
[Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD)] Menkul Kıymetler Borsası Yasası’nın (Securities Exchange Act) kabul edilmesinden bu yana geçen 90 yıl içinde, piyasa katılımcılarının yatırımcılara beyanlarını kamuya açık bir şekilde yayma yollarının sayısı hızla artmıştır. Yine de hiçbir düzenleyici, yasa koyucu veya yargıç temel bir soruyu yanıtlamamıştır: Yasa, bir şirketin attığı ‘tweet’indeki ve basın bültenindeki açıklamaları arasında ayrım yapmalı mıdır? Yeni bir makalede, ABD Menkul Kıymetler ve borsa Komisyonu (United States Securities and Exchange Commission-SEC) tarafından 2022 tarihli 10b-5 toplu davaları (class action lawsuits) ile 10b-5 icra davalarının (enforcement actions) deneysel bir analizi sunuluyor ve sosyal medya açıklamalarının giderek artan bir şekilde dolandırıcılık davalarının temelini oluşturduğu görülüyor. Yine de, bu gelişmenin olumsuz tarafları olduğu ve bir bilgi toplumunda sosyal açıdan kabul edilebilir menkul kıymet dolandırıcılığının (socially acceptable securities fraud) bir dereceye kadar tolere edilmesi gerektiği savunuluyor.
2022 yılında, eskiden Twitter olarak bilinen “X” üzerindeki gönderilerin, Kural 10b-5 kapsamında 13 yatırımcı sınıfı davasında yanlış beyanlar içerdiği belirtildi. Bu vakalardan biri, tweetlenen bir emojinin dava edilebilir olduğu gerekçesiyle reddedilme teklifinden sağ çıktı. Dahası, iki eski CEO, sahte tweet’leri içeren menkul kıymet dolandırıcılığından ceza almayı bekliyor. Bir bakıma, sosyal medya söylemi asıl gerçeğin ötesinde bir alana itti, ancak menkul kıymet dolandırıcılığı, nerede olursa olsun, sanki konuşma önceden incelenmiş ve analiz edilmiş gibi, yatırımcı konuşmasını ve ihraççı konuşmasını kontrol altında tutar.
İhraççıların ve yetkililerin daha geniş halkla iletişim kurma biçimleri ve menkul kıymet alıcıları ve satıcılarının birbirleriyle iletişim kurma biçimleri neredeyse listelenemeyecek kadar uzundur: TikTok, Instagram, Twitter, Discord ve Facebook gibi sosyal medya; InvestorHub, Motley Community, r/wallstreetbets ve Seeking Alpha gibi yatırımcı mesaj panoları; şirketlerin web siteleri; Youtube; kazanç aramaları; web seminerleri; yatırımcı ve endüstri konferansları ve tabii ki, SEC dosyaları. Bu iletişimlerin bazıları yazılıdır, diğerleri hukuk müşavirleri tarafından incelenir ve yine de diğerleri, aksi takdirde pembe olan ileriye dönük beyanları sorumluluktan koruyan uyarıcı bir dille hazırlanmıştır. Bununla birlikte, birçoğu doğaçlama, incelenmemiş ve işlenmemiş. Yine de hepsi özel yatırımcı davalarının, sivil yaptırımların ve cezai yaptırımların temeli olmuştur.
Tesla yatırımcıları ile Elon Musk arasındaki yüzyılın Twitter davası, özellikle iki tweet’e odaklanan menkul kıymet dolandırıcılığı davası jüri kararıyla sonuçlandığında, akademisyenler ve uzmanlar arasında büyük ilgi topladı. Karar formu, jürinin davacıların davasında hangi unsurları eksik bulduğuna dair fazla fikir vermese de, yargıç, makul jüri üyelerinin tweet’lerin maddi olmadığını (veya maddi olarak yanlış olduğunu) veya beyanların maddi olmaması nedeniyle davacıların piyasada dolandırıcılık karinesine güvenme hakkına sahip olmadıklarını tespit edebileceğine karar verdi. [1] Mahkeme tarafından tartışılmasa da Musk, “Twitter’daki herkesin, tweet’lerin basın bültenleri ve SEC bildirimleri ile aynı olmadığını anladığını” çünkü tweet’lerin sınırlı sayıda karakter içerdiğini ve bu nedenle “doğru” olabileceğini ancak “kapsamlı” olamayacağını ifade etti. [2]
Ancak Musk davası, sosyal medyayı ilgilendiren tek menkul kıymet dolandırıcılığı davası değildir. Amerika Birleşik Devletleri – Schena ve Amerika Birleşik Devletleri – Milton davalarında, iki farklı CEO, tweet’lere dayalı olarak cezai menkul kıymet dolandırıcılığından mahkûm edildi ve bu, mahkemelerin bu piyasa beyanlarını tıpkı resmi kurumsal beyanlar gibi ele aldığını açıkça ortaya koyuyor. Jüri üyeleri tarafından “halka açık şirketlerin her türlü iletişim, basın duyurusu, e-posta tweet’leri konusunda doğru olması gerekip gerekmediği” ve “çıtanın bir iletişim biçimi için (örneğin tweet) diğerinden daha düşük olup olmadığı” sorulduğunda mahkeme ABD – Schena davasında onlara federal menkul kıymetler yasasının “tüm iletişimler için geçerli olduğunu (…) bir şirketten gelen her şey (…) basın bültenleri, e-postalar, ilanlar, bu tür şeyler dâhil” söyleyen bir FINRA avukatının ifadesini okudu. [3] Jüri, ihraççı konuşma türleri arasında bir ayrım olması gerektiğini hissederse, “makul yatırımcının” da bu ayrımı yapması mantıklı görünmektedir. Makul bir yatırımcı, aldıkları biçim göz önüne alındığında, belirli konuşma türlerinin önemli olduğunu düşünmeyebilir. Alternatif olarak, makul bir yatırımcı, konuşmanın bir menkul kıymetin alım satımıyla yeterli bir bağlantısı olduğunu düşünmeyebilir.
