
Silicon Valley Bank’ın (SVB) bir alıcı bulamaması, finansal istikrarın yanı sıra borç verme ve ödeme sistemlerini çalıştırma gibi geleneksel bankacılık işlevlerine odaklanan yeni bir banka türü olasılığını (ve ihtiyacını) ortaya çıkarıyor.
Buradaki ayırt edici unsurlar;
- Erken para çekme cezası içeren mevduat taahhütleri ve
- Mevduat sahiplerinin erken mevduat çekilmesi üzerine sıfırlanan ortak hisse sahipliği olacaktır.
Para piyasası fonlarından daha iyi olan bu tür bir banka, finansal sistem içinde güvenli saklama/depolama arayan muazzam meblağlar sorununu çözecektir.
Genel sorun, çok büyük nakit mevcuduna sahip kurumsal ve ticari tarafların güvenli bir şekilde saklamak/depolamak istedikleri, ancak bu fonların yatırım veya dağıtım için kullanılmasını kolaylaştıran bir altyapı içinde olmasıdır. Bu meblağları en büyük banka dışında herhangi bir bankaya yatırmak, SVB sorununu gündeme getiriyor: Sosyal medya, ilişkili para çekme olasılığını artırıyor ve elektronik hesaba erişim, fonların hızlı bir şekilde çekilmesini sağlıyor. Kombinasyon halinde, tüm bu faktörler, herhangi bir bankada, ödeme gücü olan bir bankada bile, hücum riskini büyük ölçüde artırır. Bu önemli likidite sorunuyla başa çıkmak için tek başına sermaye (yeterliği) düzenlemesi yetersizdir.
Bu yılın Nobel ödüllü iktisatçıları bir “panik” hücumuna (panic run) iki çözüm önerdiler: mevduat sigortası ve son çare olarak borç veren (deposit insurance and a lender-of-last-resort). Milyarlarca dolarlık mevduat sigortası, bariz ahlaki tehlike sorunlarına (moral hazard problems) yol açar, bu da bir bankanın aşırı büyük riskler alması için karşı konulamaz bir cazibe yaratacağı anlamına gelir. Fed’in son hamleleri, son çare olarak borç verme merciinin sınırlarını gösteriyor: Artık SVB ve diğer bankalar için, Fed teminatı daha yüksek faiz oranları ışığında daha düşük piyasa değerleri yerine, vadeye kadar (elde) tutulacak değerlerde notlanmaya daha istekli çalışıyor ki; bu bir “kurtarma” (bail-out) olarak okunur.
Peki, alternatifler nelerdir?
Birincisi, Küresel-Sistemik Olarak Önemli Bir Bankaya mevduat yatırmaktır (putting deposits with a Global-Systemically Important Bank). Bunun hücum riski küçüktür; iflas riski de küçüktür. Ya Dodd-Frank özel çözümleme mekanizması yoluyla ya da bu tür bankaların “batamayacak kadar büyük” (too big too fail) olduğunun belirlenmesi yoluyla, büyük mevduat sahipleri kesinlikle korunacaktır. Ancak bu, daha fazla bankacılık aktifi yoğunlaşmasına yol açar ve belirli endüstri veya bölgesel kümelerde özel olarak uyarlanmış kredi oluşturma değerinden fedakarlık eder.
İkincisi, mevduatı para piyasası fonlarına yatırmaktır (putting deposits into money market funds). Gerçekten de, bu fonlar son günlerde büyük bir fon akışı aldı ve toplam varlıklar içinde 5 trilyon doları aştı. Bununla birlikte, 2008 ve 2020’deki kurtarma paketlerine duyulan ihtiyacın da gösterdiği gibi, bunlar son derece kusurlu finansal aracı kuruluşlardır (deeply flawed financial intermediaries). Onları nispeten istikrarlı hale getirmek için varlık yapıları kısa vadeli olup, bu da finans sektörü de dahil olmak üzere ekonomi genelinde kısa vadeli finansmanı teşvik eder. Ayrıca, başa baş itfa edilen para fonları, kısa vadeli devlet tahvillerinin mevcudiyetine bağlıdır. Hazine bonolarının arzı sınırlıdır; sonunda bu para fonu varlıkları Merkez Bankası’ndaki ters repo hesaplarından oluşacaktır. Mevduat sahiplerine Fed nezdinde hesap açtırmak istiyorsak, hadi yapalım. Bu “süper dar” bankacılık biçimi (form of super-narrow banking), kredi aracılığı yolunda çok şey feda eder.
