Küresel sermaye piyasaları köklü bir dönüşümden geçiyor. Son on yılda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi oldukça gelişmiş sermaye piyasalarına sahip olanlar da dâhil olmak üzere çoğu gelişmiş ekonomide İlk Halka Arz [initial public offerings-IPO] oranında belirgin bir düşüş yaşanmıştır. İlginç bir şekilde, aynı dönemde Endonezya, Malezya, Tayland ve özellikle Çin gibi ülkelerde halka açık şirket sayısında önemli bir artış yaşanmış ve bu durum, dünya genelindeki tüm halka açık şirketlerin yaklaşık yüzde 55’inin Asya’da bulunmasına katkı sağlamıştır (OECD, 2025[1]).
Birçok gelişmiş ekonomide halka arz faaliyetlerindeki düşüşün büyük bir kısmı, halka kapalı/özel piyasaların [private markets] genişlemesine bağlanabilir. Girişim sermayesi, özel sermaye ve özel kredi [venture capital, private equity, and private credit] son yıllarda katlanarak artmıştır. Bu piyasalar, halka açık piyasaların getirdiği düzenleyici yükümlülükler olmadan sabırlı sermayenin esnekliğini sunmaktadır. Sonuç olarak, birçok şirket artık daha uzun süre -veya süresiz olarak- halka kapalı sektörde kalmakta ve bu da halka arzların sermaye artırmanın tipik yolu olarak rolünü azaltmaktadır. Kurumsal yatırımcılar da halka kapalı piyasaları portföylerinin temel bir bileşeni olarak benimseyerek bu eğilimi güçlendirmektedir.
Bu dönüşüm yeni bir rekabet türü yaratmıştır. Borsalar ve düzenleyici kurumlar artık borsaya kote olmak için sınırlar ötesinde rekabet ederken, yerel halka açık piyasalar halka kapalı piyasalarla rekabet etmektedir. Sermaye piyasaları ve kurumsal finansmanın bu yeniçağında, politika yapıcılar çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. İlk olarak, halka açık piyasaların cazip kalmasını sağlamaları gerekir. İkinci olarak, şirketlere ve finansa dair yasaların, yatırımcıların giderek daha fazla katılımının beklendiği büyüyen halka kapalı pazara etkili bir şekilde yanıt verebilmesini sağlamaları gerekir.
Sermaye piyasalarının düzenlenmesinin iyileştirilmesine yönelik politika tartışmaları, genellikle ihraççıların ve yatırımcıların çıkarlarını çatışan bir çerçevede ele alır. Bununla birlikte, reformlar her zaman bu tür uzlaşmalara yol açmaz. Birçok düzenleyici müdahale, her ikisinin de çıkarlarını destekleyebilir. Örneğin, yatırımcı güvenini artıran önlemler, sermaye maliyetini düşürebilir ve yatırımcı tabanını genişleterek dolaylı olarak ihraççılara fayda sağlayabilir. Öte yandan, kotasyon koşullarını basitleştiren, girişimciliği teşvik eden veya inovasyonu destekleyen ihraççı odaklı reformlar genellikle yeni yatırım fırsatları yaratabilir ve yatırımcılar için uzun vadeli getirileri artırabilir.
Yeni bir makalede, bu reformların nasıl hayata geçirilebileceği ele alınmaktadır. Singapur’u bir vaka çalışması olarak ele alan bu makalede, ülkelerin halka kapalı piyasaların büyümesinden kaynaklanan risk ve fırsatlarla başa çıkarken, halka açık hisse senedi piyasalarının uluslararası rekabet gücünü nasıl artırabilecekleri incelenmektedir.
Singapur, büyük ölçüde ekonomisinin küçük olmasından kaynaklanan bazı yapısal kısıtlamalarla karşı karşıyadır ve bu durum kısmen makale yazarının “Singapur Sermaye Piyasası Bulmacası” [Singapore Capital Market Puzzle] olarak adlandırdığı, Singapur’un öz sermaye piyasalarını geliştirmenin sürekli zorluğunu açıklamaktadır. Gerçekten de, yönetimi altındaki trilyonlarca dolar değerindeki varlıklarla birinci sınıf bir finans merkezi olarak konumuna rağmen, Singapur’un halka açık öz sermaye piyasası durgun kalmaya devam etmektedir. Kote edilen şirket sayısı son on yılda istikrarlı bir şekilde azalmış, halka arz faaliyetleri bölgesel emsallerinin gerisinde kalmış ve likidite daha büyük piyasaların çok altında kalmıştır. Ancak bu paradoks yalnızca Singapur’a özgü değildir. Örneğin, Lüksemburg gibi canlı finansal ekosistemlere sahip diğer küçük ama küresel olarak bağlantılı ekonomilerin de mütevazı bir yerel öz sermaye piyasası vardır. Bu nedenle, reel ekonominin büyüklüğü Singapur Sermaye Piyasası Bulmacasını kısmen açıklayan ve Singapur’un canlı bir öz sermaye piyasası geliştirme kabiliyetini kesinlikle sınırlayan bir faktördür.
