

Kurumsal suiistimallere yönelik cezai veya hukuki soruşturmada, hem bir firmada suiistimal olup olmadığı hem de belki daha da önemlisi, bundan kimin sorumlu olduğu araştırılır. Sıradan çalışanlar, üst düzey yöneticiler, harici yükleniciler, firmanın kendisi ve hatta müdürler (rank-and-file employees, senior executives, outside contractors, the firm itself, and even directors), savcıların suçlama kapsamına girebilir. Ancak güçlü kurumsal aktörlerden oluşan bir grup, bu tür bir incelemeden kaçma eğilimindedir. Gerçekten de, üyeleri kurumsal suiistimallerin kurbanları olarak muamele görür. Yeni bir makalede [Criminal Investors (Suçlu Yatırımcılar), George Washington Law Review (2025)’de çıkacak[1]], bu aktörlere yeni bir inceleme getiriliyor ve şu soruluyor: Yatırımcılar kurumsal suçların sorumluluğunu üstleniyor mu? Eğer öyleyse, savcılar onlar hakkında ne yapmalıdır?
- Motive edici bir örnek
Bu iki soruyu yakın zamanda gerçekleşmiş (ve hâlâ devam eden) bir ceza davasıyla yanıtlamaya başlıyorum.
Federal savcılar, eski bir Facebook ürün tasarımcısı olan Ruthia He’yi büyük çaplı bir yasadışı uyuşturucu operasyonu yürütmekle suçladı[2]. Ruthia He’nin 2020 ila 2024 yılları arasında kırk milyon hap Adderall ve diğer uyarıcıları yasadışı olarak dağıttığı iddia ediliyor ve Ruthia He’nin bu kırk milyon haptan yaklaşık 100 milyon dolar gelir elde ettiği söyleniyor. Dahası, bu inanılmaz miktarlara bir uyuşturucu kaçakçılığı ağının lideri olarak veya üretken bir sokak satıcısı olarak değil, telemedikal girişim Done Global, Inc.’in (DGI) kurucusu ve CEO’su olarak ulaştığı iddia ediliyor. DGI, hastaları uzaktan muayene etmek ve eczanelerin doldurduğu ve sigortacıların ödediği kontrollü maddeler için reçete yazmak üzere lisanslı klinisyenler çalıştırıyordu. Ancak savcılar, meşru bir tıbbi sağlayıcı olma imajına rağmen DGI’nin aslında yasadışı bir hap fabrikası olduğunu iddia ediyorlar. Ruthia He, şirketinin misyonunun “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (attention deficit hyperactivity disorder) ile yaşayan herkesin tam potansiyeline ulaşmasını sağlamak” olduğunu kamuoyuna açıklamıştır. Ancak savcılar, onun gerçek iş modelinin, uyuşturucu arayan müşterilere yanlış dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu teşhisleri ve tıbbi açıdan gereksiz reçeteler vermek olduğunu, tüm bunların Kontrollü Maddeler Yasası ve sağlık hizmeti dolandırıcılığı tüzüklerini ihlal ettiğini söylüyor.
DGI, toplamda 3,5 milyar doların üzerinde varlık yönetimi altında bulunan San Francisco Körfez Bölgesi merkezli üç girişim sermayesi firmasından sermaye toplamıştır. Bu nedenle söz konusu dava, kurumsal suç faaliyetleri ve yatırımcıların buna katkıları hakkında düşünmek için verimli bir örnek teşkil etmektedir. Sonuçta, DGI’nin kırk milyon hap dağıtacak veya 100 milyon dolar gelir elde edecek kadar büyümesi kolay değildi. Müşteri bulmak, herhangi bir girişim için bir zorluktur. Ruthia He’ye ilişkin iddianameye göre DGI’nin davasında, “aldatıcı sosyal medya reklamlarına onlarca milyon dolar harcamak, kasıtlı olarak ilaç arayan hastaları hedeflemek ve üyelerin aylık abonelik ücreti ödemesi karşılığında Adderall ve diğer uyarıcılar için reçetelere kolayca erişebilecekleri reklamını yapmak” gerekiyordu. DGI’nin üç girişim sermayesi fon sağlayıcısından ne kadar nakit aldığına dair kamuya açık bir raporlama yoktur. Ancak, maliyet yoğun ölçeklenmesinin bir kısmı, muhtemelen, bu yatırımcılar tarafından desteklenmiştir.
