Sermaye Azaltımında Vergi Muamması [Hindistan Uygulaması]*

“Parlayan her şey altın değildir (Es ist nicht alles Gold, was glänzt).” [Alman Atasözü]

1. Giriş

Sermaye azaltımı (capital reduction), bir şirketin sermayesinin herhangi bir biçimde azaltılması tekniğini ifade eder. Bu, diğer araçların yanı sıra [yani hisselerin geri satın alınması ve imtiyazlı payların iptal edilmesi (buy-back of shares and redemption of preference share capital)] genellikle şirketler tarafından sermaye yapılarını yeniden modellemek için benimsenen bir mekanizmadır. Sermayeyi azaltma ihtiyacı, fazla tutardaki fonun hissedarlara iade edilmesi, varlık şeklinde temsil edilmeyen sermayenin elimine edilmesi, muhasebe defterlerinde görünen birikmiş zararların düzeltilmesi, azınlık payların çıkışı, daha verimli bir sermaye yapısı oluşturulması ve benzeri nedenlerden doğabilir.

2013 tarihli Hindistan Şirketler Yasası’nın (Companies Act) 66. maddesi, sermaye azaltımı yasasını düzenlemekte olup; bu madde, bir şirketin kendi sermayesini azaltması için, söz konusu hükümler kapsamında belirlenen prosedürü takip ederek esas sözleşmesi (articles of association-AOA) uyarınca bunu yapma yetkisine sahip olması gerektiğini öngörmektedir. Şirketler Yasası’nın 68. maddesi uyarınca sağlanan hisselerin geri satın alınmasından farklı olarak, sermayede bu tür bir azalma isteyen şirket tarafından Ulusal Şirketler Hukuku Mahkemesinin (National Company Law Tribunal-NCLT) yargı kuruluna başvuruda bulunulması ve hissedarların ve alacaklıların onayının alınması gerekmektedir.

Hedeflere ve ilgili koşullara bağlı olarak bir şirket, hissedarlarına herhangi bir ödeme yaparak veya ödemeden (fazla sermayelerini iade etmek için) sermaye azaltımı gerçekleştirebilir. Aşağıdakiler, hisse sermayesinde bir azalmanın gerçekleştirildiği en muhtemel yöntemlerdir:

  • Hisselerin tamamı iptal edilmeksizin tüm hisselerin itibari değerinin azaltılması veya
  • Seçilmiş sayıdaki hisselerin tamamının azaltılması ki, bu hisselerin iptaline yol açar.

2. Hisselerin Nominal Değerinde Düşüş (Reduction in the Face Value of Shares)

2.1. Hissedarlar tarafı (In the Hands of the Shareholders)

2.1.1. Varsayılan temettü (deemed dividend) etkileri

Bir şirketin sermaye azaltımı yoluyla hissedarlarına nakdi iade etmesi, özünde kârın hissedarlara dağıtılması anlamına gelir. Başka bir deyişle, sermaye azaltımı sonucunda hissedarlara dağıtılan tutar, temettü dağıtımına benzer ve sonuç olarak sermaye azaltımı yapan şirketin birikmiş kârlara (yani muhasebe kârlarına) sahip olması ölçüsünde temettü vergilendirmesini gerektirir.

1961 tarihli Hindistan Gelir Vergisi Kanunu’nun (Income Tax Act) 2(22) no.lu maddesi, açıkça temettü şeklinde dağıtılmamasına rağmen, temettü niteliğindeki bu tür kâr veya ödemelerin vergilendirilmesini öngörmektedir. Söz konusu maddenin (d) bendi sermaye azaltımı sonucunda dağıtılan tutarın vergilendirilmesine ilişkindir. Bu madde, bir şirketin sermayesini, aktifleştirilmiş olsun ya da olmasın, birikmiş kârlar ölçüsünde azaltılarak hissedarlarına yaptığı herhangi bir dağıtımın temettü olarak değerlendirileceğini öngörmektedir.