Bu kısıtlamalara rağmen, Singapur hisse senedi piyasalarının gelişimi için önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Bu amaçla, Singapur Para Otoritesi ve Singapur Borsası, halka arzları çekmek ve Singapur’un sermaye piyasalarını yatırımcılar için daha cazip hale getirmek için farklı stratejiler benimsemektedir[2]. Mezkûr makalede, bu çabaların doğru yönde atılmış bir adım olduğu, ancak Singapur hisse senedi piyasalarının cazibesini artırmak için ek reformların gerekli olduğu savunulmaktadır.
Singapur hisse senedi piyasalarındaki düşük likidite ve nispeten düşük değerlemeler [low liquidity and relatively low valuations] iki temel sorundur[3]. Bu zorlukların üstesinden gelmek için hukuk ve finans literatürü, yatırımcı korumasının ve özellikle azınlık hissedarlarının korunmasının önemini sürekli vurgulamıştır. Örneğin, bazı çalışmalar, belirli reformların toplu davaları benimseyerek (Restrepo, 2023[4]), daha fazla kamuyu aydınlatma sağlayarak ve sorumluluk kuralları aracılığıyla özel hukuk yaptırımını kolaylaştırarak (La Porta vd., 2006[5]) ve azınlık hissedarlarının korunmasını güçlendirerek (La Porta vd., 2002; Gompers vd., 2003[6]) piyasa likiditesini artırabileceğini ve daha yüksek değerlemelere yol açabileceğini göstermiştir.
Uluslararası standartlara göre, Singapur’un kurumsal yönetim uygulamaları [corporate governance practices] dünyanın en iyileri arasındadır ve artık mevcut olmayan İş Yapma Endeksi’nde[7] [now-defunct Doing Business Index] azınlık hissedar koruma göstergesinde sürekli olarak en üst sıralarda yer almaktadır. Ancak, dünyadaki diğer birçok yargı bölgesinde olduğu gibi, bu uygulamalar büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’taki gibi dağınık mülkiyet yapılarına sahip şirketlerin hâkim olduğu sistemlerden ithal edilmiştir. Singapur’da -Asya’nın, Latin Amerika’nın, Kıta Avrupası’nın ve diğerlerinin çoğunda olduğu gibi- kontrol sahibi hissedarlar [controlling shareholders], genellikle aileler veya devlet, halka açık şirketlere [listed firms] hâkimdir. Bu tür ortamlarda, temel çatışma yöneticiler ve hissedarlar arasında değil, kontrol sahibi hissedarlar ve azınlık yatırımcılar arasındadır. Bu nedenle, yatırımcı güvenini artırmayı ve piyasa değerlemesini, likiditeyi ve sermaye piyasasının cazibesini artırmayı amaçlayan reformlarda, azınlık hissedarların korunmasına öncelik verilmelidir. Anılan makalede bu yönde birkaç reform önerilmektedir. Bunlar arasında şunlar yer almaktadır: (i) azınlık hissedarlarının hem bağımsız yöneticilerin (Bebchuk ve Hamdani, 2017[8]) hem de denetçilerin (Gelter ve Gurrea-Martínez, 2020[9]) atanması ve görevden alınması konusunda yetkilendirilmesi; (ii) Singapur’da nadiren kullanılan yasal türev davaların yeniden canlandırılması ve (iii) toplu davaların uygulanması ve kolaylaştırılması.