- Yatırım suç teşkil edebilir [investment can be criminogenic]
DGI yatırımcılarının kendilerinin cezai sorumluluğa maruz kalıp kalmayacağı, özellikle yasadışı uyuşturucu dağıtımı hakkında ne bildikleri ve bunu ne zaman bildikleri gibi birkaç bilinmeyene bağlıdır. Ancak, ister suç teşkil edecek şekilde yapılsın ister yapılmasın, DGI’ye sermaye sağlamak, iddia edilen suç faaliyetinin oluşumu ve ölçeği üzerinde baskı oluşturur. Başka bir deyişle, yasadışı bir işletmeye yapılan finansal yatırım, suçtan elde edilen getiriyi mümkün kılabilir ve artırabilir. Bu etki üç şekilde ortaya çıkar. Birincisi, yatırım yasadışı faaliyeti başlatmak için gereken ön maliyetleri karşılayabilir. İkincisi, önceden var olan yasadışı faaliyetin büyümesini finanse edebilir. Üçüncüsü ve belki de en rahatsız edici olanı da, bir firmanın personelinin aksi takdirde gerçekleşmeyecek yasadışı faaliyetlere girme veya bunları destekleme teşviklerini şekillendirebilir. Yatırımın yasadışı kurumsal faaliyet üzerindeki suç oluşturan etkisinin bu potansiyeli göz önüne alındığında, yatırımcıların kurumsal suçlardaki rolü doktrinel, yapısal ve siyasal çizgileri boyunca yeniden gözden geçirilmelidir.
- Yatırımcılar ne zaman suçlu sayılır? [When are investors culpable]
Çoğu durumda hissedarlar (bu sıfatlarıyla) kurumsal yükümlülüklerden korunsa da, şirketler hukuku onları kendi eylemlerinden veya davranışlarından kaynaklanan yükümlülüklerden korumaz. Bu nedenle, yatırımla ilgili davranışlar cezai sorumluluk teorisini tatmin edebildiği ölçüde, şirketler hukuku hissedarları savunmasız bırakır. Ancak bu nokta pratikte yatırımcı “masumiyeti” söylemine (rhetoric of investor innocence) yol açar ve yatırımcıları kurumsal yanlışların kurbanları olarak ele almaktansa, bunun sorumluluğunu taşıyabilecek kişiler olarak görmeyi tercih eder. Bu söylem ve yatırımcılara yönelik ilgisi yüzeysel bir çekiciliğe sahip olsa da, yatırımcıların işletmelerdeki rolüne ilişkin hatalı varsayımlara dayanır. Yatırımcılar kurumsal suçtan sorumludur. Bu sorumluluk kısmen finansaldır: Yatırımcıların finansal çıkar karşılığında kabul ettiği anlaşmanın bir parçası, bir firmanın veya çalışanlarının suiistimali nedeniyle oluşabilecek potansiyel kayıp da dâhil olmak üzere finansal risktir. Bu kusursuz ekonomik maruz kalmanın ötesinde, yatırımcılar ahlaki veya yasal anlamda veya her ikisinde de kurumsal suçtan sorumlu olabilir. Ancak potansiyel suçluluklarına rağmen, yatırımcı masumiyeti söylemi, bu etkili aktörleri kurumsal yaptırımların uygun hedefleri hakkındaki karar alma süreçlerinden uzaklaştırmıştır.
Yatırımcıların potansiyel cezai sorumluluğuna gelince, savcıların yatırımla ilgili davranışları suçlayabileceği üç kategorik teori vardır. Birincisi, bir yatırımcının kurumsal suça ortak olarak hareket etmesidir. İkincisi, bir yatırımcının bir kurumsal suç amacını finanse etmeyi kabul ederek bir komploya katılmasıdır. Üçüncüsü ise yatırım eyleminin kendisi bazen bir ana suçtur. Her teori için, temel eylem ve etkisi (bazı yasadışı kurumsal faaliyetleri ilerleten bir yatırım yapmak) suçlu ve suçsuz yatırımcılar arasında ayırt edilemezdir. Örneğin, DGI’nin girişim sermayesi yatırımcıları, Ruthia He’nin nakitlerini federal yasayı ihlal etmek için kullanacağını bilip bilmediklerine bakılmaksızın, eylem (DGI’ye yatırım) ve iddia edilen etkisi (kontrollü maddelerin yasadışı dağıtımı) aynıydı. O halde, suçlu bir yatırımcının ayırt edici özelliği, suç kastının varlığıdır.