01 Nisan 2020 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere şirket nezdindeki temettü dağıtım vergisi (dividend distribution tax-DDT) kaldırılmış ve böylece hissedarlar nezdinde temettü vergilendirilebilir hale gelmiştir. Bu nedenle, söz konusu varsayılan temettü, hissedarların elinde ‘diğer kaynaklardan elde edilen gelir’ (income from other sources) olarak vergiye tabidir ve vergilendirme değerlendiricisinin kategorisine (örneğin gerçek kişi, yerli şirket, yabancı şirket vb.) bağlı olarak bu hissedarlara uygulanan oranlarda vergi alınır.

2.1.2. Sermaye kazançlarının (capital gains) sonuçları

Sermaye kazançları vergisinin etkileri, yalnızca sermaye azaltımı sonrasında elde edilen gelirlerin birikmiş kâr tutarını aşması durumunda ortaya çıkar. Bir şirketin hisseleri, hissedarlar tarafından genellikle Gelir Vergisi Kanunu’nun 2(14) no.lu maddesinde belirtilen ‘sermaye varlığı/aktifi’ (capital asset) olarak tutulur. Sermaye azaltımı nedeniyle hisseler iptal edilir ve hissedarların şirkete olan ilgisi ortadan kalkar. Dolayısıyla bu, söz konusu mevzuatın 2(47) no.lu maddesi anlamında hissedarların elinde ‘devir’ (transfer) teşkil etmektedir. Anılan Kanun’da, hissedarların birikmiş kârlardan fazla olarak aldıkları bedelin vergilendirilebilirliğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamakla birlikte, Yüksek Mahkeme, “Vergi İdaresi-G. Narasimhan [1999] 236 ITR 327” davasında[1] birikmiş kârların üzerindeki herhangi bir dağıtımın, hissedarlar nezdinde sermaye kazançları vergisine tabi olacağına hükmetmiştir.

Vergiye tabi tutar aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Hisselerin nominal değerinde kısmi azalma olması durumunda, iktisap maliyetinin belirlenmesine ilişkin Gelir Vergisi Kanunu’nda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. İndirilen payın nominal değeri ile orantılı maliyetin, satın alma maliyeti olması gerektiği görüşünü almak mümkündür. Bu nedenle, hissedarın 10 INR (Hindistan para birimi) nominal değerdeki payı 200 INR satın alma bedeli karşılığında satın alması durumunda, payın nominal değerinde %70 oranında azalma olması durumunda, sermaye kazançlarının hesaplanması amacıyla satın alma maliyeti 140 INR olacaktır. Ancak herhangi bir özel hükmün bulunmaması durumunda, vergi makamları buna itiraz edebilirler.

Sermaye azaltımına ilişkin bir dağıtım yapılmaması durumunda, orantılı satın alma maliyetinin, hissedar nezdinde ‘sermaye kaybı’ (capital loss) olarak değerlendirilebileceği görüşünde bulunulabilir. Bununla birlikte, bu bağlamda, Bennett Coleman & Co. Ltd. [2011] ITR(T) 97 (Mumbai) davasında Mumbai Mahkemesi (özel mahkeme), sermaye azaltımı durumunda herhangi bir transferin söz konusu olmadığına hükmetmiştir: bu yalnızca bir tür hissenin başka bir tür hisseyle ikame edilmesidir ki, sermaye azaltımından kaynaklanan zarar ise kabul edilebilir bir sermaye kaybı değildir. Bu davanın, hissedarlara herhangi bir ödeme yapılmaksızın hisselerin nominal değerinin düşürülmesi ile ilgili olduğu unutulmamalıdır.

2.2. Şirket tarafı (In the Hands of the Company)

Son olarak, ihraç ettiği hisselerin itibari değerindeki azalma nedeniyle şirketin elinde herhangi bir vergi sonucunun ortaya çıkmadığı unutulmamalıdır.