Büyük ölçüde Birleşik Krallık Devralma Yasası’ndan [Takeover Code] esinlenen devralma rejimi de yeniden değerlendirilmeyi hak etmektedir. Örneğin, Singapur’daki devralmalar için düzenleyici çerçevenin temel taşlarından biri olan engellenmeme kuralı [non-frustration rule] uyarınca, yönetim kurulu, hissedar (genel kurul) onayı olmadan gerçek bir devralma teklifini engelleyebilecek hiçbir eylemde bulunamaz. Bu kural, azınlık hissedarlarını korumayı ve yöneticilerin hissedarların aleyhine hareket etmelerini engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak, Singapur’da yaygın olan kontrol sahibi hissedarların hâkim olduğu şirketlerde, kuralın pratik etkisi önemli ölçüde zayıflamaktadır. Kontrol sahibi hissedarlar oy haklarının çoğunluğuna sahip oldukları için, bir devralmayı engelleyen eylemleri kolayca onaylayabilirler.
Bu yapısal eşitsizliği gidermek için, engellememe kuralının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Makalede, hissedar onayı gerektirmek yerine, bir devralmayı engellemeyi amaçlayan herhangi bir yönetim kurulu eyleminin azınlık payların çoğunluğu [majority of the minority] tarafından onaylanması gerektiği öne sürülmektedir. Dahası, böyle bir azınlık payların çoğunluğunun onayı gerekiyorsa, Singapur, azınlık hissedarları tarafından da yetkilendirildiği takdirde, zehir hapları ve kademeli yönetim kurulları gibi şu anda izin verilmeyen bazı devralma karşıtı mekanizmaları benimsemeyi bile düşünebilir. Bu yaklaşım, yönetimsel özerklik ile azınlık hissedar hakları arasında denge kurarak, belirli durumlarda azınlık hissedarlarının şirketi belirli teklif sahiplerinden korumak için savunma önlemlerini tercih edebileceğini kabul etmektedir.
Singapur’daki devralmalara ilişkin düzenleyici çerçevenin bir diğer önemli unsuru da, hedef şirketin oy haklarının en az yüzde 30’unu satın alan herhangi bir teklif sahibinin, kalan tüm hisseleri adil bir fiyattan satın alma teklifinde bulunmasını zorunlu kılan zorunlu devralma teklifi kuralıdır. Bu mekanizma, azınlık hissedarlarına adil bir çıkış fırsatı sunulmasını ve kontrol priminin tüm yatırımcılar arasında adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Kavramsal olarak cazip olsa da, zorunlu teklif kuralı kontrol elde etmenin maliyetini önemli ölçüde artırarak (Enriques, 2004[10]), düşmanca devralmaları caydırır ve potansiyel olarak kurumsal kontrol pazarını zayıflatır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulandığı gibi, devralanların tüm hissedarlara teklif verme zorunluluğunun bulunmadığı gönüllü bir devralma sistemi [voluntary takeover system] genellikle daha uygun olabilir. Şirket sahipliğinin ağırlıklı olarak kontrol sahibi hissedarların elinde yoğunlaştığı Singapur’da, gönüllü bir rejim yönetim teşviklerini önemli ölçüde etkilemeyebilir, çünkü kontrolörün izni olmadan yönetimin değiştirilmesi tehdidi genellikle inandırıcı değildir. Ancak, gönüllü bir rejim bir şirket devralma maliyetini düşürerek, hissedarlara fayda sağlayabilecek ve yeni kontrolörlerin daha iyi bir iş planı uygulamasına olanak tanıyarak sermaye piyasasının gelişimine katkıda bulunabilecek kontrol değişikliklerini kolaylaştırabilir.
Buna göre, zorunlu devralma teklifi kuralının [mandatory takeover-bid rule] da yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Daha esnek bir çerçeve, kuralı varsayılan bir mekanizma olarak korumak, ancak azınlık hissedarlarının (azınlık payların çoğunluğunun onayıyla) vazgeçmeyi kabul etmeleri durumunda istisnalara izin vermek olabilir. Bu yaklaşım, azınlık hissedarlarının genellikle perakende veya nispeten pasif kurumsal yatırımcılardan oluştuğu piyasalarda (Singapur’da olduğu gibi) azınlık korumalarını korurken, kuralın koruması gerekenlerin vazgeçmesi durumunda daha verimli kontrol değişiklikleri sağlayacaktır. Ancak, daha aktif ve deneyimli yatırımcıların bulunduğu yargı bölgelerinde, zorunlu devralma teklifleri için bir katılım yapısı haklı görülebilir.