- Suçlu yatırımcılar ne zaman yargılanmalıdır? [When should culpable investors be prosecuted]
Yatırımcılar bir firmada gerçekleşen yasadışı faaliyetlerden dolayı kovuşturulabilecekleri zaman, ne zaman kovuşturulmalılar? Bu soruyu cevaplamak, suçlu yatırımcıları kovuşturmanın sosyal maliyetini ve bunu yapmamanın sosyal maliyetini takdir etmeyi gerektirir. Bunu yapmanın başlıca sosyal maliyeti, suçlu yatırımcıların gerçekçi kovuşturma riskinin, suçlu emsallerini ayıran suç kastından yoksun yatırımcılar arasında bile önceden risk algısını artırma eğiliminde olmasıdır. Eğer öyleyse, sonuç daha az ve daha az verimli sermaye oluşumu olacaktır. Ancak suçlu yatırımcıları kovuşturmamak, azalan yasa uyumu şeklinde paralel bir sosyal maliyet yükleme eğilimindedir. Yatırımcılar, suçlu yatırımla ilgili davranışlarından sorumlu tutulmayacaklarını bilirlerse, o davranışta bulunma olasılıkları daha yüksek olacak ve dolayısıyla yasadışı kurumsal faaliyeti teşvik edeceklerdir.
Suçlu yatırımcıları kovuşturup kovuşturmama kararı, her iki maliyetin de dikkatli bir şekilde dengelenmesini gerektirir. Yatırımcı sınıfının bileşimi bu hesaplamada önemlidir. Suçlu yatırımcılar muhtemelen tüm yatırımcıların küçük bir azınlığını oluşturur. İyi niyetli yatırımcıları caydırmanın önemli maliyeti göz önüne alındığında, yatırımcı kovuşturması ve kovuşturmama sosyal maliyetlerini dengelemek, yalnızca yatırımcıları takip etmenin genel caydırıcılığa anlamlı bir şekilde katkıda bulunacağı aşırı vakaların suçlanmasına yol açacaktır. Başlıca vakalar, bireysel bir yatırımcının, bilerek veya kasıtlı olarak kamuya açık olmayan bir yasayı ihlal eden firmaya önemli bir yatırım yaptığı ve firmanın faaliyetlerinden kaynaklanan önemli bir yasa ihlali olduğu vakalar olacaktır.
- İyi niyetli yatırımcılar için güvenli limanlar [safe harbors for good-faith investors]
Yatırımcıların kurumsal yanlış yapmaktan ne zaman suçlu olduklarını ve savcıların onları ne zaman takip etmeleri gerektiğini ana hatlarıyla belirtmenin ötesinde, makaleyi savcılık kurumlarını (düzenleyici kurumlardaki sivil uygulayıcılar dâhil) iyi niyetli yatırımcıları korumak için güvenli limanlar benimsemeye teşvik ederek kapatıyorum. Suç oluşturan yatırımı azaltmak, kurumsal uyumu teşvik etmek ve iyi niyetli yatırımcıları korumak için tasarlanmış iki güvenli liman öneriyorum. Her biri suç kastını ortadan kaldırmaya dayanıyor ve böylece yatırımları kurumsal yanlış yapmayı kolaylaştırmaya devam ederse kanunlara uyan yatırımcıların suçlu olmadığını ortaya koyuyor. Hiçbiri yatırımcı cezai sorumluluğunun kapsamını değiştirmiyor; bunun yerine yatırımcıların suç kastından yoksun olduğu koşulları açıklığa kavuşturuyor.
Bu tür güvenli limanlar için tam politika metni ve yorumlar makalede bulunabilir. Yüksek düzeyde, ilk güvenli liman yatırımcıların firmaların uygun uyum programlarına sahip oldukları veya uygun düzeltici çabalar yürüttükleri (ihlaller meydana gelirse ve meydana geldikten sonra) beyanlarına iyi niyetle güvenmelerine olanak tanır. Bu güvenli liman özellikle halka açık şirketlerdeki yatırımcıları korur. İkinci güvenli liman ise, bir firmaya yatırım yapmadan önce uyumu konusunda iyi niyetli bir durum tespiti yapan yatırımcıların daha sonra meydana gelmesi muhtemel herhangi bir yanlış davranış konusunda suç niyetinden yoksun olduğu varsayılır. Bu güvenli liman özellikle yeni kurulan şirketler de dâhil olmak üzere halka kapalı şirketlerdeki yatırımcıları korur. Bu açıdan, yatırımcılara karşı yaptırımın yalnızca halka kapalı şirket bağlamında uygun olma eğiliminde olması göz önüne alındığında, ikisi arasında daha önemli olanı olurdu.
[1] Anılan makale için bkz. <https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=5032267>.
[2] ‘Ruthia He’ davası için bkz. <https://www.justice.gov/criminal/criminal-vns/case/united-states-v-ruthia-he-aka-rujia-he-and-david-brody>.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
