(Sarbanes-Oxley Yasası’nın Ürünü) ‘Uyum’un Bir Sonraki Mücadelesi: Kutuplaşma*

Geçtiğimiz yıl, Enron’un iflasına ve bunu takip eden muhasebe skandallarına tepki olarak ortaya çıkan ve bir dizi üst düzey şirket yöneticisine yönelik başarılı ve müjdeli soruşturmayla aynı zamana denk gelen Sarbanes-Oxley Yasası’nın[1] Amerikan Kongresi tarafından kabul edilmesinin 20. yıldönümüydü. Kısa bir an için yasama, yürütme ve yargı organları, şirket yöneticilerinin sebep oldukları kayıplardan ve kargaşadan sorumlu tutulmasını sağlamak için birlikte çalışıyormuş gibi göründü.

Yirmi yıl sonra çok sayıda bilim insanı Sarbanes-Oxley’in mirasını değerlendirmeye başladı. UCLA Hukuk Fakültesi, Ekim 2022’de, bu soruları inceleyen bir Sempozyum[2] düzenledi ve ortaya çıkan belgeleri Amerikan Barolar Birliği’nin (American Bar Association-ABA) Business Lawyer dergisinde yayınladı. Yazarın kendi katkısı olan Kurumsal Uyum’un Aşil Topuğu, Sarbanes-Oxley’in kurumsal uyum üzerindeki etkisini ele alıyor.

Uyum, bir şirketin çalışanlarının yasal ve genel hukuka uymasını sağlamak için üstlendiği faaliyettir. Makalede yazdığım gibi, Enron’un herkesin bildiği bir isim haline gelmesinden bu yana geçen yıllarda uyum “çeşitli izleme ve kurumsal yönetişim hedeflerini destekleyen karmaşık ve saygın bir işleve dönüştü. Herkes bundan yana ve çok az kişi onsuz bir dünya hayal edebilir.”

Bütün bu başarıyı Sarbanes-Oxley’e bağlamak yanlış olur. Gerçekten de, kurumsal uyumun temel tetikleyicilerinin çoğu, Amerikan Kongresi’nin 2002 tarihli tüzüğünden önce geldi. 1991’de yayımlanan Federal Örgütsel Cezalandırma Yönergeleri, yargıçları, bir şirket davalısının, çalışanının ihlali sırasında bir iç uyum programı sürdürüp sürdürmediğini değerlendirmeye teşvik etti. Delaware Şansölyesi Allen’in 1996 yılında yazdığı ünlü Caremark görüşü[3], yönetim kurulunu, şirketin önemli yasal ihlalleri tespit etmek ve bunlara yanıt vermek için bir sistem kurmasını sağlamakla açıkça suçladı. Ve son olarak, uyum endüstrisinin büyümesinin belki de en güçlü katalizörü olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanlığı, ünlü raporunu yayınladı.1999 yılında Sahiplik Bildirisi (Holder Memo[4]), savcılara suçlarla itham edildiğine inanılan tüzel kişiler hakkında ne zaman (ve ne zaman dava açılmaması gerektiği) tavsiyelerde bulundu.

Özetle, Enron’un hızlı yükselişi ve düşüşünden çok önce uyum, birçok yöneticinin aklında zaten vardı. Yine de Sarbanes-Oxley’in genişleyen hükümleri uyumun önemini arttırdı. Şirket yöneticilerinin finansal ve iç kontrollerini tasdik etmelerini gerektiriyordu; ihbarcılar için misilleme karşıtı korumalar getirdi ve posta ve elektronik dolandırıcılık yasalarının ihlaline ilişkin azami hapis cezalarını önemli ölçüde artırdı.

2002 yılından bu yana uyumluluk sektöründe yaşanan her şeye dayanarak, Sarbanes-Oxley’in üst düzey yöneticilere uyumu getirmeyi başardığı sonucuna varılabilir. [1] Tüm hatalarına rağmen uyum, devasa bir endüstri tarafından desteklenen temel bir kurumsal yönetim işlevi haline geldi. Henüz tam gelişmiş bir meslek olmasa da uyum, birçok disiplindeki akademisyenler tarafından incelenen saygıdeğer bir meslek haline geldi.

Bu alandaki çalışmaların çoğu, uyumu psikoloji, ekonomi ve organizasyon teorisinin değerlendirmelerinden yararlanılarak çözülebilecek yapısal bir bulmaca olarak ele alıyor. Aşil Topuğu makalesinde de öne sürüldüğü gibi, bu tuhaf biçimde apolitik yaklaşım, ABD’nin giderek partizanlaşan ve politize olan atmosferini görmezden geliyor. Siyasi sistemdeki ve seçmen kitlesindeki büyük değişikliklere rağmen uyum literatürünün apolitik kalması ilginç bir olgudur. Akademisyenler, siyasi partilerdeki farklılıkların üst düzey kurumsal ekipleri nasıl etkileyebileceğini, kurumsal suiistimallerin belirli örneklerine verilen tepkileri daha yeni keşfetmeye başladılar.