3. Pay Adedi Azaltımı (Payların İptali)

Temel prensipler aynı kalsa da, bu yöntemde sermaye azaltımı, geri alım prosedüründe olduğu gibi hisselerin tasfiyesini içerir. Hisse iptallerinin vergiye tabi tutulmasına ilişkin ayrı bir yasa hükmünün mevcut olması, farklı ve ihtilaflı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Hisselerin iptali uyarınca gerçekleştirilen sermaye azaltımından elde edilen gelirlerin, Gelir Vergisi Kanunu’nun “yerli şirketin hisselerin geri alımı için dağıtılan geliri üzerinden vergiye ilişkin özel hükümler” (special provisions relating to tax on distributed income of domestic company for buy-back of shares) içeren 115QA no.lu maddesi uyarınca, hisselerin iptali yoluyla sermaye azaltımının şirketin kendi hisselerini satın almasıyla eşdeğer olması nedeniyle, vergiye tabi olacağı yönünde bir iddiada bulunulmaktadır.

Madde 115QA, 2013 tarihli Finans Kanunu ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenmiş bir hükümdür. Bu hüküm, zorunlu olmayan bir madde ile başlamakta ve sermaye azaltımı üstlenen şirketin (borsaya kote olan/borsaya kote olmayan) %20 (artı) oranında vergi ödemekle yükümlü olduğunu öngörmektedir. Dağıtılan gelirin tutarı üzerinden geçerli ilave (ikmalen tarhiyat) vergi ve kesintiler [bundan sonra ‘pay geri alımı vergisi’ (buy-back tax) olarak anılacaktır]. ‘Dağıtılmış kazanç’ (distributed income) kavramı, şirket tarafından hisselerin geri alımı için ödenen bedelin, 1962 tarihli Gelir Vergisi Kurallarında (Income Tax Rules) belirtilen mekanizmaya göre belirlenen, bu hisselerin ihracı için şirket tarafından alınan tutardan düşülmesi anlamına gelir.

Ayrıca, Gelir Vergisi Kanunu’nun 115QA no.lu maddesine ilişkin açıklama, ‘pay geri satın alma’ (buy-back) terimini ‘şirketler ile ilgili olarak yürürlükte olan herhangi bir kanunun hükümlerine uygun olarak bir şirketin kendi hisselerini satın alması’ (purchase by a company of its own shares in accordance with the provisions of any law for the time being in force relating to companies) olarak tanımlamaktadır. Bu, 2016 tarihli Finans Kanunu (Finance Act) ile değiştirilen revize edilmiş bir tanımdır. Bu değişiklikten önce, geri satın alma terimi, “1956 tarihli Şirketler Yasası’nın 77A no.lu maddesi hükümleri uyarınca bir şirketin kendi hisselerini satın alması” anlamına geliyordu. Ancak, 2016 tarihli Finans Yasa Tasarısını açıklayan Memorandumda (Memorandum explaining the Finance Bill), bu maddenin hükümlerinin şirketler ile ilgili yasa hükümlerine uygun olarak şirket tarafından gerçekleştirilen tüm geri alımlar için geçerli olacağı ve 1956 tarihli Şirketler Yasası’nın 77A no.lu maddesi ile sınırlı olması gerekmediği açıklığa kavuşturulmuştur.