İşte bu, yeniden düzenlenen Silikon Vadisi Bankası için bir alternatiftir. Muhtemel mudilerin doğası göz önüne alındığında, çözülmesi gereken ayırt edici sorun bankaya hücum riskidir. Banka üç çeşit mevduat hesabı sunmalıdır. Birincisi, bireyler tarafından tutulan, günlük likidite sağlayan, ancak bir eşiğe tabi olan perakende hesaplardır (retail account). İkincisi, faal bir şirket tarafından ücret veya satıcı ödemeleri gibi normal günlük işlem ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan ticari işlem hesaplarıdır (commercial transaction account). Bu aynı zamanda limitsiz günlük likidite sağlamalıdır. Üçüncüsü, belirli bir eşiğin üzerindeki kişiler için, gayri faal nakit varlıkları için faaliyet gösteren şirketler ve nihai yatırım veya tahsisatlar bakımından fon bulunduran kurumlar için bir “saklama/depolama” hesaplarıdır (storage account).
Saklama hesabı fonları, uygun faiz içeren, belirli bir vade ile (en az T+7); saklama/depolama mevduat sertifikası (storage Certificate of Deposits) emanetçileri, anında geri ödeme haklarına sahiptir, ancak erken kullanım için bir indirim söz konusudur. Depolama mevduat sertifikası mudilerinin de uygun bir tutarda banka adi hisse senedine sahip olmaları gerekir. Amaç, banka hisselerinin önemli bir tutarının, bir tür karşılıklı mülkiyet olan depo mevduat sahiplerine ait olmasıdır. Kritik olarak, depolama mevduat sertifikası erken itfa haklarını kullanan bir taraf, banka hissesini kaybeder.
Bu yapıdaki değer, Silicon Valley Bank’ın zayıf kredi oluşumu değil, mudi tabanının yoğun ve bağlantılı doğası göz önüne alındığında mevduat kaçışı riski olan asıl riskini azaltmasıdır. Mevduat sahipleri, “Düşmanı gördük ve o biziz” diyorlar. Bu yeni yapı, mudilerin ölümcül bankaya hücum riskini (deadly run risk) en aza indirmek için güvenilir bir şekilde “ellerini-kollarını bağlamasına” (hands tie) olanak tanır. Nasıl? Tasfiye (paraya çevirme) cezası ve hisse senedi müsaderesi (redemption penalty and stock forfeiture), alışılagelmiş ilk hamleyi yapanın çalıştırma isteğini tersine çevirir. Burada panik riski ile karşı karşıya kalan bir mevduat sahibi, “Bankaya hücum eden ilk kişi mali bir ceza ile karşı karşıya kalır ve banka hissesini kaybeder. Banka bir kredi yükümlülüğünü nominalin altında itfa ettiği için, bankadaki payım yüzde olarak arttı ve daha değerli hale geldi. Ben bekleyeceğim.” Bu “geç hareket etme” avantajı, bir banka hücumunun çok daha az olası olduğu anlamına gelir.
Bu şekilde yapılandırılmış bir banka, bir para piyasası fonundan (money market fund) daha iyidir. Sadece vade dönüşümü de dahil olmak üzere sosyal açıdan değerli kredi aracılığını mümkün kılmakla kalmaz, aynı zamanda bir ana fondan daha fazla güvenlik sağlar, çünkü böyle bir fondan farklı olarak bir bankanın zarar karşılama kapasitesi (loss absorbing capacity), yani öz sermayesi vardır. Böyle bir banka, bir devlet para fonundan daha iyidir, çünkü devlet finansmanına çarpık talepler getirmez ve fonları sosyal açıdan daha değerli borç verme için serbest bırakır.
Teknoloji inovasyonunun merkezinde, artık bazı finansal kurum inovasyonlarının zamanı geldi.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