Makale, kutuplaşmanın (polarization) etkisini değerlendirme konusundaki isteksizliğin bir hata olduğunu öne sürüyor. Kutuplaşma ve siyasallaşma gibi olguları yansıtma konusundaki başarısızlık, uyum konusundaki tartışmaları zayıflatıyor ve ortaya çıkan işyeri tartışmalarının doğasında bulunan ikilemleri en aza indiriyor.

Haberlerdeki iki konuyu düşünelim: makine öğrenimi ve uzaktan çalışma. Her iki gelişme de öngörülebilir fayda-maliyet analizleri üretiyor. Makine öğrenimi, bir firmanın yanlış davranışları izleme ve tespit etme yeteneğini en üst düzeye çıkarabilir, ancak aynı zamanda (yapay zekânın pozisyonlarına tecavüz etmesinden korkan) şirket çalışanlarını işin kolayına kaçmaya ve sonuçta yasaları ihlal etmeye teşvik edebilir. Uzaktan çalışma da benzer bir yol izliyor. Bir çalışanın hayatını iyileştirir ve bu da muhtemelen şirketin yararına olur. Ancak uzaktan çalışma aynı zamanda çalışanlara kuralları ihlal etme ve bunu daha düşük tespit ve hesap verme riskiyle yapma fırsatı da sağlar.

Normalde, “uyumun” (compliance) tamamen insan zekâsı ile yapay zekâ arasındaki veya yüz yüze çalışma ile uzaktan çalışma arasındaki en uygun bölgeyi haritalandıracağı varsayılabilir. İdeal uyum görevlimiz, kurumsal ekibin geri kalanıyla birlikte, belirli bir aracın üretkenlik yararları ile suiistimal riskini tartabilir.

Şimdiye kadar, çok iyi, ancak burada durulursa, bu tartışmaların altında yatan siyasi bölünmeler görmezden gelinmiş olur. Belki de şirketlerin insanlardan ziyade makinelere kucak açmasının nedeni, makinelerin birbirleriyle politika konusunda kavga etmemeleridir. Ve belki de bazı çalışanlar, siyasi veya sosyal kimliklerini işaret eden rahatsız edici konuşmalardan kaçınmalarına olanak tanıdığı için uzaktan çalışmaya devam ediyor.

Kutuplaşma, işyerindeki önemli gelişmeleri kavramsallaştırma ve çözme şeklini değiştiriyor. UCLA Sempozyumunun 20 yıllık geriye dönük inceleme çalışmasının da gösterdiği gibi, bundan çok daha fazlasını etkiliyor. ABD Kongresi’nin, Enron’un çözülmesinin ardından aceleyle onayladığı yasayı bu kadar hızlı ve iki partili bir şekilde yürürlüğe koyacağı şüphelidir. Kamuoyunun, Adalet Bakanlığı’nın üst düzey kurumsal aktörlere yönelik soruşturmasını, savcıların politikaları veya kurumsal hedefleri hakkında tek kelime etmeden alkışlaması da aynı derecede şüphelidir.

Sarbanes-Oxley’in 20. yıl dönümü şerefine yazılan ‘Kurumsal Uyum’un Aşil Topuğu bu alana ilk adımımı temsil ediyor. Gelecekteki çalışmalar kutuplaşmanın yalnızca kurumsal uyum departmanları üzerindeki etkisini değil, aynı zamanda daha geniş uyumluluk ağını oluşturan aracılar ve hükümet aktörleri üzerindeki etkisini de araştıracaktır. Bu çalışma, ağın kutuplaşmayı ve etkisini etkisiz hale getirmek için benimseyebileceği adımları daha da teorik hale getirecektir. Siyasallaştırılmış bir atmosfer aslında itaatin Aşil topuğu olabilir, ancak bunun itaatin ölümcül kusuru haline gelmesine izin vermek için hiçbir neden yoktur.

[1] < https://en.wikipedia.org/wiki/Sarbanes%E2%80%93Oxley_Act >

[2] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4508136 >

[3] < https://en.wikipedia.org/wiki/In_re_Caremark_International_Inc._Derivative_Litigation >

[4] < https://www.justice.gov/sites/default/files/criminal-fraud/legacy/2010/04/11/charging-corps.PDF >

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.