Şirketler ESG Derecelendirmelerini Önemsiyorlar mı?*

Çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (environmental, social, and governance; ESG) derecelendirmeleri paydaşlara yararlı bilgiler sağlasa da firmaların bunları önemseyip umursamadığı belirsizdir. Bir yandan da, ESG faaliyetleri geleneksel hissedar zenginliğini en üst düzeye çıkarma hedefiyle uyumlu olmayabilir. Dahası, ESG derecelendirmeleri (ratings) çoğu zaman aynı fikirde değildir, öyle ki firmalar bunları göz ardı edebilir. Son olarak, son yıllarda ESG değerlendiricilerinin sayısı 100’ün üzerine çıktı, dolayısıyla herhangi birinin derecelendirmesi önemsiz olabilir. Beri taraftan birçok yatırımcı, kararlarını yönlendirmek için ESG derecelendirmelerine güveniyor. Firmalar bu yatırımcıları çekmek istedikleri ölçüde, gurur verici ESG derecelendirmelerini takip etme teşvikine sahip olurlar.

Yeni bir makalede, firmaların davranışlarının ESG derecelendirmelerinin altında yatan kriterlere duyarlılığı inceleniyor. Bir ESG değerlendiricisi derecelendirme üretme metodolojisini ayarladığında, firmalar buna tepki olarak davranışlarını da ayarlıyor mu?

Önde gelen bir ESG değerlendiricisi olan ‘Sustainalytics’in verileri bu soruyu yanıtlama fırsatı sunuyor. ‘Sustainalytics’in derecelendirmeleri ağırlıklı toplamlardır; yani ham puanların ve ağırlıkların bir kombinasyonunu yansıtırlar. Bir firmanın genel ESG derecelendirmesi E, S ve G puanlarının ağırlıklı toplamını yansıtmaktadır. E, S ve G puanlarının her biri, düzinelerce temel kriter puanının ağırlıklı toplamını yansıtır. Makaledeki temel yaklaşım, ‘Sustainalytics’in belirli bir temel kritere daha fazla ağırlık vermesi durumunda firmaların ham kriter puanlarını iyileştirip iyileştirmeyeceğini ve hangi zaman diliminde iyileştireceğini test eder.

Söz konusu çalışmadaki temel bulgu, belirli bir kriterin ağırlığındaki %1 puanlık artışın, ham puanda yaklaşık %14’lük bir artış ile ilişkili olduğudur. Bu yanıt, kriter ağırlığındaki değişiklikle aynı ayda ortaya çıkar.

Kriter ağırlıklarındaki değişikliklere yanıt olarak firmaların ham ESG puanlarını nasıl bu kadar hızlı değiştirdiğine dair çeşitli açıklamalar da makalede ele alınıyor. Birincisi, firmalar ESG davranışlarını meşru ve hızlı bir şekilde ayarlayabilirler. Bu olasılığı test etmek için ‘RepRisk’ten temin edilen ESG haberleri ile ilgili veriler dâhil ediliyor. Firmaların ham kriter puanları iki bileşene ayırılarak başlanıyor; biri değerlendiricinin uyguladığı kriter ağırlıklarıyla ilgili iken, diğeri artık bir bileşendir. İlk bileşene odaklanılıyor. Ham puanların kriter ağırlıklarıyla ilişkili kısmı gerçek firma davranışını yansıtıyorsa, bu bileşen, firmaların ESG kazalarına katılımlarından dolayı medyada olumsuz yer alma ihtimalinde bir azalma öngörmelidir. Bu etkiye dair makalede hiçbir kanıt bulunamadı.

Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Çevre Koruma Ajansı’nın Zehirli Salınım Envanteri Programından (U.S. Environmental Protection Agency’s Toxic Releases Inventory Program) elde edilen veriler de çalışmaya dâhil ediliyor. Bu analiz firmaların çevresel ölçütlerine odaklanmaktadır. Yine firmaların ham çevresel kriter puanları ağırlığa dayalı ve artık bileşenlere ayırılıyor; ağırlık tahrik bileşeninin, toksik kimyasal madde firmalarının iki yıl kadar gelecekte piyasaya sürmesi, geri dönüştürmesi, geri kazanması, işlemesi veya aktarması için tahmin gücüne sahip olduğuna dair çok az kanıt bulunmuştur.