Analiz, menkul kıymet dolandırıcılığı iddialarında daha çok SEC bildirimleri, basın açıklamaları, kazanç görüşmeleri ve sunumlardan alıntı yapılsa da, sosyal medya açıklamalarının bazı dava ve kovuşturmaların temelini oluşturduğunu ortaya koyuyor. Birkaç durumda, sosyal medya açıklaması merkez sahneyi alır; diğer durumlarda, yanlış olduğu iddia edilen ifadeler, sosyal medya da dâhil olmak üzere birçok yerde tekrarlanır. Şu anda mahkemeler, sosyal medyadaki belirli ifadelerin sahtelik, önemlilik ve ihraççı menkul kıymetleri ile bağlantı için geleneksel kurallar uyarınca davaya konu olup olmayacağına vaka bazında karar vermektedir. Analiz kapsamında incelenen davalar 2022’de açıldığı için birçoğu, davacıların sosyal medya açıklamalarının dava edilebilir olduğunu yeterince iddia edip etmedikleri konusunda adli incelemeyi bekliyor. Reddetme teklifinden kurtulan davalar arasında Bed Bath & Beyond Corp. Sec. davası yer alır. [4] Bununla ilgili olarak, farklı bir davada mahkeme, otomobil üreticisinin adını “Voltswagen” olarak değiştirdiğini iddia eden tweet’lerinin ve diğer iletişimlerinin maddi açıdan yanlış beyanlar olmasına karşın, beyanlar ile yatırımcıların satın aldığı sponsorsuz ADR’ler arasında bir bağlantı olmaması nedeniyle şikâyeti reddetti. [5]
Akademisyenler, önemlilik unsurunun ve bir dereceye kadar ifadelerin “bir menkul kıymetin alım satımı ile bağlantılı” olması koşulunun, 10b-5 vakalarının sayısını sınırlamak ve yargı üzerindeki yükü azaltmak için uzun süredir yol olarak kullanıldığını teorileştirdiler. Yargıçlar yalnızca SEC bildirimlerindeki ve basın açıklamalarındaki ifadelerle değil, aynı zamanda, ihraççı, yetkilileri ve hatta perakende yatırımcılar gibi piyasa katılımcıları tarafından yapılan kazanç çağrıları ve sunumlarda, web sitelerindeki açıklamalarda ve sosyal medyadaki açıklamalarda doğaçlama açıklamalarla boğuştukça, bu sistem daha da tutarsız sonuçlar üretebilir.
Bu makalede, 10b-5 yükümlülüğünün, Madde 11 ve Madde 12 yükümlülüğünde olduğu gibi belirli türdeki halka açık dokümanlarıyla veya belirli düzenleyici türleri ile sınırlandırılabileceği savunuluyor. Örneğin, “toplam karışım”, kamuya açıklanmış ayrıntılı bilgileri içermediğinden, bildirimde bulunmayan kuruluşlar sosyal medya açıklamalarından sorumlu olmalıdır. Bununla birlikte, halka açık ihraççılar benzer şekilde sorumlu olmamalıdır. Yatırımcılar, Çizelge 13D gibi SEC bildirimlerindeki kamuya açık beyanlarından sorumlu olmalıdır, ancak yatırımcı mesaj panolarındaki emoji dolu olsun ya da olmasın karşılıksız beyanlardan sorumlu olmamalıdır.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