Singapur’un ikili tür paylara ilişkin çerçevesi [framework for dual-class shares] de, özellikle azınlık hissedarların korunması için önerilen kurallar kabul edilirse, yeniden gözden geçirilmelidir. Şu anda ikili tür paylar Catalist’te (öncelikle büyüme şirketlerini hedefleyen kotasyon yeri) yasaktır ve Ana Kurul’da [Mainboard] çeşitli kısıtlamalara tabidir. Eleştirmenler, ikili tür pay yapısının kontrolü sağlamlaştırdığını ve hesap verebilirliği zayıflattığını savunmaktadır (Bebchuk ve Kastiel, 2017[11]). Bununla birlikte, ikili tür pay yapısı kurucuların “özgün vizyonlarını” [idiosyncratic vision (Goshen ve Hamdani, 2016[12])] takip etmelerini sağlayabilir ve yenilikçi şirketleri halka açılmaya teşvik edebilir. Bu nedenle, Singapur için daha mantıklı bir yaklaşım, potansiyel olarak yıkıcı kuruculara ve iş modellerine sahip büyüyen şirketlerin doğal yuvası olan Catalist yönetim kurulunda ikili tür pay yapılarına izin vermeyi içerebilir (Lin, 2018; Gurrea-Martínez, 2021[13]). Benzer şekilde, Ana Kurul’daki mevcut kısıtlamaların bazıları da gevşetilmelidir. Azınlık hissedarların şirket içinden öğrenenlerin tünel kazma ve diğer fırsatçı davranışlarına karşı korunmasını güçlendiren önerilen kurallarla, kuruculara daha fazla takdir yetkisi verilmesi yatırımcı güvenini zedelemeden halka arzları daha cazip hale getirebilir.
Vergi politikası kurumsal finansman kararlarını da etkiler. Çoğu sistemde, Singapur da bir istisna değildir, borç/borçlanma [debt] faiz indirimi [interest deductibility] yoluyla ayrıcalıklı muamele görürken, öz sermaye [equity] eşdeğer bir fayda sağlamaz. Bu önyargı kaldıracı teşvik eder ve öz sermaye finansmanını caydırır. Belçika’da, şirketlerin artan öz sermayeleri üzerinde varsayımsal bir indirim sağlayan kurumsal öz sermaye indirimi rejiminin benimsenmesi, öz sermayede bir artış ve borç oranlarında bir düşüş ile ilişkilendirilmiştir (Panier vd., 2015[14]). Buna karşılık, bu vergi reformu daha gelişmiş öz sermaye piyasalarının (OECD, 2024[15]) teşvik edilmesine yardımcı olabilir ve aynı zamanda daha istikrarlı bir finansal sistem (Gurrea-Martínez ve Remolina, 2019[16]) gibi diğer sosyal açıdan arzu edilen hedeflere ulaşma potansiyeline sahiptir.
Singapur’un hisse senedi piyasalarını canlandırmaya yönelik diğer önlemler arasında ise şunlar yer almaktadır: (i) daha fazla yerel hisse senedi tahsisini teşvik eden emeklilik reformları ve (ii) akredite yatırımcı tanımının, gerekli yüksek varlık veya gelir seviyesine sahip olmayan ancak bilgi sahibi olanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi.
Son olarak, teknolojideki gelişmeler, özellikle blok zinciri, yönetişim ve kamuya açıklamayı piyasa altyapısına yerleştirme fırsatları sunarak gerçek zamanlı şeffaflık ve kurumsal uyumu mümkün kılmaktadır (Brummer, 2015; Fox vd., 2021[17]). Buna ek olarak, Singapur’daki bireysel iflas rejimi [personal insolvency regime], iyi niyetli iflas etmiş borçluları cezalandıran bazı kurallarla birlikte, başarısızlığın damgalanmasını ortadan kaldırmak ve nihayetinde girişimci faaliyeti ve risk sermayesi sektörünün gelişimini teşvik etmek için yeniden gözden geçirilmelidir (Armour ve Cumming, 2008[18]). Bu da, canlı bir risk sermayesi sistemi ile iyi gelişmiş sermaye piyasaları arasındaki karşılıklı olarak güçlendirici ilişki göz önüne alındığında, daha fazla yerel şirketin halka açılmaya uygun hale gelmesine yol açabilir (Gilson ve Black, 1998[19]).
