kamu inovasyonu olduğunu iddia etmekte ve şu soru ortaya çıkmaktadır: Devletler merkez bankası dijital para birimlerini tanıtarak sabit paraları geçersiz kılabilir mi? Bu mümkün olsa da, bu strateji özellikle ödeme ve ödeme sistemlerini modernize etmek ve finansal katılımı artırmak hedefleniyorsa etkisiz olabilir.

Makale yazarlarının çekincesi, teknolojik ilerlemenin kapitalizmin doğal bir özelliği olduğunu ve daha iyi kaynak tahsisine yol açtığını öne süren Schumpeterci düşüncelerde köklerini bulur. Sınırlı kaynaklarıyla devletler, yenilikçi gelişmeyi karakterize eden deneme-yanılma sürecini veya yinelemeli ürün lansmanlarını karşılayamazlar. Bu nedenle, geleneksel olarak devletler, tipik olarak girişimci çabalardan ortaya çıkan yeniliğin birincil itici gücü nadiren olmuştur. Merkez bankacıları, bu tür yenilikler için gerekli uzmanlıktan yoksun olabilir.

Mezkûr makalede ayrıca, geleneksel bankaların ve yenilik yapma hırslarının durumu da ele alınmakta ve yerleşik ve muhafazakâr firmalar olarak bankaların, yıkıcı finansal teknoloji firmalarına kıyasla eski yaklaşımları ve ürünleri terk etmede genellikle daha yavaş oldukları savunulmaktadır. Ayrıca, merkezi planlamacılar -yani düzenleyici otoriteler- tarafından seçilen bir yönde yenilik yapmaları için düzenleyici baskıyla karşı karşıyadırlar. Sonuç olarak, bazı bankalar hizmetlerini iyileştirmek için teknolojik inovasyona girebilirken, diğerleri girmeyebilir.

Gelişmiş inovasyona yönelik baskı, etkili düzenlemenin gerekliliğini vurgular. Sabit paralar için iyi hazırlanmış bir düzenleyici çerçeve, iş modellerinin çeşitliliğini kabul etmeli ve risk tabanlı bir yaklaşım uygulamalıdır. Farklı sabit paralar ile ilişkili riskler göz önüne alındığında, bu ince ayrımlı strateji tek tip bir düzenleyici yaklaşımdan daha etkili olabilir. Amaç, inovasyonu teşvik etme ve riskleri yönetme arasında denge kurmak, sabit paraların ve merkez bankası dijital para birimlerinin bir arada var olmasını sağlamak ve potansiyel olarak daha sağlam ve rekabetçi bir küresel ödeme ekosistemi yaratmaktır.

En etkili teknolojileri ve uygulamaları belirleyen, kamu-özel sektör koordinasyonunu iyileştiren ve gelişen teknolojik manzarayı yöneten mekanizmalar geliştirmek hayati önem taşımaktadır. Bu düzenleyici yaklaşım, ödeme sistemlerindeki verimsizlikleri ele alırken devlet çıkarlarını korumalı ve potansiyel olarak kamu ve özel para biçimlerinin bir arada var olması için yeni bir paradigma sunmalıdır. Söz konusu makalede, kullanıcı riskleri, sistemsel risk endişeleri, para politikası ve egemenlik sorunları, geleneksel finansal riskler, varlık riski ve daha birçokları dâhil olmak üzere sabit paraların riskleri dikkatlice ele alınmaktadır. Bahsi geçen çalışmada ayrıca bu riskler inovasyonun faydaları, merkez bankası dijital para birimi projeleri ve ilgili engeller ve mevcut finansal sistemdeki mevcut para yapısı ve inovasyon gibi statükoyla karşılaştırılmaktadır.

Sabit paraların tasarımına ve ilgili düzenlemelere bağlı olarak, bunlar para piyasası yatırım fonlarına (money market mutual funds), banka mevduatına veya ödeme sistemlerine daha yakın olabilirler. Bu çok sayıda iş modeli, bir reformun, herkese uyan tek bir yaklaşımdan daha etkili olabileceğini düşündürmektedir. Çok sayıda sabit para tasarımı ayrıca daha akıllı düzenleyici yaklaşımlar gerektirirken, merkez bankası dijital para birimlerinin federal hükümetin güvenlik ağına erişim sağlanabilecek iyi düzenlenmiş sabit paralar ile rekabet etmesi gerekmez.

Yeni dijital para biçimleri arasında daha iyi bir beraber çalışabilirlik sağlandığında [örneğin uygulama programlama arayüzleri (application programming interfaces), akıllı sözleşmeler ve standart protokoller aracılığıyla], kullanıcılar sabit paralardan merkez bankası dijital para birimlerine ve tam tersine sorunsuz bir şekilde dönüşüm yapabilir. İdeal bir senaryoda, egemen destekli bir merkez bankası dijital para birimi, paranın yüksek bir uygunluk getirisine ilişkin istikrar ve güveni sağlamalı, özel sabit paralar ise daha iyi düzenleme ve federal ödeme raylarına (olası) erişimleri yoluyla kullanıcı dostu arayüzler ve makul bir güvenlik sağlayabilir.

Kamu ve özel dijital paranın bu şekilde bir arada bulunması, bireylere ve işletmelere işlem yapma ve finansal işleri yönetme seçenekleri sunabilir. Özel para, kamu parasının yeterince ele alamayacağı belirli pazar boşluklarına (niş) hitap edebilir. Açık bir örnek, geleneksel finans kurumları tarafından yeterince hizmet alamayan bireylere özel hizmetler sunmaktır ki; bu, özellikle geleneksel bankalara sınırlı erişimi olan bölgelerde daha fazla finansal katılıma yol açacaktır.

Kamu ve özel sektörün bir arada var olması farklı ekonomik aktörleri barındırabilir ve değişen teknolojik manzaraya uyum sağlayabilir, yenilikçi özel firmaların iyi yaptığı bir şeydir. Özel taraflar, merkez bankalarının güvenli bir şekilde dâhil olmayı göze alamayacağı veya doğru teşviklere ve uzmanlığa sahip olmadığı deneylere ve teknolojik geliştirmeye devam edebilir. Başka bir deyişle, kamu parası istikrar ve güven sunabilirken, özel para daha fazla yenilik ve çözüm çeşitliliği sağlayabilir ve yeni teknolojilerle boğuşurken ikisi arasındaki ilişki gelişmeye devam edecektir.

Makaledeki temel sonuç, merkez bankası dijital para birimleri de dâhil olmak üzere kamu parası ile sabit paralar gibi özel paranın bir arada var olmaya devam etmesi gerektiğidir. Düzenleyici otoritelerin bu gelişen bir arada var olmaya ve parasal araçların çoğulluğuna uyum sağlamaları ve bu kamu-özel ekonomik ortaklığı için güvenilir düzenleyici güvenceler oluşturmaları gerekir. Özel ve kamu parasının gelişen bir arada var olması için daha iyi, daha akıllı bariyerler aynı anda özel inovasyonun faydalarından yararlanmalı, olumsuz dışsallıklarını kontrol etmeli, finansal istikrarı ve tüketicileri korumalıdır. Bu şekilde, ödeme yetersizlikleri ve finansal katılım gibi uzun süredir devam eden sorunları çözmek için kamu ve özel paranın sinerjik bir arada var olmasını kullanma şansına sahip olunacaktır. Buna karşılık, statükoyu sağlamlaştırmak ve mevcut düzenleyici ve ödeme modellerini korumak, mevcut sistemin yetersizliklerini ele almak için kaçırılmış bir fırsat olabilir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.