Bu nedenle, Gelir Vergisi Kanunu’nun 115QA no.lu maddesinde yapılan değişikliğin, 115QA no.lu maddenin kapsamını, bir şirketin hissedarlarına kazanç dağıtma etkisine sahip olan, Şirketler Yasası’nın herhangi bir hükmü uyarınca bir şirket tarafından gerçekleştirilen hisse satın alımlarını da kendi kapsamına alacak şekilde genişletmek amacıyla getirilmiştir. Başka bir deyişle, önemli olan Şirketler Yasası’nın böyle bir işlemin/düzenlemenin yapıldığı tabi olduğu madde/hüküm değil, şirket tarafından hissedarlara kazanç dağıtımını içeren işlemin özüdür. Bu tür bir değişikliği getiren Mutabakat Zaptı, bir şirketin kendi hisselerini 1956 tarihli Şirketler Kanunu’nun 77A no.lu maddesinde (veya 2013 Şirketler Yasası’nın ilgili 68. maddesi) öngörülen geri satın alma mekanizması dışında başka araç ve yöntemlerle satın almasının mümkün olduğunu kabul etmektedir. Buna göre, Yasa’nın 115QA no.lu maddesi kapsamındaki “geri satın alma” teriminin tanımı, artık yalnızca 1956 tarihli Şirketler Yasası’nın 77A no.lu maddesi (veya 2013 Şirketler Yasası’nın ilgili 68. maddesi) kapsamında şirketin kendi hisselerini satın almasıyla sınırlı değildir, ancak Şirketler Yasası hükümleri uyarınca şirket tarafından kendi hisselerinin satın alınmasını içeren herhangi bir işlemdir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, payların iptali yoluyla (2013 tarihli Şirketler Yasası’nın 66. maddesi uyarınca gerçekleştirilecektir) sermayenin azaltılması, şirketin kendi paylarını ortaklardan satın almasını içerdiğinden (şirketin kendi hisselerini elinde tutmasına izin verilmediğinden bu hisselerin silinmesi), indirim uyarınca ortaklara kazanç dağıtımı açısından da önemli bir unsur teşkil eden bu tür bir işlem, söz konusu değişiklik sonrasında Gelir Vergisi Kanunu’nun 115QA no.lu maddesi kapsamına girebilecektir.

3.1. Şirketler tarafı

Gelir Vergisi Kanunu’nun 115QA no.lu maddesi geçerli olabilir ve buna göre şirketin, dağıtılan kazanç tutarı üzerinden (yukarıda tartışıldığı gibi) %20 (artı geçerli ek vergi ve kesinti) oranında geri alım vergisi ödemesi gerekecektir.

3.2. Hissedarlar tarafı

Gelir Vergisi Kanunu’nun 10(34A) no.lu maddesi, hissedarların, anılan Kanun’un 115QA no.lu maddesinde atıfta bulunulan bir şirket tarafından hisselerin geri satın alınması nedeniyle herhangi bir gelir elde etmesi halinde, belirli bir muafiyet sağladığından, hissedarların elinde herhangi bir vergi etkisi doğmamalıdır.

4. Sonuç

Sermaye azaltımının, sermayenin kurumsal ihtiyaçlara uygun hale getirilmesinde etkili bir mekanizma olduğu yıllar geçtikçe kanıtlanmıştır. Her ne kadar sermaye azaltımına yönelik çeşitli onay yükümlülüklerini (Ulusal Şirketler Hukuku Mahkemesi’nin onayı da dâhil olmak üzere) içerdiği göz önüne alındığında takvim çok önemli bir husus olsa da, fazla nakdin ülkesine geri gönderilmesi, bilançonun temizlenmesi, birikmiş zararların silinmesi, azınlık hissedarların çıkışının sağlanması ve sermayenin tamamının veya bir kısmının geri ödenmesi gibi belirli temel işletme hedeflerine ulaşma potansiyeline sahip olabilir. Sermaye azaltımında belirtilen prosedür, 2013 tarihli Şirketler Yasası madde 230’dan 232’ye kadar kurumsal yeniden düzenlemeler için belirtilen prosedüre benzer olduğundan, sermaye azaltma sürecinin bir birleşme/bölünme planı veya herhangi bir uzlaşma veya düzenleme ile birlikte gerçekleştirilebileceği unutulmamalıdır.

[1] < https://indiankanoon.org/doc/174359161/ >

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.