Diğer bir açıklama ise ‘Sustainalytics’in firmalara hitap ettiği, tersinin olmadığıdır. Bu olasılık, ‘Sustainalytics’in ESG derecelendirmelerini oluştururken belirli kriterleri kullanmayı bıraktığı örneklere odaklanarak test ediliyor. Eğer ‘Sustainalytics, firmalar bu kriterler altında iyi performans göstermekte zorlanırken kriterlerin önemini azaltırsa, ham puanlar kriterlerin sona ermesine kadar geçen dönemde düşmelidir. Bu modele dair makalede hiçbir kanıt bulunamıyor. Aksine, feshedilen ölçütlere ilişkin ham puanlar, fesih ayı boyunca hafif bir yükseliş eğilimi sergiliyor. Yeni getirilen kriterlerde de fesih ayındaki ham puanların ham puanlardan daha yüksek olduğu görülüyor.

Bu konuya ilişkin dördüncü açıklama ise firmaların ESG derecelendirmelerini ESG değerlendiricilerine baskı yaparak yönetmeleridir. Bu fırsat, ESG değerlendiricilerinin derecelendirme süreci sırasında firmalardan gelen geri bildirimleri dikkate almasıyla ortaya çıkabilir. Örneğin, 2017 metodoloji özetinde ‘Sustainalytics, derecelendirme sürecinin son adımının, derecelendirilen şirketten geri bildirim istemek olduğunu belirtiyor:

“Araştırma yaptığımız her firmaya geri bildirim amaçlı bir taslak rapor gönderiliyor. Şirketimizin iletişim sürecinde amacımız şirketten geri bildirimin yanı sıra ek ve güncel bilgiler toplamaktır.” [Sustainalytics, 2017].

‘Sustainalytics’in ESG araştırması başkanı Simon MacMahon bunu şu şekilde açıklıyor:

“Derecelendirme sürecimizi tamamladıktan sonra profili geri bildirim için şirkete gönderiyoruz. Bu görüşmeler sırasında analizimizi geliştirebilecek her türlü ilave bilgi veya açıklamayı arıyoruz. Yeni bilgiler her zaman derecelendirmemizde bir değişikliğe yol açmaz, ancak dinleriz. ESG derecelendirme sonuçları daha önemli hale geldikçe, firma içindeki kişilerin kendi bakış açılarını zorla savunduklarını kesinlikle duyuyoruz.” [1]

Sonuçlar da bu açıklamayla tutarlıdır. ESG kriterleri hazırlıklılığı, açıklamayı veya performansı ölçer. Makalede, hazırlığı ölçmek için tasarlanan kriterler arasında kriter ağırlıkları ile ham puanlar arasındaki ilişkinin en yüksek olduğu bulunmuştur. Bu ölçütlerin çoğu, kara para aklama, çatışma mineralleri, veri gizliliği ve benzeri konularda politika taslaklarının hazırlanmasını içermektedir. Muhtemelen kurumsal bir temel oluşturmak veya bir yönetim kurulunun ırksal çeşitliliğini artırmak gibi açıklama veya performansla ilgili kriterleri hızlı ve güvenilir bir şekilde ayarlamak daha zordur.

Derecelendirme yönetimi hipotezinin bir sonucu, firmaların ESG derecelendirmelerini yönetme teşvikinin, ESG odaklı paydaşların izlemesine göre değişmesi gerektiğidir. Örneğin, daha fazla ESG odaklı kurumsal yatırımcıya sahip firmaların ESG derecelendirmelerini yönetme konusunda daha büyük teşvikleri olmalıdır. Bu itibarla, makalede, Form 13F başvuruları inceleniyor ve kriter ağırlıkları ile ham puanlar arasındaki ilişkinin, yüksek ESG yatırımcı sahipliğine sahip firmalar için daha belirgin olduğu görülüyor. Ayrıca bu etkinin, ESG bilincine sahip müşterilerden daha fazla gelir elde eden firmalar arasında daha belirgin olduğu da görülüyor.

Genel olarak elde edilen sonuçlar, firmaların derecelendirme sürecine katıldıklarında ESG derecelendirmelerini nasıl etkilediğini göstermektedir. Makale yazarlarınca, firmaların ESG derecelendirmelerini ESG odaklı paydaşlara hitap edecek şekilde “yönettikleri” sonucuna varılmıştır.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.