Söz konusu makale, ülkelerin düzenleyici çerçevelerini, halka kapalı piyasaların yükselişiyle karakterize edilen yeni bir kurumsal finansman dönemine nasıl uyarlamaları gerektiğini inceleyerek sona ermektedir. Ayrıca, halka arzların düşüşü ve öz sermaye piyasalarını canlandırmak için farklı stratejilere girişme ihtiyacı hakkındaki birçok tartışmaya yol açan “sermaye piyasası takıntısı”nın eleştirel bir analizini de sunmaktadır. Bu tür çabalar, hukukçular, bankacılar ve borsalar gibi bazı paydaşlara kesinlikle fayda sağlasa da, finans sektörünün diğer kesimleri aracılığıyla da benzer ekonomik ve istihdam fırsatları yaratılabilir. Nitekim Lüksemburg ve Singapur bu noktayı iyi bir şekilde örneklemektedir: Her iki ülke de, kısmen finans sektörlerinin canlılığı nedeniyle, dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, her iki yargı bölgesinde de küçük yerel öz sermaye piyasaları bulunmaktadır.
İlk Halka Arzların azalması ve halka kapalı piyasaların yükselişi hakkındaki küresel tartışmada, bir finansal sistemin gücünün, bu çıktıların nasıl elde edildiğine göre değil (piyasalar, banka kredileri veya başka bir yöntemle), sermayeyi üretken yatırıma kanalize etme, inovasyonu destekleme ve büyümeyi teşvik etme becerisine göre değerlendirilmesi gerektiğini akılda tutmak önemlidir (Levine, 2002[20]). Rekabetçi bir bankacılık sektörü, gelişmiş halka açık piyasalar ve halka kapalı piyasalardan oluşan çeşitli bir finansal sistem, reel ekonomiye hizmet etmek için en iyi konumda olacaktır. Ancak ülkeler, İlk Halka Arz sayısına veya öz sermaye piyasalarının büyüklüğüne takıntılı olmamalıdır. Bunun yerine, düzenleyici otoriteler ve politika yapıcılar için öncelik, finans sektörünün reel ekonomiyi desteklemeye devam etmesini sağlamak, yatırımcıları etkili bir şekilde korumak ve halka açık ve halka kapalı piyasalar arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği yeni bir sermaye piyasaları ve kurumsal finansman çağında finansal sistemin istikrarını sürdürmek olmalıdır.
[1]<https://www.oecd.org/en/publications/asia-capital-markets-report-2025_02172cdc-en.html?wcmmode=disabled%27%22 >.
[2]“A comprehensive set of measures to strengthen Singapore’s equities market,”< https://www.mas.gov.sg/news/media-releases/2025/a-comprehensive-set-of-measures-to-strengthen-singapores-equities-market>; “Consultation Paper on a Shift to a More Disclosure-Based Regime,”<https://regco.sgx.com/regco/public-consultations/20250515-consultation-paper-shift-more-disclosure-based-regime>.
[3]“Commentary: What happened to Singapore’s stock market?”< https://www.channelnewsasia.com/commentary/sgx-delistings-ipo-investor-confidence-equities-liquidity-low-valuation-5119161>.
[4]<https://www.journals.uchicago.edu/doi/abs/10.1086/723789 >.
[5]<https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/j.1540-6261.2006.00828.x >.
[6]<https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/1540-6261.00457>;< https://www.jstor.org/stable/25053900>.
[7]<https://archive.doingbusiness.org/en/data/exploretopics/protecting-minority-investors>.
[8]<https://scholarship.law.upenn.edu/penn_law_review/vol165/iss6/1/ >.
[9]<https://scholarship.law.vanderbilt.edu/vjtl/vol53/iss3/2/ >.
[10]<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=702461 >.
[11]<https://virginialawreview.org/articles/untenable-case-perpetual-dual-class-stock/ >.
[12]<https://www.yalelawjournal.org/pdf/a.560.Goshen-Hamdani.617_jr2ezn12.pdf >.
[13]<https://blogs.law.ox.ac.uk/business-law-blog/blog/2018/09/venture-capital-singapore-way-forward >;< https://link.springer.com/article/10.1007/s40804-021-00212-4 >.
[14]<https://www.bis.org/events/confresearchnetwork1603/perez_gonzalez.pdf >.
[15]<https://www.oecd.org/en/publications/oecd-capital-market-review-of-spain-2024_478ec2f5-en.html >.
[16]<https://academic.oup.com/jiel/article-abstract/22/1/125/5334635?login=false >.
[17]<https://ir.lawnet.fordham.edu/flr/vol84/iss3/6/>;<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4002689 >.
[18]<https://www.jstor.org/stable/42705535 >.
[19]<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=46909 >.
[20]<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=330980>.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.


